Kılıçdaroğlu: Diren Davutoğlu ya dikta yönetimi ya demokrasi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ''Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ocak ayında Bakanlar Kurulu’na başkanlık edeceğini açıkladı. Ben "Diren Davutoğlu" diyorum. Direnmesi lazım. Hele ki "Kiziroğlu Mustafa Bey" adlı türküyü kendisine uyarlatarak kampanyası için seçti, direnmesi lazım'' dedi.

Kılıçdaroğlu, Osmanlıca tartışması üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirerek, “ İlköğretimde Osmanlıca öğretmek çocuğun geleceğe hazırlanmasını çalmak demektir. Erdoğan’ın ‘İsteseler de istemeseler de öğrenilecek’ şeklindeki buyurganlığını da doğru bulmam. Osmanlı’da istişare vardır, divan vardır, padişah tek başına karar alan biri değildir. Buyurgan olanın Osmanlı tarihini de bilmediğini görüyorsunuz. Zaten sorunumuz da bu” dedi.

Hürriyet'ten Onur Konuralp'in sorularını yanıtlayan (2 Ocak 2015) Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarından satır başları şöyle:

 

‘Arkası Yarın’ımız babamın okuduğu kitaplardı

Kitaba dair bir çocukluk anınız var mı?

Tunceli’deki evimizin ortasında bir ocak yanardı, evin haliyle tek ısıtıcısı. Ocağın etrafında toplanırdık. Babam, Eba Müslim El-Horasani’yi okurdu, sesli olarak. Hepimiz heyecanla dinlerdik. Yatma vakti gelince, babam okumayı keserdi. Ertesi akşamı büyük bir heyecanla beklerdik. Bir nevi bizim ‘Arkası Yarın’ımız babamın kitap okumasıydı. Eba Müslim El-Horasani’yi bu kitabıyla tanıdım. Annemin bir fotoğrafı vardı, arkasında bir kilim asılı, elinde Eba Müslim El-Horasani’yi anlatan, babamın okuduğu o kitabı tutuyor. Evinin en özel parçalarından biri olmalı ki fotoğraf çektirirken eline almış kitabı annem. Yıllar sonra ciltledim kitabı, kitaplığımın en sıcak parçalarından biridir. Haksızlıklara karşı nasıl mücadele ettiği, mücadele etmek için nasıl icazet aldığı uzun uzun anlatılır kitapta. Emevi Hanedanı’na karşı nasıl mücadele ettiği, nasıl devirdiği de... Destansı bir havası vardır.

Buyurganlık Osmanlı’da yok

Osmanlıca ve Osmanlıca üzerinden süren ‘Osmanlı’ tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Osmanlıca elbette öğretilebilir ama üniversitede... Üniversitedeki çocuklarımız Osmanlıca’yı öğrenmeli ve Osmanlıca sayesinde farklı konulardaki araştırmalarını derinleştirebilmelidirler. Bunu yapmak zorundayız da ayrıca. İlköğretimde, ortaöğretimde Osmanlıca öğretmek ise çocuğun geleceğe hazırlanmasını çalmak demektir. Dahası Erdoğan’ın ‘İsteseler de istemeseler de öğrenilecek’ şeklindeki buyurganlığını da doğru bulmam. Buyurganlığı, bir anlamda despotizmi içselleştiren kişinin beyanı olarak görmeli; ki kendilerine örnek aldıklarını söyledikleri Osmanlı’da bile bu tür bir buyurganlık yoktur. Osmanlı’da istişare vardır, divan vardır, padişah tek başına karar alan biri değildir, ‘Karar verdim, olacak’ anlayışı Osmanlı’da bile olmamıştır. Buyurgan olanın Osmanlı tarihini de bilmediğini görüyorsunuz. Zaten sorunumuz da bu.

Bilmediğini mi düşünüyorsunuz?

