İstihbarat değil yönetim zafiyeti de var

 3 aylık olağanüstü hâl ilan edilmesinin ardından TBMM Genel Kurul'unda konuşma yapan Akçay, "İşi ehline vermezseniz, ülkeyi kurum ve kurallarıyla yönetmezseniz, şahsi ve keyfi yönetirseniz, darbeyi de eniştenizden haber alırsınız. Hani MİT müsteşarı sır küpünüzdü? Bu sır küpü sırları kendisine mi saklamış?" diye sordu. Akçay, "Biz diyoruz ki, istihbarat zafiyeti de yönetim zafiyetinden kaynaklanmaktadır. Bu zafiyet derhal giderilmelidir. Elbette MİT, emniyet istihbarat ve devlet kurumları ve kurallarıyla iyi yönetilmezse birileri kurumlara sızar ve her türlü melaneti işleme cüretini kendinde bulabilir" dedi.

 
 
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, 3 aylık olağanüstü hâl ilan edilmesinin ardından TBMM Genel Kurul'unda konuştu. 
 
Akçay şunları söyledi:
"Hükümetin ülke genelinde 3 ay süreyle olağanüstü hal ilan edilmesine ilişkin yüce meclisimize onay için sunduğu olağanüstü hal tezkeresi hakkında söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
 
Sözlerime başlarken muhterem heyetinizi ve bu tarihi oturumu takip eden aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.
 
15 Temmuz 2016 akşamı Türk Silahlı Kuvvetleri içinden bir grubun darbe yapmak ve yönetimi ele geçirmek amacıyla yaptığı kalkışma ile Türkiye Cumhuriyeti olağanüstü ve gayri meşru bir durumla karşı karşıya bırakılmıştır.
 
Demokrasi ve hukuk dışı bir yaklaşımla yakın tarihimizde Türk milletine büyük acılara ve derin izlere sebep olan darbelerin bir yenisine daha girişilmiş, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık günlerinden birisini yaşamıştır.
 
15 Temmuz kalkışmasında Genelkurmay karargâhı işgal edilmiş; emniyet binaları, devlet televizyonu, özel kanallar, istihbarat kuruluşları, yollar, köprüler, hava limanları, askeri üs ve bölgeler ablukaya alınmış ve saldırıya uğramış; tanklar sokaklara çıkmış ve gazi meclisimiz 7 kez bombalanmış ve kurşunlanmıştır.
 
Kalkışmaya karşı sokaklarda tepkisini göstermek isteyen vatandaşlarımız darbeciler tarafından açılan ateşlerle hedef alınmıştır. 15 Temmuz'u 16 Temmuz'a bağlayan gece 246 vatan evladı şehit olmuş, 1.536 vatandaşımız yaralanmıştır. Şehitlerimize Allah'tan rahmet, yaralılarımıza şifalar diliyoruz. Milletimizin başı sağ olsun.
 
15 Temmuz'daki melun girişim, demokrasiyi, hukuku ve milli iradeyi yok sayma teşebbüsüdür.
 
Bu kalkışma, yalnızca seçilmiş hükümet veya milletvekillerini değil, Türk milletinin tamamını, milli iradeyi ve Türkiye Cumhuriyetinin bütün kurumlarını hedef almıştır. Bu darbe girişimiyle Türk milletinin birlik ve kardeşliği hedef alınarak ülkemiz bir kaos ortamına sokulmak istenmiştir.
 
Milliyetçi Hareket Partisi bu hain girişime en başından karşı çıkmış, Türkiye Cumhuriyetinin kurumlarının, hükümetin, demokrasinin ve hukukun kararlı tavrını ortaya koymuştur.
Yaşanan bu vahim hadiseler neticesinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 3 ay süreyle Olağanüstü Hal Kararı almış, bu gece saat 1'den itibaren uygulama başlamıştır.
 
Öncelikle belirtmek istiyorum ki, olağanüstü hal Anayasal bir durumdur. Anayasanın 119 uncu maddesinde "tabii afet ve ağır ekonomik bunalım", 120 nci maddesinde ise "şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması" sebepleriyle olağanüstü hal ilan edilebileceği düzenlenmektedir. Olağanüstü Hal ayrıca 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu ile düzenlenmiştir.
 
OHAL kararı devlet içerisinde çöreklenmiş olan cemaat kisveli bir terör örgütünün darbe girişimi sonrasında alınmıştır. Elbette ki devlet terörle ve paralel yapılarla mücadele etmelidir. Ancak bir hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum.
 
