Şefkat Çetin:İmralı'ya İhanet kervanı gittikçe milletin öfkesi de artıyor!

Türkiye’nin iki ana gündem maddesi haline gelen yolsuzluk-rüşvet soruşturmaları ve PKK müzakereleri, AKP hükümeti tarafından kamuoyundan kaçırılmaya ve gizlenmeye çalışılmaktadır. Kamuoyunun ikna olmadığı PKK ile müzakereleri gizleyebilmek için “derin görüşmeler” yapan, yolsuzluk komisyonuna yayın yasağı koyan ve Meclis Genel Kuruluna getirilmesini geciktiren AKP, çözemediği sorunları halının altına süpürmeyi tercih etmektedir. Tayyip Erdoğan’ın Köşk’e kaçmasıyla ekonomiden dış politikaya, PKK’dan yolsuzluk dosyalarına kadar onlarca sorunu kucağında bulan Davutoğlu halının altında süpürecek yer bulamamakta ve devraldığı her sahadaki iflas tablosunu gizleyememektedir.

Bakanların, bakan çocuklarının ve bürokratların rüşvet skandallarını Mısır’daki sağır sultanın dahi duymasının üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, yargı sürecinin başlatılamaması Türk hukuk sistemi adına utanç vericidir. Türlü oyalama taktikleriyle güç bela Meclis Komisyonuna getirilen Bakan fezlekeleriyle ilgili kararın 5 Ocak tarihine ertelenmesi, AKP hükümetinin Komisyonun yanı sıra Meclis Genel Kurulundan da çekindiğini göstermektedir. AKP’li vekiller vicdanlarıyla Saray’daki sultanın talimatları arasında sıkışıp kalmıştır.

Meclisin yanı sıra yolsuzluk iddialarını araştırma komisyonunda çoğunluğu elinde bulunduran AKP’de yolsuzluk ve rüşvet konusunda herkesin ikna edilemediği ve çatlak seslerden endişe duyulduğu görülmektedir. Komisyon kararının 5 Ocak’a ertelenmesinden, AKP’nin kendi grubuna dahi güvenmediği anlamı çıkar. Belgelerle bakanların orantısız gelir artışını ortaya koyan MASAK raporlarına itirazın ardında oyalama taktiği olduğu ve bu süre içerisinde AKP’li vekillerin yakın markaja alınarak yüce divan yolunun kapatılmak istendiği çok açıktır.

Namuslu ve dürüst bir insana ya da siyasetçiye suç atıldığında, mahkeme karşısına çıkarak kendisini yargılatması ve temize çıkartması gerekirken, AKP’li bakanların yargılanmamak için her yolu denemeleri anlamlıdır. AKP’li bakanlarda, suçsuzluğundan emin insanların biran önce hesap verip üzerlerindeki töhmetten kurtulmayı isteyen bir tavır görünmemektedir. Oysa dört bakanın yanı sıra dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan ve şimdiki başbakan Ahmet Davutoğlu’na da yakışan tavır, aklanmak için yargının sonuna kadar işletilmesine müsaade etmek olmalıydı. “Beni yüce divana yollamayın” diye yalvaran bakan sayesinde, AKP hükümeti kamu vicdanında her daim lekeli kalacaktır. Bakanlarını adalet önüne çıkartarak hesap vermekten kaçmanın utancı AKP hükümetine yeter de artar bile.

Siyasi baskı uygulayarak dosyayı kapatmakla gerçekleri örtbas etmenin mümkün olmadığı, millet vicdanının yanı sıra yarın bir de Hakkın Divanına çıkılacağı unutulmamalıdır. Kaldı ki 4 bakana indirgenerek kapatılmak istenen bu dava, Türkiye tarihinin en büyük rüşvet çarkını ortaya çıkarmıştır. Dört parmak ile temsil edilen dört bakanın Meclis’teki göstermelik soruşturması ile başparmağın dikkatlerden kaçırılması amaçlanmaktadır.

