MHP'li Yeniçeri'den BankAsya operasyonuna sert tepki

MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, polis baskınıyla Bank Asya'nın yönetimine el konulma girişimini sert sözlerle eleştirdi. Medya, eğitim ve mali kuruluşların devlet eliyle yok etmeye yönelik operasyonlara bir yenisinin daha eklendiğini belirten Yeniçeri, yaşananların 17/25 Aralıkta yapılan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun artçı sarsıntıları olduğuna dikkat çekti.

Meclis'te basın toplantısı düzenleyen MHP Milletvekili Özcan Yeniçeri, Bank Asya’ya el koyma girişiminin 7 Ekim 2014’te başladığını, o zamanın Başbakanı Erdoğan’ın bankanın akıbetini yakından takip ettiğini belirterek "Erdoğan seyahatteydi. ‘Dönünce Bank Asya’nın anahtarlarını masamda görmek istiyorum’ diye talimat verdiği Reuters’ta yer almıştı. TÜSİAD’ın Yüksek İstişare Toplantısı’nda konuşan Erdoğan, isim vermedenBank Asya ile ilgili 'Bir bankanın batırılması için çalışılmıyor. O banka batmış zaten.' diye açıklamada bulunmuştu. Hükümet yanlısı gazete ve TV’ler her gün bankanın batmak üzere olduğuna ilişkin haberler yayınlayarak, yetkili kişilerin olaya müdahale etmesi gerektiğini sürekli olarak dile getirmişlerdi." dedi.

Yeniçeri'nin açıklamaları şu şekilde:

Cumhurbaşkanı Böyle Buyuruyor!
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önceki gün Merkez Bankası eski Başkanı Durmuş Yılmaz’ın ‘Düşük faiz ile büyüme arasında bir bağ yok’ açıklamasına;  “Durmuş bey kendi işine baksın… ABD’ye bir baksın faiz oranı nedir enflasyon oranı nedir? Bunu bir öğrensin. Batı’ya bir baksın. Japonya’ya bir baksın. Bu konuda fazla konuşmaya da gerek yok” diye karşılık verdi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan işi bununla da bitirmedi. Sözlerinin devamında, faiz düşünce enflasyonun da düşeceğini, ancak bunu hala anlayamayanların olduğunu açıklamasında bulundu. Merkez Bankasına yönelik eleştirilerini de sürdüren Erdoğan, işte adı bağımsız kurul, bağımsız olunca gelinen nokta bu maalesef dedi. Bu sözlerin arkasından 2,39 liradan başlayan dolar 2,44’ü gördü.
 
Bu söz ve değerlendirmeler üzerine Durmuş Yılmaz: “Benim işim bu ve en iyi bildiğim konuda konuşuyorum. ‘Faizin sebep, enflasyonun sonuç’ olduğu yönündeki ilişkiye inanıyorsanız ABD’de, AB’de ve Japonya’da faizlerin düşük olmasıyla enflasyonun düşmüş olduğuna kanaat getirirsiniz. Düşük faiz tek başına yeterli olsaydı bu ülkeler durgunluk sorununu çözmüş olurlardı. 350-400 yıllık bir ekonomi politik bilimsel literatür var. Bu doğru değilse Smith’in Keynes’in ve diğerlerinin kitaplarını bir alana yığalım ve yakalım. Sonra da, Merkez Bankası yasasını değiştirip faizleri sıfırlayalım!” açıklamasını yapmıştır.
 
Şu haddini bilmez Durmuş Yılmaz da halkın oyuyla seçilmiş bir Cumhurbaşkanına karşı nasıl böyle konuşur? Anlaşılır gibi değildir! Üretim-tüketim, verimlilik-etkinlik, tasarruf-yatırım, sermaye-faiz, toplam talep-toplam arz, istihdam-büyüme, gelişme-kalkınma gibi kavramlar da ne oluyormuş? Keynes kimmiş? Smith’in adı mı olurmuş? Ekonomi bilimi de neymiş? Hangi bedbaht, onca oy almış Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan daha fazlasını, daha doğrusunu ve daha gerçeğini bilebilir ki?
 
Cumhurbaşkanı Her Şeyi Bilir!
 
