Tuğrul Türkeş;AKP Türk Milleti tarafından tecrid edilecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Tuğrul Türkeş,"Suriyeli sığınmacılarla ilgili sokakta konuşulan bir başka dedikodu ise AKP iktidarının bunlara vatandaşlık vereceğiyle alakalıdır. Bu dedikodu akıllara şu soruyu getiriyor: AKP, seçim kazanmak için Türk milletinden umudu kesmiş midir ki, seçmen ithaline başlamıştır?"dedi.

Türkeş'in açıklaması şu şekilde:

 

Bugün yeni yasama dönemi öncesinde MHP’nin dış politika gündemine dair resmî görüşlerini açıklamak adına bir bilgilendirme toplantısı düzenliyoruz.

Bilindiği üzere, AKP’nin mevcut dış politika anlayışı İhvan hareketi ve “kardeş” eksenlidir. AKP’nin ayrıca bölgedeki çeşitli savaşçı gruplarla da dayanışma içinde olduğunu görüyoruz. 

Aslında AKP ve İhvan arasında bir organik-ideolojik bağ vardır ve bu merhum Erbakan dönemine kadar uzanır.

AKP, Arap Baharı’nı Müslüman Kardeşler baharına dönüştürmek istemiş, bu doğrultuda bir manevî liderlik misyonu üstlenmiş ve aklınca “oyun kurucu” olduğunu zannetmiştir. Hâlbuki bilinmektedir ki, içte nizamı tesis edememiş bir iktidarın dış politikada gövde gösterisi yapması imkânsızdır. Kaldı ki, AKP iktidarı iç gündemi örtbas etmek adına kamuoyunu dış politika meseleleriyle meşgul etmektedir. İşçinin hâli perişandır, memurların durumu ortadadır. Eğitim sistemi adeta bir yapboz tahtasına evirilmiş ve delik deşik edilmiştir. Yine sağlık sisteminde büyük sorunlar yaşanmaktadır. Tüm bunların yaşandığı bir toplumda, dış politika birinci uğraş meselesi olmamalıdır.

Peki, somut planda ele alırsak, “Arap Baharı” bugüne dek uğradığı coğrafyalara ne getirmiştir?

Tunus’ta AKP’nin kardeşi “Ennahda” ülkede kadın düşmanlığını tetiklemiş, çoğunlukçu bir zihniyet yerleştirmiş ve sivil toplumu boğmaya yeltenmiştir.

Libya, AKP’nin de katıldığı “özgürleştirme” hamlesinden sonra bir terör yuvası hâline gelmiştir. ABD Elçisi 11 Eylül 2012’de linç edilmiştir. El Kaide, Libya’da bazı “kurtarılmış bölgeler” ilan etmiştir.

Mısır’da Erdoğan’ın “kardeşi” Mursi’nin partisi kadınlara, sanatçılara düşman kesildi, binlerce Kıptî aileyi sürgüne zorladı, sivil toplumu sindirdi, anti-semitizmi kaşıdı, çoğunlukçuluğu benimsedi, yüksek rütbelileri tasfiye etti ve kendi Genelkurmay Başkanı’nı atadı. Bunları ihtilâli meşrulaştırmak için söylemiyorum ve fakat doğru saptamalar yapılması için gerekli görüyorum.

Suriye’de ise AKP, kardeşi ÖSO’nu destekledi ama bununla da yetinmedi, muhtelif savaşçı yapılara uzandı. Eleman ve lojistik temini noktasında Türkiye bir ikmal üssü oldu, ve ülkemizde terör hücreleri oluştu. Neden? AKP bunlara sınırsız müsamaha tanıdı. AKP, El Nusra’ya, tıpkı PKK örneğinde olduğu gibi, “terör örgütü” diyememektedir ve “radikal grup” tarifinde ısrar etmektedir. Türkiye’de farklı sivil toplum kuruluşları El Nusra’ya yardımda ön cephededir. Bugün itibarıyla El Nusra sınırımıza yakın Azez ilçesini kontrol etmektedir. AKP Türkiye’yi komşuluk için PKK ve El Kaide arasında seçim yapmaya zorlamaktadır; biz her ikisini de reddediyoruz.

Bir tespitimizi paylaşmak istiyorum: AKP’nin dış politika vizyonu sadece 30 günle sınırlıdır. Nasıl mı? Açıklayalım. 6 Temmuz 2013 tarihinde, Lübnan’da görev yapan UNİFİL misyonu için tezkere uzattık. 9 Ağustos 2013 tarihinde Beyrut’ta THY’nin iki pilotu “İmam Rıza’nın Ziyaretçileri” örgütü tarafından kaçırıldı (ki bugün hâlâ tutsaktırlar). 11 Ağustos 2013 tarihinde ise Hükümet UNİFİL’den çekildiğimizi ifade etmiştir. Üstelik, söz konusu çekilme talebinin Hükümet tarafından UNİFİL’e 5 Ağustos 2013 tarihinde belirtildiği paylaşılmıştır. Bu demek oluyor ki AKP’nin dış politika vizyonu ancak 30 günle sınırlıdır.

