Ülkücü Türklüğü ve İslam’ı yüceltmeye and içmiş kahraman demektir

Aziz Dava Arkadaşlarım,

Değerli Ülküdaşlarım,

Sevgili Bozkurtlar,

Sayın Basın Mensupları,

On bir ayın sultanı, manevi baş tacı, hayır ve güzellikte kutup başı olan Mübarek Ramazan’ın son günlerinde sizlerle birlikteyiz.

Mübarek bir akşamda, bu iftar sofrasında burada olmaktan mutluluk duyuyorum.

Sözlerimin başında hepinizi en halisane duygularımla selamlıyorum.

√ Bu iftar sofrasında özlemlerimizi paylaşıyoruz.

√ Bu iftar sofrasında dua ve dileklerimizi seslendiriyoruz.

√ Bu iftar sofrasında hayrın, hasenatın, cömertliğin ve iyi olmanın dilini konuşuyoruz.

√ Bu iftar sofrasında kalp gözüyle bakıyor, muhabbetle dokunuyor, manevi arınma ve kurtuluş için Yüce Rabbimize el açıyor, hep birlikte niyaz ediyoruz.

Ramazan; yardım ve dayanışmanın daha da gün yüzüne çıktığı, açların doyurulduğu, fakir ve fukaranın daha bir içtenlikle kucaklandığı kutsal bir aydır.

Birbirimize yakınlaşmamız, vicdan muhasebesi yapmamız için bu ayın sağladığı manevi imkânlara muhakkak ki önem vermeli, muhakkak ki dürüstçe itina göstermeliyiz.

İlahi rahmet kapılarının ardına kadar açık olduğu bu kutlu ayda, tuttuğunuz

MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ GENEL MERKEZİ BASIN BİRİMİ TARİH: 02/08/2013

oruçların, yaptığınız ve yapacağınız tüm ibadetlerin Cenab-ı Allah tarafından kabul edilmesini diliyorum

Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi’nin düzenlemiş olduğu bu iftar programına hoş geldiniz, güzellikler getirdiniz.

 

Çok Değerli Dava Arkadaşlarım,

Muhterem Ülküdaşlarım,

Ramazan ayını türlü olumsuz, türlü anlamsız ve türlü yersiz söz, tavır, tutum ve hareketlere rağmen huşu içinde idrak ettik, etmeye de devam ediyoruz.

İçinden geçtiğimiz maneviyatla, bereketle ve mağfiretle dopdolu günlerin hakkını vermek için elimizden geleni yapmakla mükellef olduğumuzu iyi biliyoruz.

Milliyetçi-Ülkücü Hareketi başkalarından ayıran en bariz, en mümeyyiz vasıf inançlarındaki samimiyeti, imanındaki sağlamlığı ve iddialarındaki yüksekliğidir.

Allah’a hamd olsun ki, sözlerimizle eylemlerimiz arasında ters bir orantı yoktur ve olmayacaktır.

Ahlaken sahip olduğumuz, manen savunduğumuz tutarlılık, kalple dil arasındaki birebir uyum, her zaman gözettiğimiz, her zaman önemsediğimiz ve her ortamda peşinde olduğumuz bir vecibedir.

Ülkücüler fani ömürlerinin her veçhesinde, Türk tarihinin kendilerine yüklediği misyonun bilincinde olmanın yanında, Türk ve İslam değerleriyle donanmanın fazilet, cesaret ve şuuruna ulaşmış kutlu vicdanlardır.

Şurasını hepinizin bilmesini istiyorum ki;

Ülkünün ülkücüyle buluşması, suyun çorak toprakla buluşması gibidir.

Ülkünün ülkücüyle buluşması, hasretin vuslatla örtüşmesi gibidir.

Ülkünün ülkücüyle buluşması ruhun tenle, hilalin yıldızla, nehrin ummanla kavuşması gibidir.

Geçmişten bugüne ülküsünü ülkücülüğüyle çakıştırmış, birleştirmiş, anlamlandırmış, somutlaştırmış ve büyütmüş kutlu yürekler gıpta edilecek mücadeleler sergilemişlerdir.

Rahmeti Rahman’a uğurladığımız tüm şehitlerimizi, tüm dava arkadaşlarımızı minnetle ve şükranla bir kez daha yad ediyorum.