Komisyon kararının 5 Ocak’a ertelenmesi ve ardından Meclis Genel Kurulunda yapılacak oylamanın suç zanlılarını bağımsız yargıdan kaçırmak için kullanılması nafile bir çabadır. Meclis’te verilecek hiçbir karar, gerçek bir yargılamanın yerini tutmayacaktır. Suçluyu ya da masumu ayıracak yegâne makam mahkemeler ve yüce divandır. Talimatla parmak kaldırıp indiren vekillerin vereceği karar ile değil, yargı yoluyla ve millet vicdanında aklanmadıkları sürece bu lekeyi taşımaya mahkûm olacaklardır.

17 ve 25 Aralık ile ilgili dosyalar takipsizlik kararlarıyla çoktan kapatılmıştır. Zarrap’ın, bakan çocuklarının ve Halkbank eski genel müdürünün paralel tarafından konulduğu iddia edilen paraları faiziyle birlikte iade edilmektedir. AKP hükümeti oy çokluğu sayesinde dilediği gibi hükmettiği Yüce Meclis’i oyalama taktikleriyle “ak”lama aracı olarak kullanmakla ahlak ve vicdan sınavından sınıfta kalmıştır.

Hırsızı, hortumcuyu, rüşvetçiyi kendi partisinden olduğu için kayıran siyaset anlayışı yüzünden memlekette ahlaki yozlaşma zirve yapmıştır. Üstelik bu yozlaşmanın dini siyasete alet eden AKP döneminde olması Türkiye’ye olduğu kadar yüce dinimize mensup insanlara da büyük zarar vermektedir. Adaletin, hak ve hukukun başbakan ve cumhurbaşkanının siyasi hesapları doğrultusunda verdikleri emir ve talimatlarla şekillendiği bir ülkeye hukuk devleti denmesi mümkün değildir. Hak ve adalet olmadığında, beytül mal peşkeş çekildiğinde, yetim hakkı yendiğinde sadece sıradan insanların huzuru kaçmaz, saraylar diktatörler için ancak bir sığınma yeri haline gelir. Bugüne kadar milletin ahını almış hiçbir diktatörü ne sarayların ne de zorba kanunların koruyabildiği görülmemiştir.

PKK İLE YAPILAN DERİN MÜZAKERELER İHANETİ GİZLEMEYE YÖNELİK

Resmi belgede sahtecilik, rüşvet, görevi kötüye kullanma ve nüfuz ticareti gibi son derece ciddi ve ağır suçlamaların bulunduğu dört bakana ait fezlekelere ilişkin yayın yasağı ve yargı aşaması başlatılmayarak halktan gizlenmesinin bir benzeri, yine AKP hükümeti tarafından PKK ile yapılan müzakereler için uygulanmaktadır. PKK ile heyetler halinde yapılan görüşmelerin millette uyandırdığı infialin seçim öncesi zarar vereceğinin farkına varan AKP, içeriğini hiçbir zaman açıklamadığı bu görüşmelerin yapıldığını dahi gizlemeye çalışmaktadır. İmralı’ya giden her ihanet kervanı milletin öfkesini de artırmakta, bu durum ise AKP’yi ihanetlerini “derin müzakereler” yoluyla gözlerden uzakta gerçekleştirmeye itmektedir.

2008’deki Oslo sürecinden bu yana PKK ile yürüttüğü pazarlıkların gizli kalması için AKP ileri gelenleri yeri gelmiş namus ve şereflerini dahi ortaya koyarak inkâr etmeyi denemişlerdi. Ancak geçen zaman içerisinde PKK ile yapılan görüşmelerin artık gizlenemeyecek hale gelince, olan Tayyip Erdoğan’ın ve Bülent Arınç’ın şeref hassasiyetlerine oldu. Bugün AKP hükümeti PKK’nın İmralı’daki elebaşısı, Kandil’deki silahlı militanları ve Ankara’daki siyasi temsilcileriyle el sıkışmış vaziyettedir.

AKP hükümeti PKK ile yaptığı müzakereleri “kan dökülmeyecek, analar ağlamayacak” yalanlarıyla makyajlayarak kamuoyuna sunmasına rağmen, PKK’dan hemen her gün silah bırakmaya hiç de niyetli olmadıklarına yönelik tehditler gelmektedir. Bu durumda seçimlere kadar PKK’yı sessiz kalmaya ikna etmek dışında, AKP hükümeti kanlı terör örgütünden ne elde etmeye çalıştığıyla ilgili Türk milletine bir açıklama yapmak zorundadır. PKK silah bırakmayacağını açıkladığına göre, AKP hükümeti devletimizi bölücü terörist örgütle hangi amaçla muhatap etmekte ve yaptıkları gizli görüşmelerde ne alıp karşılığında ne vermektedir?