Sayın Cumhurbaşkanı Osmanlı’yı, tarihini, nelerin yapıldığını iyi bilse zaten buyurganlıktan vazgeçer. Artı biz Osmanlı’yı da aşmak zorundayız. Yunus Emre ‘İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsin, bu nice okumaktır’ diyor. Aslında bunun üzerine söylenecek bir şey yok. Yunus’u biliyorsanız, kendinizi biliyorsanız, sorun yoktur. Bilmediği için konuşuyor zaten. Bilmediği için konuşunca da ülkede sorun oluyor. Bir diğer sorun da konuşuyor ve aydınlar tarafından konuşmaları dert ediliyor. Aslında dert edilmemesi gerekir. Gitti oraya oturdu, altına çizgiyi çekin orada istediği gibi konuşsun. Ciddiye almamak gerekiyor. Ciddiye aldığınız andan itibaren değer vermiş oluyorsunuz. Osmanlı’yı konuşacaksın Osmanlı’yı bilmeyeceksin, bilimi konuşacaksın bilimi bilmeyeceksin, kültürü konuşacaksın kültürü bilmeyeceksin. Böyle bir insan...

2015’te dikta rejimi ya da demokrasi

Genel seçimlerin de yapılacak olması nedeniyle 2015’in sizin için anlamı nedir?

12 yıllık AKP iktidarında hiçbir manevi değerimiz korunmadı. Tüm değer yargılarımızla alay edildi, küçümsendi. Eskiden ahlak denen bir kavram vardı... Bugün, ahlak kadar erozyona uğrayan bir başka kavram yok. Ahlaksızlık kural haline getirildi. Peki ne olacak? Türkiye uygar dünyadan kopmamak için 2015 yılında önemli bir değişim yaşamak zorunda. Aksi takdirde Türkiye süratle Ortadoğu ülkelerinin de gerisine doğru sürüklenişini tamamlayacak. Nasıl bir değişim? Elbette halkın tercihlerine saygı duyacağız. Ben halka güveniyorum. Eğer Türkiye’nin gerçekten uygar bir toplum olması isteniyorsa Türkiye’nin bu kutuplaşmadan çıkması, yeniden ahlaki ve akli değerlerinin yükselmesi isteniyorsa, Türkiye’de huzur isteniyorsa bu değişimi yaşamak zorundayız. Bu değişime Türkiye’nin ihtiyacı var. Bu değişim zorunlu olmazsa daha vahim bir tablo ortaya çıkacak. Haliyle 2015 genel seçim yılı olması nedeniyle ‘demokrasi tercihi’ yılı da olacaktır. ‘Ya dikta yönetimi ya demokrasi’ tercihi olacaktır 2015.

Taşeron işçilerin tümüne kadro verilecek

CHP’nin 2015 Genel Seçim stratejisi ne olacak?

Kimse merak etmesin, açıkladığımızda toplumun tüm kesimlerini heyecanlandıracak, rahatlatacak projeler hazırlıyoruz. Kimse de umutsuzluğa kapılmasın. Biz en karanlık dönemlerde bile umudunu kaybetmeyen bir ülkeyiz. Doğru baskı var, işsizlik var ama bunların hepsini aşacak gücümüz de var. Hele ki projelerimizi açıkladıkça daha rahat görülecek bunlar. Onlarca proje içinde birini sizin aracılığınızda açıklayayım: Kamuda yüz binlerce taşeron işçi çalışıyor. Güvenliği sağlıyor, temizlik yapıyor, yeri geliyor hastabakıcı olarak görev alıyor... Çok açık söylüyorum kamuda taşeron işçi olarak çalışan tüm işçilerimizi kadroya alacağız, kamu işçisi yapacağız.

Kaynağı var mı?

Devlet zaten bu parayı taşerona veriyor, taşeron da işçiye veriyor. Veriyor ama iş güvencesi yok, düşük ücret politikası var, sendika yok... Biz kamuda taşeron aracılığıyla çalıştırdığımız tüm işçilerimizi kamu işçisi yapacağız. Haliyle öncelikle iş güvencesine kavuşacak, işi işverenin iki dudağı arasında olmayacak, örgütlü olacak, kıdem tazminatı hakkına kavuşacak ve kadrolu olmaktan kaynaklı diğer tüm haklara kavuşmuş olacak.

En temiz camiler CHP’lilerin eseri

Türkiye’nin geniş seçmen kitlesinde ‘CHP ile din’ arasındaki ilişki çok uzun süredir negatif anlamlar taşıyor. Bir süredir ‘negatif’ algıyı dönüştürebilecek adımlar atmaya çalışıyorsunuz. Sonuç alabiliyor musunuz?

