Yeniçeri; Suriye İslam\'a karşı İslam stratejisinin uygulandığı bir laboratuvardır.

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında Reyhanlı'daki terörist saldırı ve son siyasi gelişmeler ile İlgili değerlendirmelerde bulundu. 

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, "AKP iktidarı, Suriye'den büyük bir iştahla yalnız terör değil her türlü sosyal sorunu da ithal eden bir iktidar haline gelmiştir." dedi. 

Saldırının Suriye kaynaklı olduğunu ifade eden Yeniçeri, Reyhanlı'daki patlamaların Başbakan Erdoğan'ın ABD seyahati öncesinde meydana gelmiş olmasının manidardır olduğunu ifade etti. 

Hiçbir gerekçenin Türkiye ile Suriye'nin savaşmasını makul gösteremeyeceğini dile getiren Yeniçeri, "Hiçbir gerekçe komşuyu komşuya düşman edecek, komşuyu düşmanına dost edecek strateji uygulamayı da gerektirmez. Ama vatan söz konusu olduğu zaman cephede kim varsa, vatanı savunma görevinin arkasında herkesin toplanması gerekir." ifadesini kullandı. 

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, sözlerinde şunları kaydetti: 

"Reyhanlı'da alçak terörist saldırı sonucu hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, kederli ailelerine ve Türk Milletine baş sağlığı diliyorum! Bir hafta önce Şanlıurfa'nın Akçakale İlçesi'nde Türkiye'ye geçmeye çalışan Suriyeliler, kendilerine engel olmaya çalışan güvenlik güçlerine uzun namlulu tüfeklerle ateş açmıştı. Açılan ateş sonucu 1 polis ölmüş, ikisi polis, 4'ü asker toplam 11 kişi de yaralanmıştı. 

Yine bir süre önce Gaziantep'te meydana gelen ve ona yakın vatandaşımızı yitirdiğimiz bombalı saldırı, Cilvegözü sınır kapısında meydana gelen on üç vatandaşın hayatını kaybettiği bombalı araç saldırısı da Suriye kaynaklıdır. Bir yanda Suriye'nin El Muhaberat istihbarat örgütü, diğer yandan Özgür Suriye Ordusu birbirlerine yönelik mücadele ve mesajlarını Türkiye üzerinden verir hale gelmişlerdir. 

Suriye'den Türkiye'ye gelen mültecilerin bayrak yakmak, kargaşa ve kaos çıkartmak gibi olayları ise artık günlük olaylar kategorisinde değerlendirilmektedir. Suriye'den gelen üç yüz bini aşkın mültecinin neden olduğu olaylar giderek artmakta ve iktidar bunları kontrol etmekte sorun yaşanmaktadır. 

Türkiye'nin koruyup kolladığı Özgür Suriye Ordusuyla, Esat rejimine bağlı Suriye ordusu Türkiye'yi savaşın içine çekmek için provokasyon dahil her yola baş vurduğu açıktır. AKP iktidarı, Suriye'den büyük bir iştahla yalnız terör değil her türlü sosyal sorunu da ithal eden bir iktidar haline gelmiştir. 

Başbakan Erdoğan, ABD ziyareti öncesi NBC News televizyonuna verdiği özel röportajda Suriye hükümetini kendi halkına karşı kimyasal silah kullanmakla suçlamış, ABD'nin Suriye'ye karşı daha sert bir tavır sergilemesini istemiş, Obama'yı kırmızı çizgiler aşıldığı için harekete geçmeye çağırmıştı. 

Erdoğan'ın Suriye'yi tedirgin eden sözleri şunlar olmuştur: "Türkiye'nin ABD öncülüğünde Suriye'ye bir kara harekâtını ve uçuş yasağı uygulamasını destekleyecektir". Başbakan Erdoğan, ABD'ye yapacağı ziyaret sırasında ABD'nin daha fazla sorumluluk almasını, daha ileri adımlar atmasını isteyeceğini ve atılacak adımları da Obama'yla bizzat görüşeceğini açıklıyordu. 

Başbakan, Suriye'de bir sürecin söz konusu olduğunu ifade ederek, işi daha da ileri taşıyor ve batılı ülkelerin yanı sıra İslam ülkelerinin de gereken tepkiyi vermediğinden şikayet ediyordu. Erdoğan, "Yalnız başımıza da kalsak destek vermeye devam edeceğiz. Bunları Obama'yla görüşeceğiz. İnşallah çok daha farklı bir sürece bundan sonra gireriz" diyordu. 

Başbakan Erdoğan, canhıraş bir biçimde Suriye'ye karşı ABD'yi harekete geçirmeye çalışmakta, Batı ülkelerini Suriye'ye müdahale etmesi için adeta tahrik etmektedir. Suriye'deki rejimin bunu büyük bir sükûnetle sineye çektiğini düşünmek için fena halde saf olmak gerekir. 

