Ne oldu da işler bu hale geldi?

Ne oldu da basit bir parti kongresi, demokrasinin gerekleri, hukukun tarafsızlığı ilkesi yok sayılarak ülke meselesi haline geldi?

Ne oldu da MHP’de taban kongre isterken, Türkiye’de bir saatte Başbakan Başbakanlıktan oldu ve AKP apar topar kongre yapıp, demokrasi şöleni diye sundu?

Çünkü Suskunluk Sarmalında büyük bir çatlak oluştu!

İletişimde bir kuram vardır: E. Noelle Neuman’ın Suskunluk Sarmalı Kuramı.

Özetle bu kurama göre, insanlar yalnız kalmaktan kaçarlar o nedenle çevreleriyle uyum içinde ve onay alarak hayatlarına devam etmeye gayret ederler. Bu da herhangi bir görüş benimsendiğinde, onu açık bir şekilde dile getirmek için genel kabul durumuna bakıldığı anlamına gelir. Eğer benimsediği görüş tek başına savunmak zorunda kalmayacağı, yalnız kalmasına sebebiyet vermeyecek bir görüşse onu dile getirir; aksi durumda SUSMAYI tercih eder. Bireylerin bu davranışında belirleyici unsurlardan biri –hatta en etkilisi- kitle iletişim araçlarıdır. Çünkü bireyler görüşlerinin ne kadar geçerli olup olmadığını tespit etmek için kitle iletişim araçlarında verilen bilgilerle kıyaslayıp, o araçlardan verilenleri bir ölçüt olarak kullanırlar. Haberlerin veriliş şeklinden, ekranlara çıkarılan uzmanlara kadar her şey bu sistemin bir parçasıdır. Dolayısıyla kitle iletişim araçlarına hâkim olan yapı kendi görüşlerini baskın ve hatta doğru görüş olarak sunar. Aksi görüşlere ya hiç yer verilmez ya da çok cüzi bir yer ayrılır, o da o görüşün ne kadar cılız olduğunu oluşturulan bir “sahne” içinde göstermek için. Sonuç olarak kitle iletişim araçlarının bu etkisi hâkim görüş olarak sunulan görüş karşısında dışlanmamak, yalnız kalmamak vs sebeplerle bireylerde suskunluğa sebebiyet verir. En basit ifadesiyle kişi kendi kendine “sanırım yanılıyorum” deyip susmayı tercih eder. Bu durum bütün bir toplumda “suskunluk sarmalı” meydana getirir ve sarmal oluşup insanlar sessiz kaldıkça kitle iletişim araçlarının doğruluğu ve baskınlığı artar. Dolayısıyla o araçlara sahip olanların da... Sonuç olarak egemen bir azınlığın görüşü genelin görüşüymüş gibi sunulacak ve egemen azınlık geneli “susturarak” etkisi altında tutmaya devam edecektir. Yani azınlığın çoğunluğa tahakkümüne dönüşecektir…

Şimdi bu çerçevede baktığımızda AKP’nin 14 yıldır, kararlı medya duruşu ve bu medya üzerinden gündemi nasıl belirlediği ve insanların her koşulda neden tepkisiz kaldığı daha iyi anlaşılacaktır.

Yine bu çerçevede bakıldığında, AKP’nin Devlet Bey için “yavru muhalefet” demesine rağmen, ara ara yaptığı “devlet adamıdır” övgüsü ve bunun hem MHP içinde hem de MHP dışında nasıl bir sessizlik ve hareketsizlikle neticelendiği daha iyi anlaşılacaktır.

Suskunluk sarmalı kuramının hem MHP içinde hem de son 14 yıldır Türkiye’de ne kadar başarılı uygulandığı net olarak ortadır…

Şimdi gelelim işler son birkaç ayda neden bu hale geldi meselesine…

Efendim sarmal önce MHP’de kırıldı! 1 Kasım seçimleri sonrası “Bilge Liderin vardır elbet bir bildiği, sanırım ben yanılıyorum” diye susan milliyetçiler, “arkadaş bu işte bir yanlışlık var” diye sesli düşündüler ve sarmalda ilk gedik açıldı. Sonra bu sesli düşünenlerin sayısının tabanın çoğunluğu ve sadece imza veren delege bazında 500ün üzerinde olduğu anlaşılınca, gedik bildiğiniz çatlağa

dönüştü. Sonra MHP yönetiminin kongre taleplerinde direnmesi, bu dirence de iktidarın elinde tuttuğu güçlerle destek vermesi insanların “açık hava toplantılarında” dertlerini anlatmalarına neden oldu. Çünkü sarmalın bir gereği olarak medya kanalları hâkimlerin elindeydi, muhaliflere kendilerini ifade etmek için meydanlar kalmıştı. İşte asıl çatlağın büyüme sebebi de bu oldu… Meydanlar dolmaya başlayınca, bu doluluk sosyal medyadan bir destek hareketine döndü. Öyle bir hale geldi ki konu MHP’nin meselesi olmaktan çıktı ülkedeki bütün “suskunların” meselesi haline geldi!

Sarmaldaki çatlak büyüdükçe farklı kurumlar farklı görüşler aynı şeyi söylemekle kalmadı, iftiralar havada uçuştu. Normal koşullarda hâkim medyadan verilen ve etkili olan “paralel” mesajı tutmadı! İnsanlar tekrar susup riayet etmedi… İşte bu nokta ülkede Başbakan değişikliğine gidişi hızlandırmakla kalmadı, bu gücü tesis eden liderin de yeniden meydanlara inmesi, ekranlarda sürekli konuşmasına neden oldu. Sonuç olarak yaratılan suskunluk sarmalında büyük bir çatlak oluştu ve engellenemezse mevcut sisteme karşı en büyük tehlike bu olacak, bütün direncin sebebi bu!

Yine Neuman’ın Suskunluk Sarmalı Kuramına göre, oluşan iç karartıcı tablo içerisinde toplumda değişimi sağlayabilecek olan kişiler, yalnız kalmakta,n başka bir ifadeyle dışlanmaktan korkmayan ya da ne olursa olsun bu riski göze alabilenlerdir ve onlar geleceğin belirleyicisidir! İşte bu son nokta da neden Meral Akşener üzerine ısrarla gidildiğini, tek aday olmamasına rağmen eleştirilen, saldırılan tek aday olduğunu gösteren noktadır.

Korkmuyor, vazgeçmiyor ve her geçen gün meydanlarda insanların suskunluklarını bozmasına neden oluyor...

Suskunluk Sarmalı oluşturmanın bir neticesi olarak, insanların söylemekten çekindikleri “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünün, meydanlarla yüksek sesle söylenmesi, egemenler açısından tehdidi daha da büyük kılıyor...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.