Kulüpler borç batağında

Gerçi, ‘İmparator’ lakaplı deneyimli hocanın bu ilk şikayeti değil, geldiğinden bu yana benzer sözler ediyor. Zaten Terim’in açıklamaları sır da sayılmaz.

Kulübün futbolcuların maaşları ve transfer ücretlerini bir süredir ödenemediği biliniyor.

Hatta kulüpteki mali kriz o kadar dillere düştü ki, taraftarların sırf kulübe yardım olsun diye Galatasaray Store’lardan alışveriş kampanyaları düzenlediği, orta sahadaki dinamik oyuncusu Ndiaye’nin diğer futbolculara para verilebilmesi için, takımın ihtiyacı olduğu halde İngiliz Stoke City’ye satılması da hemen her gün medyada yer buluyor.

Ancak bütün bunlar olurken, Cimbom’un daha geçen Kasım ayında açıklanan bilançosuna göre kasasında 55 milyon lira nakit para durması da ayrı bir enteresanlık. İnsan bu duruma kaba taslak bakınca ‘Acaba Galatasaray yönetimi bir uyanıklık mı yapıyor’ diye düşünmeden edemiyor.

Tabii durum öyle kabaca dışarıdan bakıldığı gibi değil. Biraz bilançodan, kanunlardan, finansal düzenlemelerden anlayan, kulübün resmi sitesindeki verilere bakınca sorunun ne kadar büyük olduğunu, öyle futbolcu satmayla veya taraftar kampanyalarıyla çözülemeyeceğini anlayabiliyor.

Galatasaray’ın var olmakla olmamak arasındaki ince çizgiyi çoktan geçtiğini de görebiliyor. İşin daha da kötüsü bu sorunun sadece Galatasaray’a özgü olmaması...

Fenerbahçe, Beşiktaş ile Trabzonspor’un da Galatasaray’a benzer sorunlar içinde bulunması. Bu kulüpler şimdilik idare ediyor gözükse de zurnadan kötü sesin geleceği yer çok da uzakta değil.

Bu kadar ağır sözleri neden yazıyoruz? Çünkü futbolun doğası ve heyecanı gereği işin mali tarafı ilgi çekmiyor ama söz konusu dört kulüp de aslında borsaya gönderdikleri bilançolarında battıklarını açık olarak dile getiriyor. Söz konusu dört kulübün bilanço dipnotlarında mali denetçiler tarafından düşülen şu ibareler yer alıyor:

‘‘Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nun 376. Maddesi kapsamında borca batıklık olarak değerlendirdiğine ilişkin yaptığı açıklamalara dikkat çekmek isteriz. Bu şartlar, ilgili dipnotta açıklanan diğer hususlar ile birlikte, Şirket’in sürekliliğinin devamına ilişkin ciddi şüpheler oluşturabilecek önemli belirsizliklerin bulunduğuna işaret etmektedir.’’

Aslında bilançolarda yer alan bu dipnotlar özet olarak son derece net. Yine de açalım… Örneğin borca batık kavramı ne demek kısaca anlatalım.

TTK 376’ncı maddeye göre borca batıklık kavramı bir şirketin varlıklarının borçlarını karşılayamaması anlamına geliyor. O şirketteki sermayenin, özsermayenin eridiğini, borçlar nedeniyle günlük mali akışın işleyemez duruma geldiğini gösteriyor.

Yani bu şirketler eğer banka olsaydı çoktan TMSF’ye devredilmesi ve iflas sürecinin başlaması gerekirdi anlamını taşıyor. Ama banka olmadıkları için yasa onlara kendilerini tedavi etme olanağı tanıyor.

Kanuna göre Genel Kurul’u toplayıp alacaklılara sunulacak yeni bir mali plan hazırlıyor ve buna uymak için çalışıyorlar. Yani kemer sıkıyorlar. Bu yüzden Galatasaray kasasında para da olsa futbolculara ödeme yapamıyor.

Son olarak Galatasaray Sportif A.Ş., 1 Haziran-30 Kasım 2017 tarihleri arasında 116 milyon TL zarar ettiğini açıklarken mali durumun vehameti de camiada endişe yarattı. Galatasaray, yıl sonunda da zarar açıklarsa kulübe SPK tarafından bağımsız kayyum atanacak.

Eğer yaparsa yasanın çiğnenmesi, şirkete yani kulübe kayyum atanması gündeme geliyor. Şimdi Türk futbolunun dört büyüklerinde durumun ne kadar kritik hale geldiğini göstermek için bazı rakamlar verelim:

Tablolarda dört takıma ait son bilanço bilgileri yer alıyor. Karşılaştırma olarak 2014 yılını almamızın nedeni ise hem uzun vadeli değerlendirme yapabilmek hem de söz konusu kulüp bilançolarındaki asıl bozulma nedeni olan kur artışı etkisini gösterebilmek.

