Yeniçeri: Devletin Varlığı Kck Tarafından Yok Mertebesine İndirgendi

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, "Güneydoğu'da devletin varlığı KCK tarafından yok mertebesine indirgenmişken, Davutoğlu 'devlet el öptürmez' söylemleriyle meşgul olmaktadır." dedi.

Meclis'te basın toplantısı düzenleyen Yeniçeri, Doğu dünyasının, özellikle İslam ülkelerinin, Hıristiyan dünyasının entegrasyon politikasının tam aksine bir polarizasyon yani ayrışma ve atomize olma stratejisini benimsemiş göründüğünü ifade etti. Papa'nın, Hristiyan dünyasının bin yıllık Katolik/Ortodoks ayrımını ortadan kaldırmak için Fener Rum Patrikhanesi'ni ziyaret ettiğini ve Hristiyan dünyası için birlik doğrultusunda tarihi bir adım attığını belirten Yeniçeri, "Umarız ki bütün bu olan bitenden Davutoğlu ile Erdoğan’ın 'Kerbela / Modern Kerbela' söylemindeki ayrıştırıcı dili de etkilenir." diye konuştu.

Yeniçeri'nin açıklamaları şu şekilde:

Papa’nın Patrik’le Buluşması!
 
Geçtiğimiz hafta Papa Türkiye’yi daha doğrusu Patrikhane’yi ziyaret etti. Bu ziyaretten alınması gereken dersler vardır. Bölgede yaşananları bu bağlamda kısaca değerlendirilmelidir.
 
Günümüzde Batı dünyası “entegrasyon” stratejisi izlemektedir. Bu bağlamda batı ülkeleri etnik, mezhep ve dil farklılıklarını ortak çıkarlar, makro amaçlar için bir kenara bırakarak birleşmektedir. Dünya tarihinin Roma İmparatorluğu’ndan sonra gördüğü en önemli entegrasyon Avrupa Birliği projesidir.
 
Doğu dünyası özellikle İslam ülkeleri Hıristiyan dünyasının entegrasyon politikasının tam aksine bir polarizasyon yani ayrışma ve atomize olma stratejisini benimsemiş görünmektedirler. İslam dünyasında her şey “mikro/etnik/mezhep” ayrıntılarına dayanan çatışmalı bir strateji devrededir. Türkiye’nin yanı başında bu politikaların sonucu olarak yaşananlar bu çerçevedeki mezhep çatışmalarıdır. Burada “İslam’a karşı İslam” stratejisi devrededir. Şii İslam anlayışına sahip olanlarla Sünni İslam anlayışına sahip olanlar Suriye’de acımasız bir biçimde birbirlerini boğazlamaktadır.
 
Sonuçta Papa Hıristiyan dünyasının bin yıllık Katolik/Ortodoks ayrımını ortadan kaldırmak için Fener Rum Patrikhanesini ziyaret etmiş ve Hıristiyan dünyası için birlik doğrultusunda tarihi bir adım atmıştır.
 
Umarız ki, bütün bu olan bitenden Davutoğlu ile Erdoğan’ın “Kerbela/Modern Kerbela” söylemindeki ayrıştırıcı dili de etkilenir.
 
Bir Tunceli Tartışması!
 
AKP, yıllardır iktidarda olup da kendisini hala muhalefet sanan bir iktidardır.  Davutoğlu da hem milleti hem devleti temsil makamında olup da milleti devlete karşı konumlandıran, kışkırtan tek başbakandır.  Davutoğlu kutsalları ve acıları bölücülüğün aracı olarak kullanıyor. Nitekim bu bağlamda Dersim olaylarına “Modern Kerbelâ” diyerek büyük bir skandalın altına da imzasını atıyor. Kerbela vakasının günümüzdeki Şii-Sünni ayrışmasının miladı olduğunu bilerek Davutoğlu “Modern Kerbela” kavramını kullanmıştır.
 
MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin bu konuda kendisini eleştirmesi üzerine de suçüstü yakalanmanın telaşı içinde şunları söylüyor: “Tek parti dönemine sahip çıkmak size mi kaldı? Sayın Bahçeli'ye meydan okuyorum. Tunceli bu ülkenin bir parçası ve cesaretin varsa git bu hain, terörist sözlerini Tunceli'de söyle. Haydi git aynılarını söyle”.
 