Doğru olmanın, doğru kalmanın, doğru bakmanın ve dosdoğru yaşamanın örnekleri ülkücü ömürlerde gizlidir.

√ Ülkücü vatan nöbetini gönül rızasıyla tutan fedakârlık demektir.

√ Ülkücü ecdada hürmetten bir an olsun ayrılmayan vefa demektir.

√ Ülkücü bayrağın şerefini korumaya yeminli destan demektir.

√ Ülkücü Türklüğü ve İslam’ı yüceltmeye and içmiş kahraman demektir.

√ Ülkücü kardeşlikle geçen, hoşgörü ve insaniyetle perçinlenen, kuvvet ve kudretle pekiştirilen Türk-İslam asırlarını diriltmeye söz vermiş sönmeyecek, azalmayacak, vazgeçmeyecek ve yenilmeyecek millet iradesi demektir.

Ülkücü, zor olsa da;

√ Görevinin farkındadır.

√ Sorumluluğunun izindedir.

√ Sevdasının takipçisidir.

√ Âlemi nizama sokma hedefinde, Türk-İslam dünyasının gözyaşlarını silerek umut olma konusunda kararlı ve kesindir.

Bunu yaparken dün-bugün ve yarın arasındaki dengeden kopmamak, aslımızı ve neslimizi şartlar ne olursa olsun ruhumuzda zirveleştirmek asıl ve öncelikli vazife olmalıdır.

Şu temel hakikati hepiniz biliyorsunuz ki, hayat bir ülküsü, bir amacı olanlar için anlamlıdır.

Ülküsüzlük durgunluktur.

Ülküsüzlük yorgunluktur.

Ülküsüzlük bezginliktir.

Ülküsüzlük ruhen yoksulluk, zihnen iflastır.

Ülküsüzlük peşin peşin hadiselerin oyuncağı olmayı kabullenmektir.

Türk milleti insanlık tarihinin hiçbir sayfasında, hiçbir bölümünde ülküsüz kalmamıştır.

İşte bizim ilhamımız, anlayışımız, ideolojik kaynağımız buradadır.

Buhranlar, bunalımlar, darlıklar, mağlubiyetler, kayıplar ve hatta ihanetler dahi büyük milletimizi ülkülerinden koparamamış, hedeflerinden caydıramamış, yolculuğundan geri döndürememiştir.

Bu kutlu kervan yüzyıllardır sürmekte, varlığını sürdürmektedir.

Üzerinde yaşadığımız zorlu coğrafyanın vatan olarak kalabilmesi, mensubu olduğumuz beşeriyet harikasının devamı için başka şans, başka yol ve başka da çare görülmemektedir.

Aziz Türk milleti; Ötüken’den Söğüt’e, İstanbul’dan Ankara’ya kadar adım adım, mihnet ve mütecavizliklere direne direne hayat haklarına sahip çıkmıştır.

Kaşgar’dan Balkanlar’a, Sahra’dan Asya steplerine, Hind Okyanusu’ndan

Karadeniz kıyılarına varıncaya kadar yer ve yurt tutmanın temelinde bu atılganlık, bu azim ve bu pes etmeyen mertlik belirleyici olmuştur.

Oğuz buyruğunun yere düşmemesi için her nesil üzerine düşeni yapmıştır.

Türk milletinin bağımsız, bağlantısız, onurlu ve kendi kaderine bizzat kendisinin istikamet vermesi için her nesil az ya da çok, yeterli ya da yetersiz görevini yerine getirmiştir.

Binlerce yıl evvel kalkan şanlı bayrak, çok şükür bir daha inmemiş ve inmeyecektir.

Bin yılların semeresi, bin yılların mirası, bin yılların alın teri, şehit kanı, milli ve manevi emanetleri boşa gitmemiş ve gitmeyecektir.

Her devrin ülkücüleri, her devrin bozkurtları zalimlere, canilere, saldırganlara ve hıyanet güruhuna göğsünü siper ederek canını dişine takmış ve surumuzda gedik açtırmamıştır.

Dünden bugüne;

√ Varlığımıza idam fermanı yazanlar, ülkülerimizin alevinde kalmışlar ve küle dönmüşlerdir.

√ Kimliğimize ölüm kusanlar, benliğimize hakaretler yağdıranlar, ülkülerimizin çığıyla ezilmişler, un ufak olmaktan kurtulamamışlardır.