Malum kulüplerin asıl gideri olan transfer harcamaları döviz özellikle de Euro bazında ama kazançlarının hepsi döviz bazında değil.

2014’ten bu yana Euro’daki artış ise yüzde 65’i buluyor. Bu yüzden finansman giderleri artıyor zararları büyüyor ve bu zararları kapatmak için alınan borçlar yeni zararlar oluşturuyor. Yani tam bir kısır döngü söz konusu.

Rakamlara göre dört büyük takımın ortak özelliği varlıklarının yani bonservis bedelleri, taşınmazlar, nakitler vb. toplamının borçlarını karşılayamaması. Bu yüzden de dört takımın da özsermayeleri ekside.

Tek tek incelendiğinde bir tek Fenerbahçe’nin son üç yıl içinde bilançosunda önemli bir iyileşme sağladığı görülüyor. Son bilançosu itibariyle FB’nin tam borcu kadar varlığı var.

Tabii bu borçlardaki azalmadan değil, varlıklardaki olağanüstü artıştan kaynaklanmış. Üç yıl içinde Fenerbahçe’nin borçları yüzde 139 büyürken, varlıkları 5 kattan fazla büyümüş.

Burada borç rakamlarının kesin, varlıkların ise fiktif olduğunu, şirketlerin bilanço makyajları sırasında elindeki varlıkların değerini yükseltme imkanına sahip bulunduğunu söylemekte fayda var.


Benzer bir durum Beşiktaş için de geçerli. Ancak beyan esas olduğu için Fenerbahçe’nin bilançosu hakkında spekülasyon yapmak da doğru değil. Nihayetinde bu bilançolar denetçiler ve SPK tarafından kontrol ediliyor.

Verilere göre hala en fazla borç batağında bulunan klübün de Beşiktaş olduğunu hatırlatmakta fayda var. Bu da bize Şampiyonlar Ligi’ndeki başarılara rağmen takımın yıldız ismi Cenk Tosun’un neden satıldığını önemli ölçüde açıklıyor.

Kulüpler için en önemli göstergelerden biri de kısa vadeli borçlar. Vadesi bir yıldan kısa olan borçları gösteren bu kaleme göre Beşiktaş ve Trabzonspor’un durumu çok ağır. Galatasaray’ınki orta ağır, Fenerbahçe’ninki ise diğerlerine göre oldukça iyi gözüküyor.


Peki bu bilançolar nasıl düzelir, yani dört büyükler mali yapılarını nasıl toparlar. Birkaç yolu var. Örneğin yüksek karlar açıklamak bunun bir yolu.

Fakat hem futbol düzeyi hem de mevcut ve geçmişteki karları ışığında borçluluk oranlarını düzeltecek kadar yüksek karlar açıklamak bu kulüpler için çok zor.

Belki çok isabetli transferler ve uluslar arası arenada gelecek başarılarla futbolcuların değerlerinin artması ve bunların yüksek fiyata satılarak kazanç sağlanması bunu sağlayabilir. Ancak mucizeye yakın bir olasılık olduğunu da hatırlatalım.

Bir diğer seçenek ise borç affı. Yani bu kulüplerden alacağı olanları vazgeçmesi. Bunların çoğu da yabancı futbol kulüpleri ve bankalar olduğu için olmayacak bir seçenek diyebiliriz.

Geriye kalan son yol da sermaye artırımı. Bunun için gerekli olan sermaye artırımını karşılayacak zengin işadamları bulmak ve kulübü onlara satma yoluyla finansman enjeksiyonu yapmak.

Tabii eğer yöneticiler parayı karşılıksız olarak ceplerinden vermek istiyorsa o ayrı bir konu. Ama Türk futbolunu kurtarmak için dört büyüklerin futbolcu satışı yapmak yerine toptan satış masasına konması daha akla yatkın seçenek olarak duruyor. Üstelik bu konuda Avrupa ülkelerinde birçok başarılı örnek var.

Öte yandan bu kadar kötü bilançolara rağmen bu kulüplerin borsada hala para etmeleri – geçmişe göre önemli ölçüde değer yitirmekle birlikte- ayrı bir konu. Sanıyoruz bunun nedenini biraz borsa yatırımcılarının para sevdası biraz da olağandışı fiyat hareketlerinde aramak gerekli.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.