Türkiye siyaseti takriben yüz elli yıldır, bilhassa 2. Meşrutiyet sürecinden beri çatallaşmış, iki ayrı kutba bölünmüş , birbiriyle uzlaşması mümkün olmayan ‘’MUHAFAZAKARLAR’’ ve ‘’ MODERNİSTLER’’ olarak ayrışmıştır.

Bu iki kavram Şerif Mardin’in vurguladığı iki kavram aynı zamanda, biri gelenekçileri yani ‘’Geçmişe dönelimci’’ anlayışı, bir diğeri ise geçmişi toptan reddedelim ‘’Batıya yönelelimci’’ anlayışını temsil ediyor.

Arnold Toynbee meşhur batılı sosyolog , bu iki kavramı bir başka dille ifade ediyor, ‘’ZEALOT’’ yani düşmanla karşılaşınca geleneksel stratejiyi benimseyen gelenekçi muhafazakarlar ;  ‘’HERODİAN’’ bir anlamda düşmanın silahıyla silahlanan taklitçi yani batıcı modernistler olarak iki ayrı kavramın Türkiye’de siyasi ve sosyolojik atmosferi belirlediğini anlatıyor.

Fakat dikkat çektiği bir husus var ; ne modernistler gibi taklitçiler ne de gelenekçiler gibi savunmacılar bir medeniyet inşa edemezler, bilhassa medeniyet bir özsel canlanmayla kendine özgün bir sistemle oluşturulabilir diyerek üçüncü bir alternatifi işaret ediyor.

Şerif Mardin;  gelenekçilerin yani bugün temsili olarak İslamcıların, dinin sivil ve toplumsal boyutunu yani irfani olan tarafını görmezden gelerek, bir siyasal ideoloji olarak okumlama yapmasının, dini şekli bir boyuta indirgeyerek ibadetlerden kurulu bir katı gelenek şeklinde yorumlamasının, en hafif tabiriyle bir ‘’siyasi ve dini  iflas’’ olarak nitelendirir.

Kemalist batıcı karakterin yani modernist ideolojinin de İslami geleneğe tepki olarak ve karşısına  bir suni din inşa etme çabasıyla İslam’ın yine sivil ve toplumsal boyutunun ihmal edilecek vicdani bir ibadete indirgenmesiyle şeklilik konusunda İslamcılıkla aynı taassuptan beslendiği söylenebilir. Üstelik Kemalizm bir anti İslam fonksiyonu göremeyecek kadar toplumu kuşatmaktan aciz bir yapay ideoloji olması sebebiyle toplumda karşılık ve kabul görmemiştir.

 

 

Kısaca Kemalizm de İslamcılık da en büyük zararı ‘’TÜRK İSLAMI’’ dediğimiz zihni ve fikri mücadeleye vermiştir.

Toplum tarihsel olarak ikiye bölünmüş bir kısım OSMANLI kutsamasıyla Cumhuriyet’i reddetmiş, diğer kısım CUMHURİYET kutsamasıyla Osmanlı’yı inkar etmiştir.

Toplum İslami olarak laik ve anti laik olarak ikiye bölünmüş laik olanlar ilerici, anti laikler gerici olarak iki zıt kutupla dini ve dünyevi bir yüzeysel idrak problemiyle karşılaşmıştır.

Peki, Şerif mardin ve Arnold toynbee gibi yazarların, bu iki zıt kutuptan ümitsiz olarak itidalli bir başka yol işaret etmeleri, akla bu iki ideolojinin dışında kalan milliyetçi muhafazakar olarak ülkücü hareketi getirmektedir.

Siyasi olarak kilitlenmişlik, hangi parti ne yaparsa yapsın oyların değişmemesi, yani siyasi felaketlerle bile iktidarın oyunun düşmemesi ve ona tepki olarak hiçbir başarısı bulunmayan muhalefetin oylarının da tepkisel olarak kendini koruması bu kilitlenmişliğin siyasi tezahürüdür.

Alternatif olarak hem fikri zihniyet kilitlenmişliğinin, hem de siyasi olarak bu alternatifsizliğin işaret ettiği üçüncü yol siyasetin yeniden inşa edilmesidir.

Milliyetçi hareket, siyasi bir yeniden inşa hareketiyle çift kutuplu bu kilidi kıracak ne gelenekçi taassupçular gibi geçmişe saplanmayacak ve gelişmiş çağı reddedecek ne de modern Kemalistler gibi geleneği reddederek taklitçi bir gelecek tasavvur etmeyecek bir hareketin kodlarıyla siyaset yeniden düzenlenmenin arefesindedir.

Türk milliyetçiliğinin ne Kemalistler ne de İslamcılar gibi İslam ve Batı ile bir kavgası yoktur.

Kavgası, İslam’ı suni bir gelenekle yıkan, maturidi zihni ve sufi arka planını çökertenlerledir.

Kavgası, batının medeniyetiyle değil, batının emperyal ve küreselleşmeci postmodernist karakteriyle etnik temelli bölünmüş bir din ve bölünmüş millet ve demokrasi önermesiyledir.

Siyasette  anahtarın milletin elinde olduğunu ve milletin artık bu karakter bölünmesiyle ve gerilimle yaşayamayacağını, iki kutbun haricinde bir özne olarak milliyetçi ideoloji ve ütopik olsa da medeniyet inşası talebini görmezden gelemezler.

Hem Kemalizm ve İslamcılığın çöküşü, hem de siyaseten tıkanıklığın verdiği tek alternatif bu üçüncü yolun hayata geçmesidir, aksi siyaseten ve toplumsal iflasla neticelenecek bir buhranın yüz sene daha devam etmesinden başka bir yol değildir.

Türkiye anahtar teslim bir nesne istemiyor, anahtar teslim bir hareketin kodlarında olan uzlaştırmacı ve kapsayıcı bir heyecan istiyor...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.