Özcan Yeniçeri: Bizi yönetenler bizi yiyenlerdir

MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, Reza Zarrab’ın Meclis Soruşturma Komisyonu’nun raporunda delil olarak yer alan, eski Bakan Zafer Çağlayan’a rüşvet olarak verdiği iddia edilen saatle ilgili Çağlayan'ın ödeme yaptığını gösteren imzalı kağıt için “Uyarlanmış bir kanıt gibi görülüyor” dedi. Yeniçeri, “Bu bir belge değildir. Bunun ne zaman yazıldığı, ne zaman düzenlendiği önemlidir. Öyle görünüyor ki bu işler ayyuka çıktıktan sonra kamuoyunda tartışılmaya başladıktan sonra, zevahiri kurtarmak amacıyla yapılmış bir işlemdir.” dedi. Yeniçeri, “Halk, bunun anlamını kafasında netleştirmiştir. O da şudur: Bizi yönetenler bizi yiyenlerdir.” diye ekledi.

MHP Ankara milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, TBMM’de bir basın toplantısı düzenledi. Varlığını cumhuriyete borçlu olanların cumhuriyet dönemini "kapanan bir parantez" ya da "reklam arası" olarak nitelemesinin, "ibretlik bir vaka" olduğunu ifade eden Yeniçeri, şunları söyledi:

On Altı Türk Devleti ve AKP Zihniyeti
 
AKP, Türk” kavramını etnisiteye indirgiyor ve anayasayı herkesi Türk yapmakla suçluyor;
 
AKP, “Türk” kavramını anayasadan çıkartarak yerine “Türkiyeli” kavramını koymaya teşebbüs ediyor;
 
AKP, “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözüne kast edilmeyen anlamlar yükleyerek elinden geldiğince yazıldığı yerlerden kaldırıyor;
 
AKP, “Türk Milleti” dememek için “milletimiz” diyor;
 
AKP, mümkün olduğu kadar Atatürk demiyor ve demek zorunda kaldığında da Gazi Mustafa Kemal diyor;
 
AKP, “Türküm, Doğruyum, Çalışkanım” ile başlayan andı kaldırıyor;
 
AKP, Eski Türkiye, Yeni Türkiye kavramlarını ortaya atarak, eski Türkiye’yi yani Cumhuriyet geçmişini mahkûm ediyor;
 
AKP, kanla kurulmuş Cumhuriyetin simgesi olan Çankaya’nın karşısına kaçak yapı Beştepe’yi alternatif gibi koyuyor.
 
AKP ya da Çelişki ve Cehalet Cumhuriyeti
 
Güneydoğu’da Türk Bayrağının indirilmesine neden olan politikaları devreye sokan da Ankara’da bilboardlara bayrak afişleri yapıştırarak altına “kurban olam ayına yıldızına” diye yazan da aynı zihniyettir. Arif Nihat Asya’nın adını liselere veren de onun abidevi Bayrak şiirini sansürleyen de AKP’dir.
 
Bütün bu milli devlet ve milli simge karşıtı icraatların altında imzası olan Tayyip Erdoğan tarihteki 16 Türk devletini temsilen askerlere dönemlerinin kıyafetlerini giydirerek tören kıtası yapıyor.
 
Türklüğü mahkûm ederek Türk devlet simgelerini anmak çelişki üstünü çelişki yaşamak anlamına geliyor.
 
Cumhurbaşkanının On altı Türk Devletinin askerlerini simgesel olarak canlandırmaktan önce Türk kültürüne, Atatürk’e, Türkçeye ve Türk kavramına sahip çıkması gerekirdi.
 
AKP döneminde Türkiye, devlet olmaktan çıkmış adeta bir çelişkiler cumhuriyetine dönüştürülmüştür.
 
İktidarın samimiyetsiz, ikiyüzlü ve fırsatçı tutumları milletin kafasını iyice karıştırmıştır.
AKP’nin Maneviyatı milliliğin, milleti devletin, Osmanlıyı Cumhuriyetin, Abdülhamit’i Atatürk’ün yerine ya da karşısına koyan anlayışı bölücüdür.
 
Türkiye Cumhuriyeti milleti ve devletiyle, Cumhuriyeti ve Osmanlısıyla, Atatürk’ü Abdülhamit ve Alparslan’ıyla birlikte düşünenler yüceltecektir. Devlet-millet; Osmanlı Cumhuriyet kavgası çıkaranlar ihanet içinde olanlardır.
 
