Şefkat Çetin;İhaneti Buzdolabına Saklayan Terörle Mücadele Edemez!
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Sayın Şefkat ÇETİN’in, Tayyip Erdoğan’ın terörle mücadeledeki suçu bürokratlara atması hakkındaki yazılı basın açıklaması.
YAŞANANLARIN SORUMLUSU MÜZAKARECİ ERDOĞAN VE AKP’DİR

Tayyip Erdoğan’ın terörle mücadeledeki yetersizliği bürokratlara bağlayan açıklaması, AKP’nin açılım adı altında yürüttüğü terörle müzakere politikalarını akıllara getirdi. Türkiye’nin terörle mücadelede yaşadığı zafiyetin ve son iki ayda 150’ye yaklaşan şehidin kamuoyunda uyandırdığı infialin, sorumlular arasında bir paniğe ve satışa neden olduğu anlaşılıyor. Türkiye kamuoyu terörün bir anda nasıl hortladığı, terörle mücadelenin neden yeterli olmadığı, terör örgütü şehirleri ve mahalleleri kurtarılmış bölgeler haline getirirken devleti yönetenlerin neden seyrettiği sorularına cevap istemektedir.
Kamuoyunda teröre karşı hassasiyet ve sorgulama arttıkça yetkililer de sorumlulukları birbirlerine atarak kurtulmaya çalışmaktadır. Geçmişte savcısı olduğunu söylediği Ergenekon davasındaki bütün sorumluluğu eski ortakları “paralelci cemaate” yıkan Tayyip Erdoğan, şimdi de açılımın sahibi kendisi değilmiş gibi sorumluluğu bürokratlarına yüklemektedir. Terörle mücadele yerine müzakerenin baş mimarı dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’dır. Dönemin başbakan yardımcısı Beşir Atalay ve Yalçın Akdoğan, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, İçişleri Bakanı Efkan Ala bu projenin önemli isimleri arasındadır. Hükümetin talimatlarını uygulayan ise güvenlik bürokrasisi ve valilerdir.
Hiçbir açılış ya da organizasyon bulamazsa Saray’da topladığı muhtarlar üzerinden siyasi mesajlar veren Tayyip Erdoğan, teröre karşı mücadele için bürokratları suçlarken Türkiye’yi 13 yıldır kendisinin yönettiğini unutturmaktadır. Türkiye’nin terör belasıyla içine sürüklendiği kaos ortamının ve şehitlerin sorumlusu müzakereci Tayyip Erdoğan ve AKP’dir. Nitekim gözünü diktiği başkanlık için talep ettiği 400 vekil verilseydi, güvenlik sorunu ve kaosun yaşanmayacağını söyleyerek sorumluluğunu itiraf etmiştir.
Açılım adındaki ihanet projesini başlatan Tayyip Erdoğan’dır. İmralı’daki bölücübaşına, Kandil’deki teröristlere, Avrupa’daki finans kaynaklarına devletin en üst düzey görevlilerini Tayyip Erdoğan’ın gönderdiği gerçeği bilinmesine rağmen, şimdi suçu bürokratlarına atması her zaman yaptığı kullan at yöntemidir. Bu yöntemle AKP kurulduğu günden bu yana yaptığı bütün hataların sorumluluğunu başkalarının üzerine yıkmayı defalarca başarmıştır. Oysa aynı Tayyip Erdoğan valilere çözüm süreci boyunca operasyon yapılmaması için talimat verdiğini, 16 Eylül 2015 tarihinde TRT canlı yayınındaki "Çözüm süreci içerisinde valilerimiz verdiğimiz talimat doğrultusunda şu andaki gibi operasyonlara girmiyordu” sözleriyle kabul etmektedir.
Çözüm sürecinin örgüt tarafından nasıl kullanıldığını ise “Bu süreçte terör örgütünün kötü niyetlerini hayata geçirmek için istismar ettiğini gördük” sözleriyle Tayyip Erdoğan bizzat ortaya koymaktadır. AKP’nin çözüm dediği bu sürece MHP yıllardır ihanet süreci demiş ve bugün haklılığı acı bir şekilde anlaşılmıştır. İhanet süreci yüzünden devletin güvenlik güçlerinin talimatlarla görevini yapamaz hale geldiği, terör örgütünün ise bu durumu fırsat bilerek silah ve cephane yığınaklarını şehirlere kadar yaydığı, militan devşirdiği AKP’nin bakanlık ve başbakanlık yapmış üst düzey yöneticileri tarafından artık kabul edilen gerçeklerdir. AKP’nin terörle mücadele konusunda bugün MHP ile aynı çizgiye gelmesi, akıllara hemen 1 Kasım seçimleri için takiyye yaptıklarını getirmektedir. Çünkü hâlâ ihaneti buzdolabında saklamaya devam eden zihniyetin terörle mücadele sözleri hiçbir inandırıcılığa sahip değildir.