Bu açıklamaların hemen ardından Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde Suriye kaynaklı, Türkiye'ye yönelik büyük terörist saldırı meydana gelmiştir. Bu saldırıda 46 Türk vatandaşı hayatını kaybetmiş, 100'den fazla vatandaşımız da yaralanmıştır. Reyhanlı'daki patlamaların Başbakan Erdoğan'ın ABD seyahati öncesinde verdiği bu demeçlerin hemen arkasından meydana gelmiş olması manidardır. 

Reyhanlı saldırısı, bu anlamda Başbakan Erdoğan'a verilmiş bir karşı mesajdır. Bu mesaj şudur: "Sınırlarınız kevgir gibi, istihbarat zafiyetiniz var, istenilen an Türkiye'nin kentlerinde büyük kitle katliamı yapabiliriz. Türkiye ABD ile Suriye'deki rejime karşı daha ileri bir adım atması halinde bunun bedeli ağır olur." 

Devlet Bahçeli'nin, "Başbakan Erdoğan'ın, Esad'a yönelik nefret söylemi, Şam yönetimini hedefine alan tahrikleri ülkemize saldırı ve kışkırtma olarak geri dönmektedir" sözleri tam da bu gerçeği anlatmaktadır. Başbakan Erdoğan ise kamuoyunun dikkatlerini kör noktaya çevirerek şunları söylemektedir: "Özellikle çözüm süreci diye ülkemizde yeni bir dönemi başlattık ve bu yeni dönemi hazmedemeyenler, ülkemizdeki bu özgürlük havasının teneffüs edilmesine ne yazık ki olumlu bakamayanlar, bu tür eylemler içerisine girebilir". 

ABD'yi Suriye'ye müdahaleye çağırmak, iç savaşta taraf olmak ve meydana gelen patlamayı da çözüm sürecini hazmedemeyenlere bağlamak, mantıksızlıktır. Türkiye, öteden beri Suriye'deki Şii-Sünni çatışmasının içine çekilmeye çalışılıyor. Bunun mümkün olmadığı yerde de Şii-Sünni çatışmasını Türkiye'nin içine çekilmeye çalışıldığı açıktır. Terör, katliam ve saldırılar araç olarak kullanılmaktadır. 

Suriye, iç çatışma başladığı günden bu yana dokuz yüz kilometrelik sınır boyunca Türkiye'ye sürekli olarak sorun ve istikrarsızlık ihraç etmektedir. Türkiye'nin, Suriye'yle sınır olan il ve ilçelerinde güvenlik sorunu had safhaya ulaşmış bulunmaktadır. Tarihi, coğrafi, ekonomik ve dini yönden kardeş olan Türkiye ile Suriye arasında bugün adı konmamış bir savaş yürütülüyor. 

Türkiye ile Suriye hükümet yetkililerinin karşılıklı söylemleri her şeyi anlatır niteliktedir. Bu söylemlerin somut yansımaları, Suriye'de iç savaşın kızışması, Türkiye'de ise Akçakale'ye düşen top mermileri, düşürülen Türk Savaş uçağı, Cilvegöz ve Reyhanlı vb. terörist saldırılarıdır. 

Olgu şudur: Suriye'de kan gövdeyi götürürken, Türkiye'de ki iktidar Suriye muhaliflerini toplamış, Özgür Suriye Ordusunu ve muhalefetini örgütlemiş, "Suriye'nin dostları" toplantılarına ev sahipliği yapmıştır. Türkiye'deki iktidar, adeta Suriye'de arabuluculuğun, çözümün değil sorunun bir parçası haline gelmiştir. Başbakan Erdoğan'ın Suriye'yi "iç sorun" olarak tanımlamasının da ötesine geçerek, Suriye'ye yönelik uluslararası müdahalenin sözcülüğünü yapmış olması Suriye'deki rejimi fena halde rahatsız etmiştir. 

Erdoğan iktidarının Suriye'deki rejime karşı takındığı tavır, Suriyeli muhalifler ve Suriye'deki rejimin düşmanlarıyla kurduğu ilişkiler dikkate alındığında Reyhanlı'daki saldırının sürpriz sayılmaması gerekir. Zira Suriye hükümeti, defalarca ülkelerinde olan bitenden Türkiye'yi sorumlu tutan açıklamalar yapmıştır. Reyhanlı'daki saldırıyı yapan örgütün adı yerli olabilir ancak yerli terör örgütü bu saldırıyı yabancı El Muhaberat ve diğer Ortadoğu istihbarat servislerinin yardımı olmadan gerçekleştiremez! 

Türkiye ya bölgedeki ülkelerin iç işlerine karışmayacak, onların birbirleriyle olan sorunları konusunda taraf olmayacak ya da taraf oluyorsa en üst düzeyde güvenlik ve istihbarat tedbirlerini alacaktır. Terör söz konusu olduğunda mümkün olabilen her şeyin mümkün olabileceği düşünülmelidir. 

