“Ülkücülük, alt tarafı bir kelime… Herkes kullanır… ‘Ülkücülükte böyle bir sorun da yok… İşinize nasıl geliyorsa öyle kullanabilirsiniz… Bazen pavyonda “Çırpınırdı Karadeniz”i delikanlılık raconuyla söyletmektir ‘ülkücülük’ bazen en liberal ya da bölücü partide yer edinip, MHP’nin politikalarını sorgulamaktır… MHP’deki en ufak olumsuzlukları diline dolarken, ülkücü katilinin yer aldığı bir partiye şakşakçılık yapmaktır ‘ülkücülük’…Kimi MHP’lilerin dine yaklaşımlarını eleştirip, kâfirle sorunsuz çalışabilmektir… Velhasılı kelâm, insanın canı nasıl isterse, menfaati neyi gerektiriyorsa ‘ülkücülük’ en büyük yardımcısıdır…”( Suat Başaran)

**

“Evet, her önüne gelen "Ben Ülkücüyüm" diyor, ama neyin ülkücüsü onu bilen yok.

Kaşgarlı Mahmut’u okumayan, Divan-ı Lügat-ı Türk’ün kapağını kaldırmayan nasıl olupta ülkücü kalacak? Ülkücülük kuru bir vatanseverlik midir? ( Kürşad Demirci-2023istanbul)

**

Aslında hepimizin zihnini meşgul eden ve sürekli cevabını aradığımız bir soru ne yapmalı?

Artık kimsenin üzerinde düşünmeye gerek görmediği ve belki de kapanmaya yüz tutmuş bu yara kanatılana kadar kaşınmalı ve geçmişte Suat Başaran'ın önümüze koyduğu şu sorular tekrarlanmalı?

Ülkücülük Nedir?

Bir insan neyi temel alarak kendisini ülkücü olarak adlandırır?

Ülkücülük bir siyasi öğreti’ midir, ahlâki öğreti’ mi?

Ülkücüyü diğerlerinden ayıran, ülkücüde olup da diğerlerinde olmayan ne?

Ülkücü başka partide siyaset yapabilir mi?

Bir ülkücü, hangi yönleriyle diğer MHP’lilerden ayrılır?

Ya da MHP’liyi ülkücüden ayıran nedir?

Ülkücülük MHP’nin tekelinde mi?

Ülkücülük anonim bir türkümüdür?

Ülkücülük her birimizi örten bir örtümüdür?

Ülkücülük kuru bir vatanseverlik midir?

**

Bugün cevap aranan soruların temelinde kırk yıl geride bırakıldığı halde çerçevesini çizmekte hayli geciktiğimiz Ülkücülük yatmaktadır.

Çerçevesi kalın hatlarla çizilemediği ve yaşanan gelişmeleri yorumlanmakta gecikildiği için hala bir Ülkünün izini sürüyor, varlığını tartışıyor, farklı ve bağımsız Ülkücülerle boğuşmak zorunda kalıyoruz.

“Gaspıralı İsmail, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Hüseyin Nihal Atsız, İbrahim Kafesoğlu, Erol Güngör, S.Ahmet Arvasi” vb gibi tarihsel, Alparslan Türkeş gibi varlığı tartışılmaz siyasal referanslara sahip bir hareketin niçin hala milli şuur sahibi herkesin etrafında toplanacağı bir siyasi zemin oluşturamamasının sıkıntılarını yaşıyoruz.

Bu tartışmaları yaparken unutmamamız gereken bir başka sual de niçin ortak bir Ülkücülük algısı ortaya koyamadığımız ve Ülkücü merkezli bir Türkiye-dünya okuması gerçekleştiremediğimizdir.

**

Ortak bir dil, ortak bir söylem geliştiremeyince Ülkücülük; Herkesin farklı yorumladığı, farklı mırıldandığı anonim bir türkü…

Hepimiz değişik ağızlardan dinlediğimiz bu anonim türküyü mırıldanırken farklı soruların peşinde kaybolup gidiyoruz.

Kimimiz “Ülkünün varlığını” sorgularken bir diğeri Ülkücülük ve devlet algısında anlaşmazlık yaşıyor.

En temel kavramlarda bile uzlaşılamayışı üzerinde durulmuyor.

Aynı harekete mensubiyet iddiasındaki insanların aynı kavramları ayrı değerlendirmesi ve artık saklanamayan fikri ayrışmanın yanı sıra geçmişte “harekete mensup olma dışında aramızda hiçbir bağ kalmamış” olan insanlar da Ülkücü oldukları iddiası ile insanımızı yönlendirme cüretinde bulunuyor hatta daha ileri giderek hareketin mensupları ile Ülkücülük tartışmasına girişebiliyor

Dolayısıyla ister fikri ister siyasi Ülkücülük tartışmalarında konu aynı yerde “Ülkücülüğün çerçevesinin net çizilememesinde”, Ülkücülüğün anonim bir türkü mertebesinde bütün ağızlarda mırıldanılmasında düğümleniyor.

“Ülkücülüğün ideolojik yenilenmesini” gerçekleştiremeyen ve Ülkücülüğün anonim bir türkü mertebesinde dillerde söylenmesinin önüne geçemeyen Ülkücü münevverler ortak bir söylem, ortak bir tanım, ortak bir anlayış oluşturmak adına gayret göstermek, eser vermek yerine bu kakafoniyi balkondan seyretmeyi tercih etmişlerdir.

Çok önemli bir soru bundan sonra ne yapmalı?

En azından otuz sene yolumuzu aydınlatması gerekenler gibi yan gelip yatmamalı.

Ya da otuz sene pinekleyip şimdi ne yapmalı diye sormamalı.

Düşünmeli, konuşmalı, yazmalı.

Her önüne gelenin sahiplendiği ve akıl danelik ettiği Ülkücülük kavramına tarihsel ve siyasal dayanakları temel alarak bir çerçeve uydurmalı.

Kavramları yeniden anlamlandırmalı.

Fikir hayatımızda ki tembelliği aşmalı…

Sadece siyasete odaklanmamalı.

Çağı kavrayan bir Ülkücülük anlayışı ortaya koymalı…

Tarihi referanslarımızdan güç alarak başta kavramlarımız olmak üzere geleceği yeniden kurgulamalı…

Müjdat ÖZTÜRK 07-08-2017 

Not:Bu yazı 29-08-2011 tarihinde www.2023istanbul.com'da yayınlanmıştır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.