Uzun zamandır fikirlerimi okuduğum gazete ve haberlerle harmanlayıp her sabah paylaşıyorum sizinle..

Dertleşiyoruz aslında bir nevi..
Beni bazen gazeteci kimliğimin dışına çıkartan olayları gördükçe okudukça da vatandaş gözüyle haykırıyorum o ekrandan, bilenler bilirler.
Eleştiri de alıyorum ama kesinlikle haklının yanında haksızın karşısında durduğum için bu yolda gitmeye de kararlıyım.
Özüne sözüne çok değer verdiğim değerli isimler de bana destek olunca,o haykırışlarımı yazıya dökmeye karar verdim..Ne de olsa söz uçar,yazı kalır..kalıcı olanı bana layık görüp fırsat verenlere bizzat teşekkürüm.. 
Gel gelelim doğduğumuz,büyüdüğümüz,havasını suyunu can bildiğimiz TÜRKİYE’MİZİN HALİNE…
Maalesef çok da iç açıcı bir tablo anlatmayacağım diğer doğruları söyleyen ve yazanlar gibi.
Malumunuz ülke dört koldan hainlerle sarılmış,
Ortaçağ karanlığı yaşatılıyor sanki bize net benzerlikler var.
Hatırlayalım, dünyadaki en önemli olaylardan biri olan kavimler göçü M.S 375 yılında başlamıştı 
Bu devrin en önemli özelliklerinden biri de merkezi otoritenin güçlü olmadığı, hiyerarşik yapının siyasi gücün düzgün işlemediği bir devlet şekliydi.
Tarihimize baktığımızda Osmanlı Devletinde merkezi otorite padişah demek iken Türkiye Cumhuriyetinde Cumhurbaşkanı ve Başbakanlık makamlarının siyasi gücü demek.
En baştan başlarsak Türkiye büyük bir göç dalgasıyla karşı karşıya kaldı.
2011 yılının Mart ayında Suriye’de Beşar Esad’ın ve dış tahriklerin hataları sonucu iç savaşın başlamasıyla birlikte yaklaşık 19 aydır devam eden Suriye krizi ile güvenli bölge arayan milyonlarca mülteci  Türkiye’ye zorunlu göç etti.
Etti etmesine de bir bölümü kamplara gitmek kaydıyla daha büyük bir bölümü yersiz, yurtsuz, dilenen, perişan Suriye’lileri karaya cansız vuran minik bedenleri gördük biz.
Hazır buraya gelmişken son olarak bizi AB’ye almayacağını söyleyen birkaç yüz bin mülteciyi ülkesine aldı diye rahatsızlık duyan Almanya Başbakanı Merkel’in zaten 2 milyonu aşkın mülteciyi barındıran Türkiye’li ile vize pazarlığına.
Eğer Türkiye AB’ye giren mülteci sayısı azaltırsa vize muafiyeti garantisi mülteci kamplarının inşası için % 80 finansman desteği ile 3 miyar euro verip de 2 müzakere başlığı açılacakmış.
Geçen hafta sonu Merkel Türkiye’ye geldi, bunları sıraladı. Türkiye’nin AB üyeliğine ise ucu açık diyip Türkiye’ye de bakıcılık teklif edip gitti.Ortaçağ ile benzerlikler sıralamasında merkezi otoriteyi  hiyerarşik yapıyı ve siyasi güç kavramını da usulünce açıklayalım ki bugünkü anlamları ile düşünülüp kavram karmaşası yaşanmasın.
Merkezi otorite: kamu hizmetlerinde birlik ve bütünlüğü sağlamak amacıyla söz konusu hizmetlere dair karar ve faaliyetlerin yürütülme şekli,
Hiyerarşi ise: merkezi hükümet ve onun yapısında yer alan kişilerin görev ve yetkilerine göre sınıflandırılması.
Siyasi güç ise bir devletin milli hedeflerine erişmek erişilenleri koruyup geliştirmek ve milli hedeflerine erişmek, erişilenleri koruyup geliştirmek ve milli menfaat sağlamak amacıyla kullandığı siyasi kuvvetlerin toplam verimidir.
Peki, sizce bu özellikleri ile bile biz Ortaçağ yaşamıyormuyuz?
Devlet ve hükümet kavramlarının birbirine karıştığı bu ortamda bırakın kamu hizmetlerinin birliğini bütünlüğünü vatanın milletin birliği bütünlüğü bile siyasi çıkarların hedef tahtasında.
Merkezi otorite boşluğu öyle bir kara delik olmuş ki emniyetin listesinde adı geçen canlı bombaların rotası Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentine uzanabiliyor.
Hem de emniyet birimlerinin saldırıdan 22 gün önce IŞİD’in birden fazla canlı bomba katılımıyla miting veya kalabalık yerlerde eylem yapabileceği uyarısının açıkça yazdığı belgeyle uyarılmasına rağmen.
Ama yok abartıyoruz biz, güvenlik zafiyeti falan yok! Canlı bombaları eylem yapmadan tutuklayamayız!
E, ozaman   neden harala gürele çıkmıştı iç güvenlik yasası kapsamında makul şüpheli kavramı?
Sözlük anlamında gazeteci, asker, polis, öğrenci, vatandaşı mı içerir yazıyor?
Teröriste, canlı bombaya da makul torpilli mi diyelim o zaman ?
Ve hiyerarşi…
Tek adam yönetiminin zıddı olarak devlet yönetiminde bulunan kişilerin görev ve yetkilerine göre sınıflandırılması durumu iken biz de Cumhurbaşkanı anayasal sınırlar içinde kalmalı şeklinde sunulan bir maddeye bile alerjik reaksiyonlar oluştu.
Medyay, kişilik haklarına, siyasete, ekonomiye, özgürlüğümüze el etıldı.
Ve bu bir siyasi güç ile değil güç zehirlenmesi ile yapıldı desek daha doğru değil mi?
Diğer bir ortaçağ özelliği ise feodalite yani derebeylik sistemi…
Ortaçağ Avrupa’sında büyük krallıkların kendilerini yerel liderlerin komutasındaki küçük şehir devletlerine bırakmasıdır.
Peki, günümüz Türkiye’sini düşündüğünüzde size neyi hatırlattı?
Terör örgütlerinin çepçevre sararak bir pirana misali sayısız şehidimizin kanıyla sulanmış vatan toprağımıza üşüşmeleri ve bölgesel yönetim safsatalarıyla kurdukları hayali projeleri değil mi?
Ayrıca yine ortaçağ döneminde skolastik düşünce yapısı da baş gösteren bir durumdu. Skolastik felsefe o dönem de özgür düşünce ortamının önüne geçip tek doğrunun İncil’deki bilgiler olduğunu savunuyordu.

