Mustafa Yıldızdoğan: 'Çözüm sürecine inanmıyorum'

Yeni albümü ‘Nadas’ta yer alan ‘Abim’ şarkısının Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile özdeşleştirilmesinin ardından Mustafa Yıldızdoğan hayranları albümü sık sık sosyal medyaya taşıdı. Müzik kariyerinde çeyrek asırı geride bırakan Yıldızdoğan, Radyo 7’de katıldığı "Erkan ile Çok Canlı" programının ardından, çözüm sürecinden Diyarbakır’a, Ülkücü Hareket’ten Türkiye hayaline kadar Yıldızoğan'la gündemi konuştuk.





- Bize biraz ‘Nadas’ albümünüzü özetleyebilir misiniz?



Sürülmüş ama ekilmemiş tarla demek Nadas. Yani tohum bekleyen ilgi bekleyen, alaka bekleyen her şey. Ruhumu ve  bu milleti de aynı şekilde; ne ekersen onu biçersin misali sürülmüş bir tarla olarak görüyorum. Nadas’ta aşk var, Nadas’ta vefa var, Nadas’ta sevgi var. Nadas’ ta irade var. Nadas’ta Mustafa Yıldızdoğan var. Mustafa Yıldızdoğan gibi düşünen, Mustafa Yıldızdoğan gibi hayal edenler var. Duymak istediklerini ama bir şekilde dile getiremediklerini tercüman olarak dile getirmeye gayret ettim.



- Albümde ilk parça ‘Abim’ Bu parça Sayın Devlet Bey ile çok özdeşleştirildi. Devlet Bey, özel hayatıyla gündeme gelmeyi sevmediğini biliyoruz. ‘Abim’ şarkısı gündeme geldiğinde kendisi size ulaştı mı?



Ben kendisine albümü henüz iletemedim. Önümüzdeki hafta yapacağımız Fransa konserinin ardından imzalayıp kendisine ileteceğim.



Bu yalnızca Devlet Bey’le de alakalı değil, seksen öncesinde memlekette mücadele verip, ömrünün büyük bir bölümünü zindanlarda geçiren kimseler evlenmediler. Ben, onlara vefa duygularımı ifade etmek hususunda, onların gönlünü kazanmak hususunda böyle bir eser yaptım. Eserin öncelikle Devlet Bey ile birlikte anılması da bana onur verir, gurur verir. Umut ediyorum kendisi de beğenmiştir.



- Seçim süreci yaklaşıyor. Bu süreçte sizden bir seçim şarkısı talep edilirse, sizi meydanlarda daha sık duyabilir miyiz?



Ben yaparım. ‘Abim’ slow bir parça, meydanlara daha fazla uyacak bir parça ben yazarım.



“HİÇ BİR ZAMAN IRKÇILIK YAPMADIM”



-  Belki de zannedilenlerin aksine hiç kimseyi küçümsemediğiniz her fırsatta dile getiriyorsunuz…



Fikirlerle uğraşan insanlar büyük insanlardır. Ben bu desturla giderim. Dolayısıyla zaten benim burada problemim şu; biz birbirimizi tanımıyoruz. Biz karşıdaki insanlara bir mühür vurmuşuz. Halbuki öyle değil. Biz birbirimizi tanıyabilsek tamamen zıt olduğumuz insanlarla da mutabık kalacağımız o kadar çok konu var ki anlatamam. Ben, “Türküm” derken hiçbir zaman ırkçılık yapmadım.



“ÇÖZÜM SÜRECİNE İNANMIYORUM



- Fikirlerinizi sosyal medyada sıkça görüyoruz. Çözüm sürecine ilişkin ne düşünüyorsunuz?

 

Ben çözüm sürecine inanmıyorum. Bunun bir çözülme süreci olduğunu düşünüyorum. Bu sürecin, insanlarımızı uçlaştırdığına ve uzaklaştırdığına inanıyorum. Böyle bir çözüm süreci olmaz. Eli kanlı terör örgütüyle millet adına bir çözüm süreci yapamazsınız. Yapılmadığı da, bir çocuk doğar, kulağına ezan okunur ve ismi konur, konulan isim o insan ölünceye kadar gider. Bu çözüm süreci, dördüncü kez isim değiştirdi. Başarılı olamayacağı en başta bu kadar isim değiştirmesinden belli. Şeytan ile işbirliği yaparak cennete giden bir Allah’ın kulu olmamıştır, olamaz da. Bu konuda muhatap yanlış.

 

- Sonuç için bir öngörünüz var mı?



Sizin elinizde olan ve otuz yıldır İmralı’da hapis yatan, İmralı canisine siz sekreterya kuruyorsunuz. Dikkat ederseniz kurbağa misali yavaş yavaş ısındırılarak her şey söyleniyor. Bu memlekette yüzde üçü geçmez, terör örgütüne bağlı olup, terör örgütüne gönül veren bir grubun gönlünü alabilmek için yüzde doksan yediyi reddetmeniz kendi iflasınızın göstergesidir.



