Türkiye, din ve örf temelli muhafazakâr sosyal yapının hakim olduğu bir ülke. Karşıt pozisyonda ise kabaca laik ve batılı kültürel kodları ağır basan bir azınlık var.

İdeolojik yapılanmalar, bugüne kadar kendini bu iki alan içerisinde bir yere oturtmak durumunda kaldı. Partiler ya halk çoğunluğu tarafında sessiz ama derinden gelen bu muhafazakârlıktan yana siyaseti dönüştürecek ya da devletçi bürokrasi geleneğindeki agresif laiklikten yana olacaktı.

Cumhuriyet’in ana sorunu da budur. Devlet ile halkın zıt kutuplarda tanımlanmış bir çatışmasıdır yüz elli yılın özeti. Devlet kadroları temsil ettiği merkez geleneği ile bir modernizm yaratmak istemiş ancak çevrede bulunan halk bu modernizme uyum sağlamakta oldukça direnmiştir. Merkez çevre çatışması şeklinde özetlenecek bu yarılmışlık, çoğunluğun çevre muhafazakârlığı anlayışını siyasi niceliğe dökme ısrarıyla merkez bürokrasi azınlığına karşı galip gelmiştir.

Devlet millet çatışmasının sebepleri bu yazının konusu değil. Ancak kısaca söylemek gerekirse ordu temelli bir modernleşme mecburiyeti doğmuş, milletin kendi kaderine bırakılamayacak kadar acele ve keskin devrimlere ihtiyaç olmuştu. Bu acelecilik ve radikallik, tepeden bir devrimdi ve sosyal dönüşümü bekleyemezdi. Bu durum zamanla çözülecek olsa da dönemsel olarak ciddi bir gerilim yaratmıştı. Bu gerilim ideolojik kamplara bürünerek yıllar yılı devam etti.

Günümüze kadar etkileri hissedilen bu siyasi hesaplaşma, kendine devlet millet uzlaşısı sağlayacak, devleti milletin hizmet aracına indirgeyecek bir çıkış yolu arıyordu. Sağlıklı bir çözüm olmayacağı sonradan görülecek bu barışma daha büyük yıkımları da beraberinde getirecekti. Çözüm bulundu sanılmıştı oysa devlet defalarca yıkımın eşiğine gelecekti.

İslamcı temelden gelen siyaset kendini evrensel demokrasi ve modernizmle uyumlu hale getirmiş gibi görünerek, bu sessiz ama derinden gelen muhafazakârlığı iktidara taşıdı. Oysa modernizmi, evrensel demokrasiyi hatta muhafazakârlık kodlarını dahi içselleştirmemişti. Bu durum kendini sürecin sonunda açıklıkla gösterdi. Dönüşüm yaşanmış ancak cumhuriyet kazanımları da muhafazakâr talepler de çöpe gitmişti.

Bahsedilen dönüşüm bu azınlık çoğunluk dengesine güvenerek yeni bir sistem getirmeyi denedi. Bunun adını da Cumhurbaşkanlığı sistemi koydu.

Cumhuriyetin bu kadim sorunu olan merkez çevre çatışmasını devlet sistemi haline getirmek istedi. Çözülmüş gibi görünen ancak daha derinlere itilen bu çatışma artık amansız bir başı bozuklukla devletin iliklerine yerleştirilmeye çalışıldı.

Başkanlık sistemi, dindar muhafazakâr tabana karşı laik sol- kemalist kesimi azınlıkta bırakacak hâyâli ile kuruldu. Ne de olsa dindar muhafazakâr kültür ile laik kültür birbirinden kesin hatlarla ayrılmış gözüküyordu. Üstelik çoğunluk da dindar muhafazakârların elindeydi, tek eksik bunu sistematize ederek kalıcı bir devlet modeline dönüştürmek zannedildi.

Ama bundan sonra hiçbir siyasi hesap sanıldığı gibi olmayacaktı.

Yeni bir sosyal taban doğuyordu…

“Laik şehirli milliyetçilik” işte bu sosyal tabanın yeni adıydı. Yani ne dindar muhafazakârlık ne de laik solculuk değildi. Aksine bu iki kutup arasında denge ve denetim unsuru misyonu vardı.

