Özcan Yeniçeri: Öcalan'ın talepleri gerçekte İsrail-ABD talepleridir

Yeniçeri, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, hem Başbakan hem de AK Parti Genel Başkanı yerine konuştuğunu, bu kez de Merkez Bankası Başkanı'nı suçlamaya ve tehdit etmeye başladığını" iddia ederek, "Türkiye'nin yalnız kamu düzeni ve güvenliği değil, anayasal düzeni de tehdit altına girmiştir" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, "mevcut sistem artık bize dar geliyor, 400'ü verin bunlardan kurtulalım" dediğini ve muhalefeti eleştirdiğini kaydeden Yeniçeri, "Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan Erdoğan, resmen fiili durum yaratarak siyaset yapıyor. Erdoğan'ı bu denli cüretkar yapan, yaşanan sürecin sonucudur. Gelinen aşamada Erdoğan, ordu, yargı ve bürokrasi üzerinde tam anlamıyla kendisine bağlı parti kontrolü kurdu" diye konuştu.

Yeniçeri'nin açıklamaları şu şekilde:

Gidişat Vahimdir!
 
Üniversitesinde öğrencilerin öldürülmeye başlandığı, bir günde yere çakılan iki uçağın dört pilotunun öldüğü, nöbet mevziinde cinnet geçirip üç askerin şehit edildiği bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Türkiye’ye seksen kilometre mesafedeki Süleyman Şah Türbesinin, terörist tehditler yüzünden taşıyan bir iktidarla Türkiye karşı karşıyadır.
 
Bütün bu olayların üzerine bir de bilgiye, uzmanlığı ve ehliyeti dikkat almayan merkez bankasını doğrudan yönetmeye kalkan bir Cumhurbaşkanı Erdoğan var.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Merkez Bankası Başkanına karşı, “Yani bize karşı bir bağımsızlık mücadelesi veriyorsun da başka bir yerlere karşı bağımlılığın mı var, bir de bunu söyle” diye suçluyor.
 
Son zamanlarda Cumhurbaşkanı olarak hem Başbakanın, hem AKP Genel Başkanının yerine konuşan Erdoğan bu kez de Merkez Bankasının Başkanını suçlamaya ve tehdit etmeye başlamıştır.
 
Türkiye’nin yalnız kamu düzeni ve güvenliği değil anayasal düzeni de tehdit altına girmiş bulunmaktadır.
 
Demokrasi İle Diktatörlük Arasında!
 
AKP ve Tayip Erdoğan, Demokrasi ile totalitarizm; Başkanlıkla Cumhurbaşkanlığı arasında hibrit bir yönetim tarzını benimsemiş durumdadır. Demokrasi için en büyük tehlike ve tehdit budur.
 
Türkiye Cumhuriyeti anayasasının 104. Maddesine göre, “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir” der.
 
Cumhurbaşkanı olarak Erdoğan şu ibarelerin de içinde olduğu bir yemin yapmıştır: “…Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, bağlı kalacağıma… görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma namusum ve şerefim üzerine and içerim”.
 
Cumhurbaşkanlığı görevinin TARAFSIZLIK içinde yerine getirileceği taahhüdünde bulunuluyor.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Anayasal görevi ve ettiği yemine göre bir partinin başı gibi davranması mümkün değildir. Siyaset yapması ise mümkün olmadığı gibi suçtur. Mevcut Anayasaya göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyaset yapması Anayasanın ihlali olduğu kadar demokratik sisteme ve milletin birliğine de suikasttır.
 
7 Haziran Milletvekili Genel seçimleri dönemine girildiği bir zamanda Cumhurbaşkanı sıfatlı Erdoğan miting meydanlarına çıkmıştır. Başkanlık sistemi için vatandaştan oy istiyor. Halbuki ortada milletvekili genel seçimleri var, başkanlık sistemi ile ilgili bir referandum ya da seçim yoktur.
 
Cumhurbaşkanı “Mevcut sistem artık bize dar geliyor, 400’ü verin bunlardan kurtulalım” diyor. Muhalefeti eleştiriyor. Muhalefet liderlerine saldırıyor. Muhalefeti tehdit ediyor, meydan okuyor ve konuşuyor.
 
Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan Erdoğan resmen fiili durum yaratarak siyaset yapıyor.
 
