'İyiki Kurtuluş Savaşı'nı Bu Kadrolar ile Yapmamışız'

MHP Genel Başkan Yardımcısı Şefkat Çetin, yapılan polemiklere ' MHP'nin muhatabı Genelkurmay Başkanı değil, Başbakandır' diyerek cevap verdi. Yazılı basın açıklamasında aynı  zamanda 'Kurtuluş Savaşını bu kadrolarla yapmamışız' dedi.


İşte o açıklama ;


 

Türkiye’nin yurt dışında sahip olduğu tek vatan toprağı Süleyman Şah türbesinin terk edilişini Amerikanvari bir medya şovuyla zafer gibi göstermeye çalışarak gerçekleri örten bir hükümetle karşı karşıyayız. Vatanımızın bir parçasının terk edilmesi ve karşılığında sınırımıza 150 metre mesafede çevrilen bir alana türbeyi nakletme girişimi büyük bir aymazlık örneğidir. Uluslararası hukuk tarafından tescil edilmiş Türk toprağını terk ettikten sonra geride değerli emanet bırakılmadığı açıklamalarını yapanların vatan şuuruna sahip olmadıkları çok açıktır.

 

IŞİD’in tehditleriyle önce Musul’daki konsolosluktan vazgeçen, şimdi ise sınırımıza 37 kilometre mesafedeki Süleyman Şah türbesini terk eden hükümet için ortada övünecek bir tablo yoktur. IŞİD’in kontrol alanından kaçıp PKK uzantısı örgütlerin paçavralarıyla Türk bayrağını yan yana dalgalandırmanın adı zafer değil hezimettir. Vatan topraklarını boşaltarak geri çekilişi büyük bir başarı gibi sunanlar Türk devletini küçük düşürmektedir. Yapılan operasyonu topraklarımızı korumak gibi sunmaya çalışanlar, Türk milletinin aklıyla alay etmektedirler. Terör örgütlerine karşı Türk devletinin gücünü göstermek yerine, vatan toprağını adeta saksıya koyarak zabıtadan kaçan işportacılar gibi yer değiştirmenin adı askeri zafer değil, kelimenin tam anlamıyla fiyaskodur.

 

Ecdat toprağını tek kurşun atmadan terk eden AKP hükümeti bugüne kadar izlediği “ver kurtul” politikalarını geliştirerek “kaç kurtul” aşamasına geçmiştir. Şanlı bayrağımızın dalgalandığı bir vatan toprağını terk etmek AKP hükümeti için bir başarı kriteri olabilir ancak Milliyetçi Hareket’e göre yaşanan tam bir rezalettir.

 

Vatan toprağı olarak kabul ettiğimiz bir yerin terk edilmesini türbenin taşınması, manevi değerlerin, kutsal emanetlerin güvenceye alınması şeklinde izah edemezsiniz. Veya Mehmetçiğimizin burnu kanamadan getirilişi ambalajıyla gizleyemezsiniz. Büyüklüğü ne olursa olsun manevi bir anlamı olan vatan toprağından tasını tarağını toplayıp bir gece vakti çekilmenin neresinde kahramanlık ve zafer vardır? Daha bir ay önce, gerekirse üç dakika içerisinde orada oluruz diyen sizlersiniz. Türkiye bu kadar aciz mi? Sınırının hemen ötesindeki toprağını koruyamayanlar derhal işgal ettikleri makamları bırakmalıdır. Bu faturayı ne dışişleri, ne de başbakanın ödemesi mümkün değildir.

 

Milliyetçi Hareket Partisi, vatan topraklarının terk edilmesine karşı tavrını açıkça ortaya koymuştur. Hükümetin kabahati bu konuda sadece vatan toprağından vazgeçmek değil, aynı zamanda kıytırık terör örgütleri karşısında korkak bir politika izleyerek bütün dünyaya karşı devletimizi küçük düşürmektir. Büyük devletlerin yaptığı gibi tehdidi başka topraklarda karşılamak yerine kendi sınırlarımızda kabullenmektir. Korkarız ki bu zihniyet varlığını sürdürdüğü takdirde sınırlarımızın da güvenliği kalmamıştır.

