Karayılan: AKP seçimden sonra adım atmazsa süreç biter

KCK Yürütme Konseyi üyesi Murat Karayılan, seçimlerden sonra hükümet süreç konusunda bir adım atması gerektiğini belirterek “seçim sonrasında adım attılar, attılar; atmadılar süreç bitmiştir” dedi. PKK'nın ne zaman silah bırakacağına ilişkin de Karayılan, "Kimse Önder Apo zindandayken gerillanın silah bırakacağını düşünmesin. Bu mümkün değildir. Apo zindanda olduğu müddetçe silah bırakma talimatı verse bile gerilla yerine getirmez. Bu, gerillanın kararıdır. Önder Apo’nun tüm talimatları yerine getirilir, ancak bir talimat ancak Önder Apo fizikmen de özgür olursa gerçekleşir" ifadesini kullandı.

SterkTV’de programa katılan KCK Yürütme Konseyi üyesi Murat Karayılan, gündeme ilişkin açıklamlarda bulundu. Hükümetin süreçle ilgili gerekli adımları atmadığını ileri süren Karayılan devletin ateşkesi birçok defa ihlal ettiğini söyledi.

Fırat Haber Ajasnı'nda yer alan haber şöyle:

Seçimlerden sonraki haftalarda AKP hükümetinin adım atması gerektiğinin belirten Karayılan, “Geçen yıl Newroz’da Önder Apo, tarihi bir deklarasyonla yeni bir dönemi ilan etti. Önderliğimiz, bu deklarasyonla birlikte Kürdistan’da demokratik siyasi çözümü geliştirerek hem Türkiye’de hem de Ortadoğu’da yeni bir dönemi başlatmak istedi. Çözüm süreci kendi içinde üç aşama olarak belirlendi: Birinci aşama olarak ateşkes yapılacak ve gerilla Kuzey’den geri çekilmeye başlayacaktı. Bu gerçekleşti. Ateşkes ilan ettik ve geri çekilmeyi başlattık. İkinci aşama ise yasal ve anayasal adımların atılması gereken bir dönemdi. Bunlar da Türk devletinin üzerine düşen görevlerdi. Ama Türk devleti ve AKP hükümeti ikinci aşamanın gereklerini yerine getirmedi. Yani bu dönemi başlatmadı. Bunun içindir ki süreç halen birinci aşamadadır. Yani birinci aşama bitmiş olmasına rağmen ikinci aşama başlamıyor. Niye? Çünkü AKP hükümeti bu konuda verdiği sözlerin gereklerini yerine getirmiyor. Yani üzerine düşen görevleri yapmıyor. Doğru, süreç bugün tamamıyla bitmiş değil ama tek taraflı olarak Önder Apo ve hareketimiz tarafından yürütülmektedir. Tabii ki bu süreç tek taraflı olarak sonuna kadar gitmez. Bundan dolayı da esas olarak süreç tıkanmış durumdadır. Son olarak seçim sonrasında adım attılar, attılar; atmadılar süreç bitmiştir. Yani bu adımlar seçimden hemen 1 gün sonra belki olmaz ama 1-2 hafta geçmesine rağmen adım atmazlarsa herkes bilsin ki bu süreç bitmiş olacaktır." diye konuştu.

Sürecin yasallaştırılması gerektiğini vurgulayan Karayılan, müzakerelerin başlaması için yasal bir çerçevenin gerekli olduğunu, sürecin takibi için tarafsız olan üçüncü bir gücün de hazır olmasını istediklerini belirtti.

“Terör”le Mücadele Kanunu'nun sürece zarar verdiğini ifade eden Karayılan AKP'nin adım atmamasının normalleşme süreci önünde en büyük engel olarak gördüklerini söyledi.

AKP'nin süreci seçim hesabıyla kendi lehine kullandığını söyleyen Karayılan, "Bunlar karakollarını sağlamlaştırarak ve askeri yollar yaparak askeri olarak da hazırlıklar yaptı. Bunlar ateşkesin ihlal edildiği anlamına geliyor. İşte gördünüz, Haftanin’de ihlal ettiler, çatışmalar yaşandı, ölümler oldu. Bir çok yerde şimdiye kadar Türk devleti ateşkes şartlarını ihlal etti ama biz tek taraflı olarak şimdiye kadar devam ettirdik. Biz üzerimize düşen sorumlulukların gereklerini yerine getirdik, fakat bundan sonra devlet de adım atmalıdır.” dedi.

Karayılan Öcalan özgürleşmeden silah bırakmayacaklarına vurgu yaparak, "Bir de şunu herkes bilmelidir: Önder Apo ve tüm siyasi tutsaklar özgür olmadıkça, gerilla asla silah bırakmayacaktır. Gerillanın silah bırakmasının tek yolu, Önder Apo’nun da katılacağı büyük bir gerilla kongresinin toplanması ve bu kongrenin silah bırakma kararı almasıdır. Bunun başka yolu yoktur" diye konuştu.

