Mustafa Kamalak:Türkiye Batının ve Natonun maşası yapılmak isteniyor

Saadet Partisi’nin Genişletilmiş İl Başkanları, İl Müfettişleri ve Kadın Kolları İl Başkanları Toplantısı yoğun bir katılımla dün Ankara’da gerçekleştirildi. Toplantının açılış konuşmasını Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak yaptı. Türkiye’nin Batı ve NATO’nun maşası yapılmak istendiğine dikkat çeken Kamalak, “Açık söylüyorum. IŞİD bataklıkta üretilmiş bir karabataktır. Bataklık kurutulmadığı takdirde, karabatak gider karabasan gelir. Bu bataklığın bir numaralı müsebbibi ise bizatihi Amerika’nın kendisidir. Ortadoğu’yu kendi menfaatleri doğrultusunda parsellemek ve sömürmek isteyen Haçlı zihniyetidir. Çünkü bu zihniyet bataklıktan beslenmektedir” dedi.

“Lâ” demesini bilmeyen “illâ” diyemez

Amerika’ın, Avrupa’nın ve İsrail’in ipiyle kuyuya inilmeyeceğinin altını çizen Kamalak, “Türkiye gerekçesi ve bahanesi ne olursa olsun NATO merkezli bir koalisyonda kesinlikle yer alamaz, almamalıdır. Çünkü Amerika ve Batı, koalisyon ortağı değil, ateşin içine sokacağı bir tahta maşa arıyor. Türkiye maşa olmamalıdır, olamaz. Peki, olursa ne olur? Erbakan Hocamızın sözüyle sesleniyorum; ‘Yedi sülaleniz alnını secdeden kaldırmasa bile bunun vebalini ödeyemezsiniz!’ İlla bir koalisyon kurulacaksa bu koalisyon İslam ülkelerinden olmalıdır. İslam ülkelerinin katılımıyla bir ‘İslam Barış Gücü’ kurulmalıdır. İslam dünyasında akan kanı durdurmak için bu barış gücü ile müdahalede bulunulmalıdır. Türkiye bu iradeyi, bu kararlılığı ortaya koymak zorundadır. Çünkü “Lâ” demesini bilmeyen “illâ” diyemez. Tarihi, güce teslim olanlar değil, güce karşı direnenler değiştirmiştir. Eğer Alparslan güce teslim olsaydı, Malazgirt zaferi olamazdı. Eğer Fatih güce teslim olsaydı yeni bir çağ açamazdı. Eğer Erbakan güce teslim olsaydı, son 300 yılda Müslümanların haçlılara karşı kazandığı tek zafer olan Kıbrıs Barış Harekâtını yapamazdı” şeklinde konuştu.

Asıl Mesele Büyük İsrail Projesi

Yaşadığımız olayların hiçbirinin tesadüf olmadığını belirten Kamalak, “Hepsi büyük bir planın parçasıdır. Asıl plan ‘Büyük İsrail Projesi’dir. 1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı bütün haritaları değiştirmişti. Bundan yüzyıl önce, Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, hilafet yok edilmiş, Müslümanlar imamesi kırılmış tesbih taneleri gibi darmadağın edilmişti. Ve bunun ardından İsrail devleti kurulmuştu. Şimdi 2014’teyiz. Küresel taksimin yüzüncü yılındayız. Ve bugün sınırlar yeniden tanzim ediliyor. IŞİD bahane edilerek, ‘Böl-parçala ve yok et taktiği’ acımasızca uygulanıyor” dedi.

Zaten bölünmüş bir coğrafya daha da küçük parçalara bölünüyor diye konuşan Kamalak, “Mikro devletçikler kuruluyor. İslam ümmeti, “Kürt, Türk, Şii, Sunni, Arap, Acem” denilerek, her türlü etnik ve mezhebi farklılıklar tahrik edilerek birbirine düşürülüyor. Böylece, bölgemizde adım adım Büyük İsrail Projesi uygulanıyor. Çünkü Büyük İsrail’in kurulabilmesi için, çevresindeki bütün ülkelerin daha da küçültülmesi ve daha da parçalanması gerekiyor. Nihai hedef ise hiç şüphe yok ki Türkiye’dir. Türkiye’nin parçalanmasıdır” değerlendirmesinde bulundu.

