İran ve İran’da Yaşayan Aleviler

Etnik ve kültürel sorunların giderek arttığı dünyamızda azınlıklar ve azınlıkların korunması ile ilgili konular daha fazla önem kazanmış ve uluslararası gündemin en önemli konularından birisi haline gelmiştir. Tarih içerisinde, devletlerin ülkelerindeki farklı etnik, dilsel ve dinsel grupları bir arada tutmaya yönelik, ekseriyetle, başvurdukları tek bir kimlik temelli asimilasyon politikaları da bu süreçten etkilenmiştir.  Küreselleşmenin, yerel kimlikleri ön plana çıkartması ve çeşitli özellikleriyle bulundukları toplumların genelinden farklılık arz eden grupların kimliklerini korumaya yönelik mücadelelerinde, hem içeriden hem de dışarıdan, eskisinden daha fazla destek görmeleri gerçeği çerçevesinde bu politikalar terk edilmeye başlanmıştır.

Bu doğrultuda 1924’ten itibaren ülkesinde Şia ve Fars kültürü temelli bir “İranlılaştırma” politikası izlediği düşünülen İran’ın, asimilasyon politikasından bugün de vazgeçmeyen dünyadaki sayılı ülkelerden birisi olduğu iddia edilmektedir. Ancak ülkede son yıllarda görülen etnik temelli huzursuzluklar, sahte/yapay bir “İranlılık” kimliği üzerine oturtulan söz konusu politikanın, ülkedeki azınlıkların farklı kimliklerini yok edemediğini ve tam tersi şekilde bunların daha da güçlenmesine yol açtığını söylememiz mümkündür.

Ehl-i Hak Vakfı (İran Alevileri Vakfı) mensubu bir Azeri Türk’ü olan Gurban Azimi, Amerikanın Sesi (VOA) adlı siteye verdiği demeçte İran Yönetiminin, kendi kontrolündeki medya kuruluşları ve mollaların eliyle yalan bilgiler yayarak İran toplumunu, İran’daki Alevilere karşı tahrik ettiğini ve Alevileri İran’da yalnızlaştırma politikası takip ettiğini iddia ediyor. [1]

Azimi, İran Azerbaycan’ı ve İran’ın diğer bölgelerinde yaşayan Alevi Türklerin sosyal hayatlarında İran toplumu ve hükümeti tarafından baskı altına alındığını belirtiyor.

İnsan hakları kuruluşlarının da İran’da Şia ve Fars olmayan grupların daha fazla ayrımcılıkla karşı karşıya kaldıklarını belirttiğini hatırlatan Azimi,  Şia olmayan Türklerin İran’da kendi dillerinde eğitim almak gibi kültürel haklarının olmadığını, mezhep bakımından da zulüm ve baskıya uğradıklarının altını çiziyor.

Azimi’ye göre İran Azerbaycanı’nda yaşayan Türklerin büyük bir kısmının Şii mezhebinden olmasıyla beraber, diğer inançlara sahip gruplar, Aleviler ve Sünnilerin sayısı da azımsanmayacak orandadır.  Güneyde yaşayan en kalabalık azınlık grup ise Ehl-i Hak adındaki Alevilerdir. Gurban Azimiye göre, İranlı Alevi Türkler, İran’da en büyük dini azınlık grubunu teşkil ediyor.

Alevi Türkler Doğu ve Batı Azerbaycan, Zencan, Gezvin ve Hamedan gibi Azerbaycan eyaletlerine ilaveten, Tahran, Horasan ve Kürdistan eyaletlerinde de yaşıyorlar. Doğu Azerbaycan eyaletinde İlhıçı şehrinin büyük kısmını Ehl-i Hak Alevileri oluşturuyor.

İran anayasasında İslam Dini ve Şii mezhebi resmi din ve mezhep olarak yasalaşmıştır. Anayasada bazı dini azınlıkları;  Sünni ve Hıristiyanların hukuklarının korunması ile ilgili yasalar bulunsa da, pratikte bu gruplara karşı da ayrımcılık yapıldığını düşünen Azimi, İran Anayasasında Alevilerin isminin geçmediğini, İran’da yaşayan Alevilerin bir grup olarak bile tanınmadığını ve kendi ibadetlerini yerine getirme hususunda her türlü zorlukla karşı karşıya olduklarını belirtiyor.

Ayrıca hem önceki hem de mevcut İran yönetiminin, İran’da yaşayan Alevi Türklerinin tüm yaşam alanlarını kısıtladığını ve resmi basın, TV, gazete ve kitaplar vasıtasıyla Şii toplumunu Alevilere karşı tahrik ettiği belirtiliyor.

Gurban Azimi son olarak, İran yönetimi tarafından İran’lı Alevi Türklerinin ibadethanelerine yönelik uyguladığı baskıcı politikayı da eleştiriyor ve Alevi Türklerinin İran adli makamları tarafından maruz bırakıldıkları ayrımcılığa dikkat çekiyor. 2004 yılında Batı Azerbaycan eyaletinde Goşaçay şehrinin Üçtepe köyünde İran Silahlı Kuvvetleri tarafından öldürüldüğünü kalanlarının hapse atılıp 2009 yılında idam edildiğini belirten Azimi,  18 yıllık hapis müddetlerini sürgünde geçiren Sehend Ali Muhammedi, Bahşeli Muhammedi ve İbadullah Gasımzade ve Urumiye hapishanesinde tutuklu bulunan Yunus Ağayan’ın idamının onandığını belirtiyor. Azimi ayrıca 2013 yılında Muhammed Gamberi, Hasan Rızavi ve Nikmerd Tahiri adındaki Alevi Türklerinin İran Yönetimini protesto etmek amacıyla kendilerini yaktıklarını belirtiyor.

Sonuç olarak, İran’ın kendi ülkesindeki etnik veya dini gruplara baskı uygulamakla beraber komşularının etnik veya dinsel sorunlarına da müdahale etmekten çekinmediği düşünülmektedir. Geçmişten günümüze kadar Türkiye’deki Alevi vatandaşlara tarihsel ve kültürel bağlar iddiasıyla büyük ilgi gösteren ve her fırsatı değerlendirmeye çalıştığı düşünülen İran’ın, kendi bünyesinde bulunan ve Ehl-i Hak diye adlandırılan kendi alevi vatandaşlarına baskı ve asimilasyon politikası uygulaması dikkat çekicidir. [2]

 

Cemalettin Taşken

http://www.ankarastrateji.org/haber/iran-ve-iran-da-yasayan-aleviler-1075/




[2] http://www.haber3.com/alevi-dedeleri-irana-goturduler-haberi-2034382h.htm

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.