AKP Türk Tarihini Osmanlı’dan İbaret Sanıyor!
 
Bir AKP’li vekil “Filistin’i vermediği bahanesiyle yıkılan Osmanlı’nın” diye başladığı cümlesine, “Sayın Cumhurbaşkanımızın muhteşem zekâsı, 600 yıllık imparatorluğun 90 yıllık reklam arası sona erdi” diye devam ediyor.
 
Bu durum aslında bir yandan dizilerin, filmlerin ve evlilik programlarının etkisini gösteriyor. Öyle anlaşılıyor ki, bazı insanlar dizi filmlerini ve televizyon reklamlarını ciddiye alıyor.
 
Diğer yandan varlığını cumhuriyete borçlu olanların, Cumhuriyet dönemini kapanan bir parantez ya da reklam arası olarak nitelemesi de ibretliktir. Bu vekile sormak gerekir; kapanan altı yüzyıllık bir imparatorluğun reklam arası ise o halde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın arkasındaki on altı Türk Devleti’nin üç bin yıllık simgesel asker kıyafetleri ne anlama geliyor. Birisi de çıkıp Osmanlı İmparatorluğunu Türk tarihi içinde kapanan 600 yıllık reklam arası olarak niteleyebilir.
 
Türk tarihi bir bütündür. Osmanlı İmparatorluğu, Türk tarihinin değişim ve sürekliliği içinde çok önemli yeri olan bir Türk Devletidir. Türkiye Cumhuriyeti ise öyle ucuz ve uçuk kafaların kapatacağı bir parantez değildir.
 
AKP’de “günah işleme özgürlüğünü” savunan “yakınlarını koruyup, kollama ve torpil”e Kuran’ı Kerim’i alet eden, Erdoğan’a ilahi sıfatlar yükleyen vekiller” vardı. Bunların yanına bir de Cumhuriyeti reklam arasına indirgeyen vekil eklenmiş oldu.
 
Yaşananlar AKP’nin bir cehalet bataklığına dönüştüğünü göstermektedir. Bu bataklık kurutulmadıkça AKP’li vekiller daha çok cehalet ürünü sözler edecektir.
 
PKK Hem Öldürüyor Hem Suçluyor!
 
Star Gazetesi istihbarat kaynaklarına dayanarak verdiği yaptığı habere göre Cizre’de olaylar şöyle olmuş: Cizre olaylarını HDP’nin Şırnak’ın Silopi ilçesinde çarşaf giydirdikleri kadınları zincirleyerek erkeklerin kölesi gibi göstermeye çalışmasıyla başlamış
 
PKK’nın saldırılara HÜDA-PARlıların evleri tespit edilmiş. Saldırı için mahallenin giriş çıkışlarında hendekler kazılmış. PKK’nın şehir yapılanması Yurtsever Devrimci Gençlik Harekatı (YDG-H) üyeleri de uzun namlulu silahlarla sokak başlarını tutmuş. Tarihler 27 Aralığı gösterdiğinde ise karanlık senaryo için düğmeye basılmış. Saldırı gecesi PKK’lılar, Cizre’de Aşk tepesinde bulunan Mem-u Zin kültür merkezinin damına önce doçkalar kurmuşlar.
 
İstihbarat birimlerinin tespitlerine göre “PKK’nın Cudi kampından 100 kişilik dağ kadrosu, 2 kamyon ile Cizre’ye yakın bir petrol istasyonuna getirildi. Oradan da binek araçlarıyla gruplar halinde Nur Mahallesi ve civarına taşınarak yerleştirildi. “Saatler 02:00 gösterdiğinde ise hakim tepelere kurulan dockalar ve uzun namlulu silahlarla belirlenen evlere ateş açıldı. On saati aşkın süren saldırılarda hiç bir müdahale olmadı. YDG-H üyeleri tarafından yaklaşık 10 saat süren saldırı sonucunda üç kişi hayatını kaybetmiş.”
 
Bütün bunlar olurken devletin ya da güvenlik güçlerinin nerede olduğunu AKP hükümetine buradan soruyorum.
 