ABD, Türkiye’ye rol biçiyor

Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest, “(IŞİD’e karşı) Türkiye’den işbirliği görmeyi bekliyoruz. İlla ki ABD’ye bir iyilik olsun diye değil, çünkü şu çok açık ki; IŞİD’i geriletme ve en sonunda yok etmeye yönelik geniş koalisyonun parçası olması Türkiye’nin ulusal güvenliğinin çıkarına. Dolayısıyla ABD ve diğer koalisyon üyeleri ile Türkiye arasındaki iletişim hatları açık kalacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk hükümetinin diğer üyeleriyle sahip olduğumuz güçlü çalışma ilişkisine değer veriyoruz ve IŞİD tehditlerine karşı koymada birlikte çalışırken de bu açık diyalog ve güçlü çalışma ilişkisinin devam etmesini bekliyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘o’ sözleri...

ABD seyahati dönüşünde Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullanmıştı: “Rehineler kurtuldu, pozisyon değişti. Farklı süreç var. Sınırımıza tehdit olursa askeri harekat yapılır. Tezkerenin çıkışıyla gerekli adımlar atılır. Böyle bir terör örgütünü sadece hava operasyonuyla bitiremezsiniz. Karanın gitmediği yer hiçbir zaman kalıcı olmaz. Her ülkeye bir görev düşecek. Türkiye de üzerine düşeni yerine getirecek. Kaldı ki Hıristiyan dünyası insanlığın vicdanını yaralayan bu konuda şu anda böyle bir adım atıyorsa, e biz herhalde buna seyirci kalmayacağız.”

Ankara Bürosu

Saadet Partisi’nin Genişletilmiş İl Başkanları, İl Müfettişleri ve Kadın Kolları İl Başkanları Toplantısı yoğun bir katılımla Ankara’da düzenlendi. Büyük bir coşku ve heyecan içinde başlayan toplantının açılışında Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak konuştu. Kamalak, gündeme ilişkin değerlendirmelerinde IŞİD konusunda Türkiye’nin Batı ve NATO’nun maşası yapılmak istendiğine dikkatleri çekerek, uyarılarda bulundu. İşte Kamalak’ın konuşmasından satır başları…

49 Rehine İle İlgili Bilinmezleri Sormayacağız

“Maalesef her konuda olduğu gibi bu konuda da Hükümet’in ortaya koyduğu bir çelişkiye, bir ikiyüzlülüğe de dikkat çekmeden geçemeyeceğim. Biz, gerekçesi ne olursa olsun, hangi pazarlıkların sonucu olursa olsun, milletimizin sevincine gölge düşürmemek için bu operasyonla ilgili soruları gündeme getirmeyeceğiz. Şüphelerimizi, endişelerimizi, kaygılarımızı paylaşmayacağız. Zamanlamasındaki manidarlığı tartışma konusu yapmayacağız. 101 gün önce göz göre göre gelen IŞİD tehdidine rağmen 49 vatandaşını koruma basiretini gösteremeyenlerin, 101 gün sonra aynı 49 vatandaşımızı o ateş çemberinden nasıl çıkarabildiğini sormayacağız? Bizzat kendi milletvekillerinin dediği gibi; “IŞİD, CIA’nin Truva Atı’dır. İŞİD operasyonuna Türkiye’nin katılmama gerekçelerinden biri rehinelerdi. Bu kritik süreçte serbest bırakılmaları, CIA’nin bir hamlesidir.  Kurtarma operasyonu çatışmasız, başarıyla sonuçlanıyorsa, CIA operasyona engel olmadı” deyip kafaları karıştırmayacağız.

Musul basiretsizliğini kahramanlığa dönüştürmeyin!

Bugün biz bu süreçle ilgili bu soruların hiç birini sormayalım. Ama Hükümet olarak siz de, Musul’da ortaya koyduğunuz basiretsizliği,  “Bir Kahramanlık Hikâyesi”ne dönüştürmeye kalkışmayın! 101 gün önce sebep olduğunuz aymazlığı, bugün“Bir Zafer Bayramı” gibi yutturmaya kalkışmayın. Sizin yüzünüzden, 101 gün boyunca her türlü çileye, zulme, zorluğa, göğüs germek zorunda kalmış insanları, iç politika malzemesi yaparak, siyasi rant devşirmeye çalışmayın.  Hele hele, bu operasyonu, Irak’a yönelik ABD merkezli bir müdahalenin bahanesi yapmaya kalkışmayın. Açık söylüyorum, ne kadar güçlü zafer nutukları atarsanız atın milleti kandıramazsınız. Söylediğiniz kahramanlık hikâyeleri, Türkiye’yi içine sürüklediğiniz bataklığı örtmeye yetmeyecektir. Musul’da, Kerkük’de, Bağdat’ta, Telafer’de, Halep’te, içine düştüğünüz basiret ve ferasetsizliği unutturmayacaktır.

