Şanghay Beşlisi'ne kayıtsız kalamayız

 "Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, enerji, dış politika, ekonomi ve iç siyasete ilişkin Kriter Genel Yayın Yönetmeni Fahrettin Altun'un sorularını yanıtladı. Albayrak'ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Türkiye artık eski Türkiye değil. Çok boyutlu bir dış politika uyguluyor. Çevresindeki ya da dünyadaki gelişmelere duyarsız kalmıyor. Bölgesel ve küresel barış ve istikrara katkı sunmak için her türlü girişimin içinde yer alıyor, elini ve hatta gövdesini taşın altına sokuyor. Bir taraftan üç milyon mülteciye ev sahipliği yaparken diğer taraftan dünyanın hangi köşesinde bir mazlum ve ihtiyaç sahibi varsa elini uzatıyor, yardımına koşuyor. Bir yandan kendi sınırları içinde kırk yıldır kan döken hain bölücü terör örgütü PKK ve devletin içerisine sızarak 15 Temmuz’da hain darbe girişimine kalkışan FETÖ ile mücadele ederken diğer yandan dünyayı ve bölgeyi tehdit eden örgütlere karşı da mücadelenin içerisinde yer alıyor.

TÜRKİYE NEDEN ŞİÖ'YA YAKLAŞTI?

Dış politika, terörle mücadele ya da diğer konularda Türkiye’nin son 14 yıldır izlediği omurgalı siyasetin enerji alanında da bir yansıması var. Biz her zaman şunu diyoruz: “Kazan-kazan prensibi ile tüm paydaşlarının çıkarını koruyan, bölgesel arz güvenliğini önceleyen, dünyada barış ve huzura katkı yapacak tüm inisiyatif ve projelerin içerisinde yer alır, parçası oluruz.”

Bunu kabullendiğiniz ve anladığınız zaman Türkiye’nin adımlarını okumak da kolaylaşıyor. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) de bu şekilde. ŞİÖ’nün Soğuk Savaş sonrası kurulduğu ve “üç bela” diye nitelendirilen terör, mezhepçilik ve kökten dincilik yani DEAŞ, FETÖ gibi dini alet eden illegal yapılarla mücadeleyi esas dava olarak benimsediğini göz önünde bulundurursak Türkiye’nin neden ŞİÖ’ye yaklaştığını daha iyi anlarız.

Bugün dünyada görece uzun geçmişe sahip BM ya da AB dahil pek çok uluslararası örgüt 21. yüzyılın insani krizlerine, teröre ve çözüm bekleyen pek çok sosyo-ekonomik meseleye bırakın çare olmayı, bu meselelerin maddi gerçekliğini tanımaya  bile yanaşmıyor. Dolayısıyla  Türkiye parçası olduğu uluslararası toplumun içinde bulunduğu krizleri aşması için her türlü bölgesel ve uluslararası iş birliklerinde bulunmak ve  buralarda Gündem belirleyici olmak durumunda.

ŞANGHAY BEŞLİSİ'NE KAYITSIZ KALAMAYIZ

 ŞİÖ’ye üye ülkeler dünya elektrik üretiminin yüzde 36’sını, doğalgaz üretiminin yüzde 23’ünü, ham petrol üretiminin yüzde 21’ini ve kömür üretiminin yüzde 60’ını karşılıyor. Doğalgazın yüzde 28’inin, ham petrolün yüzde 25’inin ve kömürün yüzde 65’inin tüketimini de yine bu ülkeler gerçekleştiriyor. Enerji üretim ve tüketimindeki dağılımda en büyük orana sahip birlik olan ŞİÖ’nün söz konusu alanda daha derin iş birliği yapması gerektiği tezi ilk defa 2006 yılında gündeme geldi ve buradan hareketle 2013 yılında Enerji Kulübü kuruldu.

Örgütte üye, gözlemci ve diyalog ortağı olan ülkeler dünyanın önde gelen enerji üretici ve tüketicileri arasında yer alıyor. Bu nedenle oluşturulacak ortak politikaların ülkelerin sürdürülebilir büyüme çabaları ve ulusal ekonomilerine pozitif katkı sağlama potansiyelinin büyüklüğü hususunda görüş birliğine varılmasıyla kulübün daha geniş boyutta faaliyet göstermesi kararlaştırıldı. Bu bağlamda devlet ve hükümet başkanları tarafından kabul edilen “Çok Uluslu Ticaret ve Ekonomik İş birliği Programı”nda yer alan enerji, ekonomi ve güvenlik alanındaki kararların uygulanmasında Enerji Kulübü’nün önemli bir rolü üstlenmesi tayin edildi. Şimdi bu denli büyük bir enerji iş birliğine Türkiye’nin kayıtsız kalması elbette düşünülemez.

