MİT yasasına yazarlardan ortak tepki

MİT'e operasyon yapma hakkı tanıyacak, MİT'in yetkilerini en yüksek düzeyde arttıracak bir yasa tasarısı hazırlanıyor. Tasarının hatları netleştikçe de yazarlar, akademisyenler, hukukçular, siyasiler,toplumun bütün kesimleri bu yasaya karşı çıkıyor. Çünkü yasa bireyin özel hayatına direk olarak müdahale ettiği gibi, toplumda neredeyse fişlenmemiş vatandaş da bırakmıyor.

Bu tartışmalı yasa tasarısını bugün de Taraf Gazetesi yazarı Ümit Kardaş ve Gerçek Gündem yazarı Barış Yarkadaş köşelerine taşıdı. Tasarının geçmesi halinde hak ve özgürlüklerin kısıtlanacağını, paranoyak bir toplum oluşacağını yazan yazarlar bu yasanın demokrasiyle uzaktan yakından alakası olmadığını söyledi.

 

İşte Ümit Kardaş'in yazısı:

"İstihbarat servisleri, olası tehdit değerlendirmesi yapmakla görevlidir. Devletin asker, polis, sınır polisi gibi güvenlik görevlileri için bu değerlendirme bir hareket noktası oluşturduğundan, tehdit değerlendirmesinin demokrasinin rehberliğinde yapılması önemlidir. Çünkü sözkonusu değerlendirmeler genelde ciddi siyasi içerikleri bulunan tehditlere öncelik verilmesini ima eder.

Otoriter rejimden demokrasiye tam olarak geçememiş ülkelerin güvenlik ve istihbarat servislerinin başlıca görevi otoriter yapıyı baskıcı bir işlevle korumaktır. Bu servisleri, reformdan geçirip, demokratik servislere dönüştürmek, bir baskı aracı olmaktan çıkarıp, güvenlik politikasının modern bir aracına dönüşecekleri bir reformdan geçirmek yürütme ve parlamentonun izleme işlevini özenle yerine getirmesine bağlıdır. Türkiye’de mevcut MİT Kanunu ve uygulamaları örgütlenme, yetki ve denetim- gözetim bakımından sorunluyken hak ve özgürlükleri boğacak bir yetki artırımına gitmek kabul edilemez.

Hukukun üstünlüğü, demokrasinin temel ve ayrılmaz bir unsurudur. İstihbarat servisleri ancak hukuki biçimde kurulup, yetkilerini hukuki düzenlemelerden aldıkları sürece meşru kabul edilebilirler. Bu tür bir çerçevenin olmadığı yerde devlet adına yürütülen eylemlerle, teröristler de dâhil olmak üzere kanuna karşı gelenlerin eylemlerini birbirinden ayırma imkânı kalmaz. Ulusal güvenlik, en olağanüstü durumda bile, hukukun üstünlüğü ilkesinin ve dolayısıyla demokrasinin terk edilmesi için bir mazeret olamaz. Aksine, istihbarat servislerinin istisnai yetkileri hukuki bir çerçeve ve yasal denetim sistemi içine oturtulmalıdır. Bu yaklaşım sözkonusu teşkilatların meşruiyetini sağlar.

Hukukilik, istihbarat servislerinin iç hukukta yer alan yetkilerini aşan hareketlerde bulunmamasını gerektirir. Mesela AİHM, Yunanistan Ulusal İstihbarat Servisi’nin Yehova Şahitlerini yetkisi dışında gözetlemesini, herkesin özel hayatına saygı gösterilmesini güvenceye alan AİHS 8. maddesinin ihlali olarak kabul etmiştir (AİHM, 1999, “Tsavachadis Yunanistan’a Karşı”). Hukukun üstünlüğü, göstermelik bir hukukilikten daha fazlasını ister. Burada yasanın niteliği önem kazanmaktadır. Yasanın niteliği yasal rejimin net, öngörülebilir ve erişilebilir olmasını gerektirir. Yine AİHM, Rotaru/ Romanya davasında yasanın, dosyaların yaşına ve ne şekilde fayda sunabileceklerine ilişkin prosedürleri ortaya koymadığı ve bu prosedürlerin izlenmesi yolunda herhangi bir mekanizma oluşturmadığı için dayanak ve prosedürler bakımından yeterince açık olmadığına hükmetmiştir. Yasal rejimin hukuka uygun olabilmesi için öngörülebilir ve bireyin anlayacağı biçimde düzenlenmiş olması gerekmektedir (AİHM, 2000, “Leander İsveç’e Karşı”).

Bu konu, ifade özgürlüğü ve özel hayatın gizliliği ilkesi bakımından hayati öneme haizdir. Medya, en azından bu konuda toplu bir hassasiyet göstermelidir."

