Türkiye\'nin yanlışları Mısır halkının yalnızlığına dönüştü

ANALİZ: UMUT YAVUZ / ROTAHABER - ÖZEL - Mısır'da, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) üyesi 529 kişi idam cezasına çarptırıldı. Mahkeme 529 sanığa idam cezası verirken, 16 kişiyi ise beraat ettirdi. İdam kararlarının, davanın henüz ikinci duruşmasında açıklanması bütün dünyada büyük tepkilere sebep oldu. İdam cezasına çarptırılanların 153'ü halihazırda tutuklu, geri kalanı ise aranıyor. Karar temyize açık fakat bu kadar hızlı verilen bir idam kararının temyiz ile bozulma ihtimali şimdilik düşük görünüyor.

Mısır Arap Baharı’nın etkisiyle önce bir halk ihtilali ve akabinde ise bir askeri darbe ile hercümerç olmuştu. Mısır’ın dervrimden-darbeye uzanan sancılı sürecinde Türkiye söylem bazında aktif ve agresif bir politika izledi.

\"\"

DEVRİMDEN DARBEYE TÜRKİYE'NİN TUTUMU

Mübarek’in devrilmesine yol açan devrime destek verirken, daha şiddetli olarak Mursi’nin devrilmesine yol açan darbeye ise karşı durdu ve Mısır’ın darbeci yönetimiyle tamamen köprüleri atacak kadar sert bir söylem benimsedi. Türkiye sadece devrim ve darbe sürecinde değil, Mursi’ye darbe yapılmasına kadar geçen süreçte de Mursi yönetimi üzerinde “etkin ağabey” konumunda olmaya gayret gösterdi. Fakat Türkiye’nin süreci doğru okumadığı hep çok sonradan ortaya çıktı. Zira Türkiye Mısır’da böylesi bir darbe beklemiyordu ve ciddi anlamda hazırlıksız yakalandı. Dahası Türkiye, Mursi’yi darbeyle devrilmeye götüren sürecin bir bakıma taktisyeni pozisyonu sebebiyle darbenin asıl kaybedeni pozisyonuna da düştü. Nitekim Mısır darbesinin Erdoğan’ın Ortadoğu’daki pozisyonuna da onulmaz bir darbe vurduğu kesin. Türkiye bu hazırlıksızlık imajını yıkmak için Mursi’yi deviren 3 Temmuz darbesinden 15 gün önce Hakan Fidan’ın Mursi’yi uyardığı ve beş maddelik bir tedbir planı verdiği şeklinde bizzat Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından dillendirilen asılsız bir bilgiyi ortaya attı. Ancak bu o kadar özensiz bir bilgiydi ki Türkiye’nin dış politikadaki acemiliğini ele veren dehşet yanlışlar içeriyordu. Bkz: Emre Uslu, Taraf, 04.Eylül.2013)

MURSİ'YE VERİLEN YANLIŞ TAKTİKLER

Daha sonra Türkiye’nin aslında Mursi’yi tedbir alması veya reform yapması için değil, tam tersine direnmesi ve vazgeçmemesi konusunda cesaretlendirdiği ve bu tutumunu uzun süre devam ettirdiği öne sürüldü. Nitekim Mursi’yi acı bir darbeye götüren ve darbeyi kanlı bir drama dönüştüren yanlış tutumlar çoğunlukla Türkiye’nin yanlış taktikleri neticesinde yaşandı.

DEVLETÇE AGRESİF DAVRANILDI

Bu söylemler ve taktikler bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından dillendirilirken, sertlik ve agresiflik Başbakan’ın şahsıyla sınırlı kalmayıp devletin bütün ricaline, diplomatlara, devletin resmi haber ajansına ve hatta bürokratlara kadar yansıdı.

ORTADOĞU'DA TEMSİL EDİLMEYEN BİR TÜRKİYE

Böylece Mısır’ın darbeci yönetimi ile ilişkilerimizi tamamen koparacak hatta devletlerarası bir düşmanlık boyutuna ulaşan gerginliğe yol açıldı. Türkiye benzeri bir agresif politikayı Suriye ve İsrail’e karşı da benimsedi. Böylece Ortadoğu’nun üç önemli ülkesi ile diplomatik ilişkilerimiz neredeyse sıfır noktasına yaklaştı. Şu anda bu üç ülkede de büyükelçi düzeyinde temsil edilmiyoruz.

DİPLOMATİK İLİŞKİLERİ KESMEK BÜYÜK HATAYDI

\"\"

Türkiye’nin Mısır ile diplomatik ilişkilerini sona erdirmesi Mısır açısından da Türkiye açısından da bir felaket idi. Zira bir ülkenin diğer ülkeyle diplomatik ilişkilerini belirsiz bir süreliğine ve kayıtsız şartsız bitirmesi aslında o ülkeyle bütün defterleri kapatması anlamına gelmekteydi. Bu ise stratejik olarak hiçbir ülkenin arzu etmeyeceği bir dezavantajdır.