Davutoğlu, Dersim’in isyancı elebaşlarından olan Seyit Rıza, Alişan, Alişer,  (Baytar Nuri) Nuri Dersimi gibi kimselere sahip çıkıyor ve onları masum ve mazlum ilan ediyor. Davutoğlu’nun yardımcısı Arınç da onun yolundan giderek günümüzdeki millet ve devlet düşmanı terörist başının itibarının zedelenmemesi için azami itinayı gösteriyor. Bu amaçla  HDP’ye “Öcalan’ı itibarsız hale getirmek istiyorsunuz” diyerek öfkeleniyor.
 
Bahçeli’nin Tunceli Tokadı!
 
Bahçeli’nin Atatürk’e, Cumhuriyete ve gerçeklere sahip çıkmasını “tek parti” dönemine sahip çıkıyorsun suçlaması yaparak cevap veriyor Davutoğlu ve meydan okuyor: “Git bu hain terörist sözlerini Tunceli’de söyle” diyor. Bahçeli de gidiyor ve Tunceli’de ‘bölücüye bölücü, isyancıya isyancı, teröriste terörist’ diyor.
 
MHP liderinin Tunceli’ye gideceğini açıklaması üzerine AKP ve HDP provokatif açıklamalar ve ajitatif faaliyetlerle bunu engellemeye çalışmışlardır. Davutoğlu’nun onca provokasyonuna, tahrikine ve kışkırtmasına karşın MHP liderinin Tunceli’ye gitmesi AKP cenahında şok etkisi yapmıştır.
 
Davutoğlu Pişkin Pişkin Konuşuyor!
 
Bahçeli’nin tokadı Davutoğlu’nu sersemletiyor. Davutoğlu yediği şamarı ve aldığı hasarı zafere çevirmek için bu kez de kalkıyor: “Hakkâri’de de, Van’da da, Bitlis’te de, Bingöl’de de bekliyoruz sizi” diyor.
 
Belki de kendisine “niçin olmasın?” resti çekilecektir. Onu zaman gösterecek. Ancak bundan önce Başbakan sıfatını taşıyan Davutoğlu’nun şu sorulara cevap vermesi gerekecektir: Muhalefet liderini davet ettiğin bu yörelerde “kamu güvenliği” ya da “kamu düzeni” var mıdır? Varsa kimdedir? Devlet bu yörelerde vatandaşlarının güvenliğini ve kamu düzenini sağlayabiliyor mu?
 
Bu soruların cevabını Davutoğlu, kendisinin ve ekibinin yaptığı şu açıklamaları dikkate alarak cevap vermesi gerekir.
 
 Ahmet Davutoğlu, PKK'nın söz vermesine rağmen sınır dışına çıkmadığını, bunu bildiklerini ama ‘Çözüm Süreci’ bozulmasın diye göz yumduklarını söylemiştir. Başdanışmanı Etyen Mahçupyan,Güneydoğu'da kamu düzenin devlette değil PKK'da’ olduğunu itiraf etmiştir. İçişleri Bakanı Efkan Ala, PKK'nın kırsal terör baskısını artırdığını ve şehirlere inmeye ve hâkim olmaya başladığını açıklamıştır. Yalçın Akdoğan, Kobani olaylarını Öcalan'ın tahrik ettiğini ve olaylarda onun da etkisinin olduğunu kaydetmişti. Siirt Valisi Mustafa Tutulmaz ise ""Bugüne kadar çözüm süreci nedeniyle çözüm sürecinin olduğu yerde keskin kararlar alamadık. Bunu olumsuzluk olarak da değerlendirebilirsiniz." itirafında bulunmuştu.
 
Davutoğlu, başbakan olduğun ülkenin ve yönetiminizin manzarası budur! Bu durumda size bir davet de biz yapalım: Siz öncelikle Cizre’nin Nur ve Sur, Midyat’ın, Nusaybin’in, Hakkâri’nin ve Diyarbakır’ın bazı mahallelerinde YDG-H tarafından özerklik olan edilen yerlere bir gidiniz. İki kent arasında yirmi altı gün bir devlet kara yolunun nasıl kesilebildiğini kamuoyuna bir açıklayınız. MHP liderini davet ettiğiniz yörelerde ikili bir kamu düzenini olup olmadığını bütün kanıtlarıyla ortaya koyunuz ondan sonra teklifiniz değerlendirilecektir.
 
Devlet İle Milleti Karşı Karşıya Getirmek! 
 