Barış süreci geliştirdikleri için pişman olmadıklarını ifade eden Karayılan, 2013 Newroz’unda ilan edilen tarihi deklarasyona bağlı olduklarını belirterek, "Bu süreçte halk ve hareket olarak bir çok kazanımımız oldu. Öncelikle başta halkımız olmak üzere herkes gördü ki biz sorunu gerçekten siyaset ve diyalog yoluyla çözmek istiyoruz. Biz savaş değil barış yanlısıyız. Ancak şeref ve onurumuza da bağlıyız. Şeref ve onurumuz için gerekiyorsa savaşırız. Bu bir kararlılıktır ve bugün tüm dünya tarafından bilinmektedir. Yine hareketimizin meşruiyeti artmıştır; Önderliğimizin eli güçlenmiştir. Kuzey Kürdistan halkımız bu süreçten istifade etti. Hatta Rojava halkımız da bu süreçten istifade etti, nefes aldı. Yani genel olarak bu yıl içerisindeki kazanımlarımız fazladır. Önder Apo’nun kararı doğruydu. Biz de bu karar üzerinden çözümü geliştirmek istedik. Ama çözüm tek taraflı gerçekleşecek bir şey değildir. Çözümün oluşması için iki tarafın da adım atması gerekmektedir. Karşı taraf adım atmadığına göre süreç de biter. O zaman biz ne yaparız? Biz Kürt halkının kendi kendisini yönetmesini istiyoruz. İçinde bulunduğumuz yüzyılda, dünyada yaşayan tüm halklar ve kültürler özgür olarak kendi kendilerini yönetiyorlar. Bu meşru bir haktır. Biz de kendimizi yönetmeyi istiyoruz. Eşitlik olmasını istiyoruz ama adım atılmazsa, biz de 8 boyut ekseninde kendimiz demokratik özerkliği inşa sürecini başlatırız. Mücadelemizi böyle devam ettiririz. Yani eğer devlet adım atmazsa, biz, Önderliğimizin bu bir yıl içerisinde diyalogla gerçekleştirmek istediği şeyleri kendi öz gücümüzle gerçekleştireceğiz. Bu hususta hiç bir güç bizi durduramaz. Kürt halkının özgürlük yürüyüşü hep ileriye gidecektir.

Rojava’daki durum konusunda da değerlendirmelerde bulunan Karayılan Cenevre-2 Konferansı’ndan tarafların anlaşması durumunda da savaşın devam edeceğine dikkat çekerek, TEV-DEM öncülüğündeki Rojava siyasetinin öngörülerinin doğru çıktığına ve YPG’nin sömürgecilerin planlarını boşa çıkardığına vurgu yaptı. Karayılan şöyle devam etti:

“Şu an Suriye’de yaşanan savaş, aslında sadece Suriye’nin savaşı değildir. Kapitalist modernitenin hegemonik güçleri Ortadoğu üzerinde bir savaş yürütüyorlar ve bu savaş bugün Suriye’de tıkanmış durumdadır. Yani Suriye’deki savaşın evrensel, bölgesel ve mezhepsel yanı da vardır. Esas olarak iktidar savaşıdır. Yani bundan dolayı da kolay kolay bitmez. Siz de belirttiniz; ABD ve Rusya arasında, Suriye’de çözümün gelişmesi amacıyla görüşmeler yapıldı. Fakat anlaşılıyor ki, onların da perspektiflerinin temeli sağlam değildi. Evet, her iki tarafı bir araya getirip bir çözüme gitmek istediklerini belirttiler. Ama başarılı olmadı. Bunun bir çok nedeni var: Örneğin; hem muhalefet temsil edilmesi gereken tüm güçleri tam olarak içine almadı; hem de çözüm projesinin temeli güçlendirilmedi. Şu anda taraflar arasında bir denge oluşmuş durumda. Bu nedenle geri adım atmak istemiyorlar. Her ne kadar rejim şuan biraz güçlense de muhalefetin halen savaşla sonuç alma iddiası vardır. Bundan dolayı Suriye’de çözüm kolay kolay gelişmez. Taraflar Cenevre’de anlaşmış olsaydılar bile, Suriye’de yine de savaş bitmezdi. Çünkü Suriye’deki savaşta bir çok taraf oluşmuş durumda ve bu taraflardan örneğin, IŞİD, El Nusra, vb. kimi örgütler zaten Cenevre’yi kabul bile etmiyorlar. Kısacası, Suriye’de yaşanan savaş bir bölgesel savaştır ve erken bitmez.”