Cemaat kisveli yapılanmanın bir terör örgütü olduğu bugün tescillenmiştir. Peki dün?
 
Gülen Cemaati için biz çete dedikçe, birileri ona sahip çıktı. Biz Türkiye'ye gelsin, hakkındaki iddiaları cevaplasın dedikçe, birileri onu baş tacı etti.
 
Biz o gün kehanette bulunmadık; falcılık da yapmadık; Türkiye gerçeklerini Türkiye merkezli gördük, yorumladık.
 
Sayın genel başkanımızın bu örgüte dair yapmış olduğu ikazlara kulak verilmiş olsaydı, 15 Temmuz'da paletler sokaklarda olmayacak, meclisimiz bombalanmayacak, 246 vatandaşımız hayatını kaybetmeyecekti.
 
Biz demokratik ve milli bir sorumlulukla hareket ederek yıllardır bu uyarıları yaptık. Bu ilkesel duruşumuzu bugün de devam ettireceğiz. Olağanüstü Hal uygulamasına "evet" diyeceğiz. Ancak nasıl ki geçmişte hükümete ve iktidara uyarılarımızda bugün bir kez daha haklı çıktıysak bugün de "evet" oyu verirken bazı uyarılarla tarihe not düşmek istiyorum.
 
Türkiye hiçbir şart altında hukuktan ve demokrasiden ayrılamaz. Anayasa ve kanun OHAL'in çerçevesini çizmiştir. Bu istisnai yönetim sürecinin amacı bugün görüştüğümüz tezkerede belirlenmiştir. Tezkerede belirlenen sınırların dışına kesinlikle çıkılmadan, siyasi çıkar ve hedefler gözetilerek yeni fiili durumlar peşinde kesinlikle olunmamalıdır.
 
OHAL uygulamalarını yakından takip edeceğiz. Bu süreçte gerekli uyarımızı yapmaya devam edeceğiz.
 
Ülkemizi bugünlere getiren devlet ve yönetim krizidir. Şahsi ve keyfi yönetimin bizi getirdiği nokta 15 Temmuz akşamıdır. Yaşanan menfi hadiselerin arkasında yönetememe sorunu vardır. "Devlet benim, kanun benim, tek güç benim" diyen anlayışın cumhuriyet tarihinin en karanlık gecesine sebep olmasında etkisi vardır. Bunalımdan çıkışı ararken yeni krizlere sebep olacak tutum ve davranışlardan özenle kaçınılmalıdır.
 
Ülkemizi bugünlere getiren şahsi ve keyfi yönetim anlayışıdır.
 
İşi ehline vermezseniz, ülkeyi kurum ve kurallarıyla yönetmezseniz, şahsi ve keyfi yönetirseniz, darbeyi de eniştenizden haber alırsınız.
 
Hani MİT müsteşarı sır küpünüzdü? Bu sır küpü sırları kendisine mi saklamış?
 
 
15 Temmuz darbe girişimi sonrasında da en çok tartışılan kavramlardan birisi istihbarat zafiyetidir. Bu kavramın zorunlu bir moda deyim haline gelmesinden dolayı milletimiz ve devletimiz adına üzüntü duyduğumuzu belirtmek istiyorum. Biz Tren Garında, Devlet Mahallesinde, Kızılay'da, İstiklal Caddesinde, Atatürk Havalimanında gerçekleşen terör eylemlerinden sonra hep bu konuya dikkat çektik.
 
Ancak dediler ki, istihbarat zafiyeti yok! Bugün diyorlar ki, istihbarat zafiyeti var!
 
Biz diyoruz ki, istihbarat zafiyeti de yönetim zafiyetinden kaynaklanmaktadır. Bu zafiyet derhal giderilmelidir.
 
Elbette MİT, emniyet istihbarat ve devlet kurumları ve kurallarıyla iyi yönetilmezse birileri kurumlara sızar ve her türlü melaneti işleme cüretini kendinde bulabilir.
 
Zamanında yapılan tespitler dikkate alınmamıştır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak yaptığımız uyarılar dinlenmemiş. Hiç gazete de mi okumadınız? 2014'ten beri gazetelerde bu darbenin gelişimi anlatılıyor!
 
Hadi diyelim gazete de okumadınız; yakınınızdaki adamlardan da mı haberiniz yok; emir subayları, astsubayları, özel kalemler bu darbe tezgâhının içinde.
 
Burada sadece bir istihbarat zafiyeti yok; aynı zamanda bir yönetim zafiyeti var!
 
