Öne Çıkanlar gazete2023 mhp akp pkk fenerbahçe

Mustafa Timisi:Keşke merkez sağ Alevileri anlasaydı

SAMET ALTINTAŞ ZAMAN

1966-1981 yılları arasında siyaset yapan Birlik Partisi, Türkiye’nin ilk Alevî partisiydi. Son genel başkanı Mustafa Timisi, bugün 78 yaşında. Ona göre siyaseti lokalize bir yapıya oturtmanın bir faydası yok. İktidar olmak bütünlükten geçiyor: “Adalet Partisi bizi anlasaydı, bugün ne Kürt ne Alevî sorunu olurdu.”

Demokratikleşme Paketi’ni nasıl yorumluyorsunuz?

1960’lı yıllardan bugüne Türkiye’de, ayrımcı ve dışlayıcı siyasetin sıkıntılarını bire bir yaşamış ve giderilmesi konusunda da belli bir dönem siyasal mücadele vermiş biriyim. Artık Türkiye’de var olan sosyal ve inanç gruplarının varlığını kabul ederek insanca yaşamanın yollarını bulmalıyız. AKP iktidarı bu gerçeği gören, bu doğrultuda zaman içinde gerekli adımları atan bir iktidar profili çiziyor. Paketi destekliyorum; ama gölgede kaldı, çünkü Alevilerle ilgili düzenleme yok. Bu da sukût-ı hayale uğrattı beni. Bu gölgeyi de AKP ortadan kaldıracaktır ümidini taşıyorum. Yılların biriktirdiği temel sorunların çözümü için AKP adım atıyor. Üniversiteye Hacı Bektaş isminin verilmesi geç kalmış bir adım. Mesela cemevleri ile ilgili yasal düzenleme hâlâ yok maalesef. Türkiye toplumunu demokratikleştiren ve özgürleştiren bir paket... Geçmişin yanlışlıklarını devam ettirmek değil, tam tersine doğrularla yola devam etmeliyiz.

1969’da siyaset yapmış, genel başkan olmuş bir isimsiniz. O günlerden bugüne siyasetin anlayışında nasıl bir değişiklik oldu?

AKP’nin bugün getirdiği nokta çok farklı… Aslında temel hak ve özgürlükler açısından bir değerlendirme yapacak olursak, 1961 Anayasası Türkiye için açılımlar getiriyordu. Ama o istikametteki düzenlemelerin geciktirilmesi, o fırsatı Türkiye’ye vermedi. Meclis kürsüsünde ilk defa konuşurken; “Bu politika değişmeli. Bütünlük böyle sağlanır.” dedim. Meclis karıştı, Adalet Partililer bana hücum etti. “Bölücülük yapma.” dediler ve kürsüyü kuşattılar. Ben de “Sizden çekinmem. Ben buradaysam gerçek bu! Asıl sizin yaptığınız bölücülük.” diye cevap verdim. O gün eğer 70’lerde Adalet Partisi bizi anlasaydı Türkiye çok daha önce demokratikleşirdi. Alevî meselesi, Kürt sorunu olmazdı, Apo da bu kadar güç kazanamazdı. Bugün AKP sosyal demokrat parti programı uyguluyor. 1970’li yıllardaki beyanatımız bu yönde idi.

Bugün Alevîlerin bir partiye ihtiyacı var mı, geçmişte olduğu gibi?

1961 Anayasası’nın getirdiği özgürlüklerden ötürü o günün koşullarında Birlik Partisi’nin karşılığı vardı. Yüzde 2,8’in karşılığı söz konusuydu. Adalet Partisi, Alevî’yi reddeden bir politika izliyordu, zamanın Diyanet İşleri Başkanı, “Alevîlik ölmüştür.” diye beyanat veriyordu. CHP, 1960’larda bu değerlere sahip olan bir muhalefet değildi. Toplumda sosyal adaletçi bir uyanış başlamıştı. O zaman bu tarz hareketler, komünizm olarak algılanıyordu. Ben şahsen siyasal yapılanmanın daha geniş bir yelpazede sosyal demokrat çizgide oluşmasından yanayım. Siyaseti lokalize bir yapıya oturtmanın bir faydası yok. İktidar olmak bütünlükten geçiyor.

O yüzden mi Birlik Partisi’nin önüne ‘Türkiye’ ibaresini eklediniz?

Evet… 12 yıldız ile aslan amblemini ben onaylamadım. Ben onun değişmesinin mücadelesini verdim. Geldim, genel başkanı ve yönetimi değiştirdim.

Devrim yaptınız yani…

(Gülüyor) Evet, bir nevi devrimdi. Partinin programını değiştirdim. Demokratik sol parti halini aldık. Birlik Partisi döneminde Maraş olayları olmuştu. İkinci gün oraya gidip Sıkıyönetim Komutanlığı’nı ziyaret ettim. Hem Alevî hem Sünnî tutukluları ziyaret ettim. “Bu, nasıl bir tuzak? Hepiniz bu memleketin insanısınız. Bu hale nasıl geldiniz?” diye sordum. Basın toplantısı yaptım ve “Bu bir mezhep olayı değil, provokasyondur.” dedim. Partide gençler toplanmıştı, “Biz de şunu yapalım” diye. “Hayır!” dedim ve gençlik kollarını dağıttım 1979’da. Tarihin yanlışlıklarını giderme konusunda görevli hissediyorum kendimi. Biz bu topraklarda düşmanca yaşayamayız.

Sünnî var mıydı hiç içinizde?