İşte “başkanlık” sistemine karşı olan kafa böyle bir kafadır. Aynı zamanda “bağımsız kurul” dediğiniz yapının durumu da budur. Kurul dediğin bağımlı olmalıdır. Herkes bir başa bağlanmalı o baş da baştan bağlı olmalıdır!
 
Başkanın formülüne göre indireceksiniz faizi enflasyon dibe vuracak! Faiz yüksek olduğundan enflasyonda yüksektir. Bu da faiz lobisini beslemektedir. Sebep faiz sonuç enflasyondur. Formül bu kadar basittir. Makroekonomi, mikroekonomi, uluslararası ekonomiye ne gerek yoktur.
 
Mesele budur. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göre ‘faiz lobisi ile kaos lobisi’ vermiş el ele inadına yüksek faiz diye tutturuyor. Bunu faizin haram olduğunu bile bile yapıyorlar!
 
Bilim icabıdır, ekonominin gereğidir, piyasanın talebidir’ diyerek faizin yüksek tutulması makul bir tavır değildir. Faizin yüksek tutulması, vaiz lobisinin kaos lobisiyle el ele vererek AKP iktidarına karşı yürüttüğü bir komplodur.
 
Hukuk, Gırtlaklamak ve Başkanlık!
 
AKP her şeyi bilen, her şeye karışan ve her şeye egemen olan böyle bir yapıya uygun Başkanlık sistemi istiyor. Getirilmek istenen başkanlık bu ihtiyaçtan kaynaklanıyor.
Başkanlık sisteminin Türkiye’yi diktatörlüğe götüreceğini söyleyenleri AKP’nin hukukçularından üstat Burhan KuzuGırtlaklamak” istediğini söylüyor. Cehalet eseri olarak niteliyor. Başkanlığın en büyük hukukçusu gırtlaklamak istiyorsa, onun getireceği sistemin Başkana gırtlaklamak hakkı vermesi de son derece doğaldır. 
 
Başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş, Başkanlığı şahıslar üzerinden değil, sistem değişimine ilişkin anayasal bir reformun parçası olarak ele almak daha doğru diyor. Sonra da “Başkanlık sanki Tayyip Bey’in ya da AKP’nin kurumsal isteği gibi anlaşılıyor ki fevkalade yanlıştır” diye ilave ediyor.
 
Sayın Kurtulmuş, işin içine Anayasa, sistem ve reform gibi kavramları katarak zevahiri kurtarmaya çalışıyor. Önümüzde kadın doğumundan çocukların kaç yaşında okula gideceğine; insanların kaç çocuk yapması gerektiğinden faizlere kadar müdahil olan birisi var. O Başkanlık istiyor. Başkanlık Türkiye’nin değil Tayyip Erdoğan’ın ihtiyacıdır.
 
Zamlar: Vatandaşın Sırtındaki Kambur!
 
Doğal Gaz, Elektrik ve Su Faturalarını vatandaşlar taşıyamaz noktaya gelmişlerdir. İstanbul’da daireler ortalama 350-700 arası doğal gaz, 120-500 lira arası da kayıp kaçak bedelli elektrik faturası geliyor. Buna internet, kablolu televizyon ve cep telefonu faturaları da eklenince ödenen para neredeyse ev kirasını bulmaktadır. Vatandaşlar kredi kartlarıyla durumlarını kurtarmaya çalışmaktadır.
 
2014’te petrol fiyatlarının 115 dolara çıkması gerekçesiyle doğal gaza %9’luk zam yapılmış ve doğal gazın metreküpü 1 lira 3 kuruşa çıkmıştır. Şu anda uluslararası piyasada petrol 55 dolardır. Son aylarda dünyada doğalgaz ve ham petrol fiyatları dip yaptı. Petroldeki düşüş akaryakıt fiyatlarına kısmen yansırken, doğal gaz fiyatları ise bu düşüşten hiç etkilenmediği gibi bir de üstüne zam yapıldı.
 
Türkiye’de vatandaş hala doğalgazı petrol fiyatlarının zirve yaptığı 2008’den daha pahalı kullanıyor. Elektrik ve doğal gaz zamları vatandaşların sırtında yüktür. Bu yük artık taşınamaz hale gelmiştir. İktidarın gündeminde vatandaşın geçim sorunu, zam ve pahalılık yoktur. Başkanlık sistemi, Bank Asya’nın batırılması ve Öcalan’la görüşme iktidarın gündemini oluşturmaktadır.
 