Son iki ayda birden bire patlayan terör saldırıları ile kamuoyunun dikkatini çekmeye başlayan güvenlik sorunu, aslında yıllardır sürdürülen bir gafletin artık gizlenemediği için ortaya saçılan sonuçlarıdır. Bugün Türkiye’nin milli birlik ve bütünlüğünü tehdit eden, asker ve polislerimizi şehit eden terör saldırılarının aslında çözüm ihanetiyle güç kazandığı ve devleti yönetenlerin kendi güvenliklerini sürdürebilmek için ülke güvenliğini görmezden geldikleri anlaşılmaktadır.
Ülkemizin bir bölgesinde kurulan özerklik hayalleriyle yükseltilen terör faaliyetlerini çözüm sürecinin beslediği bilinmesine rağmen, bu ihanet projesi ısrarla yürütülmüştür. AKP hükümeti kurulduğu yıllardan itibaren Türkiye’de etnik kimlikleri kaşıma ve ayrıştırma politikaları izlemek gibi tehlikeli bir arayış içinde olmuş, bugün arkasına sığındıkları “tek vatan ve tek millet” gerçeğinin altını oyacak onlarca icraata imza atmıştır. Terör örgütü mensuplarının ellerindeki silahlarla geldiği Habur’da davullu zurnalı karşılanışı, teröristin ayağına götürülen düzmece seyyar mahkemelerde yapılan şovlar AKP iktidarı için kara bir lekedir. Bugün terör örgütü diye kınadıkları Suriye’deki PKK-PYD’ye Barzani’nin peşmergelerini üstelik Cumhuriyet bayramında ülkemiz topraklarından gösteri yaparak geçiren AKP hükümetinin günahları saymakla bitmez.
Şimdi bürokratlarını terörle mücadele etmemekle suçlayan Tayyip Erdoğan’ın 12 Nisan 2012 tarihinde yaptığı açıklamayla, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı Kürt meselesi için görevlendirdiğini belirterek, "Oslo'ya da İmralı'ya da ben gönderdim. O sır küpüm" dediği hafızalarda tazeliğini korumaktadır. Hâlbuki Oslo görüşmeleri ile Türk devleti ameliyat masasına yatırılmıştır, PKK ile pazarlık masası kurulmuştur. Terör örgütünü devletle muhatap edenler, bir başka ülkeyi de gözlemci olarak aynı masaya oturtarak Oslo’da katmerli ihanete imza atmıştır.
İmralı’da bebek katiliyle yıllarca süren görüşmeler ve Dolmabahçe’de geçtiğimiz Şubat ayında AKP’li bakanlar ve HDP’lilerin ortak basın toplantısıyla ilan ettiği mutabakat metni, AKP eliyle terör örgütüne nasıl bir güç verildiğini gösteriyordu. Eli kanlı terör örgütü PKK’nın AKP’ye demokrasi paketi adı altında 10 maddelik şartlarını dayattığı Dolmabahçe mutabakatı, Türkiye’nin teslimiyet anlaşmasıdır. AKP-PKK mutabakatı sonrası TBMM’den çıkarılan kanun tarihi bir utanç vesikadır. Terör örgütüyle pazarlıkların yapıldığı karanlık dönem öylesine ağırdır ki, İmralı’daki cani devleti ben yönetiyorum demeye başlamıştır. PKK’nın 10 şartının yer bulduğu Dolmabahçe mutabakat metninin içeriğinde PKK’nın dağdaki kadrolarına siyaset yolunun açılması, devletin Türk kimliğinden vazgeçmesi ve güneydoğuya özerklik talepleri örtülü bir şekilde yer bulmuştur.
AKP hükümeti, PKK ile aynı masaya oturarak ve bölücübaşının 10 emrine boyun eğerek Türkiye’nin güvenliğini örgüte teslim ettiği tarihten itibaren meşruiyetini yitirmiştir. Zaten Türkiye’deki anayasal düzeni 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet skandalıyla rafa kaldıran AKP hükümeti, PKK’ya ne istedilerse vererek 7 Haziran seçimlerine kadar sorunları halının altına gizlemeyi başarmıştır. Fakat açılım süreciyle tanınan fırsatlar sayesinde yıllardır silahlı mücadeleyle elde etmeyi başaramadığı pek çok tavizi koparan terör örgütü bugün kanton bölgeler ve özerklik için yeniden kan dökmeye başlamıştır.
AKP yöneticileri ve devleti idare eden bütün mekanizmaları kontrol eden Tayyip Erdoğan, Türkiye’yi karşı karşıya bıraktıkları terör ve güvenlik sorunuyla ilgili hiçbir çözüm üretemeyecek vaziyettedir. Çünkü bu kadro terörle anlaşma imzalamış, güvenlik güçlerinin mücadele inancını kırmıştır.
Milliyetçi Hareket Partisi daha en başından itibaren terör örgütünün hiçbir taviz ya da açılımla amacından vazgeçmeyeceği hususunda AKP hükümetini uyarmıştır. Ne yazık ki PKK 1978 yılında ilan ettiği sözde Kürdistan kurma ve Türkiye’yi parçalama hedeflerine hiçbir dönemde AKP hükümetlerinde olduğu kadar yaklaşmamıştır.