Erdoğan’ın bu denli cüretkâr yapan yaşanan sürecin sonucudur. Gelinen aşamada Erdoğan ordu, yargı ve bürokrasi üzerinde tam anlamıyla kendisine bağlı bir parti kontrolü kurdu.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, anayasayı ve yaptığı yemini paspas gibi çiğniyor.
 
Anayasanın 6. Maddesi, “hiçbir kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz” diyor. O halde Cumhurbaşkanı Erdoğan, taraf olma, siyaset yapma yetkisini nereden alıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, yetkiyi Anayasadan değil kendisinden aldığı açıktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan nezdinde kişiselleşmiş bir iktidarla Türkiye karşı karşıyadır.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yalnız Anayasa ya da siyaset kurumunu değil demokrasi yıkıcısı olarak tarihe geçecektir.
 
PKK Silah Bıraktı Bırakacak!
 
 ‘Kobani düştü düşecek’, ‘Bank Asya battı batacak’ çözüm süreci başladığında ise Erdoğan ‘PKK sınır dışına çıktı çıkacak’, Abdullah Gül ise “güzel şeyler oldu olacak” demişti. Olanı biteni herkes hem gördü, hem de yaşadı. Hiç birisi iktidar cenahının pazarladığı gibi olmadı. Olaylar iktidarı ve bu sözleri söyleyenleri yalanladı.
 
Çözüm süreci, vatana ihanet ve Türk milletine karşı suç işleme sürecine dönmüşken de son zamanlarda iktidar cenahı yine bir ‘oldu-olacak’ söylemini seslendirir oldu. Bu kez seçim sürecini kazasız belasız geçirebilmek adına ‘PKK  silah bıraktı bırakacak’ söylemi piyasaya sürüldü.
 
Akdoğan ile görüşen HDP’liler, İmralı’ya gidip-gelen heyetler, Kandil yoluna düşen terörist severler, zevahiri kurtarma yarışına girişmişlerdir. ‘Öcalan, tahkim edilmiş eylemsizlik çağrısı yapacak’ iddiaları her yanı sarmış durumdadır. Böyle bir çağrının sonuçta dağın fare doğurması gibi bir sonucunun olup-olmayacağını hesap eden yok.
 
AKP’nin Yumuşak Karnı: Seçim ve Çözüm Süreci!
 
Kandil, İmralı ve HDP,  iktidarın yumuşak karnını keşfetmiştir. Bu durumu, bölücü unsurlar sonuna kadar istismar etmektedir. Zira AKP, “Sokakları Kobani’yi çevirin” talimatı veren, elli kişinin katledilmesine neden olan HDP ve Öcalan’la hiçbir şey olmamış gibi görüşme ve pazarlık yapmaya devam etmiştir.
 
Emine Ayna, 6-7 Ekim’deki terörist ayaklanma ve kalkışmanın niçin yaptırıldığını şöyle itiraf ediyor: “Devletin politikası Kobani’ye karşıydı. Halk 6-7 Ekim devletin dış politikasını kırdı. Sonuçta Kobani politikası kırıldı”. Durum yeterince açık değil midir?
 
Hükümetin, alttan alma ve PKK’nın eylem ile tehditlerini sineye çekmesine rağmen PKK iddia ve tezlerinden taviz vermemiştir. Terör örgütü bölgeye yerleşmek, özerklik alanlarını genişletmek, paralel örgütlenmesini tamamlamak gibi faaliyetlerine alabildiğine hız vermiştir.
 
Diğer yandan IŞİD ile çatışmalar ve Kobani’den IŞİD’in çekilmesi sonrasında PKK bölgedeki gücünü de tahkim etmiştir. PKK açıktan Fransa ile ABD tarafından desteklenmektedir. Örgüt, kadrosunu diri tutmak ve elindeki gücü bırakmak istememektedir.
 
Her ne hikmetse Almanya’nın IŞİD’e karşı savaşması amacıyla geçtiğimiz yıl Peşmerge güçlerine gönderdiği silahlar PKK’nın eline geçmiştir. Bugün itibarıyla çok sayıda Alman tanksavar füzesi ve el bombalarının PKK’nın elinde olduğu açıklanmıştır.
 
Bu durumda PKK’nın gerçek anlamda silah bırakması ya da Türkiye’yi terk etmesi için hiçbir neden yoktur!
 
Öcalan Ne Diyor AKP Ne Anlıyor!
 
