İçişleri Bakanı Efkan Ala, katıldığı bir televizyon programında çözüm sürecinin yasal bir zemine kavuşturulacağını söylemektedir.
Türk milleti AKP-BDP-PKK ve İmralı canisi koalisyonuyla yürütülen süreç parantezine alınmış, belirsizliğe ve öngörülmesi mümkün olmayan gelişmelere korumasız şekilde bırakılmıştır. Gidişata baktığımızda her gün akıllara durgunluk veren bir beyan, her gün hepimizi öfkelendiren bir ilişki ağı gündeme bomba gibi düşmektedir. AKP hükümeti PKK’yı meşrulaştırmak için gözü dönmüş gibi hareket etmektedir.
1 Ağustos 2009 tarihinde başlatılan “Demokratik Açılım” isimli yıkım projesi Türkiye’yi PKK’ya ikram etmenin ilk etabı, ilk adımıydı.
“İyi şeyler olacak” denilerek atılan yapay adımların, samimiyetsiz çıkışların, bereketsiz tekliflerin geldiği noktada, Türk milleti görmüştür ki, iyi şeylerden bahsetmek mümkün değildir. Sahte “analar ağlamasın” propagandası çökmüştür.
Sürüncemede kalan mücadele tarzları daima ideolojik tarafı olan terör olaylarını büyütür ve geliştirir. Bu süreç PKK terör örgütüne yaramış, PKK fırsatı ganimet bilerek dağ kadrosuna yeni teröristler kazandırmıştır. İç güvenlik tedbirleri alması gereken İçişleri Bakanı ise işini yapmak yerine yakayı nasıl kurtaracağının hesabını yapmış, yüce divandan kurtulma gayretleri adına Bölücübaşı Apo’nun kılavuzluğunda yasal zemin arayışlarına girmiştir.
AKP iktidarı, el ele tutuştuğu kanlı örgütün bölücübaşı ve militanlarıyla birlikte Türkiye’yi adım adım ayrışma uçurumuna sürüklemektedir. Hatırlanacağı üzere bölücübaşı Öcalan’ın üç talebi olmuştu. Bu talepler “Yasal zemin, statü, hakem”şeklinde özetlenmişti. PKK’nın istediği ve AKP’nin yapmadığı ne kalmıştır? PKK’nın bölücü talepleri AKP’lilerin dilinde “özgürlük”, “demokratikleşme” gibi içi boşaltılmış ve bölücüleştirilmiş kavramlar üzerinden verilmektedir.
Aslında hiçbir zaman asıl amaçları Kürt kültürünün gelişmesini sağlamak, insani açıdan Kürt meselesine bakmak olmayan ve insan hakları, demokrasi gibi yüce değerleri korumayı da amaçlamayan emperyalizm; bölgede asıl amacını gerçekleştirmeye AKP eliyle çok yaklaşmış bulunmaktadır. Bu asıl amaç, bölgede zayıf ve nereye çekilirse oraya gidecek uydu bir devleti oluşturup; böylece Ortadoğu’da yerleşik, güçlü bir Türkiye’yi veya güçlü olabilecek başka ülkeleri zaaf içerisinde yaşatmaktır.
Bu yıkım projesi AKP marifetiyle adım adım hayata geçirilmektedir. Habur’dan güle oynaya sokulan, sanki zafer kazanmış bir ordunun neferleri gibi gövde gösterileri yapan, şehir şehir gezdirilerek sabırları zorlayan caniler yıkımın en karanlık güruhudur.
Hücresinde ömür boyu müebbet cezasını çeken İmralı canisinin müzakere masasına oturtularak bölücülük nefesiyle hayata döndürülmesi yıkımın en zillet tarafıdır.
Çözüm ve barış adıyla başlatılan süreç ihaneti yıkımın, yıkılışın ve yok oluş mecrasının en kaygan durağıdır.
16 Kasım 2013 tarihinde, Diyarbakır’daki Barzani-Erdoğan buluşması, sözde Kürdistan’ın ilk kez bir Başbakanca telaffuzu yıkımın en gaddar kısmıdır.
AKP kadrolarının İmralı canisi ve çetesine karşı özel bir hassasiyeti, özel bir ilgisi, azalmayan bir sempatisi olduğu gayet açıktır.
Egemen ve bağımsız bir devletin yolları kesiliyor, insanları kaçırılıyor, hâkimiyeti aşındırılıyor, askeri ve polisine alenen kurşun sıkılıyorsa, orada devlet fiilen bitmiş demektir. Eşkıyalar dağdan şehirlere inmiştir. PKK’nın korkusu kalmamıştır. Her taraf Kandil Dağı’na çevrilmiştir. Ortada hükümet yoktur.
Türkiye kanlı bir bölünmeye, kardeşin kardeşe silah doğrulttuğu acımasız bir mecraya sürüklenmektedir.
Başbakan önce Cumhurbaşkanı olabilmek, sonra da Başkanlık sistemini kurabilmek için BDP-HDP-PKK ve İmralı canisinden icazet ve onay almak için mi tüm bu asayişsizliklere göz yummaktadır? Başbakan, Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde PKK’dan destek almak adına neleri hayata geçirmeye söz vermiştir? Kapalı kapılar ardında hangi pazarlıklar yapılmıştır? Başbakan, partisinden daha birkaç ay önce ayrılan bir milletvekilinin “İmralı yakınlarında Apo ile yatta görüştü.” iddialarına neden cevap vermemektedir?
Türkiye Cumhuriyeti Devletini bölme özgürlüğünü elinde bulundurduğunu zannedenlerin ve bunu dillendirmekten çekinmeyenlerin dilinin koparılacağı; Türk milliyetçiliğini ayakları altına aldığını düşünenlerin ayaklarının yerden kesileceği günler çok da uzak değildir.
PKK terör örgütü; devlet varlığımıza, vatan bölünmezliğimize, millet bütünlüğümüze kasteden bir düşmanlığı ve saldırıyı yürütmektedir. Çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek demeden öncelikle ve ağırlıklı olarak da, Güneydoğu’da yaşayan insanlarımıza karşı bir katliamı acımasızca yürüten bu örgütün bölgede yaşayan vatandaşlarımıza da dost olmadığı, onların haklarının savunucusu da olamayacağı bilinmekteyken, AKP iktidarı bu eli kanlı örgütü neden Kürt vatandaşlarımızın temsilcisi hüviyetine sokmaktadır?
AKP artık anlamalıdır ki PKK terör örgütü, bu ülkenin bütün insanlarına düşmandır. PKK, Kürdüyle-Türküyle bu memleketin bütün evlatlarının düşmanıdır.
Her çeşit saldırganlığa ve devlet aleyhine açılmış bulunan savaşa karşı varlığımızı korumak için meşru savunmamızı sürdürmeliyiz. Sahte barışçılık maskesi altında teslim bayrağı çekmeye ve PKK teröristleri ile anlaşma yapmaya kalkışanlardan er ya da geç bunun hesabını sorarız.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.