Seçimden seçimde demokrasi olmaz dediği için defteri dürülmüş

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Başbakanlığı döneminde Habertürk Yönetim Kurulu Başkanvekili olan Fatih Saraç’la yaptığı konuşmalar, 17-25 Aralık soruşturmasının adli kolluk ayağına yönelik “darbe” ve “casusluk” suçlamasıyla İstanbul Cumhuriyet Savcısı İsmail Uçar tarafından yürütülen soruşturma dosyasına da girdi. Dosyaya giren telefon dinlemesi dökümüne göre, Saraç, o sırada AKP’de olan Kütahya Milletvekili İdris Bal’ın Gezi olaylarına ilişkin hazırladığı raporu “son anda gazeteden çıkardığını” söylüyor; Erdoğan da “O adam kafayı yemiş, o şeyden sonra defterini düreceğiz” karşılığını veriyor.

T24, haklarında soruşturma yürütülen polisler aleyhine delil olarak konulan tapeye ulaştı. Dosyadaki bilgilere göre, Erdoğan ile Saraç, 11 Ağustos 2013 saat 23:12.25’te 229 saniyelik bir görüşme yaptı.

İstanbul 3 Nolu Hâkimliği’nden Fatih Saraç hakkında 29 Temmuz 2013’ten 29 Ağustos 2013’e kadar alınan dinleme kararı üzerine yapılan takibe  11 Ağustos 2013’te  Saraç’ı arayan Başbakan Erdoğan da takıldı. İkili arasında geçen görüşme tapeye şöyle yansıyor:

R.T.E: Alo

M.F.S: a hayırlı akşamlar efendim

R.T.E: hayırlı akşamlar

M.F.S: Nasılsınız iyisiniz inşallah

R.T.E: İyi oluruz inşallah

M.F.S: Allah daha iyi eder inşallah efendim bu bizim İdris Bal’ın bir raporu var da medyaya vermiş ben son bizde de yazıya dizilmişti son anda buldum onu geri çektim yani çok beni rahatsız etti o açıdan Hasana bildirdim bide Yalçına bildirdiydim çünkü

R.T.E: Ne raporu

M.F.S: Efendim gezi parkı olaylarını masaya yatıran araştırma merkezi adam raporunda çarpıcı tespitlere yer verildi

R.T.E: nasıl nasıl

M.F.S: Akpar…efendim şimdi bu Kütahya milletvekili İdris Bal

R.T.E: tamam

M.F.S: Avrasya global araştırmalar merkezi diyerek bir merkez kurmuş bu merkez gezi parkı raporu yayınlamış burada stratejik bir hata olmuş pusuda bekleyenlere fırsat verilmiştir diye bir tespitten başlıyo ve başbakan Erdoğan krizin tarafına tarafı haline getirildiği belediyesi tarafından diyo yerel halka dayanı… dayanılarak diyo bir çözüm üretilmeliydi diyo krizin başbakanı taraf haline getirilmiştir diyo fakat bundan sonra da demokrasi sadece düzenli aralıklarla gerçekleştirilen seçimlerden ibaret değildi yani hiçbir parti veya yönetici artık bana görev verdiniz bir dahaki seçime kadar bana karışmayın deme lüksüne sahip değildir yine demokrasinin olmazsa olmaz prensiplerinden biri de ifade ve örgütlenme hürriyetidir diyo sonra da… bir sürü şeyleri alt alta yazıyo bende bunu Hasana bildirdim bide Yalçına bildirdim onlar da çok tepkili tabi ben yarınki gazeteden bu haberi çektirdim ama diğer medyaya gitmiştir

R.T.E: önemli değil

M.F.S: Onun için

R.T.E: önemli değil o adam zaten kafayı yemiş o şeyden sonra bakalım defterini dürecez büyük ihtimalle

M.F.S: Anladım efendim anladım bunu

R.T.E: Gerekli uyarıları yaptık buna rağmen o o şekle gidiyor

M.F.S: anladım efendim

R.T.E: Önemli değil peki

M.F.S: Hürmetler ederim saygılar

R.T.E: Sağolasın iyi akşamlar

Konuşmada geçen Gezi raporu

Saraç’ın Erdoğan ile yaptığı görüşmede yayınlatmadığını söylediği İdris Bal’ın Gezi raporu, basına bir gün sonra yansımıştı.

Daha sonra AKP’den istifa eden  Kütahya Milletvekili Prof. Dr. İdris Bal’ın başkanlığını yaptığı Avrasya Global Araştırmalar Merkezi (AGAM) tarafından hazırlanan “Taksim Olayları Analizi” başlıklı raporda, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanlış bilgilendirilerek olayın tarafı haline getirildiği, stratejik hata yapıldığı, yerel projenin halka danışılması gerektiği” belirtiliyordu. Bal, raporda “Herkesin üzerine düşen dersi alması lazım. ‘Nerede hata yaptım’ sorusunu sorması lazım. Benzer hataların önüne böyle geçilebilir” görüşünü dile getirmişti.

Raporda özetle şu görüşlere yer verilmişti: 

‘Seçimden seçime demokrasi olmaz’

“Çok partili sistemin gerekliliği gibi, belli periyotlarda gerçekleştirilen seçimler de demokrasinin olmazsa olmaz önşartlarındandır. Doğal olarak, demokrasiler sadece düzenli aralıklarla gerçekleştirilen seçimlerden ibaret değildir. Yani, hiçbir parti veya yönetici “Artık bana görev verdiniz, bir dahaki seçime kadar bana karışmayın” deme lüksüne sahip değildir.