Şu örneği gururla verebilirim. Türkiye’nin neresine giderseniz gidin, gittiğiniz yerler içinde CHP’li başkanlarla yönetilen bir belde varsa, o beldenin camileri de bölgenin en temiz camileridir. Hizmet sınırları içindeki camilerin tüm temizliğini üstlenmiş, en titiz, en iyi şekilde gereğini yapmaktadırlar. Sadece temizlik de değil, peyzajına kadar böyledir. Aksi söz konusu değildir. Camiler de değil tek başına, sınırları içinde hangi okul varsa, gücü yettiğince o okulların da temel ihtiyaçlarını karşılamakla görevlidir belediyelerimiz. Biz cami cemaatimizin ibadetlerini en iyi, en uygun şekilde yapmalarını sağlamayı görev biliyoruz ve meseleye sadece temizlik olarak da bakmıyoruz. Cemaatin diğer ihtiyaçlarını da en kısa sürede karşılamaya çalıyoruz. Meselenin sizin vurguladığınız yönüne gelirsek, CHP’nin dinle ilişkisi daha çok CHP’lilerin olmadığı ortamlarda üretilen ve dolaşıma sokulan bir dedikodu seviyesindedir. Yakın bir zamana kadar da bu dedikodulara gereken yanıtlar verilmemiş bizim tarafımızdan. Ya yanıt vermeyi kendimize yakıştırmamışız ya da gerek duymamışız. Oysa dinimize, dinimizin tüm değerlerine olması gerektiği gibi sahip çıkan bir partiyiz. Bunu da tartışma konusu yapmam.

‘Diren Davutoğlu’ diyorum

‘Kiziroğlu Mustafa Bey’ türküsü polemiği başladı. Başbakan Davutoğlu’na bu türküden hareketle mesajınız var mı? 

Cumhurbaşkanı ocak ayında Bakanlar Kurulu’na başkanlık edeceğini açıkladı. Devletin geleneklerine doğrudan müdahalenin somut örneklerinden birini yaşayacağız o tarihte. Sayın Davutoğlu’nun ‘Başkanlık’ görev alanına yönelik diğer müdahaleleri de biliyoruz. Ben ‘Diren Davutoğlu’ diyorum. Direnmesi lazım. Hele ki ‘Kiziroğlu Mustafa Bey’ adlı türküyü kendisine uyarlatarak kampanyası için seçti, direnmesi lazım. Bir de kendisine sizin aracılığınızla iletmiş olayım ki biz kullanmayacağız o türküyü. Gerçi Gürsel Bey, kullanacağımızı söyledi ama kullanmayacağız.

Erdoğan’a: Osmanlı Tarihi

Sayın Cumhurbaşkanı’na (merhum) İsmail Hakkı Uzunçarşılı üstadın Osmanlı Tarihi adlı eşsiz eserini hediye etmek isterdim. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi üzerine yetişmiş önemli bilim insanlarından biriydi. Kendisinin, Osmanlı tarihi ile Osmanlı tarihi araştırmalarına, Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerindeki tarih eğitimine katkısı eşsizdir. Ki belleğim beni yanıltmıyorsa ölümü de bir arşiv çalışması sırasında olmuştur. Sözü uzatmayayım, Sayın Cumhurbaşkanı’na Uzunçarşılı’nın Osmanlı Tarihi adlı 6 ciltlik eserini göndermek isterdim. Zamanı müsait, rahatlıkla okuyabilir.

Davutoğlu’na: Diktatörlüğün Psikolojisi

Ne olurdu, kitap olurdu eminim... Sayın Davutoğlu’na ‘Diktatörlüğün Psikolojisi’ adlı kitabı hediye ederdim. Biliyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanı’nın dönemin başbakanı olarak ABD’ye yaptığı ziyaretinde kendisine eşlik eden Sayın Emine Erdoğan’a bu kitap hediye edilmişti. Sayın Davutoğlu’na bu kitabı hediye etmek isterdim, bir diktatörün psikolojisini anlaması ve anlamlandırması için.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.