Yeniçeri: AKP İmralı'yı Kürdistan Çözüm Merkezi Haline Getirmiştir

MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Yeniçeri, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Başdanışmanı Etyen Mahcupyan'ın açıklamalarına tepki göstererek, "Silah, şiddet ve terör organizatörü bir örgüte 'Kürtlerin hakları için kurulmuş' demek PKK'yı ve terörü meşrulaştırmak anlamana gelmektedir" görüşünü dile getirdi.

"Çözüm Süreci"ne yönelik eleştirilerde bulunan Yeniçeri, "AKP, Çözüm Süreci, görüşme, müzakere derken İmralı'yı Kürdistan Yönetim Merkezi haline çevirmiştir" diye konuştu.

Yeniçeri açıklamalarını şöyle sürdürdü:

 
Davutoğlu’nun baş danışmanı Etyen Mahcupyan: “kamu düzeni bölgeden şu anda devletin değil PKK'nın elinde” diyor. Bir süre sonra da Öcalan'la ilgili '”İdeolojik olarak gerçekten bir rehber ve lider. Abdullah Öcalan’a bir şey verilmesine gerek yok, o alıyor zaten. Kendisini karizmatik hale getiriyor'' açıklamasında bulunuyor.
Başbakanın baş danışmanı önce PKK’nın gücünü ardından da Öcalan’ın liderliğini yüceltiyor. Sonra da PKK’ya ahlaki ve toplumsal bir misyon yüklüyor. Mahcupyan, Öcalan’ın karizmasını inşa etmek görevini yerine getirdikten sonra bu defa da PKK’ya misyon ve vizyon belirliyor. O, PKK’yı sanki kendi kurmuş gibi şöyle diyor: “PKK kendi hakları için, kariyerizm için kurulmadı. Kürtlerin hakları için kuruldu”. Ardından da şu soruyu soruyor: “Şimdi eğer Kürtler bu hakları almanın eşiğinde ise, PKK’nın bu süreci engellemesinin sorumluluğu nasıl taşıyacak?”
 
Silah, şiddet ve terör organizatörü bir örgüte Kürtlerin hakları için kurulmuş demek PKK’yı ve terörünü meşrulaştırmak anlamına gelmektedir!
 
Bu durumda öncelikle Başbakan Davutoğlu ve hükümetinin baş danışmanıyla aynı görüşte olup olmadığını Türk Milleti bilmek istiyor. Silahlı katiller sürüsü olan terörist PKK’yı AKP hükümeti Kürtlerin temsilcisi olarak mı görüşüyor? İktidarın bu iki hususu öncelikle açıklaması gerekiyor.
 
Mahcupyan’ın yaptığı bu tespit ve kutsamalar rastlantı değildir. Zira Mahcupyan sıradan bir gazeteci değildir. Başbakanın baş danışmanıdır. Yani Başbakan Davutoğlu PKK ve Güneydoğuyla ilgili olarak ona danışıyor. Bu demektir ki, Davutoğlu da Mahcupyan’ın bu görüşlerine itibar ediyor. Davutoğlu AKP’nin genel başkanı olduğunu göre de AKP de Öcalan’ı karizmasıyla her istediğini alan bir kişi, PKK’yı da Kürtlerin hakları için kurulmuş olan bir örgüt olarak görüyor demektir.
 
PKK’nın Marksist, Leninist ve Stalinist bir örgüt olarak kurulduğu, dinsiz bir terör örgütü olduğu, kitlesel katliamlar gerçekleştirerek komünist bir devlet kurmak için eylemlerini yaptığı herkesin malumdur. Gücünü Kürtlerden değil şiddetten aldığı da cümle âlemin malumudur.
 
Bu yalın gerçekleri Davutoğlu bilmiyor olamaz. O halde Davutoğlu’nun danışmanı PKK’nın “Kürtlerin hakları için kurulduğunu” nasıl ve neden söyler? Bu tür açıklamalar AKP’nin “çözüm süreci” dediği şeyin, gerçeklere gözleri yumma süreci olduğunu göstermiyor mu? Yoksa Mahcupyan ve düşünceleri AKP’nin yeni stratejisi midir?
 
Mahcupyan ‘Hükümet’in PKK’nın siyasi taleplerin her türlüsünü siyaset içinde alınabilir olmasının yolunu açmaya hazır” diyerek itirafta bulunuyor. Durum buysa AKP teslime hazır demektir. PKK ise buna rağmen kayıtsız şartsız teslimat istiyor, demektir. Bu utanç verici, aşağılık teslimiyetçi tavır süratle terk edilmelidir.
 