Silahlı kuvvetler içerisinde klik diye tabir edilen bir grup darbe hazırlığında oluyor; üstelik hiçbir kuvvet komutanı bu girişimi desteklemiyor; ancak ne hikmetse bugün general ve amirallerin yaklaşık üçte biri darbe iddiasıyla gözaltına alınıyor; biz buna diyeceğiz ki istihbarat zafiyeti var ama yönetim zafiyeti yok!
 
 "İstihbarat olsaydı Fethullahçı terör örgütü olmazdı" diyorlar! Bu ifadeyi kabul edemeyiz. Yıllarca Milli İstihbarat Teşkilatını siz yönettiniz; emniyet istihbarat teşkilatını siz yönettiniz; yetmedi Genel Kurmay İstihbaratı da MİT'e bağladınız! Şimdi kalkıp istihbarattan şikâyet ediyor olmanız da nedir? Bir sonraki aşamada "sır küpümüz bizi kandırdı, amma da safmışız" mı diyeceksiniz?
 
Değerli milletvekilleri, bu örgütü canavarlaştıran, kamuda istediği gibi at koşturmasına fırsat veren, toplumsal ve bürokratik örgütlenmesine imkân sağlayan istihbarat zafiyetinden değil, yönetim zafiyetidir.
 
OHAL olağanüstü yetkiler vermesi açısından ekonomik, toplumsal ve siyasal etkileri minimize edilecek şekilde uygulanmalıdır.
 
15 Temmuz darbe girişimi sonrasında görevden uzaklaştırılan ve göz altına alınan kamu personeli sayısı 50 bin'i geçmiştir. Bu denli yüksek bir rakamla OHAL'a girilmesi bir takım kaygıları da beraberinde getirmiştir.
 
En temel kaygı devr-i sabık yaratma sürecinin başlamasıdır. Bize ulaşan bilgiler hepinize farklı kişiler için ulaşmıştır; bu 50 bin kamu personelinin tamamı Fethullahçı örgüte mensup mudur?
 
Açıklama son derece dikkatle, özenle ve somut verilere dayanarak yapılmalıdır. 
 
Kurunun yanında yaş da yanmasın!
 
Bu özen ve dikkat sadece Fethullah örgütüne değil diğer terör örgütlerine de yöneltilmelidir.
 
OHAL içerisinde yeni mağduriyetlerin oluşmasına engel olunmalıdır. Kamu personeline yönelik bu süreçte kişiselleşmeden ve siyasi mülahazalardan mutlaka uzak durulmalıdır.
 
Özellikle darbe girişiminde bulunan askeri personelin Türk Silahlı Kuvvetlerine kurulan Ergenekon ve Balyoz davaları gibi kumpaslarla tasfiye edilen subay ve astsubaylardan boşalan kadrolara yükseltilen askeri personelin darbe girişiminde yer alması önemle incelenmesi gereken bir durumdur.
 
Örneğin şu sorular mutlaka gündemimizde olmalıdır:
 
Balyoz ve Ergenekon kumpasları neticesinde 2012 ve 2014'te Yüksek Askeri Şura'da emekliye sevk edilen general ve amirallerin yerine getirilenlerin kaçı darbe girişiminin içerisindedir?
 
15 Temmuz'un bir milat olmasını diliyoruz. Önce nerede yanlış yapıldığını tespit etmemiz gerekmektedir. Hiçbir şey olmamış gibi davranamayız. Teşhisi doğru koyalım ki, tedavi iyi sonuç versin.
 
Gelişmeleri "dün-bugün-yarın" perspektifiyle değerlendirmemiz gerekmektedir. Bugün yaşadıklarımıza dün sebep olanlar neydi ve bugün yaşadıklarımızın yarınki sonuç ve yansımaları ne olacak?
 
 
OHAL kararının darbe girişimi sonrasında Fethullahçı terör örgütüne yönelik bir hareket olduğu ifade edilmektedir. Bu amaç eksiktir. Bugün Türkiye'deki tek paralel yapılanma bu örgüt değildir. Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde KCK bir diğer paralel yapılanma olarak karşımızdadır.
 
Dolayısıyla bu OHAL kararının içerisinde mutlaka KCK paralel yapılanması ve PKK terör örgütüyle mücadele de yer almalıdır. Doğu ve Güneydoğu'da asker kışlasındadır. Diyarbakır 8'inci Ana Jet Üssü adeta kapatılmıştır. Bölücü terör bu durumu fırsata çevirerek yeniden palazlanmaktadır.
 