√ Kardeşliğimize zincir vurmaya, birliğimize pranga geçirmeye, aramıza set çekmeye yeltenen bedbahtlar, ülkülerimizin gücüyle hüsrana uğramışlar, geldikleri gibi def olup gitmişlerdir.

Türk milletine düşmanlıkta birleşenlerin sonu hep hezimet, hep bozgun ve hep de acı olmuştur.

Zira milletimiz dualıdır.

Zira milletimiz hak yolundan, hakikat yolundan ve Allah yolundan hiç sapma göstermemiştir.

Cihana adaletle, merhametle ve şefkatle nazar etmiştir.

Niyet iyi olunca akıbet de şüphesiz iyi olmuş ve mutlaka bundan sonra da iyi olacaktır.

 

Değerli Ülküdaşlarım,

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Türk milleti kutlu varlığından yetiştirdiği ülkücüleri sayesinde ayakta kalmış, ebediyete kadar yaşamayı bu şekilde garanti altına almıştır.

Tarihin içinden süzülüp bugünlere kadar anıları intikal eden; adı, şanı ve şöhreti

hepimiz tarafından gururla hatırlanan, hatta kendimize rehber edindiğimiz ülkücüler milletimiz için bir talihtir.

Çin Sarayı’nı 40 çerisiyle basan Kürşat böyledir.

Anadolu’nun kilidini açarak sonsuza kadar üzerimize tapulayan Sultan Alparslan böyledir.

400 çadırlık Türkmen varlığının önüne düşerek körpe filizin çınarlaşmasında nirengi noktası olan büyük atamız Ertuğrul Gazi ve evladı Osman Gazi böyledir.

Atilla’dan Fatih’e; Kanuni’den Mustafa Kemal’e, hareketimizin kurucusu Başbuğ Türkeş Bey’den bugüne kadar Türk tarihinin yetiştirdiği ülkü devleri Türk milletine hizmet için her engeli aşmışlar, her külfeti göğüslemişlerdir.

Onlarla ne kadar övünsek, ne kadar gururlansak yine azdır.

Bu yüzden tarih bir yönüyle ülkücülerin eseridir.

Ülküsü olanlar, ülkünün peşinden gidenler yaşadıkları zamanın dışına taşmışlar, bulundukları zamanın kalbine Türk-İslam mührünü vurmuşlardır.

Yorulmak nedir bilmemişlerdir.

Durmak nedir tanımamışlardır.

Vazgeçmek lügatlerinde görülmemiştir.

Hele ki taviz, teslimiyet, boyun bükme, millet davasına sırt dönme asla, ama asla kitaplarında yazmamıştır.

Kötülük hiç durmamış, durmayacaktır.

Belalar hiç kesilmemiş, kesilmeyecektir.

Tuzaklar, provokasyonlar, akıl çelici sözler; makam, para, statü, konfor vaatleri hiç bitmemiş, bitmeyecektir.

Davasında erimiş, davasıyla kader birlikteliği yapmış ülkücüler için bunlar boştur, faydasızdır ve suya yazı yazmaktan farksızdır.

Ülkücü her şeyden evvel, bilgisi, görgüsü, becerisi, uyanıklılığı, milli ve manevi özellikleriyle aklı karıştırılacak, yolundan çevrilecek, sözlerinden alı konulacak çıkar düşkünü değildir.

Sağlam bir duruşa, tam bir asalete ve keskin bir zekâya sahip ülkücü için Türk milletinin lehine olmayan, menfaatine uymayan hiçbir şeyin geçerliliği ve saygınlığı yoktur.

Bu nedenle ülkücünün tarafı nettir.

Bu nedenle ülkücünün geldiği yer belli, gideceği güzergâh belirgindir.

Ülkücü dipdiri bir akılla, dimdik bir şahsiyetle ve dümdüz bir istikrarlı hayat çizgisiyle mazlumun yanında, mahzunun safında, zorbanın da tam karşısındadır.

Ülkücülüğümüzün ana gayesi ise; Türk milletini modern uygarlığın en üst seviyesine çıkarmak ve çağlar önüne sıçratmaktır.

Hedefimiz, kimseyi ayırmadan, ötekileştirmeden, yabancılaştırmadan, herkesi bir ve beraber görerek geleceğin lider ülke Türkiye hedefine ulaşmaktır.