 
PKK kaynakları, 2013 yılının AKP ile PKK arasında ilan edilen çözüm sürecinin Öcalan’ın özgürlüğünü öngördüğünü söylüyorlar Öcalan’ın özgürlüğü konusuna kamuoyunu hazırlamak ve şartları ‘uygun hale’ getirilmesi görevinin ise Türk hükümetine verildiği söyleniyor. Yani AKP’nin çözüm sürecindeki ev ödevlerinden bir tanesi de Türk toplumunu Öcalan’ın özgürlüğüne hazırlamak olduğunu açıkça ifade ediliyor.
 
Şimdi buradan soruyorum, PKK çözüm süreci bağlamında AKP hükümetine ev ödevi mi veriyor? Terör örgütünden böyle bir ödev alan iktidarın meşruluğu kalmış mıdır?
 
AKP’nin çözüm süreci, gerçekte PKK’dan ev ödevi alma süreci midir?
 
 
Öcalan’ın Nisan ayında serbest bırakılacağına yönelik olarak Kandil’den gelen açıklamalara karşı Başbakan Yardımcısı Akdoğan’ın “Ya geçmişte takılıp kalıyorlar, ya afaki bir geleceğe veya hayale savruluyorlar” şeklindeki açıklamalarına PKK kaynakları aynen şu karşılığı veriyor.
 
“Herkes hatırlar. 2003 yılının Nisan ayında ABD öncülüğünde koalisyon güçleri Irak’ın başkenti Bağdat’ın neredeyse yarısından fazlasını ele geçirmişlerdi. Saddam’ın propaganda bakanı Muhammed Essahaf' ‘zaferinin kesin olduğunu’ söylüyordu. ‘Öcalan özgür olacak’ diyen Kürt tarafına cevap yetiştirmek için çırpınan Yalçın Akdoğan’ın bugün ki halleri, işte Bağdat düşerken Saddam’ın propaganda bakanının yaptığı çıkışlara benziyor. Akdoğan değişen Kürdistan, Ortadoğu ve dünya koşullarını bir türlü kabul etmediği için geçmişte yaşıyor”.
 
AKP, PKK’nın hayal gördüğünü ve dünde yaşadığını söylerken; PKK ise AKP’nin aldığı ev ödevini yapmadığını, kamuoyunu yanılttığını ve dünde yaşadığını söylüyor. Hatta PKK tarafı ‘değişen koşullarda Öcalan’ın daha fazla esir tutulamayacağını’ iddia ediyor.
 
 
İmralı heyetinde yer alan HDP’li Pervin Buldan, İmralı görüşmesi sonrası yaptıkları açıklamaların bazen sürece zarar verdiğini belirterek, bundan sonra Öcalan ile sık sık görüşeceklerini ancak ayda bir açıklama yapacaklarını söylüyor. Hükümetle ortak açıklama yapmak istediklerini ifade eden Buldan, İmralı'da görüşen devlet heyetinin genişleyeceğini ve müzakerelere geçilmesi durumunda mesajı Öcalan'ın vereceğini anlattı.
 
AKP, “çözüm süreci”, görüşme, müzakere derken İmralı’yı Kürdistan Yönetim Merkezi haline çevirmiştir. HDP heyeti ayrı bir devletin bakanları kurulu gibi eşit bir konumda AKP ile ortak açıklama yapma talebinde bulunuyor. Sözüm ona devlet heyeti ile HDP heyeti Öcalan’ın huzurunda bir süre görüştükten sonra müzakere aşamasında devlet ve örgüt üstü olan Öcalan’ın mesajları vermesi isteniyor.
 
AKP’nin Türkiye Cumhuriyeti devletini düşürdüğü utanç verici yer burasıdır. Kör gözlerin, sağır kulakların ve gafil vicdanların uyanmasının zamanı gelmiştir.
 
 Türk milleti ve verilen şehitler yönünden söylemi bile kaldırılamayacak kadar ağır PKK itham ve saldırıyla karşı karşıyadır. AKP Hükümetinin bu iddialara açık, doğru ve ikna edici cevaplar vermesi gerekmektedir.
 
 
16 yaşındaki çocuğun tutuklanma kararında hâkim şöyle diyor: Çocuğun kurallara uyacağı yönünde vicdani kanaat oluşmamıştır. Tutuklanmasında ölçüsüzlük yok”. Başbakan Davutoğlu da “Makamlara herkes saygılı olmalıdır” diyerek çocuk tutukluluğunu savunmaktadır.
 
Böyle bir karara ve anlayışa biz de yorum yapmıyor, pes diyoruz. Ancak bu noktada iktidara söyleyeceklerimiz var.
 