Bugüne geldiğimizde hükümetin sayın genel başkanımızın 6 yıl önceki uyarılarına uygun hareket etmesi elbette sevindirici bir gelişmedir. Ancak bir kez daha vurgulamak istiyorum ki, OHAL'de "benim teröristim, senin teröristin" ayrımına gidilmeden ülkemizin başına bela olmuş, adına ister FETÖ deyin, ister PKK, ister IŞİD bütün terör örgütüyle bütüncül bir yaklaşımla mücadele edilmelidir. 
 
Ülkemiz olağanüstü şartlar içerisindedir. Bu koşullardan basiretle çıkmak zorundayız. Tehlike geçmemiş, kriz atlatılmamıştır.
 
Yaşanan krizi anlamamıza yardımcı olacak temel kavramlardan birisi de fiili durum'dur. 
 
Fiili durum yaratma gayretleri devleti çivisinden çıkarmıştır.
 
15 Temmuz'da darbeyle bir fiili durum yaratılmak istenmiş, ancak millet ve devlet kurumlarının kararlı direnciyle darbe girişimi bertaraf edilmekle birlikte devlet yönetiminde ciddi bir kriz çıkmıştır.
 
Fiili durum Anayasa ve hukuk dışına çıkmaktır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak her türlü darbeye, her türlü fiili duruma karşıyız.
 
MHP'nin duruşu konjonktürel değil, ilkeseldir. Eğer demokrasiye inanıyorsak ister silahlı ister silahsız her türlü fiili duruma karşı çıkmamız gerekiyor.
 
Darbe girişimleriyle mücadele için hukuk ve demokrasi çerçevesinde mevcut sistemi iyi işletmemiz gerekmektedir. O yüzden bu OHAL uygulamasıyla birlikte Anayasal demokratik kurumların süratle işler hale getirilmesi gerekmektedir.
 
Devleti yönetenler her türlü fiili durum oluşturma gayretinden kaçınmalıdır. Özellikle OHAL yönetimi içerisinde oluşturulabilecek fiili durumlara dikkat edilmelidir. 
 
Herkes Anayasaya uyacak! Herkes hukuka uyacak! Herkes devletin kurum ve kurallarıyla yönetilmesini sağlayacak!
 
Bir ayıklanmaya, yenilenmeye ihtiyacımız olduğu muhakkaktır. Bu yenilenme devletin bütün kurumları için geçerlidir. Ancak Amerika'yı yeniden keşfetmeye de gerek yok. Tek yapmamız gereken ülkeyi şahsi ve keyfi bir anlayıştan kurtararak kurum ve kurallarıyla yönetmektir. 
 
On yıllardır biriktirdiğimiz demokratik bilincimize sahip çıkacağız. Bu badireyi de hep birlikte atlatacağız. Milli birlik ve beraberliğimizi bozdurmayacağız.
 
Türkiye Cumhuriyeti bir çadır ve kabile devleti değildir.
 
Hiçbir gerekçeyi demokrasiden kopuşa, darbe girişimlerine, ara rejimlere veya rejim değişikliklerine dayanak kabul edemeyiz.
 
Her türlüyü darbeye, fiili duruma, demokrasi ve hukuk dışı arayışlara karşı ortak akıl ve iradeyle hareket etmek zorundayız.
 
Sabırla hareket etmeli, sağduyunun rehberliğinden ayrılmamalıyız.
 
Milli birlik ve kardeşliğimiz üzerinde oynanan acımasız oyunun değirmenine su taşımaktan kaçınmalıyız.
 
Geleceğimizi hukuk ve demokrasi çerçevesinde hep birlikte inşa etmeliyiz.
 
Meşruiyete bağlı ve sadık kalarak Türkiye'nin sorunlarına çözüm üretmeliyiz.
 
Çare demokrasidir, çıkış demokrasidedir, çözüm çerçevesi demokrasiyle sınırlı kalmalıdır.
 
Sonuç olarak, ifade ediyoruz ki,
 
Milliyetçi Hareket Partisi, böylesi karanlık ve oldukça sıkıntılı dönemde devletinin ve milletinin yanında ne pahasına olursa olsun tavizsiz şekilde duracak, hiçbir gayri meşru oluşum veya çeteleşmeye aman vermeyecektir.
 
MHP olarak Bakanlar Kurulunun 3 aylık süreyle yüce meclisimizden talep ettiği olağanüstü hal tezkeresine olumlu oy vereceğiz.
Bu 3 aylık OHAL uygulamasının ülkemize bir an evvel huzur, sükun ve esenlik getirmesini, demokrasi ve hukukun sarsılmaz bir şekilde tahkim edilmesini yürekten diliyor, Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum."
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.