Bölgede vahim olaylar meydana geliyor. AKP iktidarı Türkiye’yi adeta Suriye’ye dönüştürmüş durumdadır. Kobani’de PYD ile İŞİD çatışıyor Esat seyrediyor. Cizre de ise PKK ile HÜDA-PAR çatışıyor Davutoğlu seyrediyor. Arasında ne fark var?
 
Aciz, beceriksiz, iradesiz ve şaşkın iktidar İmralı’daki bebek katilinden medet umuyor. Bölgede olaylar başlayınca AKP iktidarı derhal İmralı’ya heyet gönderiyor. Öcalan’dan talimat bekliyor.
 
İçişleri Bakanı bölgede meydana gelen vahim olayları provokasyon yapanların ya da vaveyla koparanların işi deyip geçiştiriyor.
 
Güneydoğu’da hem devlet hem de halk Öcalan’ın kararına terk edilmiş durumdadır. Öcalan yapmasanız iyi olur türünden mesajlarının karşılığının olmadığını bölgedeki olayların devam etmesi kanıtlamış durumdadır. 
 
PKK eylemleri çıkartıyor, yönetiyor ve cinayetleri işliyor sonuçta işlediği cinayetleri polisin ya da güvenlik güçlerinin üzerlerine yıkıyor. AKP hükümeti PKK propagandası karşısında da geri adım atmaktadır. PKK hem öldürüyor hem de cinayeti polisin üzerine atıyor. AKP ise olayları yalnızca seyrediyor.
 
AKP’nin çözüm süreci süratle Türkiye’yi bir iç çatışmaya doğru sürüklüyor. Türkiye AKP’den kurtulmadan terörden kurtulamayacaktır. Çözüm sürecinde AKP doğrudan PKK’nın suç ortağı haline gelmiştir. Terör bitecekse ilk önce terörü besleyen, PKK’nın suç ortağı olan AKP bitmelidir.
 
Milli ve Manevi Değerlere Hakaret Özgürlük Değil Hainliktir!
 
Dünyanın hiçbir yerinde özgürlük adına hiç kimse insanların dini, ahlaki ve milli değerlerine hakaret edemez. İfade özgürlüğü hakaret özgürlüğü olarak kullanılamaz. Özgürlük sınırsızlık, hadsizlik ve hesapsızlık değildir. Özgürlük sorumluluk gerektirir. Özgürlüklerine saygı bekleyenler önce kendileri inançlara ve değerlere saygı göstermelidir. Peygamberimize, inançlarımıza ve milli kahramanlarımıza saldıranların yaptıkları ifade özgürlüğü değildir. Hakaret, saygısızlık, edepsizlik özgürlük olarak nitelendirilemez.
 
Özgürlüklere saygı bekleyenlerin önce kendileri saygılı davranmalılar. Saygın olanlar saygı görürler. Özgürlük adına kimse Peygamberimize dil uzatamaz, saygısızlık yapamaz. Buna izin verilemez. Bu bütün dinler ve peygamberler için geçerlidir.
 
Basın ve ifade özgürlüğü arkasına saklanarak inançlara ya da milli kahramanlara hakaret edenler gerçekte provokatörlük ve ajitatörlük yapanlardır. Onlar gerçekte halkın hassasiyetlerine saldırarak toplumsal çatışma çıkartmaya çalışmaktadırlar. Kimse bu oyuna gelmemelidir. Yetkililer de buna fırsat vermemelidir.
 
Sorular – Cevaplar
 
Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını cevaplayan Yeniçeri’ye, bugün bir gazetede haber olan ve sosyal medyada günün konusu olan söz konusu belge soruldu.
 
Yeniçeri ilk olarak, “Uyarlanmış bir kanıt gibi görünüyor. Bu meselenin üzerinde çok durulduğundan tartışma konusu saatin üzerine gelindiğinden muhtemelen Reza Zarrab ile bir araya gelinip, bir kağıdın üzerine ‘ben bunu verdim şu kadar Euro karşılığında parasını da ilgili bakandan aldım’ şeklinde, bir imza söz konusu. Bu bir belge değildir. Bunun ne zaman yazıldığı, ne zaman düzenlendiği önemlidir. Öyle görünüyor ki, bu işler ayyuka çıktıktan sonra, kamuoyunda tartışılmaya başladıktan sonra, zevahiri kurtarmak amacıyla yapılmış bir işlemdir. Muhtemelen Soruşturma Komisyonu’nun AKP’li üyeleri ‘Bu konuda sıkıntı var siz böyle bir belge getirin’ demiş olabilirler. Bu belge sonucu olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır.” dedi.
 
