Halep’in sıradışı bir şehir olduğu adından bellidir. Hz.İbrahim’in Şehba adında bir ineği vardır. Şehba’nın sütünü ev ahalisine vermez, sadece fakirlere sadaka olarak dağıtırdı. Fakirlerden biri sütü alıp giderken, bir başka fakiri gördüğünde, onunda koşup süt alması için, “Halebe Eş-Şehba! Halebe Eş-Şehba!” yani ‘Şehba’yı sağdı, Şehba’yı sağdı.’ diye uyarırmış. O tarihten bu yana Halep ismi değişmemiştir. Resmi kaynaklarda Halep şehri, Halep Eş-Şehba diye geçer. 
Halep tarih boyu vefa ile nankörlüğün sergilendiği bir meydan olmuştur. Hz.İbrahim’e ilk hicret diyarı olarak kucak açan Halep.. Meleklerin; “Sübbuhun, Kuddüsün, Rabb’ül Melaiketi verrûh” zikri karşısında kendinden geçen ve bütün servetini ikram eden Hz.İbrahim’e, göklerden “Halilullah” Allah’a dost, Allah’a yakın müjdesi verilen mekan Halep…  
On beş yaşında, bıyıkları henüz terleyen Selahaddin Eyyubi, Halep’te Nureddin Zengi’ye babasının mektubunu getirir. Çarşıda dolaşırken bir neccarın minber yaptığını görür ve “Bu minberi hangi cami için yapıyorsun?” diye sorar. Marangoz da “Mescid-i Aksa için.” Der. Ama o tarihte Mescid-i Aksa Haçlı işgali altındadır. Cevap karşısında şaşkına dönen genç Selahaddin: “Ama Mescid-i Aksa haçlıların elinde. Bu minberi oraya nasıl koyacaksın?” der demez, marangoz başını kaldırır ve gözlerinden ateş püskürtürcesine haykırır : “Bak oğlum! Benim vazifem minberi yapmak. Senin gibi gençlerin de vazifesi, bu minberi götürüp oraya koymak.” Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs Fatihi olacağı müjdesini aldığı yer de Halep…. 
Osmanlı padişahları içinde bir yıldız gibi parlayan Yavuz Sultan Selim, Mısır’ı fethetmiş, hilafet tahtını almış, dönerken Halep’te Cuma namazı kılar. Halep Emevi Camii imamı minberde Yavuz’dan bahsederken “Hakim’ül Harameyn” der. Bu hitabı Efendimiz (sav)’e karşı yapılmış bir saygısızlık olarak gören Yavuz, dehşetle ayağa sıçrar: “Haşa hocam! Bizler Mekke ve Medine’ye ancak Hadim’ül Harameyn olabiliriz.” Yani biz o mübarek beldelere ancak hizmetçi oluruz der. Yavuz’u büyüten seferlerdeki zaferleri değil, işte bu ruhtur. Halep, ecdadın vefasına şahit olmuştur... 
Halep her zaman vefayı görmedi. Nankörlüğe de şahit oldu. Yahudileşen İsrailoğulları, kendi peygamberleri olan Hz.Zekeriya’yı bir eşkıya gibi takip etmiş, Halep’te sıkıştırmış ve yakalayıp testereyle üçe bölmüşlerdir. Halep, mazlumun şehit edilişine sahne olurken, vefasız insanlık sadece seyretmiş ve o mazlum peygambere sahip çıkmamıştı. 
Seyyid Nesimi, “Ben Allah’tan bir parçayım” demiş, ama devrin yobazları tarafından din adına(!) derisi yüzülerek şehit edilmişti. Allah’ın huzuruna giderken, son sözlerini vefasız insanların yüzüne haykırmıştı.  O gün Halep’te yine bir mazluma kıyılırken, vefasız insanlık sadece seyretmişti... 
Oy nesimi, can nesimi ol gani mihman iken 
Yarın şefaatlarım ahmedi muhtar iken 
Cümlenin rızkını veren ol gani settar iken 
Yeryüzünün halifesi hünkâra minnet eylemem  
 
Osmanlı’nın yağız delikanlısı, şanlı ordu 1918’te Halep’ten çekilip Anadolu’ya, Anasının bağrına dönerken, Halep’te pusuya düşürülmüş, yaralıların olduğu hastane dahi basılmış ve orada şehit olarak ruhunu Rahman’a teslim eylemişti. Halep’te o zamanda mazluma sahip çıkılmamıştı. Bugün Halep yine mazlumların inlemesine şahit oluyor. Ama vefasız insanlık bu manzara karşısında sadece menfaatini düşünüyor  ve katliama sessiz kalıyor. Ne oluyor? Nereye gidiyoruz? diye kimse soramıyor. Halep, İslam dünyasının kıyameti olmuştur. Doğru, Kıyamet kopmuştur ama sadece İslam dünyasının üzerine kopmuştur. Allah, Ümmet-i Muhammed’e ve mazlum insanlığa bir ferec nasip etsin. 
“Rumlar Halep’e girmeden kıyamet kopmaz…”(Müslim, Fiten, 9/h. no:34/2898) 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.