Türkçe de “Koyun can derdinde kasap et derdinde” diye bir atasözü vardır. AKP ile Öcalan/PKK arasında yürütülen çözüm süreci ilişkisi kasap ile koyun arasındaki ilişkiye dönmüş durumdadır. Öcalan bir yandan İmralı’dan kurtulmak diğer yandan “Demokratik Cumhuriyet”i AKP’ye kabul ettirmeye çalışmaktadır. AKP ise bir yandan çözüm diğer yandan seçim sürecini kurtarmak amacındadır. İşin ilginç yanı burada kasap metaforunu Öcalan, koyun metaforunu ise AKP’nin temsil etmesidir.
 
Nitekim AKP’nin “İyi şeyler olacak” mesajlı Çözüm Süreci masalında ortak bir metin üzerinde anlaşılması ve o metnin hükümet-AK Parti-HDP temsilcilerince birlikte açıklanması üzerinde duruluyor. Öcalan’ın ise ‘demokratik cumhuriyet’ konusundaki 10 talepten söz ediyor. AKP seçim ve çözüm sürecini kurtarmaya çalışıyor, İmralı ile PKK ise “Demokratik Cumhuriyet” inşa ediyor.
 
Öcalan, “Devletin ve toplumun demokratikleşmesi”ni AKP’ye dayatıyor. AKP’nin etkin ve yetkin aracıları bir teröristten demokratikleşme dersi almaktan utanmıyor.
 
Öcalan “Demokratik Cumhuriyet” adı altında Kürdistan’ın yolunu açmaya çalışıyor. AKP bunu silah bırakmak, teröristlerin Türkiye’yi terk etmesi olarak anlıyor.
 
Öcalan’ın Talepleri İsrail/ABD Talepleridir
 
Öcalan da bulup bulabileceği Türkiye’nin en müsait iktidarına yönelik olarak stratejik ve kalıcı taleplerde bulunuyor. Buna karşılık AKP günü kurtarmak için geçici ve idare-i maslahatçı bir tutum takınıyor.
 
AKP’nin görüşmeyle ilgili talepleri Erdoğan’ın ihtiyaçlarını karşılamaktan ibarettir. Öcalan’ın talepleri ise gerçekte İsrail/ABD talepleridir. Kandil, Öcalan’ın görüşlerini ABD/İsrailli danışmaların gözetiminde kontrolden geçirip HDP vasıtasıyla AKP hükümetine göndermektedir. Kandil’de üçüncü el değil dördüncü göz vardır.
 
Öcalan içerden çıkmak için AKP’ye, AKP’de sandıktan ve süreçten çıkmak için Kandil’e mahkûmdur. AKP bu bağlamda kendisini çözüm sürecine, Öcalan’a ve Kandil’e mahkûm ve zorunlu hissetmektedir.
 
HDP/PKK’ya Yasalar Uygulanmıyor!
 
İmralı/KCK ve HDP’ye AKP hükümeti yasaları uygulatamamaktadır. Öyle ki, AKP, “Sokakları Kobani’yi çevirin” talimatı veren, elli kişinin katledilmesine neden olan HDP ile hiçbir şey olmamış gibi görüşme ve pazarlık yapmaya devam etmiştir. HDP’nin ve Öcalan’ın 6/7 Ekim olaylarının baş kışkırtıcı ve yöneticileri olmalarına rağmen AKP iktidarı bu konuda harekete geç(e)memiştir.
 
Bu gerçeklere rağmen Davutoğlu aynen şöyle diyor: “6-7 Ekim olaylarında olduğu gibi tekrar şiddet eğilimi olursa bu konuda tavrımız nettir…İnşallah bu bahar çok güzel bir bahar havasının gelmesi de sağlanmış olur”.
 
6/7 Ekim olaylarının hesabını soramayan Davutoğlu, eğer tekrar bu tür şiddet eğilimi olursa tavırlarının net olduğunu söylüyor. O net olan tavrın ne olduğunu ise açıklamıyor.
 
AKP’nin yalvar/yakar ve alttan alır politikalarına karşın Kandil’den beklediği silahsızlanma açıklaması gelmedi. Hem Kandil hem de Öcalan, AKP’ye ayar vererek ‘çağrının şartlarının olgunlaşmadığını’ ileri sürdü.
 
HDP Heyeti’nin açıklamasında AKP’ye dönük sert eleştiriler dikkat çekti. Silah bırakmak ya da silahlı güçlerin geri çekilmesine dönük işaret verilmedi. KCK’lı teröristler, çözüm süreciyle ilgili müzakere sürecine geçilmemesinin kabul edilemez olduğunu belirtiyor, AKP’yi somut olarak müzakere başlıklarında kalıcı barışa gidecek çalışmalar yapmakla suçluyorlar.
 
