İstiklal Marşı Derneği Bşk İsmet Özel:Buzdolaplarına ruku ediyorlar

"Çünkü İstiklâl Marşı, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Hıristiyan takvimine göre 12 Mart 1921'de milli marş olarak kabul edilmek suretiyle, dünyanın hiçbir yerinde olmadığı şekilde, kanun hüviyeti kazanmıştır. Bu hüviyete tasallut etmeye yeltenenler olduysa da hiçbiri muvaffak olamamışlardır."

İNSANLAR BUZDOLAPLARINA RÜKÛ EDİYORLAR

"Şirk İslâm anlayışı içerisinde en küçük zerresi dahi kabul edilemeyecek bir kötülüktür. Müsamahaya mazhar miktarda şirk diye bir şey yoktur. O yüzden biz şirkten kendimizi ne kadar uzak tutarsak o kadar güzelleşir, ne kadar güzelsek şirki yapımızdan, bünyemizden, maddi varlığımızdan uzaklaştırmış oluruz. Tevhid dini olarak biliyoruz İslâm'ı. Ama İstiklâl Marşı Derneği olarak biz bilhassa bugün dünya hayatını idame ettirmekte olan insanların İslâmi durumları, konumları itibariyle Türkiye ve Türk Milleti çerçevesinde nerde durduklarını göstermeye çalışıyoruz. Bize dünyada İslâm'ın bir daha kâfirlerin korkulu rüyası olmaması için bir İslâm varlığından bahsediyorlar. Yalnız Türkiye'de değil bütün dünyada İslâm artık küfrü etkisiz bırakan bir beraberliğin adı olmaktan çıkarılıp bir itikad cüzü, dünyada birçok itikadlar var, bunlardan biri de İslâm itikadıdır şeklinde anlayıp anlatıp dünyada hükümdarlık gösteren kâfir saltanatının sarsılmasına fırsat doğurmayan bir şey haline getirmek. Bunu büyük ölçüde başarmış haldeler. Müslümanlar kendilerini kâfirlere benzeterek savunuyorlar. Bunların bizim ahiret hayatımızı yok edeceğini, berbat edeceğini anlamamız lazım.

İnsanlar buzdolaplarını açtıkları zaman rükû ettiklerinin farkında değiller. Ama ister istemez ediyorlar. Onlar kendilerine iyi olarak öğretilmiş başka şeylerin peşindeler. İslâm inançlar içinde bir inanç, Türkler de milletler içinde bir millet değildir. İslâm kendi dışında hiçbir iyilik tanımayan, kendi içinde hiçbir kötülük barındırmayan bir kapsama alanıdır. Türkler de Allah'a kullukta önlerinde hiçbir kavmin ya da milletin bulunmadığı bir insan topluluğudur. Bunun gösterilebilir, pratik nişaneleri var. Kelime-i şehadetle Müslüman oluyoruz. Kelime-i tevhidin iki parçası vahdet haline geliyor. Eğer "Muhammeden Resulullah" demediyseniz "La ilahe illallah" demenizin hiçbir manası yok. Eğer "La ilahe illallah" dediyseniz bunu ispat için "Muhammeden Resulullah" demeniz lazım. Demediyseniz ispat etmiş olmazsınız. Bu bizi şirkten yani Allah'ın iradesi dışında bir iradenin geçerli olmasını reddeder. Birinci derecede vahdet dini olma vasfını İslâm bizim Allah'ın iradesi dışında herhangi bir irade tanımama gücüne ulaşmamızla kazanır. İslâm'ı İslâm yapan şey, Yahudilikten, Hristiyanlıktan farklı olarak, dünya hâkimiyeti meselesinde de şirki tanımamasıdır. Allah uhrevi hayatın hâkimi, ama dünyevi hayatın hâkimleri vardır şeklindeki anlayışın reddiyle başlayan bir çalışma alanıdır İslâm. Kur'an-ı Kerim nazil olduğu zaman dünyada iki büyük dünyevi otorite vardı: Kisra ve Kayzer. Bilenler bilir Hendek Savaşı hazırlıkları sırasında her kazma inişte Resulullah Kisra'nın ve Kayzer'in o saraylarına o kazmaların indiğini söylüyordu. Resul-ü Ekrem'in bize gösterdiği yol dünya hâkimlerinin hükümranlıklarını silip süpürme yolu değil. Ne peki? Dünya hâkimlerinin asla sözünün geçmeyeceği bir İslâmi yaşama sahası temin etmek.

TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ İÇİN YAPILAN PLANLAR TÜRKİYE'NİN İÇİNDE YAPILMIYOR

"Millet fayda ummak kastıyla yüzünü Batı'ya çevirdi ve bir daha güneşin doğuşunu göremedi. Çünkü o taraftan doğmuyor güneş. Bu o kadar korkunç tahribat yaptı ki biz önemli olmanın ne olduğunu bile fark etmiyoruz. Bunu da dünyamızdan çıkardık. İstiklâl Marşı 12 Mart 1921'de TBMM'de millî marş olarak kabul edildiğinde Türk Milleti'nin mevcudiyeti en büyük riski taşıyordu. Henüz Sakarya Meydan Muharebesi cereyan etmemişti ve Ankara'da kurulan meclisi Yunanlıların dağıtma ihtimali çok yüksekti. İstiklâl Marşı eğer vatan toprakları yok olmaktan çıkacak olursa daha sonra yürürlüğe girecek olan gelişmeler hakkında da bize ikazda bulunuyordu. 'Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.' Ama 1932 yılında ezanın aslına uygun olarak okunması yasaklandı. Benim görüşüme göre 18 sene bu memlekette ezan okunmadı. Türkiye'de yaşayan insanlar yeni bir hayatı başlatmak için hiçbir çaba göstermedikleri gibi bir şahsiyet sahibi düzeni devam ettirmek için de bir ısrar göstermediler. Elimizde bugün yeni bir başlangıç yapmak için ne var diye soracak olursanız ben bir şey zikredebilecek durumda değilim. Türkiye'de Türk Milleti'nin yeni bir başlangıç için hazır olduklarını söylemeye mütemayil değilim."

TÜRK DÜNYASI İLE BATI'DAKİ KÜLTÜR VE SANAT HAYATININ FARKI

Türk tarihi varlığını bahis konusu ederken hadiseyi ikiye ayırmak gerektiğini söyleyen İsmet Özel, 1071'den 1571'e kadar olan devre ile 1571'den günümüze kadar geçen devrenin iki zıt karakterli kısımı gösterdiğini söyledi. Türk üstünlüğünün meydana getirdiği yapıdan Türk olmayanların yani Osmanlıların istifade ettiğini söyleyen Genel Başkan İsmet Özel, Osmanlı bakış açısıyla Türk bakış açısı arasındaki farka işaret etti. "İslâm'ın bize kazandırdıklarını dünya hayatında istifadeye tahvil etme tavrıdır. İslâm bize neyi kazandırdı? Bütün seviyelerde, Allah hâkimiyetinden başka bir şeyi kabul etmek şirktir ve insanı Müslümanların karşısına, onların kötü saydıkları tarafa iter. Kur'an-ı Kerim nazil olurken Kisra ve Kayzer vardı. Kur'an-ı Kerim bize bir üçüncü hâkimiyet alanı açmadı. Bu Kisra'nın ve Kayzer'in hâkimiyetinin lağvedilmesi, onun yerine hayatımızın her milimetrekaresinde, her salisesinde kul olduğumuzu ve sadece Allah'ın kulu olduğumuzu anlamamıza imkân veren bir hayat sahası teşkil etti. Müslüman, galip geldiği zaman Kisra'nın ve Kayzer'in yerini tutmak üzere bir hâkimiyet, hükümranlık tesis etmez, etmemeliydi. Ama öyle olmadı. Hadis-i Şerif bildiriyor ki 'Benden sonra hilafet otuz senedir. Ondan sonrası ısırıcı saltanattır.' Böyle oldu. Emevilerle başladı, Abbasilerle devam etti, son olarak da Selçuklu ve Osmanlı hükümranlıklarıyla bir yere geldi. Ama nereye gelindi? Artık Kisra ve Kayzer hâkim değil, biz hâkimiz diyen insanların yerine gelindi. Ama Türkler bu toprakları, bilhassa burayı vatan haline getirdikleri zaman Asr-ı Saadet'in umdelerine döndüler: 'Müslümansan önemlisin, Müslüman değilsin ancak Müslüman'ın önem verdiği kadar önemlisin.' Bunu biz Gaza Beylikleri döneminde bütün dünyaya kabul ettirdik."

TÜRKİYE'DE MÜSLÜMAN'IN MÜSLÜMAN'A YAPTIĞI BİR KÖTÜLÜK YOK

İsmet Özel, Tokat'ta ve Yozgat'taki konuşmalarını özellikle 30 Mart'taki seçimlerden önce yaptığını ifade ederek, bunu seçim üzerinde bir etki oluşturmak için değil, 30 Mart sonrasında artık bazı şeylerin dile getirilmesinin mümkün olmayacağı mütalaasıyla tercih ettiğini belirtti. "Önümüzdeki mahalli seçimlerden sonra 'Türkiye' sözünün de çok fazla söylenmemesi fikri ağır basabilir. İnsanlar küreselleşme veya globalleşme gibi şeylerin hayırlı olduğunu söylüyorlar. İnsanlar ileri demokrasi adına iyi şeyler yapılabileceğini söylüyorlar. Hangi sonuç doğarsa doğsun, artık Türk düşmanlığı yapmayanların yaşama hakkı yoktur deneceği noktaya gelmeyeceğini söyleyemem. Türkiye'de Müslüman'ın Müslüman'a yaptığı bir kötülük yok. Türkiye'de gayrimüslimlerin kendi aralarındaki hırlaşmaları kılık değiştirmiş olarak çeşitli biçimlerde görünüyor. Çünkü Türkiye topraklarının kaderi Birinci ve İkinci Dünya Savaşı galiplerinin ellerinde olan bir şey. Önümüzdeki 24 Nisan'da Amerikan Başkanı Ermeni olayları hakkında bir kanaat belirtecek. Bir sene sonra belirteceği kanaatin işaretini verecek. Bizim neler yaşayacağımıza dair muayyeniyetler bir yerlerde belirleniyor, netlik kazanıyor.

