İmralı Cezaevindeki PKK lideri Abdullah Öcalan, Hükümet üyeleri ve Kandil’le görüşmeler yapan HDP heyetinden İdris Baluken’e göre, bugünkü koşullarda PKK silah bırakmaktan çok uzak bir noktada bulunuyor. Hükümetin yasal adımları bir an önce atması gerektiğini söyleyen Baluken, bayrak indirilmesi olayına ilişkin partisinin kendi soruşturmasını sürdürdüğünü söyledi. Al Jazeera’nin sorularını yanıtlayan Baluken, Başbakan Erdoğan ve diğer muhalefet partilerinin tersine “askerin doğrusunu yaptığı” görüşünde. Partisinin olayın arkasında, derin devletin olup olmadığına ilişkin araştırmasını sürdürdüğünü belirten İdris Baluken, Öcalan’ın son görüşmede kendilerine Bekaa vadisindeyken dahi, Türk bayrağını rencide etmediğini örneklerle anlattığını söyledi.

Bayrak indirilmesi olayı sizce de bir provokasyon muydu?

Öyle değerlendiriyoruz. Bizim bayrakla hiçbir zaman hiçbir sorunumuz olmadı. Kendi odalarımızda da var yani, bayrakla hiçbir sorunumuz yok. PKK’nin de Türkiye bayrağıyla ilgili bir sorunu olmadı. Hatta Sayın Öcalan ile görüşmede şöyle bir enstantane geçti, bize son görüşmemizde kamuoyuna yansıyan mesajındaki cümleleri söyledi ve bir de şunu dedi; “Ben ilk Bekaa’ya gittiğimde oradaki Filistinli gerillalar ve farklı ülkelerde özgürlük mücadelesi yürütenlerin kamplarında, hasım oldukları ülkelerin bayraklarını hedefleştirip, onun üzerinden atış eğitimi yapıyorlardı. Bize böyle bir şey sordular, asla böyle bir şey yapmayacağımızı, birlikte yaşadığımız toplumun değerlerini bu şekilde rencide edemeyeceğimizi söyledim. Benim ilk günden beri bayrak tutumum budur.” dedi.

Başbakan, askere ‘indirecektin’ dedi, neden bunu yapmadı asker sizce?

Şimdi ‘indirecektin’ derken eğer Başbakan, alnının çatının ortasından vurmayı kastediyorsa bu çok sorunlu bir dil. Ancak orada askeri görevliler, öldürmeden engelleyebilirlerdi. Bizim de olayla ilgili soruşturmamız devam ediyor, bilemiyoruz tabi. Şunu söyleyeyim, bugüne kadar Kürt siyasi hareketine mal edilmiş tüm bayrak olaylarının ardından derin devlet yapılanmaları çıktı. Ama bu konuyla ilgili şu anda soruşturmamız sürüyor. Yüzleri maskeli, kapalı kişilerden söz ediyoruz. Grubun içinde kimler var, grubu kimler bu şekilde yönlendirdi, soruşturulması gereken konu odur.

Asker çekindi mi sizce çözüm sürecinden dolayı?

Genelkurmay’dan bir açıklama geldi zaten. Bizce doğru olan bir yaklaşımdır. Orada bayrağın indirilmesiyle ilgili hassasiyeti, yaşam hakkının kutsallığı ile ilgili ortaya koymuyorlar. Bir insanın yaşam hakkını hemen orada bitirelim şeklindeki tespiti biz çok tehlikeli bir yaklaşım olarak görüyoruz.

Süreç şu anda hangi aşamada?

Aslında bu süreç başladığı günden itibaren hep bir Sırat köprüsünden bahsediyorduk, her iki ihtimale de yani hem çatışma olasılıklarına hem derin müzakere koşullarına vurgu yapıyorduk. Bu durumdan çıkılması için de hükümetin kendi üzerine düşen sorumluluklar konusunda somut adım atmasını öneriyorduk. Neticede Kürt hareketi bu sürecin başlangıcında ateşkesin sağlanması, geri çekilmenin başlatılması gibi belli sorumlulukları yerine getirmişti. Beklenti, hükümetin atacağı yasal adımlarla taraflar arasında güveni artırarak bu süreci Sırat köprüsünden alıp güvenlikli bir yola kavuşturmaktı. Maalesef hükümet bunu yapmadığı için bu güven ortamı ciddi şekilde zarar gördü. Nitekim bunları yapmadığı gibi karakol, kalekol yapımı gibi güvenlik barajları ve yeni korucu kadroları açılması gibi adımlar attı.

Her devlet kendi toprağına karakol yapmaz mı?

Her yerde yapılmıyor, kalekolların tamamı bölgede yapılıyor. Manisa’da, Antalya’da, Rize’de kalekol yapımı diye bir gündemleri yok. Tam tersine Kürtlerin yoğun yaşadığı illerde, çağrışım hafızası çok kötü olan karakolların yapımı, doğal olarak savaş sürecinin çağrışımlarını tekrar canlandırıyor.

