“ Tebeddül-ü esma ile hakikat tebeddül etmez ” diye bir kural vardır. Yani bir şeyin adını değiştirerek, gerçeği değiştiremezsiniz. Ermeni diasporası, tehcire, soykırım demeyle, soykırım olmaz. Soykırım olması için milletlerin mazisine ve sabıkasına bakılır. 10. Asırdan sonra Anadolu’ya gelen Türk akınları ile, 1071’de varlığımızı kabul ettirdiğimiz yıllardan itibaren, bu coğrafyada kurulmuş bütün Türk devletleri bünyesinde yaşayan, Ermeni, Rum vb milletler, Hristiyan veya Yahudi bütün dinler, mezhepler, en huzurlu ve emniyetli dönemlerini yaşamıştır. Bu huzurdan sadece gayr-i Müslimler değil, Müslüman Araplar da nasibini almıştır. Bugün Ortadoğu, Balkanlar veya Afrika coğrafyasında yaşanan kan, gözyaşı ve fitnelere bakacak olursak, Türk devletlerinin hakim olmadığı zamanlar neler olabileceğine, ve Türklerin soykırım gibi insanlık tarihinin en yüz kızartıcı, en zalim hadiselerinden ne kadar uzak olduğunun delilidir.

93 harbi sonrası (1877- 1878) tarihin en ağır mağlubiyetini yaşayan Osmanlı için tehlike çanları çalmaya başlamıştı. Rusya ve İngiltere bu savaştan sonra Osmanlı’nın elveda etmekte olduğunu gördü ve politikasında değişikliğe gitti. Osmanlı’nın yumuşak karnı olana Ermenileri kaşımaya başladı. Ermeniler, sosyal, ekonomik, dini ve kültürel olarak en rahat günlerini yaşadıkları Osmanlı devletine isyan ederken, İngiltere ve Rusya için kendi huzurunu bozuyordu. Hiçbir süper güç, başkaları için rahatını bozmaz. Ama Ermeniler bu oyunun farkında değillerdi.

Ermeniler ve Türkler arasındaki ilk şiddetli olay 1890’da Erzurum ve İstanbul’da yaşandı. Kumkapı Hınçak Partisi, Ermeni halkını kışkırtıp sokağa döktü. Türk ve Ermenilerin birbirine girdiği bu sokak olaylarında iki taraftan toplam 12 kişi öldü. Bu olay Avrupa basınında katliam olarak yazıldı günlerce. Osmanlı’yı parçalamak ve bölmek için düğmeye basılmıştı. Devrin padişahı, büyük dahi Sultan II. Abdulhamid, bu meselede bugün dahi Türkiye’nin eline bağlayan bir karara imza attı. Olaylara karışan ve tutuklanan Ermeni partizanlar hakkında genel af çıkardı. Belki o dönemde Avrupa’nın tepkisini azaltmaya yönelikti, ama düşündüğü gibi olmadı. Aç canavara muhabbet, iştahını arttırmıştı. Padişah affettiği eşkıya ruhlu bir takım Ermeni taşnaklardan mükafatını bombalı suikastle aldı! Devleti bölmeye yönelik olayları çıkaranları affetmek, asileri ödüllendirip cesaretlendirmekten başka işe yaramaz. İsyan edenlere taviz vererek anacak yangına benzin dökmüş olursunuz.  Genel af Ermeni taşnak ve hınçakları daha da şımartmış, Avrupa basını Ermenileri daha da coşturmuştur.

Balkan hezimeti sonrası, çok geçmeden I.Cihan Harbi’ne giren Osmanlı Devleti, cephelerde düşmanla yaka paça olurken, Anadolu’da halkın emniyetini sağlamakta zorlanıyordu. 15 yaşında çocukların cephelere sevk edildiği çok zor dönemler yaşanıyordu. Ermeniler taşnakçılar insanlığa yakışmayan kalleşlikle, asırlardır hep iyilik gördüğü Müslüman Türkler’i vahşice katletmeye başladı. Talat Paşa’nın defalarca uyarı ve ikazlarına rağmen, saldırı, tecavüz ve kundaklamanın sonu gelmiyordu. Son dönemlerde, ermeni gençler askerlikten kaçıp, Rusya’ya gidiyor, çeteleşip, dönüp Anadolu’daki savunmasız Müslüman Türklerin evlerini yakıyor, akıl almaz işkencelerle öldürüyorlardı. Osmanlı’ya isyan etmek istemeyen, masum Ermeni vatandaşlar da tehditlerle korkutuluyor, tehditlere uymayanlar da cezalandırılıyordu. Anadolu halkının güvenliği için son çare olarak, güvenlik ve mal varlıklarını muhafaza etmek şartıyla tehcire karar verildi. ABD Mersin Konsolosu E. Natan, 30 Ağustos 1915’te Büyükelçi Morgenthau’ya gönderdiği  raporda şunları yazıyor: “ Tarsus’tan Adana’ya kadar bütün istasyonlar Ermenilerle dolu. Kalabalık ve izdihama rağmen, Türk hükümeti işi çok güzel organize etmiş. Kimse mağdur olmuyor.” Tehcir esnasında, tabiî ki saldırılara ve hastalıklara maruz kalındı. Ama unutmayın, Osmanlı, Ermenileri yumuşak döşeklerinden alıp, tehcir etmedi. Kendi halkını koruma adına, uslanmak bilmeyenleri Anadolu dışına, organize olmamaları için zorunlu iskana sevketti. Gözden kaçan bir husus var. Savaş sonrası Ermenilerin zuluüm yaptığı köylerdeki  Müslüman gençler, evlerine döndüklerinde, anne, baba, hanım, kardeş, evlat ve akrabalarının uğradığı zulmün hesabını  mutlaka intikam hırsıyla sormak isterdi. Tehcir olmasaydı, Ermeniler kalsaydı, I.Cihan Harbi sonrası ve Milli Mücadele yıllarında, toparlanan, kendine gelen halkın intikam duygusunu, yeni kurulan hükümetin kontrol etmesi mümkün olamazdı. Çünkü her Müslüman Türk’ün evinde hemen hemen bir Ermeniler tarafından zulme uğramış bir yara ve öfke  vardı. Bu tehcir, Ermeniler için rahmet olmuştur. Biraz düşünseler, aslında Tehcir’le varlıklarını muhafaza etmişlerdir.

Uçamayan kuşlara vakıflar kuran, hak ve adalet adına daima mağdur ve mazlumların yanında yer alan bir milletin soykırımla işi olmaz. Mazim, istikbalime şahittir. Ecdadımın yüzümü kızartacak zerrece hadisesi yoktur.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.