YANLIŞLIKLAR YALNIZLIĞINA DÖNÜŞTÜ

Bütün bu yanlışlıklar birleşip Mısır halkının yalnızlığına dönüştü. Türkiye de zaten yine kendi idarecilerimizin tesmiyesiyle "değerli bir yalnızlığa mahkum olmuştu"... Türkiye artık Mısır üzerinde olumlu ya da olumsuz hiçbir etkisi olmayan pasif bir ülke haline gelmişti. Şimdi Mısır’da darbe yönetimi 529 İhvan mensubu hakkında akıl almaz idam kararları verdi. Bu kararlar tamamen siyasi kararlar. Dolayısıyla diplomatik baskı ve müzakere ile Mısır yönetimi ikna edilerek idamların önüne geçilebilirdi.

ERDOĞAN'IN SESSİZLİĞİ

Dün Ankara’da grup toplantısında Başbakan Erdoğan’ın bu konuya değinerek Mısır’daki idamları engellemeye yönelik sert mesajlar vermesi bekleniyordu. Gerçi sert mesajlar vermenin bu idamları durdurmaya nasıl yardımcı olacağı meçhuldü, fakat hükümet yakın medya grup toplantısında evvel Erdoğan’dan böyle bir konuşma bekledi. Ancak şaşırtıcı bir biçimde Erdoğan bu konuda tek kelime bile etmedi. 

GRUP KONUŞMASINDA CHP SÜRPRİZİ

Aksine Mısır konusunu grup konuşmasında gündeme getiren, daha önce Mısır’a iki elçi göndererek ilişkileri düzeltmeye çalışan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu oldu. Bu da günün en garip çelişkilerinden biri olarak kayda geçti. Hatta sonrasında CHP’nin Mısır’daki idam cezalarına karşı tüm siyasi parti gruplarının katılımıyla TBMM’nin bildiri yayınlaması önerisine AK Parti grubunun destek vermediği öğrenildi. Bu da günün ikinci sürprizi olarak kayda geçti.

NİYE SESİNİZ ÇIKMIYOR?

Erdoğan son olarak 24 Mart’ta Keçiören mitinginde İhvan mensuplarının idamı karşısında Batı ülkelerine seslenmiş ve “Niye sesiniz çıkmıyor?” demişti. Bu konuşmanın yapılmasından 15 gün geçmesine rağmen Erdoğan’ın da sesinin hiç çıkmadığı görülüyor. AK Partililer aslında Erdoğan’ın grup toplantısında Mısır’dan bahsetmemesine çok şaşırdı ve belki de hayal kırıklığına uğradılar. Fakat bu şoku hemen atlatıp savunmaya geçtiler. Savunmalarının temelinde şu anda Türkiye’nin hatta hiçbir İslam ülkesinin Mısır’a etkisi olmayacağı ancak ABD veya Avrupa’nın idamları durdurabileceği yönünde acziyet kokan bir savunma oldu. Bu aslında Başbakan’ın 24 Mart’ta Keçiören’de Batı’ya yönelik söylediği, “Niye sesiniz çıkmıyor?” sorusuna paralellik arz eden bir acziyet itirafı oldu.

STRATEJİK DERİNLİK VE REEL İSTİHBARATTAN YOKSUN VEHMİ GÜCE DAYALI DIŞ POLİTİKA

Türkiye en baştan beri belirttiğimiz “agresif” ve “stratejik derinlikten” ve “reel istihbarattan” yoksun, fevri ve “vehmi bir güce” dayanan politika anlayışından dolayı bu noktaya gelmiştir. Halbuki şimdi Mısır ile –her ne kadar darbe yönetimi de olsa- yapıcı bir diplomatik ilişkimiz olsaydı, Türkiye pek tabii ki yoğun, samimi ve dostane bir diplomasiyle 529 Mısırlının idam edilmesine engel olabilirdi.

Erdoğan’ın sessizliğini veya etkisizliğini savunmaya çalışan AK Partililer, “Başbakanımızı slogana dönük bir söyleme itip, sonra da tam tersi olduğunda eleştirmek için tuzağa itiyorlar” şeklindeki yine komplo kokan teorilerinin de aslında son 5 yıldır AK Parti’nin bizzat benimsediği slogana dönük, hamasi ve realiteden yoksun dış politikasının ta kendisi olduğu gerçeğiyle komik bir argümana dönüştüğünü göremiyorlar.

\"\"

BU HALİN ÜÇ MİMARI

Netice itibariyle bu halin baş mimarları Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’dır. Bu noktadan sonra ise yapacakları herhangi bir şeyin Mısır’daki idamları veya herhangi bir şeyi önlemeye yetmeyeceğini çok iyi bilmektedirler. Dolayısıyla idamların durmasını isteyenlerin dua ederek bir “deus ex machina” beklemekten başka bir çaresi görünmemektedir. O halde hep beraber dua etmeye devam edelim… 

KAYNAK: UMUT YAVUZ / ROTAHABER - ÖZEL

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.