“Tabii burada Rojava Kürdistanı’nın çıkışı da çok önemlidir. Rojava Devrimi, her şeyden önce doğru bir çizgiye sahiptir. Yani kendisine üçüncü çizgiyi esas aldı. Yine daha sürecin başlangıcında “savaşla değil diyalogla sorunu çözelim” dedi. Şimdi herkes bu görüşü kabul edecek noktaya geldi. Yani şimdi herkes gerekli olan şeyin diyalog olduğunu belirtiyor. Ama Rojava Devrimi’nin öncülüğünü yapan TEV-DEM, bundan 3 yıl önce, yani sürecin başlangıcında bunu söyledi. Bu çizgi doğru bir çizgidir. Her ne kadar kimi kesimler muhalefetle olduğunu, kimileri de rejimle olduğunu iddia etseler de, bunlar gerçeği yansıtmayan propagandalardır. Kürt halkı bu anlayışını yani üçüncü çizgideki duruşunu korudu ve Kürdistan bölgesinin savaş sahası olmasına müsaade vermedi. Aynı zamanda kendisini örgütledi ve güçlendi. Savunma güçlerini oluşturdu. Siyasetini daha da derinleştirdi. Gerçekten akilane bir şekilde hareket etti. Ama üzerine saldırılar da gerçekleşti. Suriye’nin bir çok şehrinin düştüğü dönemde imkanlar oluşunca Kürdistan’da da Kürt halkı yönetime el koydu. Ancak sömürgecilik nasıl ki Rojava’da da Güney gibi bir statü oluşacağını fark etti, işte o zaman hemen devreye girdi. Özellikle Türk devleti hızlı bir şekilde devreye girdi.

Yani biz Kuzey’de ateşkes ilan ettik, savaşı durdurduk; onlar ise bazı çetelerin eliyle Kürtlere karşı Rojava’da savaş başlattılar. Kısacası, Rojava üzerine çok saldırı gelişti. Önceleri bu savaşın Kürdün Kürt’le savaşı olmasını istediler; bu gerçekleşmedi. Sonrasında bu savaşı Kürt ve Arapların savaşı yapmak istediler; bu da gerçekleşmedi. Tüm saldırılara karşı gerçekten Halk Savunma Birlikleri (YPG) kahramanca bir direniş yürüttü. Rojava halkı da bununla bütünleşti ve bundan dolayı da Rojava Kürdistanı’nın büyük bir çoğunluğunu özgürleştirdiler. Sömürgeciliğin yapmış olduğu planı boşa çıkarttılar. Bu başarı üzerine siyasi bir adım da atıldı. Sizin de belirttiğiniz gibi demokratik özerklik sistemi ilan edildi. 3 kantonda Kürt halkı resmi yönetimini kurdu. Kurucu meclisleri oluşturdular. Bu yönetimlere toplumun bir çok kesimi katıldı. Ardından ise yönetimlerini ilan ettiler.”

Rojava’daki direnişe rağmen bazı kesimlerin PYD ve YPG’yi haksız olarak eleştirdiklerini kaydeden Karayılan, IŞİD ve diğer çetelerin saldırılarına karşı gerekli olanın ulusal birlik ve ‘devrim ruhuyla kazanımlara sahip çıkmak’ olduğunun altını çizdi. Rojava halkların demokratik temsiliyetine dayanan özerklik sisteminin önemine de değinen ve bu modelin Kuzey Kürdistan için de ‘açık bir örnek olduğunu’ söyleyen Karayılan şöyle dedi:

“Şimdi bazı Kürtler bunun vakitsiz olduğunu ve gerekli olmadığını söylüyorlar. Yani karşıt duruyorlar. Ancak bu kesimler yanlış yapıyorlar. Niye? Çünkü Rojava’nın ekmek su gibi yönetime ihtiyacı var. Eğer yönetim olmazsa bu halk kendini nasıl yönetecek! Nasıl gıda temin edecek, güvenliğini sağlayacak! Suyu nasıl temin edecek! Yaşamını nasıl geliştirecek! Tabii ki bir yönetimle bunları yapacak. Bunun için de “yönetimin vakti değil” diyerek katılmayanlar her gittikçe marjinal düşecek. Niye? Çünkü yanlışlar. Çünkü su yukarıya doğru akmaz, aşağıya doğru akar.