 

Yaptıkları bütün algı operasyonları bir tarafa, terör örgütünün birinden kaçarken, asıl tehdit olan bölücü terör örgütü PKK ile yapılan işbirliğinin pişkin bir şekilde sunulmasının kabul edilir bir yanı yoktur. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yaptırılan operasyonların kenarına PKK müsveddelerinin iliştirilmesi, AKP’nin yıllardır alt yapısını hazırladığı en çılgın projeleridir. 13 yıllık AKP iktidarının milletimize son hediyesi, TSK ve PKK’nın omuz omuza getirilme girişimidir.

 

Türkiye, sınırımızın 37 kilometre yakınındaki toprağımızı koruyamayacak kadar aciz değildir. Türk askerinin görevi ve Türk milletinin hayat düsturu vatan toprağını korumak, gerektiğinde vatan toprağı için can vermektir. Yüze yakın zırhlı araç ve 600’e yakın personel, türbe nakli yapmak yerine oradaki toprakların savunulması için kullanılsa Türk milletine daha çok yakışan bir politika olurdu. Savaş tehdidiyle, hele de terör örgütlerinin gözdağıyla toprağını terk eden Türkiye’nin dünyada bir eşi daha yoktur. Türbe rezaletinden sonra iyi ki kurtuluş savaşını bu kadrolarla yapmamışız demekten kendimizi alamıyoruz. Aksi takdirde türbelerdeki tabutlarımızı dahi götürebileceğimiz bir vatana sahip olamazdık.

 

Vatan toprağının terk edilmesine yönelik Milliyetçi Hareket Partisi’nin yaptığı eleştiriler, ne yazık ki bilhassa cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kışkırtmalarıyla kamuoyuna yanlış aksettirilmeye çalışılmaktadır. Yaklaşan 7 Haziran seçimleri için oy avcılığına soyunan Erdoğan, PKK pazarlıklarını örtebilmek için Milliyetçi Hareket’e hücum etmektedir. Her açıdan iflas etmiş ve inandırıcılığını yitirmiş hükümetin devam etmesi için bütün yolları deneyen Erdoğan’ın panik hali saldırgan üslubuna yansımaktadır.

 

Söz konusu olan milli çıkarlarımız ve vatan toprağı olduğunda Milliyetçi Hareket Partisi hangi şart altında olursa olsun hiç kimseden sözünü esirgemez ve millet için doğruları seslendirmekten çekinmez. Süleyman Şah Türbesinin terk edilmesiyle ilgili yaşanan olaylarda devletin kurumlarına, ilkelerine ve varoluş gayelerine uygun bir fotoğraf verilmediği için kurumların başındaki bürokratları eleştirme hakkımız kullanılmıştır. TSK’nın anlı şanlı paşalarının düzmece davalarla hüküm giydiği bir dönemin başbakanı olmasına rağmen cumhurbaşkanı derhal MHP ile şanlı ordumuzun arasına girmeye çalışmıştır.

 

Gücünü büyük Türk milletinden alan, varoluş gayesi devleti ve milleti ebed müddet yaşatmak olan Milliyetçi Hareket Partisi’nin vatanımıza milletimize hizmet eden devletin hiçbir kurumu ile ve bilhassa Türk Silahlı Kuvvetleri ile sorunu olmamıştır ve olmayacaktır. Türk ordusu Milliyetçi Ülkücü Hareket için peygamber ocağıdır. Her Türkün asker doğduğu gerçeğini bilen Ülkücü Hareketin mensupları analar babalar tarafından vatana millete hizmet etsin, hayırlı evlat olsun diye yetiştirilmiş nesillerdir. Çanakkale’nin kınalı Hasanları gibi, Ülkücüler de Türk milletinin vatana kurban olmaya hazır kınalı kuzuları, bozkurtlarıdır.