AKP’nin yandaş ve bağımlı basını ise kamu oyunu oyalama adanı ne varsa yapıyor. Yandaş basına göre “İmralı’nın çağrısı üzerine Kandil, Türkiye’ye silah doğrultmayacağı sözü verecek. Çağrıyı demokratik adımlar takip edecek. Müzakere masası genişleyecek. Eve dönüşe hukuki zemin sağlanacak. Dağdan dönüşler başlayacak”.
 
AKP’nin yandaş basın kalemlerinin kurduğu çekli ve çaklı cümleler sorunu çözmüyor, gözden saklamaya katkı sağlıyor. İktidarla bütünleşmiş yandaş basın AKP’ye zaman kazandırıyor ve halkın bu aşağılık ve utanç verici görüşmelere tepki göstermesi engelleniyor.
 
Bütün bu somut olgular karşısında şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir. İmralı’da gerçekte AKP hükümeti mi, yoksa Öcalan mı mahkûmdur. İmralı’da kim kimin ağzının içine bakmaktadır ve kim kimi parmağında oynatmaktadır?
 
Silah Bırakma Meselesi!
 
Demirtaş'ın 'silahsızlanma için hükümetin ev ödevleri yapması gerekiyor' açıklaması hatırlatılınca Davutoğlu "Hükümete kimse ev ödevi veremez” diyor.
 
Davutoğlu’nun şu sözleri PKK/Bölücü cenahın amaçlarını hiç anlamadığını ortaya koymaktadır. Diyor ki Davutoğlu: "Türkiye’de her şeyin amacı demokrasidir, fikir özgürlüğüdür. Eğer bir ülkede demokrasi varsa o zaman silahlara ne ihtiyaç var. 2013 Martı’nda verilen silahsızlanma ifadesini beklemek hepimizin hakkı".
 
PKK’nın tepe ismi Duran Kalkan amaçlarını açık ifade ediyor. “Öz savunmasız özgürlük olmaz, öz savunmasız varlık olmaz, Kürdün varlığı ve özgürlüğünün öz savunmaya bağlı olduğu açıktır. Güvenliğini bir başkasına, hatta cellâdına bırakarak 'bir toplum kurdum' diyemez. O nedenle kimse Kürdü artık kandıramaz, kandırmamaya da çalışmamalı. Öyle Türkiye toplumunu yanlış bilgilendirme olmamalı. “PKK silah bırakıyor!” PKK silah bırakmaz, niye bıraksın? Kürt silah bırakmaz. Türk Devleti silahsızlansın”.
 
Cemil Bayık da Yeni PKK olarak ‘bağımsızlık istemiyor, bunun yerine Türkiye içinde kanton sistemi tarzı bir özerklik istiyor’ diyor.  Yani, PKK ayrı bir toprağı, ayrı bir meclisi, ayrı sembolleri, hatta bayrağı olan, kendi mahkemeleri, kendi vergi daireleri, kendi ordusu, kendi polisi vs. olan bir siyasi yapı istiyor. Cemil Bayık buna ‘bağımsızlık’ istemiyor gibi görünerek bağımsız devletten daha fazlasını istiyor. Gerçek budur.
 
AKP’nin Tek Umudu Öcalan’dır!
 
KCK’lılar ölüm orucuna yatıyor. AKP onları ölüm orucundan vaz geçirmek için onları ölüm orucuna yatıran Öcalan’a başvuruyor.
 
Diyarbakır-Bingöl yolu teröristlerce kesiliyor. Bu yolu içeriden verdiği şifreli talimatlarla kestiren Öcalan’a başvuruyor. AKP devletin meşru kolluk güçlerine kullanarak yolu açacak yerde İmralı’ya heyet göndererek yolu açması için yalvarıyor.
 
6/7 Ekim olaylarını başlatan ve talimatı veren Öcalan’dır. Olayları durdurmak için yine AKP Öcalan’a başvurmuştur.  
 
Gelinen aşamada Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bu kez de Kandil'in Öcalan'ın açıklamalarını veto ettiğini söyleyerek "Öcalan, HDP ve Kandil üzerindeki gücünü göstermeli" diyor.
 