Irkçılığın her tonunu reddeden bir kavrayışla, tahammülsüzlüğün, kavganın, çatışmanın, cepheleşmenin her türünü göz ardı eden bir derinlikle doğudan-batıya, kuzeyden güneye bir olmak, iri olmak ve diri olmak bizim varmak istediğimiz seviyedir.

Demokrasiyi gerçek anlamda sahiplenmiş, ilerisi veya gerisi diye sıfatlandırmamış, ama yüksek standartlara eriştirmeyi de kafasına koymuş bir huzur iklimini tesis etmek niyet ve temennimizdir.

Ülkemizi mutlu, müreffeh hale getirmek; bağımsız, özgür, kendi haklarına sahip bir duruma kavuşturmak amaçlarımız arasındadır.

Bunun için biz yemin ettik, söz verdik, karşılıksız manevi sorumluluğun altına girdik.

Ülkücü olmanın, şerefli ve övgüye ziyadesiyle layık olan tarafı da budur.

Ülkü Ocaklarından yetişen her evladımız, her gencimiz bu inançla doludur ve böyle de olmalıdır.

Çünkü bizim varlığımızın dayanağı aziz milletimizdir ve gayemiz her şart altında bu sosyolojik cevhere sahip çıkmaktır.

 

Değerli Ülküdaşlarım,

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Şu mübarek günlerde Türkiye aklın, mantığın ve vicdanın almayacağı kadar derinlik ve genişlik kazanmış olaylarla karşı karşıyadır.

Düşünce, fikir ve açıklamalarıyla Ramazan’ın manevi atmosferini kirletmeye kadar işi götüren gafiller iftar sofralarında dedikodu yapmakta, gıybette dur durak bilmemektedir.

Fitne ve fücur ehlileri bölücülük kazanını kaynatmak, iftira ve ithamlarını yaygınlaştırmak için olağanüstü bir gayret göstermektedir.

Ne tarafından bakarsak bakalım Türkiye zor günler geçirmektedir.

Tehlikelerin hacim ve hızı ciddi düzeyde artış göstermektedir.

Yalnızca iç meseleler değil, bununla bağlantılı olmak üzere dış meseleler de ağırlaşmış ve çetrefilleşmiştir.

Türkiye iyi yönetilmemenin sancılarını alabildiğine yaşamaktadır.

Yangın her yerde, istikrarsızlık her alanda, çöküş her taraftadır.

Bugünkü ülke tablosunda;

√ Hainlik kazanç kapısı olmuştur.

√ Millete hakaret geçer akçe haline gelmiştir.

√ Devletin itibar ve saygınlığına gölge düşürmek sıradanlaşmıştır.

Milli ve manevi değerlerimiz ayaklar altındadır.

Ümitsizlik ve yozlaşma egemenlik kurmuştur.

Genişleyen sorun alanları insanımızın huzur, esenlik ve refahının üzerine çökmüştür.

Türkiye bir karmaşanın içinde kıvranmaktadır.

Bizi biz yapan ne varsa baskı ve kuşatma altındadır.

Türk kimliği saldırıların hedefindedir.

Türk milleti onun bunun sövgüsüne ve suçlamasına terk edilmiştir.

İntikamcı ve kinci politikalar sivrilmiştir.

Rövanşist eğilimler palazlanmıştır.

Ben sen ayrımı, bizden olanlar olmayanlar kutuplaşması iyice uç vermiştir.

Siyaseti kan davasına çevirenler, insanımızın arasına hendek kazanlar birliğimizi ve kardeşliğimizi baltalamak için olan biten güçleriyle faaldirler.

Oysa ki bölücü mihrakların gözdağları, sınırlarımızın hemen dibindeki oldubittiler kuzu sessizliğiyle izlenmektedir.

PKK’nın Suriye’deki uzantıları Türkiye’de ağırlanmakta, taltif edilmektedir.

Kurulacak yeni bir özerk bölge için söz alınıp verilmektedir.

Teröristlerin gönlü hoş tutulmakta, sırtları sıvazlanmakta ve ellerinden tutulmaktadır.

Açıktır ki, siyasi zihniyet resmen çuvallamış, resmen Türk milletinin karşısına geçmiştir.

Şu rezalete bakınız ki, bir ay sonrası için verilen terörist saldırı randevularına karşı kimseden herhangi bir ses işitilmemektedir.