Ne anlama geliyor? Bahsettiğiniz çağrışım nedir?

Şudur; barış sürecinde hükümetin bu denli yoğun bir askeri faaliyeti çağrıştıran planlamaları toplum tarafından savaş hazırlığı olarak adlandırılıyor. Örneğin, son hadiselerin yaşandığı Lice’de yakınını kalekol ya da karakolların işkencesinde, faili meçhul mermilerinde, köy yakmalarında kaybetmeyen bir kişi yoktur. Şimdi ortada bir barış süreci varsa, siz Lice gibi bir yere karakolları, kalekolları bu süreçte mi yaparsınız?

Lice’de olaylar yaşanırken İmralı’ya gittiniz. Bu görüşme önerisi kimden geldi, Hükümet mi istedi, siz mi istediniz?

Karşılıklı bir kararlaşma olduğunu söyleyebiliriz. Teklifin kimden geldiğinin hiçbir önemi yok. Önemli olan şuydu; biz görüşmeleri yürüten heyet olarak yani üç bakandan oluşan Hükümet heyeti hem de üç milletvekilinden oluşan HDP milletvekilleri olarak çözüm süreci ile ilgili ciddi bir sıkıntının olduğunu ve bu sıkıntının artarak daha farklı bir boyuta gelebileceğini tartıştık. Son görüşme sadece Lice ile ilgili değildi ve yapılacağı önceden belliydi.

Abdullah Öcalan’ın açıklamalarında dikkat çeken bir nokta, “Herkesin dikkatli olması” vurgusu. Burada herkes ile kastedilenlerden biri devlet mi? Devlet neye dikkat etmeli?

Sayın Öcalan her iki tarafın da dikkatli olması gerektiğini ifade ediyor, provokatörlere zemin yaratılmasın diyor. Devlet halkın taleplerine kulak kesilmeli, halka rağmen dayatma pozisyonundan çıkmalı diye düşünüyoruz. Bu son karakollar, kalekollar meselesi, askeri hareketlilik, Rojava sınırındaki ölümler, tüm bunlar bizim daha öncesinden de uyarısını yaptığımız ama Hükümetin dikkate almadığı gerilimi artıran noktalar.

PKK’yı da içeriyor bu “dikkat edin” çağrısı. PKK neye dikkat etmeli, neyi eksik yaptı?

Devletin adım atmaması ve bu savaş hazırlıklarına devam etmesine halk, demokratik tepkisini koyarak müdahil oldu. Bir yönüyle de gerilla güvenlik barajlarına giden lojistik desteklere müdahale ederek müdahil oldu. Burada birbirini besleyen karşılıklı gerilim noktaları oluştu. Sayın Öcalan buna dikkat çekti, yani her iki tarafın da bu gerilim noktalarını besleyen pozisyonlarını tekrar değerlendirmesini anlamlı bulduğunu söyledi. Dolayısıyla tek taraflı bir girişimden çok, iki tarafın da tansiyonu düşürecek bir şekilde bu dönemde hassas olmak lazım dedi.

Hükümete yönelik eleştirileri her zaman görüyoruz ama Öcalan lideri olduğu PKK’ya da bir çağrı yapıyor.

Devlet bu kalekol, karakol, sınırdaki güvenlik barajları, sınırı tahkim edecek bazı hazırlıklardan vazgeçmiş olsa ya da bunlarla ilgili barış sürecinde, savaş hafızasını yeniden canlandıracak bazı uygulamalar yapmamış olsa zaten böyle bir sorun ortaya çıkmayacak. Devlet bunları yaptığı sürece PKK tarafından bu ateşkesin ihlali olarak görülüyor ve gerillanın müdahalesi ortaya çıkıyor. Bunu Sayın Öcalan hiçbir zaman şu şekilde ifade etmiyor; Devlet her türlü savaşı çağrıştıran uygulamalarda bulunsun, kalekollar yapsın, Rojava sınırında insanları öldürsün, PKK hiçbir şey yapmadan beklesin diye bir durum yok.

Siz tam bu son görüşmedeyken Kandil’den bir açıklama geldi. İçinde HDP’nin rolünün yetersiz kaldığına ilişkin de bir tespit var. Sizce HDP’nin aradan çıkmasını mı istiyor Kandil? Yeterli gelmiyor mu artık partiniz?

Açıklamaya baktığınızda HDP heyetinin yaptığı ziyareti ve aktarımları anlamlı buluyor ama biz de söylüyoruz bu süreç artık sadece HDP heyetinin Sayın Öcalan’ı ziyareti üzerinden gidecek bir süreç değildir. PKK’nin Sayın Öcalan ile direk görüşebilecekleri, ondan bilgi alabilecekleri ve verebilecekleri bir pozisyonun şekillenmesi gerektiğini söylüyoruz. Bir tarafta devletin tüm imkanlarıyla, milyon dolarlık stratejistlerin görüşleriyle yürütülen bir süreç var. Bir yanda ise heyetimiz dışında dışarıyla temas olanakları çok kısıtlı bir Sayın Öcalan var. KCK çağrısında da bu vardı.

