Tatar Müslümanları bayramlaştı

Tataristan'daki Müslümanlar, bir Ramazan ayını daha kederiyle, lütfuyla, terkiyle, yakınlaşma olanağıyla bir imkan ve ayrıcalık olarak geride bıraktı.

Vakti duymanın önünde, sonsuzlukla bir gün ya da bir an arasında gezinmenin imkanı; içimizi avuçlarımız arasına alamadıksa da, aklımızı bileklerimize akıtamadıksa da, o kavrama alanına değmenin dirilten gücüyle bayrama ulaştırdı bizleri.

Yaşadığımız ağır günlerin yanı başında, müslümanların yaşadığı her yeryüzü parçasında olduğu gibi Vilnius’ta da bayram beraberliğin, selamlaşmanın herşeye rağmen umut ve sevinç olan güzelliğiyle yaşanıyor. Bayramın ilk gününde Vilnius’taki Tatar köylerinden biri olan Nemėžis’teydim. Vilnius’ta Tatarların yoğun olarak ikamet ettikleri iki köyden biri olan Nemėžis Vilnius’a yaklaşık olarak 1 km uzaklıkta bulunan küçük ve güzel bir köy.

Köyde 300 Tatar ikamet ediyor. Köy girişinde, ihtiyacı olanların dilediğince elma-armut toplayabildikleri, herkese açık büyük bir bahçeyle karşılıyor sizi. Sovyet döneminde bahçe güvenlik görevlileri, çitler ve köpeklerle halka ait olmaktan uzaklaştırılmış. Şirin, temiz evlerin arasından küçük sokaklarla ulaşılıyor mescide. Nemėžis’teki ahşap mescid ilk olarak 1684 yılında yapılmış.

Sonrasında yıkılıp 1909 yılında tekrar yapılan mescid, Sovyetler döneminde depoya dönüştürülmüş. Litvanya’nın bağımsızlığının ardından tekrar ibadete açılmış. Bu bölgelerdeki müslüman Tatarlar için “mescid” ibadetten çok birlikteliğin, ellerinde kalan çok az şeye bağlılığın sembolü. Mescidin etrafında mezar taşları var. Kiminin üzerindeki yazılar aşınmış, kiminin taşları kaybolmakla olmamak arasında.

Daha yeni olan bazı mezar taşlarında ise ölen kişilerin fotoğrafları bulunuyor, içinde yaşadıkları ülkenin kültürüyle karışmış. Kültürün inanca tahakküm etmeye başladığı her yerde asıllarla gölgeler yer değiştiriyor, gölgeler asılların yerini alıyor. Unutuşun başladığı yer belki burası. Toprak, hışırdayan yapraklar, herşeyin ötesinde hiç konuşmayan bir boşluk: zaman kipiyle çınlıyor!

Mezar taşlarındaki yazılar zamanın işleyen düzeninde tek yazıya açılıyor belki de; dünyayı bir “an” olarak duyacak insanın belini bükecek ve önünde eğileceği bir cümleye: “Düşün zamanın akıp gidişini” Bayram, vakti duyanlara has bir okuma şekli, vakti duyalım diye hasıl olmuş bir kelime. Karşılaştığımız her yüzde, gittiğimiz her yerde, haritaya baktığımız her anda “Oku!” emrinin muhataplarıysak “neyi okuyalım” diye soruyoruz kendimize ya da hâlâ okuyamadığımız “kelime ne!”.

Dünyanın neresinde olursak olalım Gazze’de yaşanan katliam, D.Türkistan’dan önümüze düşen dehşet fotoğrafları vs. kendi ağırlığından sorulacağını bilen her insan için “vereceğim cevap ne” sorusuyla zihnimizi eşeleyip dururken bulunduğumuz yerle sınırlı kalamayacağımız gerçeğini durmadan omuzlarımıza yığıyor. Nemėžis’te bayram sabahı tüm olmazların yanıbaşında, bayramın da bir sevinç ve beraberlik emri olduğunu, o küçük mescitte sayısal olarak bir azlık olsa da yaşadığımız dünyada “müslüman olmanın” az bir şey olmadığını, hiç tanımadığınız insanlarla selamlaşıp bayramlaşırken daha yakından kavrıyorsunuz. Bayram namazı için Nemėžis’teki mescide toplanan kadınlı erkekli Tatarlar namaz sonrasında mescidin önünde bayramlaşıyorlar. Aradaki selamlaşma birlikte olmanın sevincini sanki her yere ulaştırıyor. Bayramlaşırken yanlarında getirdikleri çikolata- şekerleri birbirlerine ikram ediyorlar. Buna “sadaka” diyorlar.

Ramazan bayramının fıtr bayramı olarak anılışının bir uzantısı olabilir. Bayramlaşma için mescide çevre köylerden, Vilnius merkezinden de geliyorlar. Nemėžis’teki mescide gelmeyenler Vilnius’ta Tatarların yoğun olarak ikamet ettikleri diğer köy olan Kırk Tatar Köyü’ne gidiyorlar. Bayramlaşmanın ardından mescidin çevresinde bulunan yakınlarına ait mezarları ziyaret edip ellerindeki hamail kitaplarından dualar okuyorlar. Dua ederken eğilip bir elleriyle mezara dokunmaları dikkat çekici. Mescitteki bayramlaşma sonrasında evlerine dönüp kendilerine özgü yemeklerden oluşan mükellef sofralar kurarak aile yakınlarıyla birlikte bayramı, birlikteliğin ellerinde kalmış sayılı imkanlarından biri olarak kutluyorlar.

Vakti sadakat, nefesi emanet olarak taşıyanlara aşk olsun demekten “öteye” bir cümle yaklaşabildikse: Bayram ne güzel kelime!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.