Dünya ve Türk futbolunun romanı

Baştan söyleyeyim, Kimi Başrol Kimi Karakter adlı kitabı tanıtmak için uzunca bir alıntı yapmak zorundayım. İşin kolayına kaçmaktan değil, “Kulüp Hikâyeleri” alt başlığını taşıyan kitabı çok iyi anlattığı için bunu yapacağım. Yoksa bu kitap üzerine birkaç saat içinde beş ayrı yazı yazabilirim, yayımlatacak yer bulabilmek koşuluyla tabii: “Her futbol kulübü bir nevi roman kahramanıdır. Haydi deyin ki, hikâye kahramanı! Bu kitaptaki yazılar, dünyanın dört bir köşesinden, bu hikâye ve roman kahramanlarının bir öbeğinin resmi geçididir. Nasıl ve nerede başlamış hikâyeleri, renkleri nasıl doğmuş, nasıl büyümüşler ya da önemsizliğe sürüklenmişler, zaman içinde kimler giymiş formalarını, neler kazanmış, neler kaybetmişler, şimdilerde ne yaparlar, ne âlemdedirler, sevdalıları kimlerdir? (...) Futbol birkaç renkten, birkaç büyük takımdan ibaret değil ki. Hep parlak ışıklar altında yaşayanlar var, gözünün feri sönmüşler var. Uzun ömründe ‘ikbali de idbarı da görenler’ var. Kimi eski günlerine ağıt yakarken, kimileri manşetlerden düşmeyen… Kimi endüstriyel futbolun zenginliğinde giderek büyürken, kimi zor zahmet ayakta kalmaya çalışan… Kimi pek meşhur, kimi uzaktan aşina, kimi gözden ırak, adı bile bilinmez… niceleri var.”

    Evet, Tanıl Bora ile Ziya Adnan’ın birlikte kaleme aldıkları kitapta bu söylenenlerin hepsi, hatta çok daha fazlası var. O kadar ki, futbolun magazin yanıyla ilgilenenler bile unutulmamış diyebiliriz. Kuşkusuz yazarlarımızın böyle bir dertleri yok ama Barcelona savunmasının iki temel direğinden biri olan Gerard Piqu’nin hayat arkadaşı Kolombiyalı ünlü şarkıcı Shakira’nın Real Madrid taraftarı olduğundan haberiniz var mıydı? Sadece bu değil, bunun gibi daha neler neler...

    Kitap değişik zamanlarda yazılmış yazılardan oluşuyor. İki yazarımız bunları belli bir düzen içinde derlemiş ve ortaya bu eser çıkmış. Dünyanın en önemli derbilerinden seçmelerle başlıyor kitap. Bu da benim için kışkırtıcı bir konu; mesleğimin ahir zamanında dünyanın en büyük 10 derbisini yerinde izleyip bir kitap yazarak mesleğe nokta koymak gibi bir hedef ve özlemim var.

Üçüncü dünya savaşının provası

Derbiler arasında en çok ilgimizi çeken El Ahli-Zamalek oluyor. Niye ötekiler değil de bu, sorusu gereksiz çünkü başka herhangi bir derbi “Üçüncü dünya savaşının genel provası” olarak nitelendirilmiyor. Bizim Fenerbahçe-Galatasaray derbisi de şiddet yönünden hatırı sayılır bir potansiyele sahip ama yabancı bir gazeteciye “gitmeyin, öldürülürsünüz” denilecek kadar değil. Bu derbiyi konu etmeden Mısır üzerine konuşmuş olamazsınız denilebilecek kadar ileri noktada iş…

    Kızılyıldız-Partizan derbisi de ondan geri kalır gibi değil… Aralarındaki mezhep ayrılığına karşın Celtic-Rangers rekabeti bunların yanında romantik kalıyor. Zaten Rangers’ın küme düşürülmesi nedeniyle bu derbinin yeniden başlaması için birkaç yıl beklememiz gerekiyor. Roma derbisinde şiddet, nefret ve ırkçılık var. Schalke-Dortmund rekabetinin içinde biraz biz de yer alıyoruz. Ajax-Feyenoord rekabetinin Yahudilerle köylülerin çatışması olarak görüldüğünü işitmiş miydiniz? Brezilya’nın Fla-Flu derbisinin eğlence yanının ağır bastığını kestirebiliriz. Ancak “Brezilya’da futbol, adalet ve demokrasinin ilk öğretmenidir.” gibi önemli bir sözü de atlamayalım.

    Ardından sertçe bir geçişle Ankara futbolunun haline bakıyoruz. Ankaragücü ve Gençlerbirliği ağırlıklı olarak dünden bugüne yolculuk yapıyoruz. Elbette ki hüzün tarafı ağır basan bir yolculuk bu. Zaten yazarlardan Ziya Adnan ağırlıklı olarak İngiltere’den değişik bakımlardan çarpıcı örnekler verirken, bizdeki fiyasko düzeyindeki aksaklıklara sık sık göndermede bulunuyor. Gerçekten iki dünya arasında o kadar büyük farklar var ve bunlar öylesine aleyhimizde ki, sık sık hatırlayıp hayıflanmamak elde değil.

Londra: Bir futbol kıtası

Ankara bölümünden “Avrupa’nın Büyükleri”ne zıplıyoruz. Real Madrid, Barcelona ve Bayern Münih’e birer selam çakıp Londra’ya geçiyoruz: “Bir Futbol Kıtası”. Evet, kenti ya da bölgesi filan değil kıtası. Bence de Londra bir futbol kıtası, belki daha da fazlasıdır. Burada o kadar çok futbol romanı ve öyküsü var ki, benzerini ancak bir kıtada bir araya toplayabilirsiniz. “Ada’nın Taşrasından” bölümündeki yazılar da bu iddiayı pekiştiriyor.

    “Avrupa Taşrasından” bölümünün sürprizi İsveç’teki Süryani takımı. Zaman zaman Türk kökenli oyuncular da bu takımda yer alıyor. Ceyhun Eriş bunların transferle Türkiye’den gideni olarak aralarına katılmıştı... “Dünyanın Taşrasından” bölümünden inanılmaz bilgiler edineceksiniz. Örneğin, Cezayir’in bağımsızlık savaşında futbolun önemli bir rolünün bulunduğunu öğrenmek gerçekten ilginç. İlk cumhurbaşkanı Ahmed Ben Bella, Marsilya’da oynamış bir futbolcu imiş. Daha fazlası da var.

    “Unutulmuş… Ve Unutulmayan” ile “Sol Kale Arkası” bölümleri kesinlikle ayrı bir yazıyı hak ediyor. Tanıl Bora ismi zaten bu alanda bir kalite güvencesi. İki arkadaşımız hazine değerinde bir kitap ortaya çıkarmış. Payınızı almak ister misiniz? Siz bilirsiniz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.