Yazının tamamı için

 

İşte Barış Yarkadaş'ın yazısı

"Recep Tayyip Erdoğan da ''polisin elini soğutmuyor.'' Polisin yaptığı hukuksuzlukları aleni bir biçimde öven Erdoğan, bir yandan da MİT'i yeniden biçimlendiriyor. MİT'i adeta kendisine bağlı özel bir birim haline getirmeye çalışan Erdoğan, bu kuruma ''operasyon yapma'' yetkisi verecek bir kanun hazırlatıyor. Yeni kanun taslağına göre, beş yaşına gelen herkes fişlenecek ve bu bilgiler MİT'te toplanacak. MİT, istediği taktirde, ''suçlu takası'' yapabilecek, kişiler hakkında fezleke hazırlayabilecek...

MİT için kapsamlı bir taslak hazırlatan Erdoğan, kamuoyunun gözünü boyayabilmek için ise ''çift taraflı bir operasyon'' yürütüyor. TSK İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesinin kaldırılması için teklif hazırlatan Erdoğan, "denge mekanizması'' olarak da tarif edilen askeri güçleri tamamen tasfiye etmeye çalışıyor.

Biliniyor ki; Gezi Parkı direnişi sırasında AKP kurmayları TSK'yı sahaya indirmek ve göstericileri etkisiz hale getirtmek istediler. Bir iki manga jandarma bu amaçla sahaya indirildi. Taksim'in göbeğine dek inen jandarma, göstericilerle karşı karşıya geldi. AKP'nin bir kısım kurmayı bu müdahaleye "Askeri hemen çekin, sahaya bir kez inerse, kışlaya bir daha girmez, iktidarımız gider'' argümanıyla karşı çıktı. AKP bu uyarı üzerine, askeri geri çekmek zorunda kaldı.

AKP, Gezi Parkı'nda edindiği deneyim sonrası, askeri yeniden sahaya indirmek zorunda kalabileceği günlerin yaklaştığını hissediyor. AKP, polis gücünün halka karşı yeterli olmadığını gördüğü için, askeri daha çok kullanacaklarını düşünüyor ve buna göre hazırlık yapıyor. İşte bu yüzden, ''askere darbe yapma yetkisi veriyor'' denilen 35. madde apar topar TBMM'ye getiriliyor. AKP, askeri sahaya indirdiğinde herhangi bir kazaya uğramak istemiyor. Olur ya; birkaç ''deli'' 35. maddeden aldığı yetkiyi kullanır da kışlaya dönmez diye korkuluyor...

Kuşkusuz bu korkunun yarattığı ruh halinin yaptırmak zorunda bıraktığı değişiklikleri de AKP ''demokrasi makyajı'' olarak kullanacak. CHP'nin defalarca verdiği "35 . maddeyi kaldıralım'' teklifini görmezden gelen AKP, "Bakın ne kadar demokratız'' diyecek.

Oysa ki; AKP'nin demokrat olmadığı ve olamayacağı çok aşikar...

Yukarıda birkaçını sıraladığımız yeni MİT Yasası'na ilişkin maddeler, demokrasilerde değil, polis devletlerinde olur... AKP, askere ilişkin düzenlemeleri yaparak göz boyamaya çalışırken, polis devletini kurumsallaştıran adımlar atıyor. Bunun yanı sıra, 12 Eylül faşizminin getirdiği yüzde on barajına da sıkı sıkıya sarılıyor. Başbakan Erdoğan, Akil İnsanlar ile yaptığı son toplantıda "Seçim barajı düşmeyecek'' diyor.

Aynı saatlerde basına konuşan AKP Genel Başkan Yardımcısı ve TBMM Uzlaşma Komisyonu Üyesi Mustafa Şentop, "Başkanlık önerimizde değişiklik yapmayacağız'' ifadesini kulanıyor.

''Tek Adam'' sistemini kurumsallaştıran, denge ve fren mekanizmasını yok eden, başkana TBMM'yi fesih yetkisi bile veren "Başkanlık'' sistemini savunan AKP, Tayyip Erdoğan'ı "Sultan - Padişah - Kral'' yetkisiyle donatmaya çalışıyor. Aklı evveller, bunu bile ''demokrasi'' diye yutturmaya çalışıyor...

Biz AKP'yi, Uludere'den, 1 Mayıslardan, Gezi Parkı'ndan ve emeğin hakkını gasp eden yasaların altına alttığı imzalardan tanıyoruz... İsrail ve ABD'nin çıkarları için Ortadoğu'da emperyalizmin namlusu haline gelen AKP mi demokrat?

35. maddeyi kaldırarak, halkı kandırabileceğini düşünen AKP'nin son iki üç aylık icraati bile, demokrasi ile iktidar partisi arasında en küçük bir paralelllik kurulmasına olanak tanımıyor. "

haberdar.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.