Teröristler tehdit ettikçe devlet ve hükümet yetkilileri sinmektedir.

Kandil’den, İmralı’dan Eylül ya da Ekimle ilgili felaket senaryosu işitildikçe sorumluluk mevkiini işgal edenler sır olmakla kalmayıp saklanacak yer aramaktadır.

PKK-PYD gözleri kör etmiş, akılları baştan almıştır.

Teslimiyet her tarafa yayılmıştır.

Bölücü terör örgütünün paçavraları artık ulu orta vatanımızın bir bölümünde dikilmeye başlanmıştır.

Elbette bu kapsamda söyleyeceğimiz çok şey vardır.

Ancak bu iftar sofrasının siyasi yorumlarla anlam ve ruhunu incitmemek bizim çok önemsediğimiz ve bugüne kadar da özenle benimsediğimiz bir husustur.

Tespit ve görüşlerimizi önümüzdeki günlere bırakarak, bilhassa Türk gençliğinin yaşadığı zorluklarla ilgili kısaca bir değerlendirme yapıp konuşmamı sonlandırmak istiyorum.

 

Değerli Ülküdaşlarım,

Mayıs ayının sonundan itibaren başlayan Gezi Parkı hadiseleri Türkiye’de birçok şeyin üzerini açmış, kuytuda kalan sorunların kapağını aralamıştır.

İç politikada baş gösteren otoriter hevesler, dış politikada vasat bulan hayal kırıklıkları, zayıflıklar ve stratejik darboğazlar üst üste birikmiş, bir yolla da açığa çıkmıştır.

Siyasetin doğasına ve yapısal çerçevesine müzahir olmayan kaba ve yaralayıcı üslup ve ötekileştirici dil tepkisellikleri kışkırtmış, toplumsal tansiyonu yükseltmiştir.

Buna bir de siyasi sorumluluk sahiplerinin alttan alta olayları provoke edici kurnazlığını, cepheleşmeyi özendirici yöntemlerini ilave ettiğimiz takdirde çok ciddi sosyal ve siyasal bir maliyetle karşılaşılacağı ayan beyan ortadadır.

Nitekim olmuş olan da budur.

Halen hükümetin Gezi Parkı’nı okuyamadığı, tepkilerin mihverini, itirazların menşeini, şikayetlerin merkezini kavrayamadığı veya kavramak istemediği görülmektedir.

Anlaşılan Gezi Parkı gerilimi sürekli canlı tutulmak istenmektedir.

Bu vasıtayla toplumsal bloklaşma zinde ve diri tutulacak, böylelikle siyasi konsolide sağlanacaktır.

Zayıflayan siyasi zihniyetlerin toplumsal kamplaşmayla kendi tabanındaki bağlılığı tahkim etmeye, kayan ve azalan toplumsal desteği gerginlik ikliminden istifade ederek yeniden kazanmaya çalışması klasik Soğuk Savaş dönemine ait bir metot olup vadesi çoktan dolmuştur.

Siyasi kaygılarla birlik ve beraberlik hukukuna darbe vurmak, sakatlamak acımasız ve ilkel bir tercih olmanın ötesinde, öngörülmesi mümkün olmayan sapmalara ve kaoslara da çanak tutacaktır.

Şimdilerde yapılan da tamamen budur.

Şayet bir iktidar sokakla direkt konuşmaya, direkt temasa başlamışsa korkuya

kapılmış ve meşruiyet zeminin kaybediyor demektir.

Sertleşen her iktidar, ceberut kesilen, dikta merakına düşen her siyasi yönetim ya toplumsal yapıyı mahvederek demokrasiyi esasta dinamitleyecek ya da sonunu hazırlayacaktır.

Unutmayınız bir hükümet evhamlıysa, vehimler içinde yüzüyorsa, kuruntulara saplanmışsa ve sanal tehditlerle oyalanıyorsa bitişten önceki son viraja gelmiş demektir.

Demokratik nitelikli yasal protestolara katılan gençlerin burslarını kesme hazırlığı yapmak, sokak aralarına jurnal kutuları koymak, stadyumlardaki protestolara yasaklar getirmek ne demokrasiyle ne de insanlığın bu çağdaki kazanımlarıyla bağdaşmamaktadır.

Bu bir Nazi alışkanlığı, Es Es veya Kara Gömleklilerden esinlenmiş hazır kalıp bir taktiktir.

