Ortadoğu denilen İslam coğrafyası 1517’den 1917’ye kadar fiilen, 1920’ye kadar da resmen Osmanlı Devleti’nin hüküm sürdüğü milletlerdi. İslam tarihi boyunca, Hz. Peygamber (sav) ve 4 Büyük Halife dönemi hariç, devlet kültürünün oluşturulamadığı toplumlar olmuştur. Dört yüz yıl boyunca, her türlü fedakarlığı yapmamıza ve dini değerler dışında herhangi bir menfaatimiz olmamasına rağmen, Türklerin hakimiyetini hiçbir zaman kabul etmemişlerdir. Mesela Suriye bize en yakın olan Müslüman Arap ülkesiydi. Bu topraklarda Türk devletleri dokuz yüz yıl, Fransa ise 21 yıl hüküm sürdü. Bugün itibariyle, üniversite mezunu Suriyeli  bir vatandaş on kelime Türkçe bilmez. Ama Fransızcası ana dili gibidir. Mısır da öyledir. Fransa’nın dilini zorla kabul ettirdiğini zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Bu psikoloji kabullenme ile ilgilidir.

Suriye’de savaş öncesi B. Esed’le abi kardeş gibiydik. Sıcak ve pembe mesajlar veriliyor, Suriye artık Türkiye’nin seksen ikinci vilayetidir diyen hayalperestlerin seslerini her yerde duyuyorduk. İşadamları akın akın Suriye’ye seferler düzenliyor, adeta ganimet varmış da bizi bekliyormuş gibi koşturuyorduk. Ben kaldığım süre içinde 7 yıl boyunca bu ilişkilerin bir meyvesine şahit olmadım. Çünkü, Baas siyasetçileri, kendilerini çok iyi yetiştirmiş, dünyayı çok iyi bilen entelektüellerdi. Efendilerinden ayrılacak değildi. Türkiye ile 7 yıl boyunca el ele pozlar verildi, vizeler kaldırıldı. “Şam güzel, İstanbul güzel” sloganları atıldı. Şam’da İstanbul günleri, İstanbul’da Şam günleri düzenlendi. Bunlar yanlış şeyler değildi. Ama bir şeyi unuttuk. Acaba Arap dünyasının kafasındaki Türk imajı neydi? Bu topraklar bağımsız mı ki, böyle ağabeylik tavırları takınmaya başladık? Yıllarca süren samimi ilişkilerden sonra, bir Türk Suriye topraklarında bakkal bile açamazken, Sarkozy bir defa geldi, 6 milyar dolarlık ihale, Putin de bir defa geldi, Rusya tarihinin en büyük ideali olan sıcak denizlere inme politikasını gerçekleştirdi, Tartus Askeri Üssü’nü alıp gitti. Hiç de öyle el ele, sarmaş dolaş, abi kardeş pozları vermedi. Yüz yıldan beri Arap dünyasının kabusu Türklerin tekrar bu bölgeye hakim olma hayalidir. İlişkilerimizin en muhteşem olduğu yıllarda, Emevi Camii’nde hutbede Osmanlı Hilafet Devleti tabirini kullandığı için, merhum alim Said Ramazan El- Buti, devrin Suriye müftüsü ve B. Esed tarafından uyarılmıştı. Çünkü Suriye’de ve Arap dünyasında okutulan tarih kitaplarında, Arapların geri kalış sebebi,  4 asırlık Osmanlı’nın sömürgeci ve işgal edişine ! bağlarlar.

Başbakanımız işadamlarıyla 2011 yılında Mısır’a çıkarma yaptı. Mısır’da laiklik dersi verildi. Laiklik Mısır ve Suriye’de bir müslümana edilmiş en büyük hakarettir. Karşılığı ise, tamamen İslam düşmanlığı ve dinsizliktir. Türkiye’ye bağlı, elçilikten bağımsız bir kuruluşun para karşılığı Kıptileri toplayıp başbakanımıza “ Emir’el Müminin” sloganı attırmaları ve politik ve iş gezisinin gövde gösterisine dönmesi sadece bizi mutlu etti. Mısırlı bir gazeteci dostum kulağıma eğilip; ” Bu tarihten itibaren Mısır- Türkiye arasındaki ilişkiler de bitmiştir. İngiltere bu şova müsaade etmez” deyince şok olmuştum.“Gönlüm cennet istiyor ama günahlarım mani” İslam dünyası ile ilişkilerin harika olmasını hepimiz istiyoruz. Ama zamansız çıkışlar, tarih boyu büyük hezimetlere sebep olmuştur. Bir Ortadoğu İslam coğrafyasındaki müslümanın kafasında Müslüman olup olmaman değil, laik rejimle ve İsrail’le mücadele etmen önemlidir. Filistin’de son 10 yıla kadar, Türkiye’deki terörist başları “ İslam Mücahidi” olarak anılıyordu. Çünkü, Türkiye laik bir rejim, bu rejimle kim mücadele eden mücahittir, mantığı hakim. 70’li yıllarda Türkiye’nin en kızıl koministlerinin Filistin kamplarında eğitilip, ülkemize terör eylemi için gönderilmesini unutmayın. İslam dünyasında olan yine mazlum Müslümanlara olmakta.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.