 

Türk Silahlı Kuvvetleri de devletimizin, milli güvenliğimizin, vatan savunmasının vazgeçilmez, tartışılmaz müstesna bir kurumudur. Devlet bizim devletimiz ve devletin kurumlarına saygımız sonsuz olmakla birlikte, kurumların başındaki kişilerin milletin bütününü temsil etmeyi gerektiren ilkeleri ihlal etmelerini ve siyasi iktidarların memuru gibi davranışlar sergilemelerini kabul etmemiz mümkün değildir. Bu kurumların yetkilileri de millet olarak gönlümüzde ve beynimizde o kuruma verdiğimiz değere uygun davranmak zorundadır. Devletimizin kurumlarında görevli bürokratlarımız kurumun ilkelerine, kuruluş felsefesine, görevine, yetki görev kapsamına uygun davranışlar sergilemelidir. Milli İstihbarat Teşkilatının başında olan birisinin mevcut siyasi iktidardan milletvekili adaylığına müracaat etmesinin siyasi iktidarın memurluğu eleştirimizi doğruladığı gibi, başka kurumlarla ilgili eleştirilerimizin de yarınlarda pratiğe geçmesinden endişe duyuyoruz. Türkiye bir parti devleti değil, millet egemenliğine dayalı üniter, demokratik bir milli devlettir. Bugün iktidarda AKP vardır, yarın MHP devleti yönetecektir. Devletin kurumlarını yöneten bürokratların millete sadakatlerinin üstünde bir şahsa ya da partiye bağlılık göstermek gibi bir hataya düşmemeleri elzemdir.

 

İktidar ne kadar milletin temsilcisi ise muhalefet de bir o kadar milletin temsilcisidir ve devlet politikaları oluşturulurken görüşlerimiz ve bilhassa uyarılarımız dikkate alınmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi oy aldığı kendi seçmen kitlesinin yanı sıra bütün milletin hassasiyetlerinin sözcüsüdür. Milliyetçi Hareket Partisi kaygılarını dile getirdiğinde, bilinmelidir ki Türk milletinin menfaatlerinin korunması amacıyla ve tamamıyla milli bir perspektiften yapmaktadır. Ordu millet gerçeğini bilen, vatan savunması yapana saygıda kusur etmeyen, kendi evladını askere gönderme kararlılığından vazgeçmeyen Milliyetçi Ülkücü Hareket’in vatan ve millet konusundaki hassasiyetlerini göz ardı edenler vatanseverliklerini gözden geçirmelidir.

 

Milliyetçi Hareket Partisi Türk milletinin bütününü ilgilendiren bir milli meselede Ülkücü tabanın yanı sıra, milli değerler konusunda yüksek bir hassasiyete sahip bütün toplum kesimleri adına ihtiyaç duyulan bir tavrı ortaya koymuştur. Milliyetçi Hareket Partisi olarak Süleyman Şah Türbesi’nin ve vatan toprağının terk edilişinin bir şova dönüştürülmesini ve TSK’nın başındaki bir şahsiyetin siyaset malzemesi yapılmasını tasvip etmediğimiz dile getirilmiştir. Adi bir terör örgütünün tehdidiyle aleni bir geri çekilişin büyük devlet nutuklarıyla süslenerek sunulması, Türkiye’deki milli hisleri rencide etmiştir. Milliyetçi Hareket bu pespayeliğe ve küçültücü yaklaşıma müsaade etmeyecektir. Tarihi şan ve şerefle dolu bir millete zafer diye sunulanın ardında ve ilerisinde hangi gerçeklerin olduğu elbette ki dile getirilecektir.

 

Vatan toprağının kaçarcasına terk edilişinden rahatsız olan milletimizin hissiyatına tercüman olmak Milliyetçi Hareket Partisi’nin yükümlülüğüdür. Bir siyasi parti olarak görevimiz, oy veren insanlarımızın yanı sıra milletimizin tamamının rahatsız olduğu hususları dillendirmektir. Türk insanı yaşananları bir geri çekilme olarak algılamakta ve sadece MHP’li seçmen değil, AKP’ye ve CHP’ye oy veren insanlarımız da bu çirkin durumu tasvip etmemektedir.

 

Operasyonla ilgili hükümetin hiç kimseye haber vermedik, hiç kimseyle görüşmedik ve hiç kimseden izin almadık açıklamalarıyla kamuoyuna yansıyan bilgiler örtüşmemektedir. Operasyon öncesi terör örgütünden görüşüldüğüne dair açıklama gelmiştir. Bölgedeki sözde kantonun başbakanı ile görüşüldüğü ortaya çıkmaktadır. Peşinden cumhurbaşkanlığı makamının PYD ile ilgili açıklamaları kesinleşen bu garabeti, bu çelişkiyi siyasiler dillendirmeyecek de ne yapacak, kabullenecek midir?