PKK ve uzantılarının her hakaretini, tehdidini, eylemini sineye çeken AKP iktidarı 16 yaşındaki bir çocuğu söylediklerinden dolayı tutukluyor. Elbette hakaret kabul edilemez. Cumhurbaşkanına ya da devlet yöneticilerine herkesin saygılı olması yasaların gereğidir. Ancak 16 yaşında henüz hem reşit hem de mümeyiz olmayan bir çocuğun tutuklanmış olması kabul edilemez. 16 yaşında taş atan eylemci çocuklar için yasa çıkararak onları hapisten çıkaranlar, ayın yaşta olup taş değil söz atan çocukları içeri tıkıyorlar. Bu normal değildir. Bu tutuklamanın hakaretten dolayı değil gözdağı vermek, korkutmak ve sindirmek için yapıldığı açıktır.
 
Çocuklarını susturanlar gerçekte çocuklarını değil geleceklerini susturmuş olurlar.
 
 
Rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla polisin ele geçirdiği paraları valiz valiz aldılar. Üstüne üstlük bir de faizini üstüne ilave ederek taşıdılar. Demek ki tarafsız ve bağımsız yargı (!) ortada suç unsuru görmedi. O halde Bakanlar yüce divana gitmekten niçin korkuyorlar?
 
Yolsuzluk yok, görevi kötüye kullanmak yok, rüşvet yok, zimmet yok, irtikap yok ve yasa dışı hiçbir şey yok! Bütün paralar ve mal varlıkları helal yoldan elde edilmiş… Sebepsiz ve orantısız zenginleşme olmamış.
 
Bu durumda yüzde yüz helal, yüzde yüz meşru, yüzde yüz alın terinin sonucu elde edilmiş bir zenginlik söz konusudur. Hatta bir de bütün bu zenginliklerin vergisi bir yana belki zekatı da verilmiştir.  Böylesine tepeden tırnağa helal olan mal varlığından kim endişe duyar? Kim korkar? Kim soruşturma komisyonu ne karar verecek diye endişe duyar?
 
Divanın ister cücesi isterse yücesi olsun kim oraya gitmekten korkar ki? Tam tersi onca iddia, itham ve suçlamaya karşı şaibe altına giren bakanların kendileri yüce divana gitmek isterler ve aklanır gelirler.
 
Eğer böyle değilse kimse yüce divana gitmek istemez. Yüce divandan birileri kaçıyorsa gerçek bir yargılamadan kaçacak gerekçeleri var demektir.
 
Bir insan yüzde yüz kazanacağı, aklanacağını bildiği davaya koşar; yüzde yüz kaybedeceği davadan da kaçar. Doğal olanı budur.
 
Yüce divanı, yüce erdem ve değerler bağlamında sıfır hata ile ülkeye hizmet etmiş olan bakanların kendilerinin talep etmesi gerekmez mi?
 
 
Muhalefetin parti binalarının aranması demokrasilerde olacak şey değildir. Özellikle bazı MHP binalarına yargı kararı bile olmadan emniyet güçlerinin girmesi ancak polis devletinde olacak şeydir.
 
AKP iktidarı rüşvet ve yolsuzluğa değil rüşvet yolsuzluğun kamuoyuna duyurulmasına karşıdır. Ayakkabı kutularına faiz ilave ederek iade ederken bunları halka duyurmak için asılan afişleri ya da ilanları binalardan indiriyor.
 
Arsızlığın, hayâsızlığın, utanmazlığın ve yüzsüzlüğün bu kadarına da pes doğrusu!
 
Aslında o binalarda indirdikleri afişlerde de AKP’nin eski genel başkanı Tayyip Erdoğan’ın “Hırsızlık babadan oğula geçer” sözleri yazılıdır. Kendi genel başkanlarının sözlerinin bile halka duyurulması AKP’yi korkutmaktadır.
 
Sulh Ceza Mahkemeleri muhalefet binalarına girilmesine yönelik olarak verdikleri kararlarla AKP’yi koruma mahkemelerine dönüşmüştür. AKP, açık bir şekilde yargıyı yolsuzluğa ve rüşvete alet etmektedir.
 
Yeniçeri, gazetecilerin sorusu üzerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret ettiği iddiasıyla tutuklanan lise öğrencisi M.E.A'nın avukatlarının karara itirazı sonucu tahliye edilmesini, “Doğru yolda atılmış bir adımdır. Yargının böyle bir karar vermesi olumlu bir gelişmedir” değerlendirmesinde bulundu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.