Mustafa Çalık'tan Kritik

İşte “Taşnak patırtısı ” dosya konusuyla ermeni meselesinin  tarihsel arka planının ele alındığı dergide,Mustafa Çalık'ın 2015 yılına ilişkin uyarılarda bulunduğu, çözüm sürecine ilişkin değerlendirmeler yaptığı sunuş metninin bir bölümü:

 “2015, Ermeni Tehciri’nin yüzüncü yılı… Taşnak ve Hınçak damarının tarihî ve aktüel unsurlarının tamamı, içeriden ve dışarıdan bastırmaya başladılar bile. Osmanlı cedlerimize bulaştırmaya çabaladıkları “soykırım” iftirasını, torunlarına ve torunlarının Hükûmetine kabûl ettirmeye çalışıyorlar… İtiraf etmeli ki, sayıları hiç de az değil ve üstelik aralarında Ermeni asıllılardan belki daha fazla “fahrî Ermeni” var. “Fahrî Ermeniler”in bir kısmı, iç dünyasında “Müslüman azınlık” gibi gördüğü kendi “etnisite”si adına dile getiremediği Türk ve Türkiye aleyhtarlığını Taşnak “Nazizm”i üzerinden tatmin etmeyi daha muhatarasız bir yol olarak görüyor. Bu grubun daha kalabalık kısmı ise benzeri her durumda olduğu gibi, “liberal gaflet” ve yahut komünizan nefretin esir aldığı şu mekruh zümreden müteşekkil… Kendi ideolojik hüviyeti ile Türk siyasetinde, bu güne kadar münferiden veya müctemian herhangi bir şahsiyet ortaya koyamamış bu izzet-i nefs ve izzet-i milliye yoksunu mizacsızlar, Dünyanın neresinde Türk ve Türkiye aleyhtarı bir hareket görseler “feminen” bir kırıtma ile onun omuzuna yaslanırlar. Onlarca yıldır PKK’yı haklılaştırmaya çalışmalarının da Taşnak iddialarına kayıtsız şartsız destek vermelerinin de sebebi aynı tıynetsizlik… Hiç kimse daha makûl, daha mantıklı, daha “rafine” bir sebep aramasın. Kendileri ne türlü yorumlarsa yorumlasınlar, bilmeleri gerekir ki, Türklerin kâhir ekseriyeti bu tiksindirici ruh sefâletinin farkında ve şuurunda. Yine bilmelidirler ki, bu Türkler o “düşman”lıkla hiçbir şart altında ve hiçbir zaman barışmayacak ve uzlaşmayacaklar! Şartlarımızı (ki, bunları başka bir yerde sıralamıştım…) kabûl ettikleri takdirde, belki Ermenistan’la bile barışabiliriz, uzlaşabiliriz; fakat içimizdeki “izzetsiz”lerle aslâ!”

Bu sayının son kısmında, daha evvel neşrettiğimiz üç yazıya yeniden yer verdik; “Taşnak patırtısı” yoğunlaşırken hâfızalarımızı tazelemeye yarıyacak bu üç esaslı metni de iyice sindirinceye kadar tekrar tekrar okumakta fayda olduğuna inanıyoruz.

2015’in Haziranında seçim var. Sandıktan ne çıkacağını tahmin edebilmek kolay değil, zira her seçimin kendine mahsus, küçük veya büyük sürprizleri olması kaçınılmaz…

“Çözüm süreci” olarak sunulan siyasî teşebbüsün neleri istihdaf ettiği (daha doğrusu, bu günlerde bahsi geçen “müzakere taslağı”nın içerisinde nelerin olduğu), ne zamana kadar ve hangi şartlarla devam edeceği, kamuoyunun da bizlerin de “resmen” bilmediği şeyler. Kezâ, 2015’in Nevruz’unun nelere gebe olduğu da şimdilik mechûl… Üstelik, Güney hudutlarımızda cereyan eden ve edecek olan hâdisâtın seyir ve inkişâfı da “süreç” üzerinde müessir olacak… “Sürec”in seyir ve inkişâfını da bir ölçüde âkıbetini de Haziran Seçimlerinin neticeleri tâyin edecek. Hâl böyle olunca, şimdilik kamuoyundan sır gibi saklanan “çözüm taslağı” üzerinden PKK ile yürütülen müzâkerelerin, Seçimlerden önce herhangi bir “mutabakat”la neticelenmesini beklemek gerçekçi değil... Sebebi basit: İktidar seçim meydanlarında rahatlıkla savunamayacağı bir “çözüm paketi” için “vaktinden evvel” taahhüt altına girmek istemeyeceği gibi, tam aksine, başlattığı teşebbüsü tamamlayabilecek, yani Anayasa değişikliği ile beraber başka birçok şeye de kâfi gelebilecek bir sandık desteğine odaklanacak, ister istemez… Ne var ki, PKK tarafı da herhangi bir “sandık sürprizi” riskine girmektense seçimlerden önce Türkiye Cumhuriyeti’nin “resmî Hükûmeti”ne benimsetip ilân ettireceği taleplerine Dünya kamuoyu ve kendi politik havzasında meşrûluk kazandırma peşinde… Böylece kan ve katliâmla dolu 30 yıllık târihi, T.C. Hükûmeti’nin de zımnen tasdiki ile hem kendiliğinden “ulusal kurtuluş mücâdelesi”ne terfi etmiş olacak, hem de ortadaki “mesele”, “terör, terörist, şiddet” terminolojisini aşıp “milletler arası” bir çehreye bürünmüş olacak!.. Bölücü terör hareketi için en hayatî “eşik” budur. (Büyük bir sorumluluk duygusu ile “sürece zarar vermemek” için “terör”ü “vandalizm”e, “terörist”i “vandal”a tahvil ederek, küçümsenmeyecek bir terminolojik “eşiği”, kendi elimizle daha evvel atlattık zaten.)

Bu vaziyete göre, seçimlere kadar iktidarın “bir ileri iki geri” taktiğine karşı, PKK’nın “Bizi daha fazla oyalıyamazsınız!” gerekçesine yaslanarak “bir geri iki ileri” ataklığı ile vereceği karşılıklar arasında Güney-Doğu ve hattâ Doğu Anadolu’nun birçok yerinde fiilen tesis ettiği “paralel hükümranlığı” pekiştirip tahkim etmesi, fiilî bir “otorite tekeli”ne dönüştürmesi, “Züğürt Ağa”nın domates satarken kullandığı o meşhur kısık sesle ara sıra telâffuz edilen “kamu düzeni” söylemi ile engellenebilecek midir?

Türkiye için “hayatî” soru da budur.

Bizler, “Mü’min mü’minin kardeşidir” itikadına hâlâ sımsıkı bağlı Türkler, “Kürtüm!” diyen herkesin temsiliyetini Stalinist bir terör örgütüne bağışlayarak, onunla yürütülecek herhangi bir “müzâkere”nin hayırlı bir netice doğuracağına aslâ ve kat’â inanmıyoruz!

Bütün bu menfî ihtimallere rağmen, Türkiye’nin dâima akla gelmedik imkânlar da sunabilen gümrah damarlardan beslendiğini unutmamak lâzım. “İyimser” bir “mektup” yazmadığımın farkındayım; ama iğreti bir iyimserliktense pekin bir kötümserlik, pekâlâ daha aydınlatıcı olabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
mehmet tunae 3 yıl önce

düne kadar akpnin borozanlığını n yapıyordun ne oldu m aklın başına yenimi geldi