Enerjide dışa bağımlılığı yüksek bir ülke olarak biz her zaman kaynak, tedarikçi ülke ve rota çeşitlendirmesini savunuyoruz. İş birliklerinin “kazan-kazan” prensibince hem artırılmasını hem de derinleştirilmesini savunuyor ve uluslararası her platformda Türkiye’nin enerjideki tezlerini anlatmayı öncelikle diriyoruz. İşte bu amaçla kulübün 22 Kasım’da Moskova’daki toplantısına katıldık. ŞİÖ Enerji Kulübü kuruluş mutabakatına göre dönem başkanlığı yalnızca üye ülkeler arasında Kiril alfabesindeki sıralamaya göre dönüşümlü olarak üstleniliyordu. 22 Kasım’da yapılan toplantıda örgütte henüz sadece “diyalog ortağı” statüsü ile yer alan Türkiye’nin de savunduğu “Sadece üye ülkeler değil gözlemci ve diyalog ortağı gibi tüm statüdeki ülkeler de dönem başkanlığını üstlenebilsin” önerisi kabul edildi. Ayrıca dönem başkanlığının ülkelerin Rus alfabesindeki sırası yerine gündem esasına göre belirlenmesi hususu da bizim önerimiz doğrultusunda kararlaştırıldı. Kuruluş metninde yapılan bu temel değişiklikler doğrultusunda yeni dönemin yani 2017 yılının dönem başkanının Türkiye olmasına oy birliği ile  karar verildi.

DÜNYA ENERJİ GÜNDEMİNE TÜRKİYE YÖN VERECEK

Dünyada enerjinin genel görünümüne baktığınızda önümüzdeki yirmi yılda talep artışının ağırlıklı olarak doğuda gerçekleşeceğini görüyoruz. Enerjinin ekonomik büyüme ve ulusal rekabet gücünün en önemli girdisi olduğunu kabul edersek büyüme aksı doğuya kayarken buraya kayıtsız kalmamız beklenemez. BRICS ülkelerinin üçü ŞİÖ’ye üye veya üyeliği tamamlanmak üzere. Yani ŞİÖ üyeleri bu büyümenin önde gelen aktörleri. Türkiye ise derinliği her geçen gün artan enerji piyasaları, kaliteli insan kaynağı ve yüksek kurumsal kapasitesi ile bu gelişmelere katkı sunabilecek ve yön verebilecek  bir ülke. Dönem başkanlığımızda bu çerçevede ŞİÖ’nün enerjide birlik olarak yapılanması konusunda kurumsallaşması yönünde adımlar atacağız. Ülkelerin içerisinde enerji şirketleri, akademik temsilciler ve sivil toplum örgütlerinin olduğu milli bölümlerin kurulması 2017 ajandamızın önemli bir gündemi. Bunların diğer üye ülke milli komiteleri ile bir araya geleceği platformların kurulması enerji iş dünyamız, bilim insanlarımız ve sivil toplum örgütlerimizin bu büyüyen piyasalara açılmasını ve etkileşimde olmasını sağlayacak. Kulübün 2017 yılı üst düzey toplantısı Türkiye’de yapılacak. Dünya Enerji Kongresi’nden sonra bu kez ŞİÖ’nün enerji gündemi Türkiye’de masaya yatırılacak.

Bunun yanında bu toplantı öncesinde konseyin enerji alanındaki ajandası Türkiye tarafından oluşturulacak. Önemli bir kazanç da bizim bu bir yıllık dönem başkanlığı süresince kendi gündemimizle ilgili üye ülkelerden özellikle uluslararası platformlarda destek alma imkanı olacak. Özellikle Paris Anlaşması çerçevesinde dile getirdiğimiz “ülkelerin özel şartlarının dikkate alınması” önerimize daha somut destek bulacağımıza inanıyoruz. Bu çerçevede ilk olarak 22 Kasım’da Moskova’daki toplantıda tezlerimizi dile getirip toplantı sonuç bildirgesine, “Paris Anlaşması’nda gelişmiş ve gelişmekte olan ülke sınıflandırması özel şartlar dikkate alınarak gerçekleştirilmelidir” ifadesini dahil ettik. Bu konuda Çin Halk Cumhuriyeti’nin başını çektiği ve iklim değişikliği müzakerelerinde adeta bir “veto noktası” işlevi gören G7 ülkeleri grubunun desteğini almamız fevkalade önemli oldu.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.