Sırrı Süreyya Önder'den Arınç'a 'Öcalan' tepkisi

İmralı heyeti üyesi ve HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Meclis'te çözüm süreciyle ilgili bir basın toplantısı düzenledi. Önder, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Davutoğlu ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç'ın 6-7 Ekim'de yaşanan olaylarla ilgili sözlerine sert cevaplar verdi. 

Arınç'ın 'Çözüm sürecine mecbur ve mahkum değiliz, çözüm süreci biterse İmralı da (Öcalan) altında kalır' sözlerine sert cevap veren Önder, 'Sayın Öcalan'a saygısızlık etmeyi bir daha aklınıza getirmeyiniz. Bir daha bunu ne akıllarına ne de dillerine getirin. Bu bir tehdit değildir bir tespittir. Sürece mecbur ve mahkum değiliz sözünün hiç edilmemesini dilemek isterdim. Birbirimize nizamet vermeden, bir algı yaratma operasyonuna girişmeden gençlerimizin geleceğini düşünerek yaklaşmak zorundayız. Bu sözlerini geri almalarını ve bir daha akıllarına getirmemelerini diliyoruz. Biz barışa mecburuz ve mahkumuz. Yakın tarihimizde ibretlik direnişler var birini daha yaparız. Ama ülkemiz can kaybetmesin istiyoruz." şeklinde konuştu.

İşte HDP İstanbul Milletvkeili Sırrı Süreyya Önder'in o açıklamaları:

Dil bu değildir, dil başlangıçta baldıran zehri içeriz diyen dildi ama o dil baldıran zehri saçmaya devam ediyor.

Bu hareketi yok etmek için gayri ahlaki yol denendi. Hiç kimse bize diz çöktürmeye kalkmasın. Bizim onlardan daha fazla dert ettiğimiz şey halklarımızın geleceğidir, barıştır, kardeşliktir, adalettir ve de hepsinden önemlisi ahlaktır.

Hadiseyi bir linç operasyonuna dönüştürmek isteyenler, Eş Genel Başkanımız sayın Demirtaş'ı linç etme furyası başladı. Bu nasıl buraya geldi. Özelliklle 6-7 Ekim günlerine nasıl gelindiğini bir de bizden dinleyin.

Kobani meselesi 2 yıldır yaşanan bir sürecin parçası. Rojava sürekli gündemdeydi ve sürekli bir tehlikeye dikkat çekiyorduk. Bölgenin çetelere terk edilmesi ve tamamen imha merkezli bir yaklaşım belirlenmişti.

"HALK GERÇEKLİĞİNİ ANLAMIYORLAR"

Bu hükümetin anlamadığı ve hiç bir zaman anglamayacağı şey halk gerçekliğidir. Göreceli olarak geri adım atabilir imhaya da uğrayabilir ama yenildiği görülmemiştir. Başta Rojava olmak üzere kanını dökenler birer özgürlük mücadelesinin yüksek savunucularıdır.

Rojava'da kürt olmadığı halde oraya gidenlerin ismini bir gözünüzün önüne getirirseniz  dünya için ne anlam ifade ettiğini görürsünüz.

Bunu görmeyen bir tek kurum var Türkiye hükümeti. Kürtlerin bir kazanım elde etmesi, burada ağırdan alma sevdalarına ket çeken bir durum olacaktı. Halkımız Rojava'ya destek vermek için oraya gittiler. Hükümetle süreci başlattığımız günden bu yana kritik bir çok aşamadan geçtik. Bir kısmı kamuoyu tarafından fark edildi, bir kısmı fark edilmedi. Hükümetin siyasi iradesiyle bizler alanlarda ortaklaşarak bunun sorunlar doğurmasını önledik.

"HÜKÜMET KOBANİ'DE HER ŞEYİ DEVLETE BIRAKTI"

Ama Kobani olunca her şeyi askere ve polise bıraktı hükümet. Oraya giden insanlara demokratik haklarını kullanan insanlara, Kürt, Türk, Laz, Ermeni.. Oraya giden herkes fütursuzca hoyratça gaza maruz kaldı. Bunları sınıra yaklaştırmamak için.. Gelin ortaklaşalım dedik hükümete. Tehdit altında olan Suruç'un bir mahallesinden başka bir yer değildir. Kobani dediğiniz yer burasıdır. Başta belediye olmak üzere çadırlarımızı kuralım bilgilendirme yapalım.

Bu söylediklerimiz buza yazılmış yazı gibi eridi gitti. Hükümet bir insiyatif geliştiremedi. Oradaki jandarma gelene bir tek şey yaptı: gaz atmak. Bunun üzerine bütün Kürt halkında bir duygu oluştu: Burada bir şeyler dönüyor, hükümet çetelerin geçişine kolaylık sağlamak için her şeyi yapıyorlar. Görmemizi istemeyen birşeyler yapıldı görüşü hakim oldu. Bu katliam yok edilme çizgisine geldiğinde halka çağrı yapmamıza bile gerek yok. Biz bütün bu imha, fiziksel olarak zindanlara sokulma politikalarına karşı halkımızdan başka kimse yoktu. Yine aynı mekanizmayı harekete geçirdik. Demokratik unsurları terk edenlere karşı hakkımıza kullandık. Aynı çağrıyı 1 kasımda yaptık ne oldu?