Gerekçe Işid Bile Olsa Batılı Operasyona Karşıyız

Üzerine basa basa tekraren söylüyorum, bu gelişme, gerekçesi IŞİD bile olsa İslam dünyasına yönelik Batılı bir müdahalenin bahanesi yapılmamalıdır. Çünkü Batı, barış adına girdiği her yere savaş getirmiştir. Huzur adına girdiği her yere kan ve gözyaşı getirmiştir. Özgürlük adına girdiği her coğrafyaya zulüm ve esaret getirmiştir. Bundan 11 yıl önce Irak’ı Saddam gibi bir diktatörden kurtarıp Irak’a demokrasi, Irak halkına özgürlük getirecekti. Tam tersi oldu. Irak üçe bölündü. 1,5-2 milyon insan hayatını kaybetti. 5 milyon insan mülteci hayatı yaşamaya mahkûm edildi. Afganistan’ın refahını yükselteceklerdi. NATO Afganistan’a girdikten sonra yükselen tek şey uyuşturucu üretimindeki artış oldu. Libya’yı Kaddafi’den kurtarıp, Libyalılara demokrasi getireceklerdi. Getirdikleri tek şey kan oldu. Paramparça edilmiş bir Libya oldu. Şimdi de IŞİD bahanesiyle İslam coğrafyasında yeni bir katliama zemin hazırlıyorlar. Daha üç gün önce Amerika ve işbirlikçi yönetimler, IŞİD’i vuruyoruz diye 55 insanı öldürdüler. İçlerinden 8 tanesi hiçbir şeyden haberi olmayan masum bebeklerdi.  IŞİD’i değil, bebekleri vuruyorlar.

IŞİD’in Uçağı Yok ki, ‘Uçuşa Yasak Bölgeden’ Söz Ediyorsunuz

IŞİD konusuna son vermeden önce belirtelim ki; Sayın Cumhurbaşkanı’mızın, Amerika’dayken, Türkiye’nin malum koalisyon “Askeri, siyasi ve her bakımdan destek vereceğini beyan etmiş olması, ‘ne diplomasi bakımından, ne askeri açıdan, ve ne de siyasi yönden’ isabetli olmamıştır. Çünkü gerek diplomatik kararlar, gerekse askeri ve siyasi kararlar öyle ayaküstü verilecek kararlar değildir. Bu kararlar ilgili uzman kişi, kurum ve kuruluşlarca yapılacak istişareler sonunda verilecek kararlardır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamasından sonra, Bakanlar Kurulu ve TBMM nasıl bir karar verecektir? Sonra ‘Uçuşa yasak bölge’ den bahsediliyor. IŞİD’in elinde uçak olmadığına göre böyle bir bölge ne işe yarayacaktır? Çok daha önemlisi, Sayın Cumhurbaşkanımız ‘Tampon Bölge’ istiyor. Hemen belirtelim ki ‘Tampon Bölge’ yeni bir ‘Çekiç Güç Bölgesi’ demektir. Bu da bir sonraki aşamada Türkiye için bir ‘Tehdit Üssü’ hatta bir ‘Saldırı Merkezi’ demektedir.

Asıl Mesele Büyük İsrail Projesi

Yaşadığımız olayların hiçbirisi tesadüfî olaylar değildir. Hepsi büyük bir planın parçasıdır. Asıl plan Büyük İsrail Projesidir. 1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı bütün haritaları değiştirmişti. Bundan yüzyıl önce, Osmanlı imparatorluğu yıkılmış, Hilafet yok edilmiş, Müslümanlar imamesi kırılmış tesbih taneleri gibi darmadağın edilmişti. Ve bunun ardından İsrail devleti kurulmuştu. Şimdi 2014’teyiz. Küresel taksimin Yüzüncü yılındayız. Ve bugün sınırlar yeniden tanzim ediliyor. IŞİD bahane edilerek, “Böl-parçala ve yok et taktiği” acımasızca uygulanıyor. Zaten bölünmüş bir coğrafya daha da küçük parçalara bölünüyor. “Mikro Devletçikler” kuruluyor. İslam ümmeti, “Kürt, Türk, Şii, Sunni, Arap, Acem” denilerek, her türlü etnik ve mezhebi farklılıklar tahrik edilerek birbirine düşürülüyor. Böylece, bölgemizde adım adım Büyük İsrail Projesi uygulanıyor. Çünkü Büyük İsrail’in kurulabilmesi için, çevresindeki bütün ülkelerin daha da küçültülmesi ve daha da parçalanması gerekiyor. Nihai hedef ise hiç şüphe yok ki Türkiye’dir. Türkiye’nin parçalanmasıdır. 2006 yılında NATO toplantısında ABD’li bir albay Türkiye’nin parçalanmış bir haritasını gösteriyor.  İşte NATO bu. İşte Amerika bu. Adamın elindeki harita senin ülkeni ikiye bölmüş, ayrı bir devlet kurmuş. Şimdi biz bu NATO ile bu Amerika ile ortak koalisyon kuracağız öyle mi? Irak’a barış götüreceğiz, Suriye’yi huzura kavuşturacağız öyle mi? Hadi ordan!

