Azerbeycan\'da hangi cemaat daha güçlü

Cemaatlerin Azerbaycan’ın laik devlet sistemine tehdit oluşruması söz konusu olamaz’ diyen Göyüşov'un Odatv'ye verdiği röportaj şöyle:

Azerbaycan’da dinler ve cemaatlerle ilgili durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tarihsel açıdan baktığımızda Azerbaycan’ın çeşitli dinlere ve tarikatlara kucak açıp yaşattığı bir bölge olduğu gerçeğini görmekteyiz. Bildiğimiz üzere 19. Yüzyılın ortalarından itibaren aydınlarımız ‘laiklik’ ilkelerinin toplumumuzda yerleşmesi için çalışmalar yapmış, sosyalist devriminden sonra ise ‘Mücadeleci Allahsızlık’ ilkesinin uygulamaya konmasıyla birlikte dini kuralların toplum yaşamından büyük ölçüde dışlanması süreci yaşanmıştır.Toplumun dini bilgilerden bilinçli olarak uzak tutulmasını sosyalist devrimi takip eden ilk 20 yılda daha çok görmekteyiz. Sosyalist sistemin çöküşü toplumun nostalji duyduğu bazı diğer toplumsal öğeler gibi din kurallarının da yeniden günlük yaşamın parçasına çevrilmesini hızlandırmıştır. Süreç yaşanırken iç dinamitlerin zayıflığı dış faktörlerin faallaşmasına zemin yaratmıştır.Hatta din konularında farklı ülkelere mahsus olan cemaatlarin vermiş olduğu eğitim gençlerimizin önemli bir kısmını kendi öz kimliğinden ayırarak kendi bünyesine katabilmiştir. Konuya bu açıdan bakış sosyalizmden çıkmış ve okuma-yazma oranı yaklaşık %98 olan bir ülkenin hızla dinin ve dış kaynaklı cemaatlerin kucağına düşmesi gibi bir durumu ortaya çıkarıyor. İşte bu yeni kimlikle ‘Allahsız sosyalizm’den çıkmış eski kimlik veya dine inanan fakat laik yaşam tarzını benimseyen kimlik arasında ideolojik çatışmaların yaşanmasını da kaçınılmaz kılıyor. Öte yandan ülkemizde ortaya çıkmış ve dini kendileri için daha ağırlıklı biçimde referans alan yeni kimlikler de kendi aralarında çatışmalar yaşamaktadırlar.

-İstanbul’un Gezi parkında geçen Mayıs ayı sonunda başlamış olayların dalga-dalga Türkiye’ye yayıldığını gördük.Süreç içinde kim kazançlı çıktı: Gezi olaylarını hatta ölümlere sebebiyet vererek bastırmaya çalışan iktidar mı,yoksa demokratik hak ve özgürlüklerin alanını genişletmek için mücadele veren insanlar mı?

-Konuya geniş açıdan baktığımızda özgürlük alanının kıstlanmasına karşı mücadele veren insanların bu süreçten zaferle çıktığını söylemeliyiz.İktidar bu süreçi doğru okumayıp da Gezi’ye katılanlara karşı baskı enstrümanları kullanmaya devam ederse,bundan kendisi zararlı çıkacaktır ve yeni ‘Gezi’ler olacaktır diye düşünüyorum. Bana göre bu süreçte Erdoğan hükümetinin izleyeceği tek yol demokrasi mücadelesi veren insanların hassaslığına kulak vermek ve onların haklı taleplerine karşı polis ve yargı mekanizmalarını işletmemektir.

-19.yüzyıldan bu yana emperyalizmin islam mezhep ve tarikatları arasında çatışmalar çıkardığı sır değildir.Bu gün Orta Doğu’da yaşanan süreçte de emperyalizmin sünni-şia çatışması yaratma planının devrede olduğunu görmekteyiz.Bizim ülkemizde de mezhep ve tarikat çatışmaları söz konusu olabilir mi sizce?

-19.yüzyılda bizim ulusal kimliğimizin biçimlenme süreci başlarken laiklik o hamura karıştırılmış baharatlardan bir tanesi olmuştu.Şialık ve sünniliğin daha fazla kaynayıp karışması ve birarada yaşaya bilmesi için o dönemdeki entelijensiyamızın ciddi efor sarfetttiğini görmekteyiz. Hatta bu topraklarda şia ve sünni kelimelerinin kullanılması bile ayıp sayılmıştı. Sovyetlerin dağılmasından sonra toplum din bilgisini derinleştirdikçe şia ve sünni kavramlarının yeniden faal duruma geçtiğini görüyoruz. Fakat bir az önce zikrettiğimi gibi ülkemizde güçlü laisizm ve kültür geleneği mezhepler arasındaki dini duyguların aşırılığa kaçmasını önlediği gibi otomatikman mezhep çatışması kuşkularının önüne de güçlü set çekmiş oluyor.

-Eğitim kurumlarına başörtüsüyle girilmesini ülkemiz için ne derecede makbul sayıyorsunuz?

-İnsanların geyim-kuşam tarzlarıyla uğraşmak insan haklarına aykırı bir durumdur. Eğitim kurumuna da istediği her hangi yere de baş örtüsüyle girmek insanların en doğal hakkıdır. Fakat burada dini özgürlükler ve insanın yetişkinlik yaşıyla ilgili ciddi çelişkliler bulunmaktadır. Bu çelişkiye deyinelim. Başörtüsünün islamda yetişkinlik çağıyla ilişkili bir konu olduğunu biliyoruz. Şöyle ki,islam dininin yorumladığı yetişkinlik yaşı hadisesiyle laik sistemlerin savunduğu yaş haddi arasında derin çelişki mevcut olup,islam dininin savunduğu yetişkinlik yaşı çok düşüktür. Çelişki her şeyden önce buradan kaynaklanıyor ve bunun orta yolunu bulmak gerekmektedir. İslam şeriatının biçimlenmesindeki hızlılık ve hoşgörü ilkelerinin tartışmalı konulara çözüm bulunmasına önemli katkısı olacağına inanıyorum.Yüksek eğitim kurumlarında başörtüsü olayıyla ilgili bir sıkıntı bulunmamaktadır,yetişkinlik yaşına ermiş her kesin istediği gibi geyinme ve istediği dini törene katılma hakkı vardır.Konuyu ortaokul ve lise çerçevesinde çözüme kavurşturmak gerektiğine inanıyorum. 