MHP milletvekili Yeniçeri, “Ama nereden bakarsanız bakın, benim okuduğum kadarıyla 240 bin Euro imiş bu saat. Nereden çıktı nereden girdi ona bakmak lazım. Gerçekten o para resmi kayıtlardan çıktı mı çıkmadı mı? Bu az bir para değil ki? Benim üzerimde 240 bin Euro var, Reza Zarrab geliyor, kağıda yazıyoruz, ben o 240 bin Euro’yu kendisine takdim ediyorum. Böyle olur mu? Bunlar mutlaka kasadan çıktı. Kasadan çıktıysa hangi kasadan çıktı? Ya da bankadan havale edildiyse hangi bankadan havale edildi, onun yanına ilave edilmesi lazım.” diye ekledi.
 
Meclis Soruşturma Komisyonu’nun bunu sorması gerektiğini belirten Yeniçeri, “Soruşturma Komisyonu aklama paklama saklama komisyonu olunca ‘böyle bir belge getir biz bunun üstünü örter geçiştiririz’ şeklinde AKP’li zat-ı muhteşemler çok muhterem zatlar, muhtemelen böyle bir tavır takındılar. Onun üzerine uydurma birşey yazılmış imzalanmış. Onun üzerine bir aklama meydana gelmiştir.” şeklinde konuştu.
 
Yeniçeri ardından da şu örneği verdi: “Tapu sicil muhafızlığı diye bir yer vardır. Yani tapuyu tapu sicil muhafızlığında yapmak zorundasınız. Eskiden, daha devlet otoritesi tam yerleşmediği zamanlarda, insanların arasındaki ilişkilerin resmileşmediği dönemlerde, kağıtların üzerine şu tarlayı ben aldım şu kadar da para verdim, şeklinde bir takım yazılar yazar, altını da imzalarlardı. Hiçbir geçerliliği yoktur, bunun. Çünkü mutlaka tapuda şerh edilecek ki, bunun bir anlamı olsun. 240 bin Euro, Türk parası ile çevirirsek 700 bin küsür TL ediyor. Bu para hangi kasadan çıkmış, hangi bankadan havale edilmiş, hangi tahsilat makbuzu ile verilmiş, bunun ortaya konması lazım ki, anlam kazansın.”
 
Yeniçeri son olarak da şöyle konuştu: “Ben hukukçu değilim ama orta zekada baktığımızda bunun böyle olduğunu görüyoruz. Yolsuzluğa kılıf bulma komisyonu, buna böyle bir kılıf bulmuş ve üstünü kapatmaya kalkmıştır. Fakat muhalefet yönünden iyi yapmışlardır, iktidar yönünden ise kötü yapmışlardır. Zira halk, bunun anlamını kafasında netleştirmiştir. O da şudur: Bizi yönetenler bizi yiyenlerdir. Bunu da yasaları çıkararak kendilerini temize çıkarmaya çalışanlardır. Her alanda bu böyle olmuştur. Onun için bu dosya açılacak. Ne zaman açılacak? İktidar iş başından uzaklaştığı zaman açılacak. Bir de utanmadan bunları silelim, evrakları belgeleri silelim diye ortaya çıktılar. Bu da çok enteresan. Madem suç yok belgeleri neden siliyorsunuz, neden imha ediyorsunuz, ortadan kaldırıyorsunuz? O belgeler daha açılmadı ki, silesiniz. Şu 100 milyon dolar sen ver, 100 milyon dolar sen ver, 10 milyon getirmiş, geri gönder, kucağımıza oturacaklar, şu villalar filan, şu arsalar tapular arsalar, araziler, imarlar. Daha açılmadı ki. Daha Erdoğan Bayraktar konuşacak daha. Daha Erdoğan Bayraktar çıkıp diyecek ki ‘Ben şunları yaptım başbakan söyledi de yaptım. Ben şunları yaptım, hükümetten falanca dedi, onun için yaptım. Yargılanacak birisi varsa, ben değil o’ diyecek. Çünkü adam baskı altına alındı, susturdular.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.