Aynı zamanda bildik ve hafızalarda yer etmiş faşist yönetimlere özgü bir davranıştır.

İnsanlarımızın birbirini ihbar etmesini beklemek, hafiyeciliği ve köstebekliği kurumsallaştırmak tarifi ve affı olmayan geriliktir.

Büyük Türk düşünürü Yusuf Has Hacip Kutadgu Bilik’te insan için yararlı üç şeyden bahsetmektedir.

Bunlardan birincisi iyilik, diğeri utanma duygusu, öbürü ise doğruluk olarak takdim edilmiştir.

Yine bu büyük düşünürümüz asırlar öncesinden yöneticilerin akıllı, bilgili, adil olmasını; ayrıca soylu, haya sahibi, yumuşak huylu, merhametli, gözü tok, sabırlı, alçak gönüllü ve sakin tabiatlı olmalarını tavsiye etmiştir.

Ve tam da bugüne uyacak şu derin uyarıyı daha o yüzyıllarda yapmıştır:

Doğru yap, doğru söyle; doğruyu gizleme,

Ancak gammaz olma, dedikodu yapma.

Temiz olan kendini temiz tutar.

Temiz olanlar temizleri tutar.

Herhalde iyilikten bihaber, utanma duygusu kaybolmuş ve doğruluğu da hiç dikkate almamış siyasi ihtirasların bu nasihatlerden, bu derin ve hikmet dolu sözlerden sonuç çıkarması mümkün değildir.

Gençlikle uğraşan yönetimler iflah olmayacaklardır.

Bölücülerin tehditlerini alttan alanları, fakat sıra gençlere gelince azgınlaşanları kulda hoş görmeyecek Allah’ta affetmeyecektir.

 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Muhterem Ülküdaşlarım,

Gençlik bir toplumun, bir milletin özü ve umududur.

Gelecekte var olacaksak bu evvela gençlerin sayesinde olacaktır.

Bu itibarla Ülkücü gençlik hayatın çetin yollarına bugünden çok iyi hazırlanmalıdır.

Sokaklar belirsiz ve anonimdir.

Türk gençliği enerjisini ve potansiyelini heba etmeden sandıkta gücünü göstermelidir.

Enkazı zafer olarak göstermeye çalışan duygusuz ve vicdansız despotların hakkından ancak bu şekilde gelinecektir.

Mevzi başarılar, kısa soluklu galibiyetler, strateji ve planlamadan uzak tesadüfi kazanımlar bir yarar sağlamayacak, kalıcılığı da olmayacaktır.

Türk gençliği sesini sandıkta, demokrasinin erdemleriyle duyurmalıdır.

Nasıl bir Türkiye istediklerinin resmini sandığa iliştirmelidirler.

Nasıl bir ekonomi, nasıl bir eğitim, nasıl bir medeniyet tasavvuru kurguladıklarını sandıkta ispatlamalıdırlar.

Bugünkü şartlarda seçme ve seçilme çağı olan 18-25 yaş kuşağı toplam nüfusumuzun yüzde 13,2’sini teşkil etmektedir.

Bu da kabaca 10 milyon kardeşimizin varlığına işarettir.

18 yaşını doldurmuş evlatlarımızın seçmedeki isabetleri, 25 yaşını doldurmuş evlatlarımızın seçilmede gösterecekleri yetenek ve liyakatleri Türkiye’nin istikbalini de kurtaracaktır.

18 yaşındaki gencimiz beklediği hizmet ve özlediği Türkiye’yi iradesine yansıtacak; 25 yaşındaki de hedeflerini bizzat icra edebilecek bir yeterlilik ve donanımda olacaktır.

Türk gençliği kafasında geleceğin tasarımını çizmeli, koordinatlarını belirlemelidir.

Milliyetçi-Ülkücü gençliğin hayalinde geleceğin büyük ve sözü yere düşmeyen, itibarlı ve her düzeyde iddialı bir ülkesi bulunmalıdır.

Öncelikle her dava arkadaşımın kendi kendine sorması gereken soruları olmalıdır.

Bunlar da özet olarak şunlardır:

√ Nasıl bir milletin ferdi olarak doğdum ve nereden geliyorum?

√ Hangi özelliklere sahibim, eksik ya da üstün olduğum taraflarım nelerdir?

