Kıbrıs için "zorlu" sınav

 Ana gündem maddesinin garantiler ve güvenlik olarak belirlendiği ve tarafların duruşlarının Eide'nin hazırladığı "kılavuz belgede" toparlanan 5'li zirveden herhangi bir anlaşmanın çıkmasını beklemiyorum. Ucu açık görüşmelerin, Güney Kıbrıs'ta yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimi, Türkiye ve Yunanistan arasında yeniden tesis edilmeye çalışılan iş birliği, AB müzakere süreci ile bölgemizdeki önemli ve hassas dengeler, emperyalist baskılar müzakerelerin başarısızlığının ilan edilerek bir tarafın (yani uzlaşmaz ve aşırı talepkâr olan Rum tarafının) suçlanmasını önlemeye yeterli nedenlerdir.

Tahminim, müzakerelerden herhangi bir sonuç alınamamasına rağmen herhangi bir taraf suçlanmayacak ve müzakere süreci ileri bir zamana ertelenecektir.

Düşüncem Crans Montana'nın bir "Son Konferans" olmayacağı yönündedir. Olan yine Kıbrıs Türküne olacaktır. Uzadıkça uzayan müzakere sürecinin, ileriye dönük belirsizliğin insanımız üzerinde yarattığı psikolojik olumsuzluklar devam edecektir. Verimsizlik, bıkkınlık, gelecek endişesi, mutsuzluk, huzursuzluk artık zor iyileştirilebilir bir hastalık halini almıştır. Bitmek tükenmek bilmeyen müzakere süreçlerinden Kıbrıs Türkü olumsuz etkilenmektedir ve bu maskaralığa artık bir son verilmelidir. Rum-Yunan ikilisinin isteklerini yerine getireceğiz diye yıllardır masa başında zaman kaybedilmektedir. Enerjimizi KKTC'nin tanınması, kalkınması için harcamamız en doğru yol olacaktır.
***
Rum-Yunan, Crans Montana'ya Türkiye'nin Kıbrıs'ın tamamı üzerindeki garantörlük hakkını kaldırmak veya sulandırmak için gelecektir. Bu konu gizli değildir ve Türk tarafının şu veya bu şekilde tavizkar tutumu sonumuzu getirecektir. Bu kritik süreçte bazı tarihsel tespitlerle, karşı karşıya bulunduğumuz tehlikenin boyutunu siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum.
Zürih ve Londra Antlaşmaları'nın imzalanmasının ardından Türkiye Dışişleri Bakanı rahmetli Fatin Rüştü Zorlu imzalanan antlaşmalar hakkında 28 Şubat 1959'da TBMM'ye bilgi vermiş; hükümetinin bir zaferi olarak nitelendirdiği bu sonuca gelene kadar olan süreci uzunca bir konuşma ile açıklamıştı.
Zorlu, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin çıkarlarının layığı ile korunması için gerçekleşmesi gerekli üç önemli koşulu şu şekilde sıralamıştı: Birincisi Kıbrıs'ın hiçbir zaman diğer yabancı bir devlete ilhak edilmemesi; ikinci konu, Kıbrıs'taki Türk Cemaati'nin gelişmesinin önlenmemesi ve onun Ada'da bir azınlık muamelesine tabi tutulmaması; üçüncü konu ise, Ada'nın Türkiye'nin emniyeti için arz ettiği büyük önemi dikkate alınarak Ada'nın savunmasının sağlanması ve savunmaya Türkiye'nin katılımı. Rahmetli Zorlu'nun 1958 yılında yaptığı uyarı bugün de geçerlidir.

Türkiye'nin garantörlüğü sadece Kıbrıs Türkleri için değil; Türkiye'nin kendi emniyeti için de gereklidir. Diğer taraftan Zorlu ile anlaşmanın müzakerelerini yürüten Yunan Dışişleri Bakanı Evangelos Averof ise Yunan Meclisi'nde yaptığı ve anlaşmaları savunduğu, Zorlu gibi zafer olarak nitelediği konuşmasında, imzalanan anlaşmaların Taksim'i önlediğini ve Enosis'in önünü açtığını bildiriyordu. Eli kanlı Makarios da aynı yönde açıklamalarda bulunmuş, zafer yani Enosis gerçekleşene kadar mücadelelerinin süreceğini açıklamıştı.
***
Bir kez daha tekrarlamamda sakınca yoktur. Anastasiadis dahil tüm Rum-Yunan liderliği Enosis peşindedir. Enosis'in önündeki en büyük engel Türkiye'nin adadaki varlığıdır. Rumun Enosis'in önünü tıkayacak herhangi bir anlaşmayı imzalaması mümkün değildir. Yunan Başbakan Çipras'ın AB zirvesi için gittiği Brüksel'de Anastasiadis ile yaptığı görüşmeden sonra yaptığı açıklama da ayrıca önemlidir.
Çipras, AB'nin Yunanistan ile Kıbrıs'ın, modası geçmiş güvenlik ve garantiler sisteminin kaldırılması aynı zamanda Türk askeri birliklerinin adadan ayrılması konusundaki haklı talebini desteklemekle yükümlü olduğunu vurgulamış ve Kıbrıs sorununda hiçbir zaman bu kadar müttefikleri olmadığını sözlerine eklemiştir. Türkiye'yi, Kıbrıs üzerinden cezalandırmak ve tavize zorlamak isteyen emperyalist güçlerin, Haçlı güçlerinin, Crans Montana'daki oyunlarına karşı Türk tarafı olarak kararlı bir duruş sergilememiz kaçınılmazdır. Özellikle garantörlük konusunda herhangi bir taviz millî davamıza, Kıbrıs Türküne ve Türk Milletine telafisi zor olacak zarar vermeye yetecektir.

Bu "zorlu" süreci rahmetli Zorlu'nun da vurguladığı hususları dikkate alarak atlatmamız şarttır.
Yıllar önce, hayret edilecek bir rastlantı ile, 8 Haziran 2003'te rahmetli Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf Denktaş, şimdiki KKTC Dışişleri Bakanımız Tahsin Ertuğruloğlu ve birçok diplomat ve devlet yöneticimizle, içinde benim bulunduğum heyetle Crans Montana Forumu'na katılmıştık. Forumda dünyanın birçok ülkesinden gelen devlet adamlarına KKTC ve Kıbrıs Türkünün haklı mücadelesi anlatılmış ve çok iyi bir sınav vermiştik. Umarım aradan geçen tamı tamına 14 yıl sonra bizi bugün Crans Montana'da temsil eden heyetimiz rahmetli Zorlu ve rahmetli Denktaş'ın mücadele ruhu ve azmiyle bu sınavdan başları dik olarak çıkabilir, hayati bir hatanın müsebbibi olmazlar.

HÜSEYİN MACİT

YENİÇAĞ
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.