Manzara böyleyken, Türkiye-Suriye sınırı adeta yolgeçen hanına dönmüş durumdadır. Gümrüklerden daha çok başka yollardan insanlar Türkiye'ye girmekte ya da çıkmaktadır. Mülteciler, Özgür Suriye Ordusu elemanları hatta Laz Ziya bile cinayeti Türkiye'de işleyip elini kolunu sallayarak sınırdan geçip gidebilmektedir. 

Suriye'deki rejimin, Türkiye'nin canını acıtan ya da acıtacak eylemlerin yanında yer aldığını söylemek yanlış bir değerlendirme olmaz. Türkiye'nin Suriye ile yaşadıkları orta yerde dururken her ihtimali hesaba katarak, her anlamda gerekli güvenlik ve istihbarat tedbirlerini almak şarttır. Türkiye'nin, Suriye'deki rejimin istemesi halinde bile Reyhanlı'da yaşanan türde eylemleri gerçekleştirmeyecek konumda olması gerekirdi. Türk istihbaratı, teröristlerin harekete geçmesi halinde bile onları etkisizleştirecek güçte olmalıydı. 

Diğer yandan Başbakan Erdoğan, sürekli olarak Suriye'de yaşananlara uluslararası camianın sessiz kalmaması için çağrıda bulunmaktadır. Son zamanlarda da Başbakan Erdoğan, ABD'yi "Suriye'nin kimyasal silah" kullandığı konusunda ikna ederek, Suriye'ye karşı ek tedbirler almaya zorladığı basına yansımıştır. Suriye'deki rejimin buna şu veya bu biçimde tepki vermesi beklenmeyecek bir hal olmasa gerekiyor. 

Dış İşleri Bakanı Davutoğlu da "Hiç kimse Türkiye'nin gücünü, kudretini test etmeye cüret etmemelidir" derken, yaşananların ne anlama geldiğini algılamadığı anlaşılıyor. Türkiye'nin gücü ve kudreti bölgedeki malum güçler tarafından defalarca test edildi. Akçakale'ye atılan top mermileriyle, Cilvegöz'de bombalı araçlarla yapılan kanlı terörist saldırı, Akdeniz'de savaş uçağı düşürülerek Türkiye değilse de AKP iktidarı test edilmiştir. Reyhanlı'daki saldırı da bunların uzantısıdır. Millet, devletten de devlet adamlarından da ciddiyet bekliyor! 

Irak, Suriye ve İran'daki iç çatışma ve istikrarsızlıktan bu üç ülkenin de her alanda komşusu olan Türkiye'nin etkilenmemesi mümkün değildir. Bölgedeki çatışmaların Türkiye'ye yansımaması mümkün değildir. Suriye'de yüz bine yakın Müslümanın öldüğü hatırlanır, yüzbinlerce mültecinin Türkiye'ye sığındığı hesaba katılırsa bölgedeki istikrarsızlıktan Türkiye'nin muaf olması düşünülemez. 

Bernard Lewis, bölgede "medeniyetler arası çatışma değil, medeniyet içi çatışmalar yaşanacak, İslam kendi içinde çatışacaktır." diye bir iddiası vardır. Aleksandr Dugin ise bunu "İslam'a karşı İslam'ın çatışması olarak nitelemişti. Bugün bölgede yaşanan "Şii-Sünni" çatışması, malum stratejilerin ürünüdür. Suriye İslam'a karşı İslam stratejisinin uygulandığı bir laboratuvardır. 

Reyhanlı'da kitle katliamı yapan devlet destekli terörist saldırının amacı Şii-Sünni çatışmasına Türkiye'yi de dâhil etmektir. Çatışmanın fitili, en stratejik yerde ateşlenmeye çalışılmaktadır. İktidarın uyanık olmak ve oyuna gelmemek gibi bir mecburiyeti vardır. AKP iktidarı Esat, haset, fesat diyerek oyuna gelmemelidir." diye konuştu. 

Basın toplantısının ardından MHP'li Yeniçeri gazetecilerin sorularını da cevapladı. Bir gazetecinin "Suriye'ye yönelik bir yaptırım uygulanmalı mı?' sorusu üzerine, "Kim ki canımızı acıtıyor, canının acıtılması şer'en caizdir. Ben daha uçak düşürüldüğü zaman o düşürülen mevziler bombalanmalı dedim. Hiç lamı cimi yok. Hükümet bu konuda problem değil, bu konuda esas olan devlettir. Devleti ebet müddet görürüz biz. Devletimiz ve milletimizi korumak için gerekli her türlü tedbiri almalı, iyi tespit eder iyi planlarsa Türkiye yeri geldiği zaman dişlerini göstermelidir." dedi 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.