Bölücü örgüt dağlarda dahi barınamayacak duruma getirilmişken, terör sıfırlanmışken, şimdi büyükşehirlere kadar inmiş, silah ve insan kaynaklarını büyütmüş vaziyettedir. Tıpkı Suriye’deki gibi, ülkemizin bazı şehirleri kurtarılmış bölge ilan edilirken AKP yetkilileri devlet içerisinde ikinci bir devlet çabalarına gerekli cevabı vermekten acizdir.
Tayyip Erdoğan ve partisi AKP yönetme gücünü uzun süredir ellerinde bulundurmalarına ve bütün bürokrasiyi kendileri getirmelerine rağmen, Türkiye bugün gittikçe yönetilemez hale gelmektedir. Kamuoyundaki güvenlik endişesi her geçen gün büyümektedir. Bilhassa 1 Kasım seçimlerinde sandık güvenliğinin nasıl sağlanacağının cevabını AKP yetkililerinin kamuoyuyla paylaşması gereklidir.

SANDIK VE SEÇMEN TAŞIMA ACZİYET İFADESİDİR

Sandık güvenliğinin sağlanması yerine, sandıkların ve seçmenlerin taşınmasının bir acziyet ifadesi olduğu ve Türkiye’ye yakışmadığı bilinmelidir. Üstelik bu acziyet sendromu, Suriye’deki toprağımızı terk ettiren, Süleyman Şah Türbesi’ni sınırımıza kadar kaçırarak PKK-PYD bayraklarının gölgesinde bırakan AKP’de alışkanlık haline gelmiştir. Ayrıca görüldüğü kadarıyla taşımalı oyda ısrar eden AKP, kamu güvenliği endişesinden daha çok sandık sonuçlarının kendi lehine çevrilebilmesiyle ilgilenmektedir. Herhangi bir terör tehdidi olmayan bölgelerde dahi seçmeni taşımaya ve sandık birleştirmeye çalışan AKP, oylarını artıramayacağını bildiği için hileyle vekil çıkarma peşindedir.

7 Haziran seçimlerinden bu yana Türkiye olağanüstü bir dönem yaşamaktadır. 13 yıllık AKP hükümetlerinin ihmal ve gaflet politikalarıyla büyüyen sorunlar, Türkiye’yi tehdit edecek boyutlara ulaşmıştır. Cumhurbaşkanlığı makamında oturan Tayyip Erdoğan devletin başı gibi davranmak yerine siyasi parti temsilcisi rolünde ısrarını sürdürmektedir.

Hükümetin başındaki sözde başbakan aciz ve kukla görüntüsüyle güven vermediği için ortada gerçek manasıyla ne terörle mücadele ne de güven veren bir ekonomi kalmıştır. Kısacası devlet başsız, yetkililer ise sorumsuzdur. 1 Kasım seçimlerine doğru hızla ilerlerken, Tayyip Erdoğan’ın terörle mücadeledeki ihmal sorumluluğunu bürokratlara atması tam anlamıyla bir panik işaretidir. Bugüne kadar tapu dairesine ve hatta kupon arazilere kadar merkezi bir kontrolle yönetilen bürokrasinin, terörle mücadele konusunda talimatsız ve izinsiz hareket edemeyeceğini herkes bilmektedir.

Üstelik Tayyip Erdoğan’ın ve Efkan Ala’nın iddia ettiği gibi böyle bir yetkisi olduğu halde kullanmayarak terörün amacına ulaşmasına göz yuman bürokrat var ise bugüne kadar neden soruşturma açılmadığının hesabı verilmelidir.
Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye’nin terör sorunu kadar büyük bir yönetim sorunu olduğunun farkındadır. Ülkemizi yönetmek ve milletimize hizmet etmek yerine siyasi iktidarlarının devamı için yanlış işlere bulaşmış ve kirlenmiş AKP’nin kenara çekilmesinin zamanı gelmiştir. 1 Kasım seçimlerinde milletimizin takdiriyle yaşanacak bir iktidar değişimiyle Milliyetçi Hareket Partisi’ne hükümet olma görevi verildiği takdirde, evvela ülkemizin güvenlik sorununa neşter atılacaktır.

Terörle mücadele görevini yerine getirmeyen bürokrat ya da siyasetçi kim olursa olsun, Türkiye için kaybettirdiklerinin ve elbette şehitlerimizin hesabı sorulacaktır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.