Bank Asya’yı Batırmak!
 
İktidar özellikle Bank Asya’yı denetim altına almanın dayanılmaz hazzını yaşıyor. İktidar tarafı Bank Asya operasyonunun hukuki olduğunu söylemekten başka bir açıklama yapmıyor. Bank Asya operasyonu gerçekte hukuki değil iktidarın paralel paranoyasının sonucudur.
 
Bank Asya’daki yüzde 63’lük payın TMSF vasıtası ile kullanılmasına dair karar şu gerekçeye dayandırılmıştır: “Kanunun Nitelikli paya sahip bulunan müşterekların kurucularda aranan özellikleri taşıması şarttır. Kurucularda aranan özellikleri kaybeden nitelikli paya sahip müştereklar temettü dışındaki müştereklık haklarından yararlanamaz. Bu halde, öteki müştereklık hakları Kurumun bildirimi üstüne Fon vasıtası ile kullanılır.”
 
İlk önce bu kararı alanlar 20 yıldır faaliyette bulunan bankanın müşterekları aniden ‘belirsiz’ bir vaziyete nasıl geldiğini açıklamak zorundadır.
 
İkincisi Bank Asya’nın müştereklarına izni zamanında BDDK’nın nasıl verdiğini ortaya koyması gerekir.
 
Ücüncüsü de Bankanın genel kurulu yapılmaksızın bu kararın yürürlüğe girmesi yasalara göre mümkün müdür? Bunların da açıklanması gerekmektedir.
 
Alenen Suç İşleniyor!
 
Türkiye’deki Bankacılık Yasası’na göre, bir bankanın battığını iddia etmenin, kamuoyunda bunu seslendirmenin yahut böyle bir algı yaratmanın cezası üç yıl hapistir. 17-25 Aralık süreci ertesinde Bank Asya’yı batırmaya yönelik sürekli suç işlenmiştir. Piyasa ekonomisinde bir siyasal iktidarın, bir devlet başkanının, bir bankayı batırmaya kalkması kabul edilebilir, anlaşılabilir bir durum değildir. Bu aynı zamanda, Türkiye’deki piyasa ekonomisini, onun temelini oluşturan girişim özgürlüğünü ve güveni yok ediyor. Bir ülkede hukuk dışı zorbalıkla bu gerçekleştirilebiliyorsa o ülkeye hiçbir şekilde sermaye de gitmez, turist de gitmez.
 
AKP’nin Bankacılıkla İlgili Teşebbüsünün Nedeni Afişe Olmuştur!
 
AKP’nin bir süre önce gündeme soktuğu Sermaye Piyasası Kanunu’nda yapılması öngörülen değişiklikle, sermaye piyasası araçlarının fiyatlarını, değerlerini veya yatırımcıların kararlarını etkilemek amacıyla yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi veren, söylenti çıkaran, haber veren, yorum yapan veya rapor hazırlayan ya da bunları yayanlara ceza verilmesi kendisine ya da bir başkasına menfaat sağlama şartına bağlıyordu.
 
Değişikliğin yasalaşması halinde isteyen istediği banka hakkında menfaat sağlamamak kaydıyla her türlü iftirayı atabilecek, ‘şu banka battı’ şeklinde haber yapabilecek. Böylelikle, örneğin borsadaki bir şirket ya da bankayla ilgili spekülatif haber yapan bir gazeteciye menfaat sağlamadığı gerekçesiyle ceza verilemeyecek.
 
Yandaş medyanın yüzlerce yalan, yanlış ve iftira niteliğindeki haber ve yorum hakkında savcılıklara suç duyurusunda bulunulmuştu. Şu ana kadar bankaların itibar ve güvenini korumakla yükümlü BDDK ve SPK herhangi bir işlem yapmamıştır.
 
Bu durum Bank Asya’ın itibarını sarsarak, müşterilerde panik yaratmak amacına yönelikti. Bu gerçekleşmemiş, bunun üzerine iktidar başka yöntemleri kullanmaya kalkmıştır. Bugün gelinen yer bu stratejinin sonucudur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.