Devletin çok çeşitli tanımları vardır. Birlikte yaşamaktan veya iletişim ve toplumsallıktan kaynaklanan ya da herkesin herkese karşı savaşını sona erdirmek için bir toplum sözleşme sonucunda ortaya çıkan tüzel yapı olarak devleti tanımlayanlar vardır. Millet karşıtlığı üzerine oturtulmuş bir devlet tanımı yoktur. Devlet karşıtlığı üzerine oturtulmuş bir millet tanımı da yoktur. Çünkü devlet milletin ne alternatifi ne de karşıtıdır.
 
Millet onurunu, egemenliğini, bağımsızlığını ve saygınlığını devlet denilen örgütlenme biçimiyle korur. Millet için devlet istiklal, istikbal sorunu olduğu kadar bir var olma yok olma sorunudur da. 
 
Ayrıca devlet bir tüzel yapıdır. AKP’nin kudret elitlerinin “Öcalan’la biz görüşmüyoruz devlet görüşüyor” söylemi bu bakımdan sorunludur. Böyle durumlar için devleti temsilen bir takım kişilerin, siyasal iktidarın sorumluluğunda görüşme yapması olarak ifade edilebilir.
 
Terör Örgütü Karşısında Devlete Diz Çöktürmeyiniz!
 
Erdoğan/Davutoğlu ikilisinin başta Ermeni tehciri ve Dersim olayları olmak üzere tarihi her olayla ilgili olarak devlet olarak özür dileme kuyruğuna girmesine Devlet Bahçeli, “Devlet diz çökmez… el etek öpmez” diyerek ikaz ve itiraz etmişti. Bahçeli’nin bu sözlerine Davutoğlu, “Devlet el öptürmez” diye karşılık verdi. Ardından da konuyu mecrasından çıkararak,  “Bütün devlet erkânına talimat olarak söylüyorum. Hiç kimse vatandaşa el öptürmeyecek". Demek ki on iki yıldır iktidarda olan AKP’nin, devlet erkânı vatandaşa el öptürüyordu. Başbakanın bu talimatıyla artık devlet erkânı vatandaşa el öptürmeyecek!
 
Ancak asıl önemli olan işin diğer yanıdır. MHP lideri “devlet el etek öpmez, diz çökmez” derken devlet-vatandaş ilişkilerini değil; İsyancı ya da terörist unsurlarla-Devlet (AKP) ilişkilerini kast etmiştir.
 
 Davutoğlu, ‘devlet terör karşısında olduğu gibi terörist Öcalan karşısında da diz çökmez, çökmeyecektir’ diyemiyor. Belki de her zaman yaptığı gibi “Süreç zarar görür” kaygısıyla bunu söyleyemiyor. Olguyu çarptırarak vatandaş ile devlet erkânı ilişkisine indirgiyor.
 
Güneydoğuda devletin varlığı KCK tarafından yok mertebesine indirgenmişken, Davutoğlu “devlet el öptürmez” söylemleriyle meşgul olmaktadır.
 
Başlıya baş eğdiren, dizliye diz çöktüren’ devlet geleneği olan Türkiye’nin terör örgütü ve terörist başının karşısına geldiği yer burası olmamalıydı.
 
Şu Sorular Davutoğlu’ndan Cevap Bekliyor!
 
Davutoğlu da kalkmış devletin neyi öptürmeyeceğiyle uğraşıyor. Davutoğlu önce şu sorulara cevap vermelidir:

  • Davutoğlu siz 26 gün süreyle iki kent arasındaki yolun kontrolünü PKK’lı milislere terk ettiniz mi etmediniz mi?
  • Çizre’nin Sur ve Nur mahalleleri başta olmak üzere Diyarbakır, Nusaybin, Midyat ve Hakkari’de bazı mahallelerde özerklik ilan edilen yerlere TC’nin emniyet güçleri sokuluyor mu sokulmuyor mu?
  • Hakkâri başta olmak üzere bölgedeki il ve ilçelerde KCK vali ve kaymakam atamaları yapıyor mu yapmıyor mu?
  • İHH Başkanı Bülent Yıldırım, “Şu anda bölgede paralel bir devlet kurulmuştur. Vergi alınıyor, güvenlik kontrolleri yapılıyor; gayrimenkul alım satımları yasak hale gelmiş durumdadır” diyor. Bu iddialar gerçek midir, değil midir?
  • Nuri Dersimi “Kürt diyarında uluyan sırtlan ve çakallar ırkının (Türkleri kast ediyor) mülevves (pis) vücutlarından Kürt vatanını tathir (temizlemek) için intikam” alınacağından söz ediyor. O Nuri Dersimi Seyit Rıza’nın Dersim olayları sırasındaki en yakın dava arkadaşıdır. Siz bu eşkıyaların yaptıklarını “Modern Kerbela” olarak nitelediniz mi, nitelemediniz mi?