Genel sekreterimiz Şemsi Belli, Sünnî’ydi. Hayatım boyunca hiç ayrımcı olmadım. Ayrılıkları tahrik ederek mesafeyi aşmak değil, ortak noktaları bulup birleşmek yolunu izledim. Ayrıca gelinim de, damadım da Sünnî.

Peki, Alevîlerin hepsi CHP’ye mi oy veriyor?

Evet diyemem ama ağırlık CHP’de, büyük çoğunluk solda.

Neden?

Laiklikten ötürü. Çünkü bu, Alevîler için çok önemli bir güvence. Osmanlı’da kasabaya inemeyen Alevî profili vardı. 1826’dan sonra ikinci bir kıyım olmuştu Alevîlere. Böyle bir süreçten sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları meseleyi yurttaşlık temelinde ele aldı. Cumhuriyet ile birlikte gün yüzüne çıkmaya başladı. Öte yandan şeyhülislamlığın kaldırılması da Sünnîlerde travma oluşturdu.

Genç Cumhuriyet’in Dersim’i bombalaması da var ama…

Cumhuriyet bazı radikal tedbirler aldı. Hiç istemediğimiz, bugün için mahkûm etmemiz gereken bazı tasarrufların içinde oldu. Sadece Dersim değil, camiye ve din adamlarına karşı oluşturulan olumsuz havayı da söyleyebilirim.

Cami-cemevi birlikteliğini nasıl yorumluyorsunuz?

Öncelikle şunu söyleyeyim; ben Müslü-man’ım. Allah’ın varlığına, birliğine, Hazreti Peygamber’in son nebi olduğuna inanıyorum. Benim Müslümanlığım Alevî bir yorum. Ehl-i Beyt’e bağlı olanlar, zaman içindeki hadiselerden dolayı camiden uzaklaşmışlar. Yoksa biz camiye karşı değiliz. Osmanlı, katı dönemlerinde bu mezhebi ‘ıslah etmek’ için köylerine cami yapmış. Bu baskı da tepki meydana getirmiş ve camiden uzaklaşmışız. Alevîlerin, şuuraltında cami bir asimilasyon aracı gibi... Bu korku hâlâ da var. Marksist bir ideolojiden ötürü de yalnız camiyi değil dini dışlayan seküler bir hayat anlayışının etkisi de var. Fethullah Hoca, saygın bir din adamı. Zamirini bilmem ama görünen o ki iyi şeyler içinde. Bir meseleyi anlatırken ağlıyor. İnsan kolay kolay ağlamaz, rol yapmadığı belli. Cemevi ile camiyi bir araya getirme fikri, toplum barışına büyük katkı sunar. Fakat toplumsal algılar, fayda yerine zarara kapı aralıyor gibi geliyor bana. Marjinal gruplar var işin içerisinde. Endişeliyim, iyi niyetin kötü sonuçlara sebebiyet vermesinden korkuyorum.

Mesela Hüseyin Aygün, birlikteliğe taş attı o gün...

Yanlış, ne münasebet… O, kendine göre bir düşünce adamıdır ama ben bu tür hakaretleri tasvip etmem.

Ali’siz Alevilik var bir de…

Onlar benim dışımda. Kale almıyorum. Benim Alevilik anlayışım, Müslüman halka içinde olmak demek.

1963’te üniversite öğrencisiyken bir açıklamanız var: “Alevi toplumu en az Sünnî toplum kadar Müslüman’dır ve ahlakî değerlere sahiptir.” diye.

Tabii… Aynen öyledir. O genç yaşımda böyle söylüyordum. Artık sorun şu: Sünnîlerin büyük bir çoğunluğu Alevîlerin Müslüman olduğunu kabulleniyor da bizim Alevîlerin bazıları, kendilerini Müslümanlığın dışına atıyorlar.

Osman Öcalan, ‘Alevîler, PKK’yı ele geçirdi.’ demişti. Yine DHKP-C de ‘Alevî örgütü’ olarak anılıyor...

Bunların içinde Alevî kökenli insanlar olabilir. Ama bunların benim anlayışımla alâkası yok, ilgim de... Alevî, Allah’a inanan, Hazreti Peygamber’i peygamber kabul eden, Hazreti Ali’yi onun vekili gören, Ehl-i Beyt’e bağlı, cemevlerini ibadet merkezi kabul eden kesimdir. 

Anadolu tarihi, bağnazlığın acısını çok çekti

Üçüncü köprünün ismi Yavuz Sultan Selim olacak. Ne düşünüyorsunuz?

Anadolu tarihi, bağnazlığın acısını çok çekti. Şah İsmail ve Yavuz’un siyasal mücadelesinin faturasını hem Alevîler hem Sünnîler ödedi. Şah İsmail Sünnî, Yavuz da Alevî kesmiştir. Siyasal iktidar tek yanlı bir bakışı benimserse bu alta çok feci bir şekilde yansır. Biz bunu tarihte gördük. Anadolu insanı inançlarından ötürü birbirlerine karşı düşmanca davranmamıştır. Dışarıdan tahrik edilmiştir. Anadolu, Osmanlı’nın aslî unsuru. Yavuz da Osmanlı’nın önemli padişahı… Ama Alevî kıyımında başrolü oynayan biri. Üçüncü köprü büyük bir iş… Fakat Yavuz ismi ile gölgelendi. Alparslan, Tuğrul Bey, Evliya Çelebi, Mimar Sinan, Yunus Emre olabilirdi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.