Bugüne kadar terör örgütünün silahlı mücadeleyle elde etmeye çalıştığı çok sayıda taviz, AKP hükümetinin Meclis’te çıkardığı yasalar ve hükümet icraatları sayesinde hayata geçirilmiştir. Devletin güvenlik güçlerinin operasyon yetkisi ellerinden alınmış, istihbarat teşkilatı adeta bölücü örgütün emrine verilmiştir. Devletimiz milli vasfını koruduğunda ve kurumlarımız sağlıklı işlediğinde PKK’nın ülkemiz için bir tehdit olmaktan çıkarılacağı örneklerle sabit iken, bugün tam aksine emperyalizmin maşası bölücü örgütün devleti yönetenleri teslim aldığı anlaşılmaktadır. AKP hükümetinin seçimlere kadar ihtiyacı olan kamu düzenini sağlaması için medet umduğu PKK’yla özerklik anlaşması yaptığına ilişkin iddialar ayyuka çıkmış vaziyettedir. İmralı’daki bebek katilinin serbest bırakılması ve genel af gibi adımların sıralandığı yol haritası eline tutuşturulan hükümetin HDP’lilerin özerklik çıkışları karşısında sessizlik anlaşması önermesi manidardır. Çözüm adı verilen bu ihanet sürecinde artık rahatlıkla özerklik tartışılabildiğine ve AKP hükümetinden güçlü bir yalanlama yapılmadığına göre, bunlar Türkiye’yi masa başında parçalamış ve paylaşmışlar demektir.

Çözüm sürecinde hangi aşamaya geçilirse geçilsin, Türkiye’de hükümetlerin milli egemenliği bir başka güçle paylaşmak ya da devretmek gibi bir yetkileri yoktur. Son günlerde Abdurrahman Dilipak ve Ali Bulaç’ın itiraf niteliğindeki açıklamalarından anlaşıldığı üzere; ABD, İngiltere ve İsrail’in projesi olarak kurulan AKP, misyonu gereği palazlandırdığı PKK ile bu yakınlaşmasının hesabını yaklaşan seçimlerde büyük Türk milletine verecektir.

PKK’ya verdiği tavizler ve yolsuzluklar nedeniyle düşüşe geçen AKP’nin küresel güçler tarafından belirlenen misyonuna talip olmak için ana muhalefet partisi CHP’nin attığı adımlar ise dikkat çekicidir. Türkiye’de iktidara gelmek için AKP ile benzer bir yol izlemeye çalışan yeni CHP içerisinde başını Sezgin Tanrıkulu’nun çektiği bir grubun TBMM’ye sunduğu yasa teklifi, Türkiye’nin milli birlik ve bütünlüğünü tehlikeye sokan hükümet politikalarını aratmayacak ölçüde ihanet kokmaktadır. Türkiye’deki bölücü faaliyetlerin temel taleplerinden birisi olan anadilde eğitimin tüm seviyelerde öğretimi için yasa teklifi sunan yeni CHP, PKK sözcülüğünde AKP’ye rakip olarak küresel güçlere göz kırpmaktadır.

 

Hazırlanan sahte gündemlerle Türk milletinin ölüm uykusuna yatırıldığı, gerçek gündemde ise bölücülerin, işbirlikçilerin, hırsızların ve rüşvetçilerin cirit attığı Türkiye manzarasını değiştirebilecek tek siyasi organizasyon Milliyetçi Hareket Partisi’dir. Ebedi yurdumuza ve devlet-i ebed müddetimize karşı hasmane tavır içerisine giren hiçbir gücün yaptığının karşılıksız kalmayacağına Milliyetçi Ülkücü Hareket kefildir. Bu kutlu devletin kurucu harcını yokluk içerisinde atan Türk milliyetçileri, varlık içerisinde yaşatacak iradeyi göstermesini de gayet iyi bilirler.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.