Türkeş;Batı Trakya\'da mücalede denince akla DR.Sadık Ahmet gelir

“BATI TRAKYA’DA TÜRK OLMAK VE DR. SADIK AHMET’IN HATIRASI”

 

Batı Trakya’nın Türkiye açısından büyük bir önemi vardır. Aslında, Türkiye için yeryüzünün her karışında varlık belirten topyekûn Türk varlığının ifade ettiği derin bir mana söz konusudur. Dünyanın neresinde olursa olsun, tek bir Türk’ün dahi sevinci bizim sevincimiz, derdi de bizim derdimizdir. Tanrı Dağı’ndan Transilvanya’ya kadar uzanan geniş topraklarda ayak izlerimiz bugün daha hala görülebilir ve takdir edilebilir. Batı Trakya da, işte bu olağanüstü tarihin içinde Türklüğün belirleyici merkezlerinden birisi konumundadır.

Batı Trakya Türkiye’ye hem çok yakın, hem de ne yazık ki çok uzaktır. Yakınız; çünkü soydaşız, biriz ve büyük Türk dünyası tasavvurunun eşit birer parçalarıyız. Fakat aynı zamanda uzağız. Uzağız; çünkü bölgenin siyasî tarihi hükmünü bu doğrultuda verdi, aramıza fizikî bir sınır çekti. Bugün itibarıyla, Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliğini tatmış her ülkede, Türk mevcudiyeti benzer sıkıntıları ve ıstırapları çekmektedir. Ne var ki, belirttiğimiz gibi, tarihin hükmü kesindir ve hâkim statüko bu yöndedir. Bu durumda bizlere düşen vazife, kaderimize tevekkül ile yaklaşmak ve yerleşik şartlarda elimizden gelenin en iyisini yapmaktadır.

Tüm dünyada irili-ufaklı Türk topluluklar mevcuttur ve hepsi üzerinde yaşadıkları toprağı şereflendirmektedirler. Türkler birçok değişik sistem dâhilinde hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Burada esas olan, bir değişken olan “siyasal sistem” çerçevesinde, hayatımızı sürekli kılacak, kolaylaştıracak ve rahatlatacak amaçlara uygun mücadele araçları üretmektir.

Yurtdışındaki en esnek rejimlerde bile, örneğin demokrasilerde, Türk’ün varlığı çoğu zaman hor görülmekte ve aşağılanmaktadır. Bu düşmanlığın tarihsel, kültürel ve siyasal birçok sebebi vardır, hiç kuşkusuz. Muhakkak ki, dönem dönem, bizler de yanlış davranışlarda bulunmuş ve bazen yanan ateşi söndürmek yerine, onu kızdırmayı yeğlemişizdir - sorumluluğunu da gönül rahatlığıyla alabilmeliyiz. Ne var ki, çoğu zaman, söz konusu eğilim tersinden işletilmiş ve Türkler kışkırtılmış, dışlanmış ve tecrit edilmeye çalışılmışlardır. Elbette 21.yüzyıldaki beklentilerimiz herkesin diğerinin kimliğine saygı duyması ve karşılıklı tahammül ilkesine dayanarak barışçıl,

 

huzurlu ilişkiler tesis edilmesidir. Fakat bu beklentilerimizi ancak soluksuz biçimde, durmadan, yılmadan “mücadele” ederek gerçekleştirebiliriz.

“Mücadele” kelimesi üzerinde bilinçli bir şekilde duruyor ve bu kavramı ısrarla vurguluyoruz.

Neden? Çünkü tarihimiz mücadeleyle eşanlamlıdır. Ve şüphe yoktur ki, Batı Trakya’da “mücadele” denildiği vakit, akla ilk gelen şahsiyet, abidevî hatırasıyla merhum Dr. Sadık Ahmet beyefendidir.

Merhum, Yunanistan devletinin çifte standartlarına karşı dimdik durdu ve haksızlıkların üzerine cesaretle yürüdü. Dr. Sadık Ahmet’in özgeçmişini okuduğunuzda “mücadele” nedir, nasıl olur tüm berraklığıyla görürsünüz. O, bölgesel, ulusal ve uluslararası platformlarda tüm çalışmalarını ve gayretini Batı Trakya’daki Türklere adadı. İmza kampanyaları düzenledi, bildiriler dağıttı, engellendi, tutuklandı ve hatta hapis yattı. İnandığı dava ve sevdiği insanlar için çile çekti ve bunu büyük bir sükûnet içinde kabullendi. 1989 tarihinde Batı Trakya Türklerinden seçilen ilk bağımsız milletvekili oldu ve fakat sadece “Türk” sözcüğünü kullandığı için milletvekilliği hukuksuzca düşürüldü. Yılmadı, mücadeleyi sürdürdü. 1990 yılında ikinci kez bağımsız milletvekili seçildi ve Dostluk, Eşitlik, Barış partisini kurarak Türklere kapsamlı bir mücadele aracı verdi. Yunanistan devletinin çıkardığı eşitsiz yasalar sebebiyle partinin Meclis’e girilmesine mani olundu.