- Diyarbakır’da bir konser düzenlendi ve Şivan Perwer’de davet edildi. Siz bu konsere davet alsaydınız orada bulunur muydunuz?



Mahiyet ayrı bir şey, orada İmralı canisinin de mektubu okundu. Ben devletin ve milletin birliği ve beraberliği hususunda nerde ne şekilde çağırılırsa varım. Fakat, otuz yıl benim memleketime ve insanıma kan kusturmuş bir terör örgütünün ele başısı ile pazarlık yapmak, ismini korumak, onun itibarını düşünmek hususunda Allah’tan korkarım. Benim canımı acıtan şehit ailelerinin ahıdır.



- Gelecek planlarınız arasında sizin siyasette aktif rol almak gibi bir düşünceniz var mı?



İnşallah olmaz. İmam-ı Âzam Ebu Hanife Hz. diyor ki; ‘Nefsimden ve siyasetten Allah’a sığınırım’ İnsanı diğer yaratılmışlardan ayıran en önemli özellik, akıl. Sizin üç yüz tane ya da farketmez elli tane milletvekiliniz var, siz ne derseniz hepsi ‘evet’ diyor. Bir evin içerisinde bile hanım ve çocuklar söylenenlere muhalefet edebilirken, nasıl olur da isimlerinin önünde birçok unvan bulunan insanlar koşulsuz kabul edebiliyor. Böyle bir siyaset yok. Böyle bir ortamda siyaset yapılamaz. Herkesin kendi partisi içerisinde kendi fikrini söylediği bir siyaset kabulümdür. Fakat bu gidişle, hayır.

 

- Yeni kurulan partiler bu gidişatı değiştirebilir mi?



Hayır. Değiştirmez. Çok partinin bulunması demokrasinin bir göstergesidir fakat ben mevcut partilerin bu ortamda başarılı olacağına inanmıyorum.



Bir vatandaş olarak sadece şunu söylemek istiyorum; siyasi üslubun içerisinde daha fazla saygı, edep ve terbiye görmek istiyoruz. Cumhurbaşkanı ya da Başbakan yalnızca kendini seçenlerin cumhurbaşkanı, başbakanı değildir. Benim istirhamım, memleketi yöneten insanların muhalefete ya da kendileri gibi düşünmeyen insanlara yaklaşırken biraz daha ılımlı olmalarıdır. Çünkü bu vatan ve millet hepimizin. Ben bunu bağlı bulunduğum Milliyetçilik adına da söylüyorum. Bizim mensup olduğumuz dokuz ışığımızın ‘devletçilik’ kavramı vardır.



Devlet kurumlarıyla vardır. Bize adalet, asker, polis her zaman lazım. Siyasi argümanlarda saygıyı oturtmak lazım. Bizim, devletimizi devlet, bayrağımız bayrak gören hiç kimseyle bir problemimiz olamaz. Allah-u Teâla Furkan Suresi’nin son ayetinde ‘Resulum, dualarınız olmasaydı Rabbim size ne diye kıymet versin’ bu nedenle; ben sevsem de sevmesem de bu Cumhurbaşkanı benim, ben sevsem de sevmesem de bu Başbakan benim, ben dua ediyorum. “Allah’ım nefislerine ve ikballerine uydurup da bu milleti kavgaya, kargaşaya sürükleyecek hiçbir şeye imza attırma” diye.



Can-ı gönülden şunu da belirtmek isterim; sizinle şiirden, edebiyattan, aşktan, türkülerden konuşmak isterdim. Fakat bugün bunları konuşmak zorunda kaldığımız için üzgünüm. Neden konuşamıyoruz; çünkü bizi yönetenler yetersiz insanlar.

 

“HÜKÜMET, DEVLET BAHEÇLİ’YE TEŞEKKÜR ETMELİ”

 

- Son dönemde Sayın Bahçeli’nin cemaat ile anılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?



Şu anda cemaati anmayan mı var? Özellikle Gezi olayları sırasında Devlet Bey’in sokağa çıkmama talimatı olmasaydı, ortalık kan gölüne dönmez miydi? Hükümetin bu konuda Devlet Bey’e bir teşekkür borçlu olduğunu düşünüyoruz. ‘Devletçilik’ dediğim şey tam da bu. Biz devleti ve kurumlarını seviyoruz ve devleti yönetenlerden daha fazla sahip çıkıyoruz. Bu tür söylemler bizleri siyasetten yalnızca uzaklaştırıyor.

 

- Nasıl bir Türkiye hayal ediyorsunuz?

Hakikaten de canı gönülden şunları istiyorum; Bu kadar kazanın, bu kadar belanın, bu kadar musibetin, bu kadar kinin, bu kadar nefretin olmadığı bir ülke var aklımda.

http://www.ulkehaber.com/roportaj/yildizdogan-cozum-surecine-inanmiyorum-72015.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.