 Varış noktası şudur: Türkiye, iç ve dış güvenlikte zafiyet tecrübe etmektedir. Bakınız, Resmî/kayıtlı sığınmacı sayısı 510 bindir. Tahminî sığınmacı sayısı ise 1 milyon ve üzerindedir. İstanbul Valiliği’nin resmî rakamlarında göstermektedir ki kayıtlı sığınmacı sayısı 25 bindir ve fakat tahminî rakam 100 bindir. Bunlar kimdir? Çete mi? Eşkıya mı? Muhaberat mı? Yoksa imkânı olan ve İstanbul’a yerleşen aileler mi? Bu manzarada İstanbul adeta bir dinamit deposunu andırmaktadır.

Suriye politikasının aynı zamanda bir ekonomik maliyeti vardır ve fakat ne hikmetse kimse bundan bahsetmemektedir. AFAD (Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı), bugüne dek 2 milyar lira harcamıştır. Kızılay, 120 bin kişiye ayda 80 lira vermek suretiyle ayda – Her ay 9 milyon 600 bin lira harcamaktadır. Şimdi soruyorum: hani Suriye bir “uluslararası mesele” idi? AB fonlarından ve BM’den yardım de yardım sağlanamıyor. Suriye krizi sebebiyle oluşan ticaret açığı şirketlerimize zarar veriyor, tır şoförlerinin can güvenliğini tehdit ediyor. Bu malî külfet sıradan Türk ailelerinin sırtına yüklenmektedir. Nasıl mı? Ek vergiler ve zamlarla. Bu, emeğin alenî gaspıdır.

Suriyeli sığınmacılarla ilgili sokakta konuşulan bir başka dedikodu ise AKP iktidarının bunlara vatandaşlık vereceğiyle alakalıdır. Bu dedikodu akıllara şu soruyu getiriyor: AKP, seçim kazanmak için Türk milletinden umudu kesmiş midir ki, seçmen ithaline başlamıştır?

AKP’nin dıştaki mezhepçi anlayışı, içte de Alevî karşıtlığı ve Sünnî bloklaşma siyasetiyle yankılanmaktadır. Bakınız; 4 Ocak 2011’de Hizbullah örgütünün askerî sorumluları “yasal bir açık” sebebiyle serbest bırakıldılar. 18 Ocak 2011’de Hizbullah örgütü bir manifesto yayınladı. Aralık 2012’de ise Hizbullah legal planda partileşti. Peki, AKP ne yaptı? AKP, olan biteni seyretti.

Herkesin hatırlayacağı üzere, Sayın Erdoğan Reyhanlı saldırısından sonra “52 Sünni vatandaşım öldü” açıklaması yapmıştı. Bu nasıl bir mantıktır? Ölümün mezhebi mi olurmuş? Bitmiyor. İstanbul’daki üçüncü köprünün ismi “Yavuz Sultan Selim” olarak tayin edilmiş ve bu seçim Alevî vatandaşlarımızca “tahrik” olarak algılanmış, bu vesileyle mezhepsel hassasiyetler bir kez daha kaşınmıştır.

Son olarak, Sayın Erdoğan yeni düzenlemelerle İBDA-C lideri Salih Mirzabeyoğlu için tahliye sinyali vermiştir. Mirzabeyoğlu 15 yıldır cezaevindedir, sağlık durumu gerçekten de uzun zamandır kötüdür. Peki, neden şimdi tahliye edilmek istenmektedir? İktidarınız süresince, 12 yıldır aklınız neredeydi? Bu tahliyenin zamanlaması manidardır.

Neyse ki yumuşatma girişimleri de vardır. Örneğin, Cami-Cemevi müşterek projesi. Sayın Bahçeli daha Aralık 2012’de Çamlıca için benzer bir teklif yapmıştı. Bugün MHP’li belediyeler Tarsus’ta, Bodrum-Konacık’ta aynı paralelde çalışmalar yürütüyorlar. Dolayısıyla bugün bazı cemaat liderlerinin Ankara için tasarladıkları projeye de sempatiyle bakıyor, bu girişimlerini takdirle karşılıyoruz.

Bugünkü basın toplantımızı AKP’nin “Gezi” siyaseti ve genel anti-demokratik seyriyle alakalı konulara değinerek bitirmek istiyorum. AKP, tıpkı kardeşleri gibi, mezhepçi ve çoğunlukçu bir yaklaşıma sahiptir. Bu, AKP’lilerin gözyaşlarına kadar sirayet etmiş, sinmiştir. AKP’nin gözyaşı ve vicdanı dahi ideolojiktir. Mısır’da Esma’ya ağlayacaksın ama Türkiye’de Ethem Sarısülük’ü es geçeceksin – sokak ortasında senin emirlerinle infaz edilenlere, onların ailelerine acımayacaksın öyle mi? Senin üzülmen için öldürülenin dışarıda olması mı gerekiyor?

AKP, tıpkı kardeşleri gibi, yazara, sanatçıya, kimi azınlıklara ve kadına düşmandır, eleştiriye tahammülsüzdür. Örneğin, Gezi olayları sonrası AKP yetkilileri eylemlerin ardında Yahudi diasporasının olduğuna dair iddialar ortaya attılar. Bu içerideki bir grup vatandaşımızı hedef tahtası yapmak değil midir?

AKP’nin radikal unsurlarla işbirliği dışta tecridine sebep olmuştur. AKP bu gidişle içte de Türk milleti tarafından tecrit edilecektir. 

\"\"

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.