‘Diyaloğa geçilmedi

Taksim olayları çevreci bir duyarlılıkla ve az sayıda insanın katılımıyla başlamıştır. Fakat görünürde bu az sayıda çevre duyarlılığına sahip insanlara yönelik müdahalenin şekli ve onlarla yeterince diyaloğa geçilememesinin neticesinde muhtemelen fırsat bekleyen belirli odakların sahneye çıkmasıyla olayların muhtevası ve şekli tamamen değişmiş, olaylar Taksim’de ne olduğu ya da ne olacağı ile ilgili olmaktan çıkmış, daha ziyade öncelikle Sayın Başbakan’a, ikinci derecede ise hükümete yönelik genel bir hoşnutsuzluk ve tepki haline dönüşmüştür. 

Proje halka sorulmalıydı’

Birinci sınıf demokrasinin var olduğu ülkelerde halka mal olmuş, tüm gözlerin üzerinde olduğu mekânlarla, meydanlarla ilgili tüm projeler halkla danışıklı bir şekilde, halkın onayı alınarak gerçekleştirilir. Zira demokrasilerde meşruiyetin kaynağı halktır. Taksim’de projeyle ilgili yeterli anket yapılmamış, yerel halkla danışıklı şekilde süreç götürülememiştir. Bu, daha projenin formüle edilmesi aşamasında ciddi bir sıkıntı olduğunu göstermektedir. Oysa kışla, cami, müze, alışveriş merkezi, rezidans ya da Londra’daki High Park gibi bir proje için farklı alternatifler hazırlanmalı, bu alternatiflerin neler olabileceği halka sorulmalı, sonrasında alternatifler belirlenmeliydi. Ardından en çok benimsenen alternatifin ne olduğu yine halkın onayına şu ya da bu şekilde sunulmalıydı. Oysa Taksim örneğinde, ne alternatifler oluşturulurken ne de hangi alternatifin benimsenmesi gerektiği hususunda yeterince halka sorulmamış, ‘en iyi alternatif olduğuna inansak bile’ kendi doğrumuz yeterince halka mal edilememiştir. 

‘Demokratik hareket edilse sorun çıkmazdı’

Merkezi yönetim, özellikle Sayın Başbakan, projenin sahibi, tarafı, planlayıcısı ve yürütücüsü gibi yansımış, yansıtılmıştır. Ne Beyoğlu ne de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı projeyle ilgili taraf görülmemiştir. Taraf olarak sadece Sayın Başbakan ve hükümet görülmüştür. Bunun sonucu olarak da, sorun çıktığında birinci derecede Sayın Başbakan, ikinci derecede AK Parti, üçüncü derecede hükümet, dördüncü derecede ise devlet sorunun tarafı haline gelmiş ve getirilmiştir. Oysa demokratik geleneklere göre hareket edilse, yerel bir meydana dair bir proje öncelikle Beyoğlu Belediyesi’nce çalışılsa, yerel halkla dayanışma ve danışma içerisinde çözümler ve projeler üretilse, büyükşehir ile işbirliği içerisinde son hali verilse, anketler ve mini referandumlarla halkın ve kamuoyunun desteği alınsa ve uygulansa idi zaten bir sorun ortaya çıkmazdı. 

Başbakan yanlış yönlendirildi’

 Velev ki, bir sorun çıkarsa böyle bir durumda da, sorunun tarafı birinci derecede Beyoğlu Belediyesi, ikinci derecede de İBB olurdu. Böyle bir kriz ya da kaos durumunda ise hükümetin başı olarak Sayın Başbakan krizin, sorunun tarafı olarak değil, kriz çözücü olarak devreye girer, gerekirse yerel yöneticilere telkinlerde bulunur, halkla yöneticiler arasında ara bulucu rolü oynayabilirdi. Hatta siyasi yaptırım bağlamında Sayın Başbakan belediye başkanlarını hatalı buluyorsa onları eleştirebilir ve hatta gelecek dönemde partinin yerelde farklı isimlerle yoluna devam edebileceğini ima edebilirdi. Oysa Sayın Başbakan yanlış yönlendirilmiş, bu böyle olmasa bile kamuoyuna yansıdığı kadarıyla krizin damardan tarafı haline getirilmiştir. Bu ise stratejik bir hata olmuş, pusuda bekleyen, kaostan nemalanan illegal yapılanmalara fırsat verilmiştir.

‘Siyasiler sorumlu davranmalıydı’

 Taksim’de başlayıp ülkeye yayılan olaylar ülkemize, milletimize, ekonomimize, imajımıza, diplomasimize zarar veren ulusal bir problem haline gelmiştir. Olaylar özelde sayın Başbakan’ı, daha sonra AK Parti’yi ve hükümeti hedefe koyarak gerçekleşmiştir. MHP lideri Bahçeli’nin uyarıları ve bir camianın o topluluklara karışmasını engellemesi takdir edilmesi gereken bir duruş olmuştur. CHP ve BDP için ise aynı yorumu yapmak mümkün değildir.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.