√ Hedeflerime beni götürecek vasıtalar, hasletler ve nitelikler nelerden ibarettir?

√ Heyecanlarımın yolunu şuurla kesiştirmek, hislerimin akışını mantıkla harmanlamak için ne yapmalıyım?

√ Türklüğün ve İslam’ın tüm mirasını, hakkıyla ve layıkıyla biliyor muyum?

√ Milliyetçiliğin ve ülkücülüğün fikir kaynaklarını esasından yakalayacak görüş ve ufuk zenginliğini elde etmem için hangi yolları izlemeliyim?

√ Aileme duyduğumu mesuliyetin, insanıma karşı beslediğim sevginin, milletime göstermiş olduğum bağlılığın icaplarını yerine getirebilmem için neyi ne zaman ve hangi dozda yapmalıyım?

Sizlerden bekliyorum ki; üzerinde yaşadığınız vatan coğrafyasının avantaj ve dezavantajlarını iyi biliniz.

Tarih şuuruna mutlaka varınız.

Dünü bilmeden yarını konuşmak imkânsızdır.

Türk ve İslam kültürünün inceliklerini öğreniniz, düşünce hayatımızın ve zirve isimlerimizin tüm yönlerini mutlaka gözden geçiriniz ve kendinize örnek seçiniz.

Meselelere dar açıdan değil, geniş bir perspektiften bakınız.

Kararlarınızda dengeli, sözlerinizde orantılı, kanaatlerinizde tutarlı, iddialarınızda ısrarlı olunuz.

Geleceğin, tıpkı geçmişte olduğu gibi, Milliyetçi-Ülkücü vicdanların eliyle belirleneceğini unutmayınız.

Sizler Türk gençliğini tümüyle kucaklayınız, ayrılıklara ve yapay dargınlıklara izin vermeyiniz.

Ve tam bir gönül seferberliği eşliğinde gençliğin gücünü siyasette, sosyal hayatta, ekonomide, sporda, sanatta, edebiyatta hissettiriniz.

Bizim Ziya Gökalp’i örnek alarak bir üst seviyede geçecek fikir kubbelerine ihtiyacımız vardır.

Bizim Ömer Seyfettin’i aşacak ediplerimize, hikayecilerimize ihtiyacımız vardır.

Bizim Yusuf Akçura’yı aratmayacak irfan kutuplarına ihtiyacımız vardır.

Bizim Peyami Safa’yı, Mümtaz Turhan’ı, Hüseyin Nihal Atsız’ı, Ahmet Arvasi’yi, Erol Güngör’ü, Galip Erdem’i, Mümtaz Turhan’ı hatmederek yeni bakışlar sunacak mütefekkirlere, yetişmiş dimağlara ve şairlere ihtiyacımız vardır.

Milliyetçiliğin ve Ülkücülüğün geleceğini düşünmenin yanı sıra; gelecekteki Milliyetçiliği ve Ülkücülüğü de şimdiden ele alan, kaygısını güden fikir ve siyaset insanlarımızı çoğaltmamız lazımdır.

Bunlar sizin için bir hedeftir.

Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı’nın her kademesinde görev alan arkadaşlarım bu bilinçle hareket edecekler, zamanlarını israf etmeden manen, ruhen, kalben ve zihnen güçlü dava insanlarının yetişmesi için geceyi gündüze katacaklardır.

Medeniyetler ve milletler mücadelesinde bir adım öne geçebilmemiz için Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in inisiyatifi şarttır.

Siyaseti şekillendirmek, Türkiye’yi rayına oturtmak, işbirlikçileri ve melanet yüzleri başımızdan kovmak için Türk gençliği sızlanmamalı, gücünün farkında olmalıdır.

Ve küçümsenen, hafife alınan, hor görülen Türk gençliği sokaklarda tomayla, biber gazıyla cebelleşmeden, Eylül’de olay bekleyen, provokasyon uman hükümetin tazyiklerine aldanmadan sandıkta hükümeti al aşağı etmelidir.

Milliyetçi-Ülkücü gençlik bu demokratik mücadelede duyarlılığını her zaman sergilemelidir.

Çünkü sizler gelecekseniz, gelecek sizsiniz.

 

Değerli Ülküdaşlarım,

Öncelikle hepinizden kavgadan ve sonu olmayan tartışmalardan uzak durmanızı istiyorum.