Temelleri köyden kente göçle oluşan bu sosyal taban, yetmişli yıllarda kendini İslami ve taşralı ülkücü hareketlerle ortaya koymuş, çok geçmeden, seksenli yıllardan itibaren ciddi olarak şehirleşme süreci göstermeye başlamıştı. Hızlı şehirleşme süreci ve metropollerdeki yaşama uyum kabiliyeti bir çok ideolojik yapıyı bu üst anlayışta toparlamaya başladı. İşte bunun adı “Laik şehirli milliyetçilikti”.

Laik şehirli milliyetçilik, muhafazakâr tabandan geliyor ancak modernist ulusçu ve evrensel

demokrasi ile uyumunu ortaya koyuyordu. Şehirlileşme süreci bu uyumu standardize hale getiriyordu. Radikal muhafazakarlıkla agresif laiklik arasında tampon vazife görecek bir misyonu vardı.

Günümüz siyasetinde bu laik şehirli milliyetçilik, başkanlık modelininin azınlık çoğunluk dengesini değiştirebilecek güce ve sosyal tabana sahip görünüyor. Yeter ki rüzgârını bulsun, liderini çıkarsın ve örgütlü bir yapıya dönüşebilsin…

“Yeni Oluşum” işte bu vizyonu ortaya koymak adına bir kıvılcım. Niçin kıvılcım diyorum ?

Yeni Oluşum’un rolünü küçümsemek adına değil, aksine bundan sonraki süreçte, kadim cumhuriyet sorununu çözmek yolundaki ilk adım olarak gördüğüm için bir kıvılcım…

Yani yol oldukça uzun, süreç ve sosyal değişim, yeni yetişen nesillerdeki hakim üniversiteli anlayış, şehirlerdeki yeni sisteme direnç apaçık gözüküyor. Memlekette uzun vadede bu şehirli laik milliyetçiliğin siyasi rolünün giderek artarak devam edeceğini anlayabiliyoruz.

Siyasi form bugün “Yeni Oluşum” olabilir, gelecekte ise bir başkası ama mesele burada laik şehirli milliyetçi yapının hakim kültürü oluşturacağıdır.

Siyaseten Yeni Oluşum’un en önemli rolü ise Cumhuriyet’in kadim çatışmasının siyasi bir sisteme dönüşmesini engellemek olacaktır. Hesaplaşmayı sûlhe dönüştürmek suretiyle bir facianın önlenmesi hayatidir. Yine bu yapı, devlet millet çatışmasında sağlıklı ara bulucu olacaktır. Laik muhafazakâr ayrımında sosyal bir taşıyıcı gibi ana kolon vazifesi görecektir.

Laik şehirli milliyetçilik; ideolojik olarak bir üst yapıdır. Siyaset politikalarını adalet, liyakat, hukuk, eğitim, demokrasi, kurumsal onarım ve devlet millet uzlaşısı üzerine kuracak bu anlayış, alt ideolojilerini evrensel modernist kazanımlar üzerine kuracaktır.

Şehirli milliyetçilik hâl ve psikoloji olarak kendini üst bir ideoloji olarak ifade edecek, milliyetçiliği söylem düzeyinde yıpratmayacak, milli politikalar alt ideoloji olarak demokrasi ve modern kazanımlara dağıtılacaktır.

Sonuç itibariyle; muhafazakârlığın da laik kültürün de kendisini bu üst kimlikte toplaması beklenebilir ve öngörülebilir. Şehirli Milliyetçilik bunları taşıyacak kapasite ve ferasete sahip mi göreceğiz, ancak başka çıkış yolu olmadığını da biliyorum. Umarım gençler burada etkin bir rol alarak kendini gösterebilir. Çünkü “istikbâl gençliktedir”.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
akşenerci batuhan 3 ay önce

balgatın akp li çakma mhp lileri rabia işareti yapıp arapları kutsuyorlar
mhp yi arapçı akp ye yedek lastik yapan bahçeli ve balgat sakinlerini hiç bir ülkücü affetmeyecektir
bahçeli ülkücüler nezdinde yok hükmündedir
bizler arapçı akp ile rabiacılık oynayan bahçeli ve balgatçılara dur demek için
geliyoruz