 

Amerikanvari pozlarla basına servis edilerek bir algı oluşturmaya çalışılırken, öbür tarafta PYD bölgesinden araçların geçişi ve PKK’lıların mihmandarlık edişinin canlı yayında gösterilmesi Türk milletini incitmiştir. Peşinden de yeni arazi diye sunulan yerde PKK’lı caninin flamaları, paçavraları altında yürüyüş mesafesinde Türk bayrağı çekilmiştir. Başka bir yer bulamadınız mı diye sormak hakkımız değil midir? Toplumun buna tepki göstermesinden ve MHP’nin bu tepkileri dillendirmesinden doğal ne vardır? Bir hezimeti zafer gibi gösterme garabetini görmedik, duymadık mı diyecektik?

 

Milliyetçi Hareket Partisi’nin haklı eleştirilerinin muhatabı ne Genel Kurmay Başkanı ne de cumhurbaşkanıdır. Eleştirilerimize cevap vermesi gereken muhatap başbakandır. Ancak başbakan Davutoğlu kendi bakanlar kurulunu dahi toplamaktan aciz ve yetersiz olduğu için, 7 Haziran seçimlerine kadar Cumhurbaşkanının takviyesi ile devam etmektedir. Cumhurbaşkanının bir parti lideri gibi konuşmamalı, Genel Kurmay Başkanı da siyasi polemiklere girmemelidir. Çok heves eden üzerindeki üniforma ile tarafsızlık sıfatını çıkararak siyaset yapmalıdır. Siyasi bir kimlik aldıktan sonra konuşma heveslerinin karşılığı olan cevaplarını da alacaklardır. Bu nedenle Milliyetçi Hareket Partisi’nin ne Genel Kurmay Başkanı ne de Cumhurbaşkanı ile bir polemiğe girmeyeceği iyi bilinmelidir.

 

Türkiye’nin en saygın ve bizce kutsal sayılan kurumu TSK’nın başındaki bir isimle Milliyetçi Ülkücü Hareket arasında polemik oluşturarak karşı karşıya getirmek gibi bir mühendislik çalışması yapılıyorsa, biz bu oyuna düşmeyiz. Biz Türk ordusunun peygamber ocağı olduğunu, anamızdan doğduğumuz gün kulağımıza okunan ezan, akıl bali olduğunda babamızın her Türk asker doğar söylemiyle idrak etmiş bir nesiliz. Ordu millet kavramını bilen, orayı peygamber ocağı sayan, şehitlik ve gazilik kavramının kutsiyetini bilen bir hareketiz. Türk Silahlı Kuvvetlerinin başındaki kişinin kurumunun kutsiyetine uygun davranmasını beklemek hakkına fazlasıyla sahibiz.

 

Vatan uğruna hayatını feda edeceğine dair yemin eden Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, bırakıp geldiğimiz yer vatan değil dedirtilemeyeceğinden hiçbir şüphemiz yoktur. O halde bu çekişilin hesabını bırakınız da Milliyetçi Hareket hükümetten sorsun. İktidarın siyasi hırs ve hesaplarına kurumlarımızı alet etmesine müsaade etmemek için Milliyetçi Hareket Partisi milli tavrını ve endişelerini dillendirmeyi sürdürsün.

 

 

Milliyetçi Hareket Partisi, siyasetçinin memuru algısının en fazla saygın kurumlarımıza ve dolayısıyla devletimiz ve milletimize zarar vereceğini bildiği için uyarmaktan çekinmeyecektir. Milliyetçi Ülkücü Hareket’in mensupları en kutsal emanet olan vatanımızı basit hesaplarla ve sorumsuzca gözden çıkaranlara rağmen her daim yılmadan mücadelede kararlıdır. Bu vatanın büyük Türk milletinin ebedi yurdu olarak kalabilmesi için evlatlarımıza eksiksiz teslim etmek üzere Milliyetçi Ülkücü Hareket üzerine düşen her sorumluluğu fazlasıyla yerine getirmeye devam edecektir. MHP’nin sesinin daha gür çıkmasından endişe edenler bizi sorgulamaya başlamadan önce evvela bulundukları konumu kontrol etmelidirler.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.