Daha sonra bu düşünce yapısı konunun muhatapları olan dina damlarının kendi çıkarları doğrutusunda kullanıldı. İnsanların okumaları, araştırmaları ve düşünmeleri engellendi. Kitaplar gizli odalara kitlendi. Buna karşı çıkanlar ve fikir ürütenlerse idam edildi.
Bugün Türkiye’de yapılan baskılara baktığımızda düşünmenin, muhalif olmanın, gerçeği sorgulamanın ve fikir özgürlüğünün suç sayıldığını söylemek suç olur mu?
Gazete ve haberler yandaş ve muhalif ayrımına büründü.

Öyle ki, aynı ortaçağda kitapların kitlenmesi gibi gerçekler sansürleniyor. Uzaydan gelen sinyallere  bile baskı var!
Velhasıl;
Türkiye zor durumda. Türkiye, Türklüğün ibarelerinin silinmeye çalışıldığı noktada.

Madem bir seçime götürülüyoruz yine öyle yada böyle o seçim ülkenin geleceğini belirleyecek ya, bu tıpkı ortaçağ’ı kapatan İstanbul’un fethi gibi bu kez Türkiye’nin fethi olsun.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ndm 1 yıl önce

İNŞALLAH....NE DİYELİMKİ BAŞKA BİR VATINIMIZ YOK VE BU VATANI BİZE EMANET EDEN ŞÜHEDANIN VEBALİ ÜZERİMİZDE OLACAKTIR,.

Avatar
Rahip 1 yıl önce

Meydanlarda M.Ö şu olmuş bu olmuş diyen vizyonu olmayanların bu dünyayı anlaması zor.
AKP şöyle yapsa daha iyi bence, taş devri oradan bir başlasın çok malzeme çıkar kendilerine.