Müslüman, Müslüman'a kötülük de etmez

Resul-ü Ekrem buyuruyor ki 'Müslümanı Müslümanla savaşıyor görürsen git iri bir kayada kılıcını kır, evinin en gizli odasına çekil, öldürülmeyi bekle.' Müslüman ise birisi, Müslüman'a kötülük de etmez, saldırmaz da. Müslüman'ın Müslüman'a canı da, malı da, haramdır. Şirkten ve çirkinlikten uzak Müslüman'dan bahsediyorsak, Müslüman'ın Müslüman'a bakış açısı ile sağlanabilecek bir şeydir. Bugün Türkiye'de siyaset yapılmıyor, sadece kâfir oyunlarının çeşitli varyasyonları sergileniyor."

"Türkiye bugüne kadar bir İstihbarat Devleti olarak devam etti. Kötüden betere gidiyoruz. 30 Mart'tan sonra başımıza ne geleceğini Allah bilir. Ama kuluna da bildirir. Bütün mesele Allah'ın kulu olmayı kabulde ve reddedir. İnsanlar dünyada olup biten şeylerin Allah'ın yarattıkları eliyle, onların kendi talepleriyle yürüdüğüne inanıyorlarsa bir taraftadırlar; dünyada olan biten şeylerin Allah'tan istenen aracılığıyla olduğuna inanıyorlarsa onlar başka bir taraftadır. Allah'tan istemesini bilenlerle 'Ya Allah vermezse' diye tedbir alanlar arasında bir düşmanlık var. Takdir, tedbiri bozar diye bir hüküm vardır. Allah neyi takdir ettiyse senin aldığın tedbirlerin hiçbir faydası yoktur. Biz Allah'ın bizim hayrımıza bir netice hâsıl etmesini dua ile istiyor olmalıyız. Bütün sıkıntılarımızın Allah'tan istemeyi bilmemekten olduğunu bilmemiz lazım."

BUGÜN TÜRKİYE'NİN HARİTADAN SİLİNMESİNE ENGEL OLAN…

"Türkiye'de devlet ve milletin kaynaşması sorusu gündeme sokulmuyor. Bu ikisini tarif etmemiz lazım. Bu tarif kimsenin işine gelmiyor. Devletle millet kaynaşacak. Güzel. Hangi devlet? Kur'an Devleti mi İstihbarat Devleti mi? Hangi millet? Otuzaltı etnik kimlik barındırdığı söylenen millet mi? Yoksa Türk Milleti mi? Bu konularda sarahat, vuzuh ortaya çıkmadan Türkiye'de hiçbir adım atılamaz. Bu isteniyor mu? Türkiye'nin bir şey haline gelmesi isteniyor mu? Hayır, bugün 1918'in gerisine düştük. 1918'de en tehlikeli yer Türk bayrağının altıydı. Bilenler anlayanlar net olarak telaffuz ediyorlar. Finansbank'ın Yunan Milli Bankası'nın malı oluşu 1919'da Yunanlıların İzmir'e asker çıkarmalarından çok daha ileri bir adımdır. Bugün insanlar milli bir hassasiyeti küçümser haldedirler. Hepsi paranın nereden geleceğine bakıyorlar. Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin haritadan hemencecik silinmesine mani olan şey tapu kayıtlarının açıklığa kavuşmamış olması ve emekli maaşlarını kimin ödeyeceğinin daha tatminkâr oluşudur. Bunun dışında Türkiye'nin haritadan silinmesine engel olan hiçbir şey yoktur. Türkiye'de Enerji Bakanlığı devletin enerji üreten yatırımlar yapmaması kararı alarak yaşıyor. Bugün ekranlarda dönen şeylere bakın. Hiçbiri Türkiye'yle alakalı şeyler değil. Kendileriyle alakalı şeyler ama kendilerinin Türkiye'yle alakası yok. Türkiye'de siyasi manada millet hayatını ilgilendiren hiçbir şey canlılık taşımıyor. Eğer Türk Milleti'nden bahsedecek olursak meraklıların öğrenmek istedikleri bir ansiklopedi maddesi olarak ilgi çekebilir. Ama faaliyet olarak yürütülen bir iş yok. İstiklâl Marşı Derneği bunun için bir fırsat mıdır? Buna hepimiz karar vereceğiz." açıklamalarında bulundu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.