Bu mümkün mü? Siz Hükümet ile görüşüyorsunuz, görüşmeler bu noktaya gelecek mi?

Onun için benim bir şey söylemem doğru olmaz. Ama benim görüşümü sorarsanız bu olmalı.

Bu açıklama neden siz İmralı’dayken yapıldı? Neden Abdullah Öcalan’ın birkaç saat sonra sizin üzerinizden açıklama yapacağı bilindiği halde beklenmedi?

Öncesinde de açıklamaları vardı, ortada çok ciddi bir toplumsal tepki ve defnedilmeyi bekleyen cenazeler vardı. Böylesi bir ortam üzerinde KCK’nin sürekli olarak açıklamalar yapması olağan bir şeydir. Biz, HDP ya da Sayın Öcalan’dan gelecek mesajların önünü alma gibi bir şey okumadık. Sayın Öcalan’a her şeyi yüklemek, her şeyi ondan beklemek doğru değil. Ancak bu görüşme, kamuoyunda salt Lice’deki gerilimi dindirmek için yapıldı algısı oluştu belki, oysa bizim ziyaretimiz sadece o amaçlı değildi.

PKK Cumhurbaşkanlığı öncesinde baskıyı mı artırmaya çalışıyor bu yolla?

Kamuoyu bunu nasıl böyle algılıyor ben anlayamıyorum. Ortada mevcut bir realite var. Kamuoyu Kürtlerin ortaya koyduğu tepkilere ilişkin bir duyarsızlık içinde. Sanki Kürtlerin bütün gündemi Cumhurbaşkanlığı meselesi ve oradan elde edilecek kazanımlara göre kendi pozisyonunu belirleme arzusu.

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde HDP’nin oyunun kritik bir öneme sahip olmasından kaynaklanıyor bu yorumlar. Bir söz verildi mi size Hükümet tarafından, örneğin Öcalan’a ev hapsi gibi?

Bizim bilgimiz dahilinde olan bir şey yok. Bugüne kadar sayısız görüşmelere gittik, tek bir görüşmede bile Sayın Öcalan, kendi koşulları, kendi geleceği ile ilgili bir tartışma yürütmüş değil.

Siz HDP olarak herhangi bir şey karşılığında, Ak Parti için oy istemek durumunda kalabilir misiniz?

Bizim duruşumuz her anlamda belli, demokrat, barış çalışmalarına katkı sunabilecek bir aday çıkarmak istiyoruz. Geniş toplumsal kesimlerle şu anda ilişkilerimiz var. Belirlediğimiz komisyonun önümüze koyacağı raporlara göre kendi adayımızı ortaya çıkaracağız. Amacımız alabileceğimiz en yüksek oyu almak. Daha önceki seçimlerde aldığımız oyun birkaç puan üstünü alarak, burada bir pazarlık yapalım anlayışı içinde değiliz. Şu anda mevcut pozisyonlarıyla her iki bloğun da demokratikleşme bloğu olmadığı ortada. Bu yapısıyla her iki bloğa da destek vermeyeceğimiz çok açıktır. Ancak henüz adaylar açıklanmadı, adayların ülkenin geleceği ile ilgili programları açıklanmadı. Dolayısıyla şu anda konuşmak için erken.

Silahlı mücadele dönemi bitti mi sizce?

Stratejik olarak bitirilmesi amaçlanıyor, demokratik siyasetin önündeki engeller kalkarsa, insanlar siyaset yoluyla hak ve özgürlük mücadelesi yapabileceğine dair kanaat sahibi olursa bu silahların bırakılması meselesi de hayata geçebilir. Ancak şu anda o pozisyondan çok uzaktayız. Şu anda demokratik siyasetin önündeki engellerin tamamı duruyor.

Bahsettiğiniz sırat köprüsünün neresinde süreç?

Hala Sırat köprüsündeyiz.  Ne kamuoyunda tartışıldığı gibi bitme aşamasına gelmiş bir süreçten bahsedebiliriz ne de Hükümet çevrelerinin belirttiği gibi yüzüp yüzüp kuyruğuna geldik noktasındayız.

Musul ile ilgili son durum nasıl etkiler Kürt meselesini?

Bu durum Türkiye’nin ne kadar kısır bir dış politikası olduğunu ortaya koyuyor, doğruyu okuyamamanın faturasını ödüyor. Bizce IŞİD üzerinden Musul’a yönelik bir hamleyle İran, yeni bir hamle ortaya koydu. Türkiye, buna çok hazırlıksız yakalandı, hatta Ruhani buradayken bu hamle yapıldı. Bu durum Kürtlerin geleceği ile ilgili de yeni bir tehlikeyi ortaya koydu. IŞİD’in Güney Kürdistan’da Kürtlerin kazanımlarına yönelme ihtimali yüksektir. Türkiye, çözüm süreci içerisinde Türk-Kürt ittifakını sağlayabilmiş olsaydı bu kadar hazırlıksız yakalanmazdı.

Kaynak: Al Jazeera