Tüm olumsuzluklara ve yokluklara rağmen, merhum Dr. Sadık Ahmet içeride ve dışarıda kavgasını sonuna kadar götürdü. Öyle ki, sergilediği yiğitlik örneği ve tutturduğu çelikten irade karşısında birileri rahatsız oldu. Merhumun birileri nezdinde sebebiyet verdiği tatsızlık o denli büyüktü ki, 24 Temmuz 1995 tarihinde fevkalade şüpheli bir trafik kazası neticesinde hayata gözlerini yumdu. Şu tesadüfe bakınız ki, 24 Temmuz tarihi, aynı zamanda Lozan Antlaşması’nın imzalandığı tarihe tekabül etmekteydi.

Merhum Dr. Sadık Ahmet Batı Trakya Türkleri için bir yol açmıştır, öncü olmuştur. Kendisi, bugün vatan toprakları dışında kalan tüm soydaşlarımız için bir ilham kaynağıdır, en azından öyle algılanmalıdır. Kendisi “mücadele” ederken, hukukun prensiplerinden sapmamış, şiddete başvurmamış, ırkçılık yapmamış ve Türk topluluğu için en doğal demokratik hakları olabilecek en barışçıl yöntemlerle aramıştır. Bugün itibarıyla Batı Trakya’da elde edilmiş hakların ve özgürlüklerin altındaki gizli mühür onunkisidir. Aynı şekilde, söz konusu mühür, önümüzdeki yıllarda verilecek mücadelenin nihayetinde elde edilecek özgürlüklerin de bağrında yer alacaktır. Merhum Dr. Sadık Ahmet bir meşale yaktı; bugünkü nesiller onu devralmakla ve sonrakilere devretmekle mükelleftirler. Söz konusu meşale tüm küçük ayrıntıların ötesinde bir büyük hakikate denk düşmektedir ki, o da “Türklük” kavgasıdır.

Bugün Türk’ün başının ezilmeye çalışıldığı ortamlarda- ki buna ülkemizdeki AKP hükümetinin siyaset pratiği de dâhildir – her Türk’ün, dik durarak ve hatta diklenerek Dr. Sadık Ahmet beyefendinin şu sözlerini hafızasında canlı tutması lazımdır: “Eğer Türk olmak bir suç ise, burada tekrar ediyorum: Ben bir Türk‘üm ve öyle kalacağım''

 

Merhum Dr. Sadık Ahmet beyefendiye vefatının 18. yıldönümünde Allah’tan rahmet diliyor ve aziz hatırasını yâd ediyoruz.

Türkiye’de demokratik parlamenter sistemin gelişmesinde ve güçlenmesinde basının oynadığı rol büyüktür. Hür basın, hem demokrasinin güvencesi, hem de halkın sesidir. Türkiye’de ve dünyada meydana gelen olayların doğru, tarafsız ve hızlı bir biçimde yansıtılabilmesi, kamuoyunun ve toplumun doğru bir şekilde bilgilendirilmesi, basın mensuplarının görevlerini tam bir serbesti içinde yerine getirmeleriyle mümkündür. Anayasamızın 28. Maddesinde yer alan 'Basın hürdür, sansür edilemez' hükmüyle basın hürriyeti güvence altına alınmıştır. Ayrıca basının, üstlendiği misyonu hiçbir baskı altında kalmadan ve sansüre uğramadan yerine getirmesi, demokratik ve açık bir toplum yapısının göstergesidir.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda kitle iletişim araçlarının kaydettiği baş döndürücü gelişmeler, basının gücünü ve etkisini artırmış; gazetecilik mesleği, mevcut siyasi erklerin yanında etkin bir sivil güç olarak gündelik hayatımızda yerini almıştır. Bu bağlamda basın, sadece toplumun haber alma hürriyetinin karşılığı olarak kalmamakta, kişisel hak ve özgürlüklerin korunmasında da etkin rol üstlenmektedir.

Çağın zorluklarına ve çeşitli siyasi engellemelere rağmen Türk Basınının topluma karşı sosyal sorumluluklarını büyük fedakârlıklarla yerine getirdiğini takdirle görüyoruz. MHP olarak basın mensuplarımızın yaşadığı mesleki zorlukların takipçisiyiz. Görevlerini yerine getirmeleri engellenen gazetecilere destek olmayı demokratik sorumluluğun gereği addediyoruz.

Bu vesileyle bütün basın mensuplarının 24 Temmuz Basın Bayramı’nı en içten dileklerimizle kutlar, çalışmalarınızda başarılar dileriz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.