  Bunları açıklayacaksınız.
 
Yoksa “kimse AKP kadrolarını ihanetle suçlayamaz” diyerek işin içinden sıyrılamazsınız. İhanet açık hale gelmişse birileri bunu yüksek sesle dile getirir. Kaldı ki gerçek devlet/millet düşmanlığı ya da ihanet devlet ile milleti karşı karşıya getirilerek yapılır. İktidarınız da onu yapıyor!
 
Tepesinde bulunduğu devleti tepeleyen bir iktidara cumhuriyet tarihi daha önce hiç şahitlik etmemiştir.
 
Çözüm Süreci AKP’yi Kurtarma Sürecine Dönüşmüştür!
 
Çözüm, kardeşlik, barış adı altında yürütülen süreç 6/7 Ekim olaylarıyla test edilmiştir. Büyük bir algı operasyonuyla başlatılan bu sürecin ne kadar sahte, tutarsız ve kırılgan olduğunu 6/7 Ekim olayları göstermiştir. Çözüm süreci sayesinde PKK terör örgütü bölgede vergi toplayan, yargı yapan, yol kapatan, vali atayan, bayrak indiren ve nihayet özerklik ilan edebilen bir örgüt haline gelmiştir. Bu süreç sayesinde bölgedeki “kamu düzeni” ve “güvenliği”nin PKK’nın eline geçtiği ise AKP yetkililerince ifade edilmektedir.
 
Çözüm süreci sayesinde devlet terörist unsurlarla asimetrik ilişkiye sokulmuş, demokrasi silah karşısında bir kenara konulmuş, Kürt vatandaşlar PKK ve Öcalan ile temsil edilir hale gelmiş, mezhep ve etnisite siyasallaştırılmıştır!
 
Başta Erdoğan’ın olmak üzere AKP yetkililerinin başlarını ve gövdelerini riske ettikleri çözüm sürecinin ürettiği sonuç budur. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti ise çözüm süreci adı altında terör örgütü karşısında aciz duruma düşürülmüştür. Gelinen aşamada çözüm süreci AKP’yi kurtarma sürecine dönüşmüştür!
 
Önce Uyut Sonra Unut!
 
“Çözüm süreci” görüşmeleri başladığında aşamalı ve merdiven stratejisi denilen tezler ileri sürülmüştü. Bu stratejileri göre çatışmasızlık oluşacak, teröristler sınırın diğer yanına çekilecek, silah bırakılacak ve sivil hayata dönüş süreci başlatılacaktı. Hiç birisi olmadı. Terör örgütü devletin gözleri önünde sivil örgütlenmesini tamamladı, teröristler fiilen meşruluk kazandı ve nihayet 6/7 Ekimde kentlerdeki taraftarlarını mobilize eder hale geldiler.
 
6/7 Ekim olayları sonrasında “çözüm süreci” resmen kadavra haline gelmiştir. AKP halkı “çözüm süreci” ile uyutmanın faturasını ödememek için yeniden aynı algı yönetimini devreye sokmuştur. Öyle görülüyor ki Türkiye bölününceye kadar “çözüm süreci” teraneleri tek çıkar yol ve istikamet olarak AKP tarafından savunulmaya devam edecektir.
Bu bağlamda önce uyutma sonra da unutturma stratejisi bütün algı yönetim mekanizmaları tarafından devreye sokulmuştur. Hedef 2015 Seçimlerine kadar AKP’nin bir afyon gibi halka yutturduğu çözüm sürecinin bedelinin ödemesini engellemektir.
 
2015 Genel Seçimlerine Kadar Halkı Uyutma Süreci!
 
Bu amaca uygun bir biçimde Milliyet Gazetesi manşetinden yeni bir çözüm stratejisi pazarlanmıştır. Bu sürecin sahibi İmralı’daki terörist başıdır.  Buna göre “Eş Zamanlı Dört Adım”la çözüm sağlanacaktır.
 
-Birinci aşama yasal güvence sağlama olarak ifade edilmiş. Buna göre yasal güvence sağlanması ve yurt dışındaki PKK’lılar için ‘Geri Dönüş Yasası’ çıkarılacaktır.
 
-İkinci aşama yasal düzenlemelerle üzerinde mutabakata varılacak taslak üzerinden müzakere aşamasına geçirilmesi gerekecek. Hükümet “izleme kurulu” oluşturacaktır.
 