Bugün Rojava’da halkımızın yönetime ihtiyacı vardır. İşte yönetim ilan edildi ve toplumun bir çok kesimi de bu yönetimin içinde yer almakta. Kürtler, Araplar, Süryaniler, 9-10 siyasi parti ve birçok STK bu yönetimde yer alıyor. Bazı kesimler bu yönetimin tek bir parti yönetimi olduğunu belirtiyorlar. Bununla PYD’yi kastediyorlar. Ancak PYD projeyi sunandır, yönetimi oluşturan değil. Yönetimin içinde yalnızca 2 PYD temsilcisi vardır. Şimdi kanton yönetimlerine dönük dışarıda ve içeride bir karalama var ama bu karalamalar sonuç almaz. Niye? Çünkü bir hakikattir ve bu hakikatin arkasında halk var. Dışarıda kalıp, bunu gerekli görmeyenler halkın duygularını yaşamayanlardır. Diğer bir gerçeklik ise, her gün Rojava’da şehitler verilmektedir. İster siyasi olsun, ister olmasın, her şerefli ve yurtsever Kürdün görevi, Rojava’ya destek olmaktır. İşte her gün saldırı gerçekleşiyor.

Sizin de belirttiğiniz gibi YPG, kendisine saldırı olmadığı müddetçe kimseye karşı ateş etmeyeceğini ilan etti. “İleri harekat operasyonları gerçekleştirmeyeceğiz, yalnızca kazanımlarımızı koruyacağız ve de rejim, muhalefet ve çeteler arasında tarafsız kalacağız, aynı zamanda muhalefetle ilişkilere açık olacağız” dediler. Böyle bir açıklama yaptılar. Ama bakınız, bu açıklama üzerinden 2 hafta geçti, IŞİD, Kürt halkının kutsal bir mekanı olan Til Maruf’a saldırdı, viran etti. Yine Qamişlo’da 10 Kürt insanının katledildiği saldırı gelişti. Ve aynı zamanda Qamişlo Katliamı’nın yıldönümünde rejim de saldırdı ve bir YPG üyesini şehit etti. Bunun üzerine YPG de onlara karşı misilleme hakkını kullandı ve çatışmalar yaşandı. Yani Kürtler “kimseyle savaşmak istemiyoruz, kendimizi savunmak istiyoruz“ demelerine rağmen her iki taraftan da saldırı gelişti. Ama YPG’nin ve halkımızın vermiş olduğu cevap da yerindedir. Gerçekten halkımız kahramanca bir duruş sergiliyor. Bu vesileyle tekrardan halkımızı selamlıyorum ve onları kutluyorum. Onlar şehitlerinin çizgisinde gün geçtikçe kazanımlarını daha da güçlendiriyorlar. Ve her gittikçe daha da başaracaklar. Çünkü yolları doğru yoldur, çünkü davaları haklı bir davadır. Aynı zamanda kendilerini örgütlemişler. Belki halen katılmayanlar mevcuttur ama onlar da gelirler. Herkesin birlik içinde olması gerekiyor. Şimdi Rojava’da gerekli olan şey, ulusal birlik ve direniş ruhuyla devrimin kazanımlarını korumaktır. Devrim gerçekleşmiş. Görev, devrimin kazanımlarını korumaktır. İnanıyorum ki, yeni dönemde Rojava Devrimi bu çerçevede daha da güçlenecektir ve rol oynayacaktır.

Rojava’da kurulan sistem Suriye’de sorunların çözümü için örnek bir sistemdir. Suriye muhalefetinin bir parçası olan El Tensîq Heyeti de Suriye’nin her yerinde kanton sistemiyle çözümün gelişeceğine dönük karar almış durumda. Çünkü en makul çözüm budur. Bir de bu kantonların kabul etmiş olduğu toplumsal sözleşmeler, Ortadoğu’da yeni bir formül anlamına gelmektedir. İçeriği demokratik ulustur. Yani bütün kültürlerin bir arada devletsiz yaşamasıdır. İşte bakın, yönetimde kim var; Kürtler var, Araplar var, Süryaniler var. Bütün diller özgürdür. Yani kültürler ve halklar üzerinde baskı yok. Özgürlük var. Bu yeni bir fikirdir, yeni bir modeldir. Bu model bütün Suriye için bir çözüm perspektifi ve bir örnek olabilir.

Yine bütün Kürdistan için de bir örnektir. Mesela Kuzey Kürdistan için açık bir örnektir. Yani Kürt meselesini bir kez daha masaya getirmiştir. Artık Lozan Antlaşması geçersizdir. Rojava Devrimi bunu bir kez daha söylemiştir. Bunun için de Rojava Kürdistanı’nın başarısı, bütün Kürtlerin ve bütün Kürdistan’ın başarısıdır. Bazı partiler içinde olmadıkları için “iyi değil” diyorlar. Bu doğru değildir. Ulusal çıkar açıktır. Rojava Kürdistanı’nın oynamış olduğu rol, Kürdistan’ın bütün parçaları ve tüm Kürt halkı için büyük bir onurdur, büyük bir gelişmedir. Tabi bütün Kürdistan ve tüm Kürt halkı da Rojava Devrimi’ne destek olacaktır.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.