Arınç aynen şunları söylüyor: ‘Ey Demirtaş ne yapmak istiyorsunuz, Öcalan’ı itibarsız hale getirmekle?’ dedim. ‘Vay Arınç Öcalan’ın itibarını kurtarmaya mı çalışıyor?’ dendi. Hayır ben çok da meraklısı değilim. Bir kavga yaşanıyor. Öcalan’ın taleplerine karşı Kandil sürekli veto hakkını kullanıyor. Burada iki şey düşünülebilir, Öcalan’ın belli taleplerini Kandil neden veto hakkını kullanıyor ya da onun sözlerine önem vermiyor? ‘Bizim elimizde silah var, Öcalan da kim oluyor?’ diyebilir. Kandil eylem yaparak gücün kendinde olduğunu ifade ediyor."
 
Bu durumda AKP’nin devletin meşru güçlerini, araçlarını ve imkânlarını kullanarak terörü önlemek niyetinde değildir. AKP, yalvar/yakar, rica, sağduyu çağrısıyla sonuç almaya çalışıyor.
 
Arınç İçin Günaydın!
 
Kandil, Abdullah Öcalan’a ‘evet diyerek reddetme stratejisi’ izliyor. Kandil,  Öcalan’ı reddederek siyaset yapamayacağını... bildiği için Apo’ya evet diyecek kabul ediyor gibi görünecek ama fiilen kendi bildiğini uygulayacak... Kandil hiç bir zaman söylemde Öcalan’ı reddetmiyor ama eylemlerine kendi bildikleri usulle devam ediyor.
 
Aslında terörist başı, bazı açıklamalarını istemeden AKP hükümetinin baskısıyla yaptığını Kandil’e de bildirmiş durumdadır. Bu durumda Kandil’in onun mevcut şartlarda söylediklerini ciddiye almaması ve silahla taleplerini dayatmada bulunması da işin doğasıdır. Arınç’ın çıkıp Öcalan, Kandil üzerinde gücünü göstersin sözleri olanı biteni hiç anlamadığı anlamına gelmektedir.
 
Türkiye’nin güvenliği ve çözüm süreci denilen olgu bu tür bir kafa tarafından yönetiliyor. Bu kafanın Türkiye’yi nereye götüreceğini bilmem söylemeye gerek var mı?
 
AKP’nin 3 Dönem Milletvekilliği Kuralına Destek
 
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında bir soru üzerine, “AKP’nin en güzel uyguladığı kurallardan bir tanesi bu üç dönem kuralıdır. Çünkü AKP’de iki çeşit milletvekili var. Bir, 25-30 kişi oligarşi var önde. Onlar hep konuşuyor. Onların dışındakiler emme basma tulumba görevini yerine getiriyor. El kaldırdıkça kaldırıyorlar, el indirdikçe indiriyorlar. Dolayısıyla AKP’nin içinde vazgeçilemeyecek milletvekili yok.” diyerek milletvekilliğin bir meslek olmadığını anlattı. “Artık üç dönemden sonra bir dönem dinlenip ondan sonra tekrar siyasete dahil olmak sistemi iyi düşünülmüş bir sistem.” diyen Yeniçeri, MHP’nin de ‘üç dönem kuralı’ gibi bir düzenlemeye gidip gitmeyeceğinin sorulması üzerine şunları söyledi: “Olabilir ama bizim durumumuz biraz farklı. Biz iktidar olmadığımız için ve milletvekili sayımız da az olduğu için bizde durum farklı işliyor. Ama benim gönlümde üç dönem değil iki dönemden yana. Çünkü iki dönemde insanlar, yapabileceklerini ortaya koyarlar. Çok vazgeçilmez insanlar için belki ön açılabilir. Ama, mutlaka gençlerin önünü açmak lazım. Arkadan gelenlerin önünü açmak lazım. Benim şahsi görüşüm bizde özel şartlarımız dolayısıyla bu konu konuşulmuyor.”
 
“Kendi Şartlarımıza Yönelik Düşünmemiz İcap Ediyor”
 
Özel şarttan kastının ne olduğu sorusu üzerine ise Özcan Yeniçeri, MHP’nin oy oranın şuanda yüzde 14 olduğunu ve milletvekili sayılarının 52 olduğunu kaydederek, “AKP gibi yüzde 50’lik oy oranına sahip değiliz. O bakımdan bizim kendi şartlarımıza yönelik düşünmemiz icap ediyor.” dedi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.