-Üçüncü aşamada ise çatışmasızlık ortamını güçlendirecek “Tahkim edilmiş ateşkes” ilan edilecek. Karşılıklı olarak tepki çekecek eylemlerin sonlandırılacak.
 
-Dördüncü aşama olarak da anayasada yapılacak düzenlemeler, toplumsal dönüşüm ve silahsızlanmayla çözüme ulaşılacak.
 
Yalçın Akdoğan da durumdan çok da umutlu değil ki şunları söylüyor: "Şu anda tren raya oturmuş durumda ama bunun hızını ne belirleyecek? Atılacak adımlar, samimiyet ve dürüstlük belirleyecek” diyor. Akdoğan, söylem ile eylem arasındaki açıklıktan endişe duyduğu anlaşılıyor.
 
Şu sözler de Başbakan Yardımcısı Akdoğan’a aittir: "Sen hem 'eylemsizlik var' diyeceksin, 'karakol basmıyormuş' neymiş, onun dışında her şeyi yapacaksın. Yol keseceksin, adam kaçıracaksın, makine yakacaksın, yatırımı engelleyeceksin, insanları kaçıracaksın, haraç alacaksın, sonra neymiş efendim, 'eylemsizlik' varmış. Bırakın bu kandırmacayı. Temel zemin kamu düzenidir. Burada eğer 'eylemsizlik kararı aldım' diyorsan adam gibi bunu uygulayacaksın, adam gibi sözünde duracaksın, bu ricada bulunmuyoruz. 'Sizden rica ediyoruz, bunlara son verin' demiyoruz. Söz verdiysen, sözünü tutacaksın, tutmuyorsan biz gereğini yaparız, bunu yapma gücüne ve imkânına da sahibiz. Sizden yalvarmıyoruz 'bunları yapın' diye. Kamu düzeni ve güvenliği bundan sonra daha fazla tesis edilecektir".
 
Hükümetle masada olan Kandil de Erdoğan ve hükümetin bu taleplere evet demesinin mümkün olmadığını biliyor ve görüyor. O yüzden iktidar, güvenlik yasasıyla bölgede sivil sıkıyönetim ilan edip 350 yeni TOMA alırken, Kürtler de Diyarbakır’da kendi parlamentolarını kurma altyapısını hazırlıyor.
 
Aslında bütün bu yaklaşımlar ‘olmayacak duaya âmin’ diyen temennilerdir. Gerçeklikle, mevcut bölgesel ve uluslararası gelişmelerle uyumlu değildir. Terörist başı devleti çeşitli vaatler ve sahte çözüm masallarıyla uyutmaya ve örgütü rahatlatan adımları atmaya zorluyor. AKP’de genel seçimlere kadar zevahiri kurtarmak için idare-i maslahat ediyor.
 
Osman Öcalan Gerçek PKK Stratejisini Açıklıyor!
 
Milliyet Gazetesinin manşetten terörist başı Öcalan’ın çözüm planını verdiği gün Star Gazetesi bir başka terörist Osman Öcalan’ın çözüm ile ilgili görüşlerini yayınladı.
Orhan Miroğlu’nun Osman Öcalan ile yaptığı röportaj 1 Aralık tarihli Star Gazetesi’nde yayınlandı. PKK’nın uyguladığı stratejiyi deşifre etmesi bakımından Osman Öcalan tespitleri isabetli ve tutarlıdır. 
 
Terör örgütünü en iyi tanıyan ve izleyenlerden birisi olan Osman Öcalan’ın son gelişmelerle ilgili değerlendirmesi şöyledir:
 
-PKK Abdullah Öcalan’a ‘evet diyerek reddetme stratejisi” izliyor.
 
-İki PKK var, bir Kandil PKK’si diğeri İmralı PKK’si…
 
-Kandil PKK’si Öcalan’ı reddederek siyaset yapamayacağını biliyordu onun kitle gücü karşısında varlık gösteremeyeceğini bildiği için Apo’ya evet diyecek resmen kabul edecek ama fiilen kendisini uygulayacak. Farklı uygulamalar için de olacak, Kandil’in bugüne kadar izlediği strateji odur.
 
-“Çözüm sürecine rağmen. En karşıt görüşlerini bile sanki Apo’yu kabul ediyormuş gibi görünerek uyguluyorlar. Hiç bir zaman söylemde Apo’yu reddetmezler. Uygulamaya gelince Apo’nun büyük bir ret olayı yaşıyor.
 