"1 KASIM'DA DEVLET YOKTU OLAY YOKTU"

1 Kasım'da devlet yoktu olay da yoktu. Bütün dünyanın aynı anda yaptığı şeye halkımız da ortak oldu. Hükümetle alabildiğinde hassasiyetle cümleleri kurduk. Sayın Davutoğlu'nun lafına bakın. PArti gibi olurlarsa... Ne demek bu şimdi Anayasa Mahkemesi misiniz siz? Size mi kaldı bize had bildirmek ölçü koymak? Herkes bu dili özenle gözden geçirmek zorunda. Hükümet sözcüsünün açıklamaları. Bakıyorsunuz birisi bir koridor açıyor oraya üşüşmeyen yok. Bu ülkede savaş gerçekliği vardı... Hiç olmazsa hayır olmazsa susalım diyen yok. Bir günde eski ezbere yönelik geri dönüş bizde derin bir hayal kırıklığına döndü. Ne zaman bu mesele çözüm yoluna girse.. Bunlardan birisi Bingöl provokasyonu. Öldürülen polislerin üzerinden çıkan mermiler ve daha sonra öldürülenler üzerinde çıkan mermilerin balistik raporunu açıklayın. Hemen yayın yasağı getiriliyor.

"BARIŞ OLURSA KAMU DÜZENİ SAĞLANIR"

Kamu düzeni basit bir asayiş meselesi değildir. Tam da barış gerçekleşirse bu kamu düzeni sağlanır.

Biz barış süreci için üzerimize ne düşüyorsa yaptık fazlasını da yapmaya hazır olduğumuz ilan ediyoruz. Barıştan yana olan bir dilden yana olarak bunu dünya kamuoyu önünde açıklıyoruz.

Barış meselesini ülkede yeni bir seçim atmosferine girerken bu tür tezviratlara kurban etmeye başta hükümet hiç kimsenin hakkı yoktur. Bu meseleye güvenlik politikası ekseninde yaklaşan hangi hükümet yaklaştıysa tarihin çöp sepetine savruldu. 2 seneye varan bir emekle zar zor çerçevesini çizdiğimiz bir diyalog aşaması var. Bu devletin müzakere hafızasının olmamasından kaynaklı bir yaklaşım şekli var.

"TEHDİT DİLİ KULLANMAYIN"

Olacakları düşünmek bile istemiyoruz, kamu düzeni yoksa görüşmemizin imkanı yok diyenlere diyorum ki dilinize de almanıza gerk yok. Olacak olanları hatırımıza getirmek istemiyorsanız bu halkın hafızasında bu tehdit dili olarak beynimizde çınlıyor. Denenmemiş yöntem mi kaldı? Boyun eğmediler. Onbinlerce insan zindana atıldı ama çözüme dönük hiç bir ilerleme sağlanmadı. Tam tersine diyoruz ki en çok kamu düzeni bozuk olduğu zaman görüşmeye ihtiyacı var. Herşey güllük gülüstanlıkken niye görüşecekmişiz?

Heyetimize müdahale yol değil, kibir dili yol değil. Bizzat kendilerinin getirdikleri protokolün gerklerine yerine getirmek yol değil. En uygar çözüm daha fazla demokrasi demokratik haktır.

"ÖCALAN'A SAYGISIZLIK ETMEYİ AKLINIZA BİLE GETİRMEYİN"

Bugün bütün dünya bir yerde duruyor Türkiye bir yanda.. Oradaki Kürtlerin bir statü kazanmaması adına. Hükümetin unutmayacağı şeylerin en önemlisini en sona bıraktı. Sayın Öcalan'a saygısızlık etmeyi bir daha aklınıza getirmeyiniz. Bir daha bunu ne akıllarına ne de dillerine getirin. Bu bir tehdit değildir bir tespittir.

Sürece mecbur ve mahkum değiliz sözünün hiç edilmemesini dilemek isterdim. Birbirimize nizamet vermeden, bir algı yaratma operasyonuna girişmeden gençlerimizin geleceğini düşünerek yaklaşmak zorundayız. Bu sözlerini geri almalarını ve bir daha akıllarına getirmemelerini diliyoruz. Biz barışa mecburuz ve mahkumuz. Yakın tarihimizde ibretlik direnişler var birini daha yaparız. Ama ülkemiz can kaybetmesin istiyoruz.

Kobani artık uluslararası gerçeklik haline dönüşen gerçekliği kabul etmesi, şu kadarını aldık karınlarını doyurduk, kucağımızı açtık gibi kibre mahsuz dilden uzak durmasını istiyoruz. 6 bin insanımız AFAD'ın imkanlarıyla hayata tutunuyor. Ama 130 bin kişiyi belediyelerimiz ağırlıyor.

Barış sürecinin en tılsımlı sözü birlikte yapmaktır. Beriki bunun altında kalır gibi sözler bizim için bir anglam ifade etmiyor. Hükümete buradan hiç bir şarta bağlı olmadan bir çağrı yapıyoruz. Sayın Öcalan'la bir mutabakat sağlandı. Sayın Öcalan'da bunu bizimle paylaştı. Üçüncü bir izleme heyeetinin oluşturulması, sekreteryanın oluşması, yardımcılarının oluşturulması, görüşmelerin şarta bağlı olmaktan kurtarılması ve halkın denetimine bırakılmasını tekrar hatırlatıyoruz. Her şartta ortak geleceğimizden yana tutum almaya devam edeceğiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.