Arapların eğer İslam’a azıcık vefa ve saygısı varsa, İslam coğrafyasında Türkmenlere yapılan zulme sessiz kalmaması gerekir. Çünkü varlıklarını, önce Allah’a, sonra Türklerin varlığına borçludurlar. Neden mi? Meşhur İngiliz tarihçi A.Toynbee: “Şayet tarih sahnesinden, Osmanlı’yı çekip alırsanız geriye ne kalır? Osmanlı olmasaydı bugün Kuzey Afrika, Balkanlar, Kafkaslar’ın batısı, Anadolu ve tabi Kudüs ve Constantinopolis Hristiyan ülkesi olacaktı. Ortadoğu ise İslamiyet adacıkları hâlinde azınlık dini olarak kalacaktı.”der.
7.yy’da Emeviler sayesinde İslam, neredeyse kabile dini haline gelmiş ve milletler adeta İslam’dan uzaklaşmaya başlamıştı. Emeviler kalpleri değil, toprakları ve cizyeleri fethediyordu. 674 yılında Hazar bölgesine yapılan baskınlarda Türkler zorla esir muamelesi yapılarak Suriye’ye getirilmişti. Kader, İslam’a zarar veren Emevileri, İslam’ı yeni tanıyan Türklerle tarihten silecekti. Emeviler sonlarını, kendi elleriyle hazırlamıştı. 750’de, Abbasilerle omuz omuza veren Türkler, Emevileri yıkarak büyük bir görevi yerine getirmişti. İslam coğrafyası, Türklerin kılıcının gölgesinde huzur bulmuştu. 751 Talas Savaşı Abbasilerin mağlubiyetiyle sonuçlansa, Çin istilası İslam dünyasını kasıp kavurabilirdi. Bu savaşta sadece mazlum olarak gördükleri Abbasilere yardım eden Türk boyları, hem Abbasi Devleti’nin, hem müslümanların geleceğini kurtarmıştı. Türkler 8. Yy’dan itibaren Suriye ve Irak topraklarına üzerine çok yoğun göç ettiler.
Abbasî Ordusu’nun çoğunluğunun Türkmen olduğu ve bu dönemde Irak’a büyük dalgalar hâlinde Türkmenlerin geldiği görülmektedir. Halife Cafer’ül Mansur (754-775), Bağdat şehrini kurarken Türklerden oluşan askeri birlik için bir garnizon yaptırmıştır. Daha sonra gelen Abbasi halifeleri, siyasi ve askeri merkezlerini güçlendirerek Türk askerlerine büyük önem vermişler; hatta meşhur Halife Harun Reşîd (786-809), muhafız birliğini tamamen Türklerden oluşturmuştur. Araplarla kaynaşıp, savaşçı ruhları ve askeri yetenekleri ölmesin diye Samarra şehri sadece Türkler için kurulmuştur.
Bu topraklarda Araplar kadar şehidimiz ve mezarlarımız vardır. Her mezar bizim tapumuzdur. İki asırdan fazla Abbasilerin askeri kanadını oluşturan Türkler, 1050 yılından sonra Selçuklu zamanında siyasi olarak da bölgenin hakimi olmuştur. Şii Fatimi esareti altında, Sünniliğin kalesi sayılan Abbasiler, Türkler sayesinde asimile olmaktan kurtulmuştur. Suriyelilerin Arap olduğu dahi şüphelidir. 11. ve 12. yy’da Zengiler ve Selahaddin Eyyubi dönemi nüfus yoğunluğu Türkmenlere aittir. Selçuklu kültürünün hakim olduğu topraklarda Arap nüfus hemen hemen azınlıktaydı. Merhum tarihçi Yılmaz Öztuna, Suriye’deki Sünni Arapların soyunun aslında Türk olduğunu ve asimile olduklarını söyler. Şam’ın Bursa’dan bir farkı yoktur. Beşşer Esed’in hanımı Esma Esed Türk asıllıdır. Ünlü bestekarımız Mustafa Itri’nin torunudur. Velhasıl Türkmen kardeşlerimize yapılan zulme karşı tepki vermek sadece Türkiye’nin ve Türklerin değil, bütün İslam dünyasının vazifesidir. Türkmenler olmasa, Arapların amcası, dayısı veya dedesi ya Moğol, ya da Haçlılar olurdu. Türkler tarih boyu canlarını siper etti, namahrem elleri dokundurmadılar. Suriye’nin kuzeyinde ve Akdeniz sahil şeridinde bilinçli olarak Türk nüfus kıyıma maruz bırakılıyor. 3.5 milyon Türkmen göçlere zorlandı. Azınlık durumundaki Arap ve Kürt nüfus planlı şekildi Türkmen bölgelerde çoğunluk pozisyonuna getirildi. Üzülerek söylemeliyiz ki, Türkiye için çok büyük bir fırsat olan Türkmen kardeşlerimiz organize edilemedi. Zaman geçmiş değildir, iç bünyede kavgaya son verirsek, milletçe aynı duyguları paylaşırsak ancak bu yükün altından kalkabilir, oradaki kardeşlerimize bir şey yapabiliriz. Aksi taktirde, ateşin sıcaklığı Hatay, G.Antep, Kilis ve Adana’dan hissedilmeye başlar.
Allah, milletimize zeval vermesin.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.