Taşıdığınız kutlu misyona yakışır bir şekilde davranarak kışkırtmalara ve tahriklere dün olduğu gibi bugün ve yarın da asla kapılmamanızı bekliyorum.

İstenen ve mayalanan kardeş kavgasıdır ve bunun alt yapısı hızla olgunlaştırılmaktadır.

Sizin yeriniz sokaklar değil; kütüphaneler, laboratuarlar, dost ve arkadaş ortamları olmalıdır.

Hepiniz ilkelerinizin ışığında hayatın içinde olmalısınız.

İnsani ilişkilerinizi daha çok geliştirmelisiniz ve sosyal yönünüzü dengeli bir şekilde kuvvetlendirmelisiniz.

Türk milletinin bundan sonraki istikameti sizin vereceğiniz tepki ve üstleneceğiniz sorumlulukla yakından ilişkili olacaktır.

Ve her adımınızda, eğer varsa kaygılarınızın sizi umutlarınızın arkasına düşürmesine izin vermeyiniz.

Başarıya inanınız ve bunu elde etmek için cüret ediniz, kendinizi aşmanın yollarını açınız.

Ahlaki değerlerin yol göstericiliğinden hiç uzaklaşmayınız.

Sadakat ve vefanın Milliyetçi-Ülkücü Harekette çok önemli olduğunu biliniz.

Ülkü bir adanmışlık ve eşsiz bir tutkuysa, o halde istismarcılara ve ülkücülükten geçinenlere karşı da çok dikkat ediniz.

Sadakati cebindeki bozuk parayla özdeş görenlerin, her olay karşısında kıvraklıklar sergileyenlerin ve bunu da şartların gereği olarak yorumlayanların sözlerine karşı dikkatle yaklaşınız.

Bundan sonra Türk milletinin varlığı ve birliği konusunda aldığınız tarihi görevi daha yükseklere çıkarmakla mükellefsiniz.

Bunun için çok çalışmalısınız ve inandıklarınızdan asla taviz vermemelisiniz.

Dünyayı anlayacak geniş bir vizyon, Türklüğün yaşadığı her yere ulaşacak berrak bir bakış, İslam coğrafyasını ruhuna işlemiş irfan dolu bir idrakle Ülkücü Hareket geleceğin lider ülkesini inşa edecektir.

Bozkurt asırlar öncesinde olduğu gibi, ay ışığında tekrar yol gösterici olarak belirecek ve Türk milletinin bağımsız ve onurlu bir şekilde tarihsel yolculuğuna devam etmesini temin edecektir.

Ümidim ve beklentim budur ve sizlere güvenim sonsuzdur.

Bu akşam aynı sofrayı paylaştığım her bir dava arkadaşıma teşekkürlerimi sunuyor, tuttuğumuz oruçların Cenab-ı Allah tarafından kabul edilmesini niyaz ediyorum.

Ayrıca yarın dualarla karşılayacağımız Kadir Gecesi’nin aziz milletimize ve siz değerli dava arkadaşlarıma güzellikler ve hayırlar getirmesini diliyorum.

Konuşmamı Pir-i Türkistan, yani Hz. Yesevi’nin bir rubaisini göz önüne alıp duayla bitirmek istiyorum:

Uzun geceyi Kandil gibi aydınlatan,

Bir anda cihanı gül bahçesi eden,

Ne zaman güç işim düşse kolay eden,

Ey herkesin güçlüğünü kolay eden Allah’ım, Milliyetçi Ülkücü Hareket’in yar ve yardımcısı ol. Rahmetinden ve lütfunden bizleri mahrum bırakma.

Hepinizi bir kez daha sevgilerimle selamlıyor ve yaklaşan Mübarek Ramazan bayramınızı şimdiden tebrik ediyorum.

Sağ olun, var olun.

Ne Mutlu Türküm Diyene.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Vatan Turan 3 yıl önce

Metin yazarı güzel yazmış, bu metne göre MHP ne kadar ülkücü? Ülkücüler Erciyes'te buluşurduk yasaklandı, sokaklarda buluşurduk yasaklandı, meydanlarda buluşurduk yasaklandı. AKP'nin ihanetinden söz eden parti yönetimi her fırsatta AKP politikalarına örtülü destek vermektedir. Kurultaya kadar MHP'liyim, sonrasında değişiklik olmazsa herkes yoluna.