En son sizlerle bu köşede 2017 yılının Haziran ayında buluşmuş, 16 Nisan halk oylamasının sonuçlarını ‘Türk Siyasetinde Yeni Perde’ adlı yazıda değerlendirerek aslında bugünlerin siyasi iklimini o günlerden yazmıştık.

Artık haftada en az bir gün olmak kaydıyla sizlerle bu köşede buluşacak, gündemi değerlendirecek ve sözün hızla değerini kaybettiği, yazının ise geçerliliğini koruduğu çağımızda gerçekleri ilkelerimiz çerçevesinde ifade etmeye çalışacağız.

*

16 Nisan halk oylaması sonuçlarının şekillendirdiği bir siyaset ve nihayetinde 24 Haziran seçimleri ile adı konulan, konuşmaya çalışılan bir sistem ile Türkiye yönetilmeye çalışılıyor. 2002’den bu yana hızla ayrışan, kutuplaşan Türkiye’de doğruyu arıyor, geleceğe doğru ilerlemeye çalışıyor.

Bu ilerlemenin geleceğe değil; daha çok karanlığa doğru olduğunu hissediyor ve görüyoruz. Beraber yaşama isteğimiz her gün kırılmaya çalışılırken, uzlaşma hevesimiz sekteye uğrarken Türkiye dünya ile aynı seyirde kutuplaşmanın arttığı ve daha da artacağı bir noktaya doğru ilerliyor.

16 Nisan, Türkiye’de sistem değişikliğinin en büyük adımı olarak dururken son bir yılda Türk siyasetinde pek çok değişikliğe şahit olduk. İki kutuplu, kolay yönetilebilir bir Türkiye arzusuyla siyaseti dizayn etmek isteyenlerin mevzi mevzi kazanımlarına şahit oluyoruz. Özellikle 24 Haziran seçimlerinin yaklaştığı günlerde bunu hep beraber yaşadık.

Çok partili demokratik hayata ‘merhaba’ dediğimiz günden bu yana iki partili, iki liderli Türkiye arzu edenler 24 Haziran seçimlerinde bu isteklerinden geri durmadılar. Uzaktan kumandalı televizyonlar, tek merkezden idare edilen gazetelerin sanki sadece iki adayın yarıştığı bir seçimi bizlere dikte ettiği seçimi atlattık.

Bu seçimin öncesi ve sonrasında ekonomik kriz başta olmak üzere, Rahip Brunson krizi gibi pek çok krizi yaşadı ve yaşıyor. KHK’lar ve OHAL ile yönetilen Türkiye bu anlayışın sistematik hale geldiği, ‘kanunlaştığı’ bir düzene alıştırılmaya çalıştığımız bu günlerde demokrasi, hukuk ve adalet günden güne değerini yitiriyor, Türkiye geleceğinin ipotek altına alındığı bir dönemi iliklerine kadar hissediyor.

16 Nisan sonrasında gördüğümüz ışık yavaş yavaş yerini karanlığı bırakıyor. Halkın verdiği mesajı alamayan veya almak istemeyen siyasi partilerin ‘algı yönetimi’ ile hükmettiği bir düzende demokrasinin, hukukun ve adaletin tek çıkış noktası olduğu inanıyoruz.

Son yazımızda Türk siyasetinde yeni bir perde açıldığının veya açılma aşamasında olduğuna inanmış, bunu ifade etmiştik. Fakat bugün geldiğimiz noktada bu perdenin muhattapları tarafından hala açılamadığını üzülerek görüyoruz.

*

Her Cuma yazacağız dedik fakat 16 Nisan’dan bu güne o kadar çok badire atlattık, o kadar çok gelişmeye şahit olduk ki; sanırım daha sık buluşacak ve hasbihal edeceğiz.

16 Nisan sonrası oluşan Türkiye, İYİ Parti’nin kurulması, başarısı ve başarısızlıkların ile beraber 24 Haziran seçimleri, OHAL sırasında ve sonrasında oluşan Türkiye, ekonomik kriz, Rahip Brunson Krizi ve daha pek çok konu hakkında bol bol konuşacağız.

Ve en önemlisi Türkiye’nin aydınlık yarınlarını inşa etmek üzere bu köşeden tartışacak, uzlaşacak ve nihayetinde bir karara hep beraber varacağız.

Bu satırlardan fikirlerimi ifade etmeme, sizlerle buluşmama imkan veren Gazete 2023’e tekrar teşekkür ediyorum.

Dediğim gibi haftada en az bir olmak üzere özellikle yukarıda ifade ettiğim süreçleri ve güncel konuları hep beraber konuşacağız.

Türkiye’nin aydınlık yarınlarına inanlara saygı ve sevgilerimle…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.