-Çözümü istemeyenler PKK’yi kuşatmış…Kürt ulusal kesimini PKK ile sınırlandırmak bana göre hatalıdır. PKK’ye mahkûm olmaktır ve o zamanda PKK istemediği zaman da çözümü bozabilir.
 
-PKK’da, Türkiye’den yana olmayanların çabaları az değildir. Her üyesi PKK’yi bir tarafa çekiyor, bir taraftan zorluyor…
 
AKP çözüm sürecinde umudunu İmralı’ya, uygulamayı da Kandil’in samimiyetine bağlamış durumdadır. Bu nedenle AKP, Öcalan’ın itibarına muhtaç haldedir. Onun için Arınç, Öcalan’ın ‘itibarına zarar vermeyiniz’ diye HDP’yi uyarıyor. AKP, Gençliğe Hitabeyi okumadığı ve okutmadığı için “muhtaç olduğu kudretin” nerede olduğu hususunda yanılıyor!
 
Yüzde On Barajı ve AYM!
 
AYM’nin yüzde on barajı ile ilgili olarak yapılan “hak ihlali” başvurusunu işleme alması siyasetin gündemini karıştırmıştır.
 
Ancak AYM hak ihlali olduğu ya da olmadığı konusunda henüz bir karar vermiş değildir.
 
AYM Başkanı, “Tabii ki Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlaline ilişkin kararları hemen uygulanır” diyor. “Ancak genel kurulumuzun böyle bir durumda yasama organına bunu düzeltmesi için süre vermesi de söz konusu olabilir” diye de ilave ediyor.
 
Diğer yandan AYM Başkanı Kılıç, Genel Kurul'un bu yönde bir karar alması halinde yüzde 10 barajı uygulamasının Haziran 2015’te devam edebileceğini de belirtti ve “Çünkü usulü sorunlar çok fazla, seçime de az bir süre kaldı. Bundan dolayı yetişemeyebilir” dedi.
 
Seçime altı ay kala başvurunun gündeme alınması düşündürücüdür. Bu durum aynı zamanda barajla ilgili olarak AKP’nin izlediği stratejinin ne kadar yanlış olduğunu da ortaya koymaktadır. AKP bir süre önce muhalefete ‘ya daraltılmış bölge ya da barajın aynen muhafazası’ gibi bir dayatmada bulunmuştu. Aynı tavrının bugün de aynen devam ettiği görülmektedir.
 
Temsilde adalet, yönetimde istikrar ilkesini dengede tutacak bir yaklaşımla sorunun yeniden irdelenmesinde yarar vardır.
 
Konuyla ilgili farklı yaklaşım içinde olanlar da vardır. İktidar yanlıları AYM’nin ancak “ihlalin yokluğu veya ihlalin tespiti”nden ibaret bir karar verebileceğini iddia etmektedirler. %10 Barajına müdahale yetkisinin siyaset kurumuna ait olduğunu söylemektedirler.
 
Anayasa Mahkemesi, yasa koyucunun(TBMM'nin) yerine geçecek kararlar veremeyeceği görüşünü savunmaktadırlar.
 
Bu yaklaşımı savunanlar “AYM, anayasanın seçimle ilgili maddesinde ve seçim kanununda yeni bir değişiklik olmadığı sürece aynı konuyu yeniden ele alamaz, yeniden karar veremez” iddiasında bulunmaktadır.
 
Onlara göre: Anayasa mahkemesinin yetkisi, yasa değişikliği yapıldığı anda devreye girer. Seçim barajıyla ilgili anayasada herhangi bir değişiklik yapılmadığı gibi, seçim yasasında da herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Anayasa mahkemesi, yasaların anayasaya aykırılıklarını resen (kendiliğinden) gündemine alamaz.
 
Seçim kanunu da bireysel başvurunun konusu olamaz tezini ileri sürmektedirler.

Gazetecilerin sorusu üzerine, Anayasa Mahkemesi'nin yüzde 10 seçim barajıyla ilgili hak ihlali kararı vermesi durumunda, bunun 2015 seçimlerinde uygulanmasının çok zor olduğunu belirten Yeniçeri, "Bunun için süre verilmesi gerekiyor. Anayasa Mahkemesi'nin siyaseti allak bullak edecek kararlar alacağında bunun zamanlamasını iyi yapması gerekiyor" dedi.

Yeniçeri, nasıl karar verilirse verilsin mevcut düzenlemeyle seçime gidileceğini söyledi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.