- Türkiye’nin bu günkü yönetiminde Gülen cemaatinin güçlü rolü olduğunu iddia edenler az değildir. Hatta Başbakan Erdoğan’ın büyük ölçüde Fethullah Gülen’in etkisi altında olduğu söylenmektedir. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

-     Erdoğan’ın dinci bir müslüman olmasına kuşku yoktur,onun islamcı siyasetçi olduğu da kesindir.İnandığı din ilkelerini politik çıkarları için kullanmasının onun uzun süreden beri iktidarda kalmasında önemli etkisi olduğu da kimse için sır değildir. Fakat Erdoğan, Gülen cemaatine bağlı birisi değildir,bunu her kes söylüyor.

- Sizce Azerbaycan’ın devlet kurumlarında çalışan Nur cemaati mensubunun sayısı fazla mıdır? Bu durum laik devletimizin bekası açısından gelecek için sıkıntı oluşturur mu?

-     Olmaları mümkündür, anormal bir durum değildir. Devlet yönetiminde ve siyasette dinin rolünü artırmak gibi bir düşünceleri ola bilir mi? Olabilir, çünkü bu dini inancın en önemli parçalarından bir tanesidir. Bunu becere bilirler mi? Hayır,nedenlerini daha önce izah ettim.Genelde ben dini düşünceleri Azerbaycan devletinin bekası için tehlikeli bir durum olarak görmüyorum.Zira dini özgürlükler laik sistemlerin önemli ilkelerinden birisidir.Tehlike aşırı dincilik olabilir,din değil.Laik sistemi değiştirme düşüncesi Nurculuk tarikatının da dünyaya bakışında mutlaka olacaktır,zira dinin en önemli ilkelerinden bir tanesi budur.Fakat onların düşüncelerinin Azerbaycan’ın laik sistemi için tehlike arz edeceğine inanmıyorum.Bunun en önemli nedeni bizim güçlü kültür geleneği üzerine inşa ettiğimiz laik devlet yapımız,öteki nedeni ise ülkemizdeki müslümanların çoğunluğunun şia mezhebinden olmasıdır.

-  Azerbaycan’da genel anlamıyla Nurculuk mu daha etkindir yoksa cemaatin bu günkü lideri Fethullah Gülen’in görüşleri mi daha çok kabul görüyor?

-Nur cemaatinin Gülen cenahının daha güçlü olduğuna inanıyorum.

- Cemaatin Azerbaycan’daki en güçlü eğitim kurumu sayılan Kafkas üniversitesinin diplomasının denkliği eskiden Türkiye’de YÖK tarafından kabul edilmiyordu. Bu durum değişti mi? Bir bilim adamı olarak cemaatlerin kontrolü altında bulunan okullarla ilgili düşüncenizi sora bilir miyim?

-Sorunuzun birinci kısmıyla ilgili bilgili değilim. Dini cemaatlerin okullar kurmasını ise olumsuz değerlendirmiyorum. Avrupa’daki okulların önemli kısmını kiliseler kurmuştur. Önemli olan eğitim kalitesidir,eğitim kurumunu din adamının yaratması ise sorun teşkil etmiyor. Sorun okulların faaliyeti için adil rekabet ortamının yaratılmamasıdır. Bizim iktidarımız kendine yakın bildiği şahıslara okul açma izni verdiği için adalet ilkelerini işin başından çiğnemiş oluyor. Örneğin,Azerbaycan’da benim gibi bağımsız düşünen insanlara okul açma fırsatı tanınmıyor. Rekabet olmadan nasıl gelişeceğimizi ise anlayamıyorum.Cemaatin Kafkas üniversitesi ise dünya standartlarında olmasa da Azerbaycan’ın bu günkü eğitim kurumları içerisinde kaliteli sayılacak bir yüksek öğretim kurumudur. Cemaatin olduğu bilinen Çağ liselerinden mezun olanlar ise dünyanın önemli yüksek eğitim kurumlarında yüksek eğitim hakkı kazanmaktadırlar. Çağ eğitim kurumları ilkokula en iyi çocukları seçerek alıyor,en iyileri seçerseniz sonucundan iyi olacağına emin olabilirsiniz.

-Konumuzla alakadar olmasa da son soru olarak şunu soracağım: İran Azerbaycan’ında en basit insan haklarından yoksun bırakılmış 30 milyon Azerbaycan Türk’ü vardır.Fakat Türk medyası İran Azerbaycan’nındaki kardeşlerimize ilgi göstermiyor.Bununla ilgili ne söylemek isterdiniz?

-İran kendi içinde demokrasi konularını çözmeye ciddi yaklaşmazsa, oradaki Azerbaycan bölgelerinin hak mücadelesinin yükselen grafiğini önleyemez.Ülke nüfusunun yarısını Azerbaycan Türkleri oluşturuyorsa, İran’ın federatif bir yapıya kavuşmasından başka çare bulunmamaktadır.O coğrafyada asırlarca Azerbaycan Türklerinin devletler yönettiği gerçeğini de unutmamalıyız.

Röportaj: Günay Arda

Odatv.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.