Bataklık kurutulmazsa karabasan gelir

Bu gerçeklere rağmen, Türkiye dâhil bazı İslam ülkeleri yöneticilerinin hala kurtuluşu Batı’da aramaları, hala Birleşmiş Milletlerden medet ummaları, hala Amerika’nın, NATO’nun merhametine sığınmaya kalkışmaları, ancak ve ancak “tecavüzcüsüne âşık olan bir genç kız psikolojisiyle”,  Stockholm Sendromu ile açıklanabilir. Açık söylüyorum. IŞİD bataklıkta üretilmiş bir karabataktır. Bataklık kurutulmadığı takdirde, karabatak gider karabasan gelir. Bu bataklığın bir numaralı müsebbibi ise bizatihi Amerika’nın kendisidir. Ortadoğu’yu kendi menfaatleri doğrultusunda parsellemek ve sömürmek isteyen Haçlı zihniyetidir. Çünkü bu zihniyet Bataklıktan beslenmektedir.

Türkiye NATO’ya maşa olmamalı

Amerikan’ın, Avrupa’nın, İsrail’in ipiyle kuyuya inilmez. Türkiye gerekçesi ve bahanesi ne olursa olsun NATO merkezli bir koalisyonda kesinlikle yer alamaz, almamalıdır. Çünkü Amerika ve Batı, koalisyon ortağı değil, ateşin içine sokacağı bir tahta maşa arıyor. Türkiye maşa olmamalıdır, olamaz. Peki, olursa ne olur? Erbakan Hocamızın sözüyle sesleniyorum; “Yedi sülaleniz alnını secdeden kaldırmasa bile bunun vebalini ödeyemezsiniz!” İlla bir koalisyon kurulacaksa bu koalisyon İslam ülkelerinden olmalıdır. İslam ülkelerinin katılımıyla bir “İslam Barış Gücü” kurulmalıdır. İslam dünyasında akan kanı durdurmak için bu barış gücü ile müdahale de bulunulmalıdır. Türkiye bu iradeyi, bu kararlılığı ortaya koymak zorundadır. Çünkü “La” demesini bilmeyen “illa” diyemez. Tarihi, güce teslim olanlar değil, güce karşı direnenler değiştirmiştir. Eğer Alparslan güce teslim olsaydı, Malazgirt zaferi olamazdı. Eğer Fatih güce teslim olsaydı yeni bir çağ açamazdı. Eğer Erbakan güce teslim olsaydı, son 300 yılda Müslümanların haçlılara karşı kazandığı tek zafer olan Kıbrıs Barış Harekâtını yapamazdı.

Yeni Demekle Yeni Olunmuyor

Açık söylüyorum, Yaşadığımız bu süreçte Türkiye bir karar arifesindedir. ABD’ye, uydu mu olacak, yoksa İslam dünyasına öncü mü olacak? Zalimlere payanda mı olacak, yoksa mazlumlara rehber mi tutacak? Son 300 yıldır dünya’ya kan, gözyaşı, işgal, açlık, kaos ve sömürü’den başka bir şey getirmeyen bir medeniyete eşbaşkanlık mı yapacak yoksa, adil bir düzen için lider mi olacak? Avrupa Birliği kapılarında oyalanmaya devam mı edecek yoksa İslam Birliği’ni mi kuracak? Artık bunun kararını vermek zorundadır. Çünkü zaman kalmamıştır. Ateş, kelimenin tam anlamıyla kapımıza dayanmıştır. Öyle lafla peynir gemisi yürümüyor. ‘Yeni’ demekle ‘yeni olunmuyor’ Yeni bir geleceği 1071’de Alparslan gibi olanlar kurabilir.  Yeni bir geleceği 1453’de Fatih gibi olanlar kurabilir. Yeni bir geleceği, ‘Bana ne Amerika’dan, bana ne Amerika’dan’ diyenler kurabilir”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.