İmamoğlu da ben de mağdurum

Gökçınar, Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu hakkında, “İktidar partisinin İstanbul’a ‘Seni seviyorum’, ‘aşkımsın’, ‘sevdamsın’dan başka söyleyeceği kelime kalmamış. Bununla da belediye yönetilmez. ‘Aşkım’, ‘sevdam’ deyince diğer aday da eliyle kalp işareti yaparak, ‘ben sizi çok seviyorum’ diyor. İkisini de hayretle seyrediyorum” dedi.


 
Gökçınar’la seçim sürecinde yaşadıklarını, iktidar söyleminin değişmesini ve projelerini konuştuk…

‘BU NİYETİ HALKIMIZ GÖRÜYOR’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 31 Mart yerel seçimlerinden önce Saadet Partisi için, ‘Saadetçik’ diyordu. Bu seçimde ise ‘Saadetli kardeşlerim’ demeye başladı. Söylem değişimini nasıl yorumluyorsunuz?

Bu değişimin arkasında iyi niyet okuyacak değilim. Yine de toplumdaki yumuşama açısından sevindirici bir şey. Toplumun buna çok ihtiyacı var. ‘Kaybedeceklerini anladıkları için böyle bir şey yapıldı’ deniliyor. Ben böyle demeyeceğim. Ne güzel ‘Saadetçik’, ‘illet zillet’ yerine ‘Saadetli kardeşlerim’ demeye başladılar. Bunun arkasındaki niyeti halkımız zaten görüyor. Bu böyle devam etsin. Siyasi tartışmalar da böyle devam etsin. Örneğin ‘Yüzde 50’yi zor tutuyorum’ demek ne kadar tehlikeli. İnsan, ‘Ananı da al git’ der mi? Ama maalesef böyle bir dönemi yaşıyoruz. İnşallah bu üsluptan tamamen kurtulacağız.

‘ARKADAŞLIKLARA DEĞİL ZİHNİYETE ÖNEM VERİYORUZ’

Benzer şekilde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da geçtiğimiz günlerde ‘Saadet Partili kardeşlerimiz Binali Abi’yle aynı evde büyüdüler. Binali Abi, Saadet Partili kardeşlerimize Ekrem İmamoğlu’ndan daha yakındır’ dedi…

Binali Bey’le bir kez oturup konuşmuşluğumuz yok. Binali Bey, Saadet Partililerle aynı evde büyümüşse bu güzel bir şey. Ancak biz arkadaşlıklara değil zihniyete önem veriyoruz. Biz sizle arkadaştık diye her şeyimiz beraber olacak anlamına gelmiyor. Çünkü biz her şeye rağmen bir çizgi üzerinde dümdüz yürürken iktidara en yaklaştığımız dönemde bizi bırakıp giden kendileri oldu. Onlar ayrı bir parti biz ayrı bir partiyiz. Daha evvel bizle beraber olmaları bizim seçmene göz kırpmaları bir şeyi değiştirmez. Ama en azından illet zillet gibi ifadelerden toplumumuz kurtuldu. Köprü yaparız, trafiği çözeriz ama evvela zemini oturtmamız lazım. Bugün geldiğimiz noktada bir yumuşama var.

‘OY DEVŞİRME NİYETLERİ VARSA YANILIYORLAR’

Peki sizce bu söylem değişiklikleri seçmenlerinizi nasıl etkiliyor?

Seçmenimizi bu ifadelerle AKP veya başka partilere çekmeleri mümkün değil. ‘Kaybediyoruz bunu da deneyelim’ demiş olabilirler. Bizim 31 Mart’ta büyükşehirde aldığımız 103 bin oyun ne kadar anlamlı olduğunu gördük. Biz bununla övünecek değiliz. Hep şunu söyledik: Bizi almış olduğumuz oy sayısıyla ölçmeyin. Eğer buradan bir oy devşirme niyetleri varsa yanılıyorlar. İnsanları 17 yıl boyunca kandırdılar. Her şeye rağmen size oy vermişler. Ama artık bu küskünlerin geleceği yer Saadet Partisi’dir. Bu seçimde oylarımızın artacağını görüyorum. Bunu arazide görebiliyorum.


 
31 Mart ve yenilenecek İstanbul seçimleri arasındaki fark nedir sizce?

31 Mart seçimleri iktidar tarafından mümkün mertebe genel seçim havasına sokularak genel söylemlerle geçiştirmeye çalışıldı. Beka sorunu gibi. Bunun yerel seçimlerle ne ilgisi var. Bu bir mahalli idareler seçimi. Biz işi yapacaklarımızla, projelerimizi ilgiyi İstanbul’a çevirdik. 31 Mart’tan sonra yine aynı minvalde hareket ediyorlar. Genel konulardan bahsediliyor.

‘İKİSİNİ HAYRETLE İZLİYORUM’

Bir İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak Cumhur İttifakı’nın Adayı Binali Yıldırım ve Millet İttifakı’nın Adayı Ekrem İmamoğlu’nun en çok eleştirdiğiniz yönleri neler?

İkisi de çok iyi insanlar. Ama milyonlarca insan bizden çözüm bekliyor. İktidar partisinin İstanbul’a ‘Seni seviyorum, aşkımsın, sevdamsın’dan başka söyleyeceği kelime kalmamış. Bununla da belediye yönetilmez. ‘Aşkım, sevdam’ deyince diğer aday da eliyle kalp işareti yaparak, ‘ben sizi çok seviyorum’ diyor. İkisini de hayretle seyrediyorum. Biz burada aşk oyunu oynamıyoruz. Duygusal, romantik işler yapmıyoruz. Biz burada 16 milyonluk İstanbul hemşehrilerimin sorunlarını konuşacağız. Ama konu buraya hiç gelmiyor. İkisi de aynı. Bunun nedenine bir örnek olarakta şu örneği veriyim: Esenler Belediyesi’nin 257 milyon, Sarıyer Belediyesi’nin 500 milyon, Beylikdüzü Belediyesi’nin 482 milyon borcu var. Bunları kimlerin yönettiklerini biliyoruz. İşte gündem bu olmalı.

‘TOPLUMDAKİ YUMUŞAMAYI SAĞLADIK’

Pazar günü FOX TV’de rakipleriniz Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu’nun katıldığı programı nasıl yorumluyorsunuz?

Bu programdaki bir şeyler duymak istedim ama duyamadım ‘Siz FETÖ evinde kaldınız mı?’ diye soruluyor. İstanbul için yapılan programa bakın! Bizi bu kadar borca sokarken istediğiniz yerde kalın, nerede kaldıysanız beni etkilemiyor.

Birçok projenizi dinledik. En büyük projeniz nedir?

Toplumdaki yumuşamayı sağlamadan yolları altın kaplama yapsak bile bir değeri olmaz. Biz, lafa laf söze sözle cevap vermeyerek toplumda bu yumuşamayı sağladık. Kadıköy meydanda bizi bağrına bastı herkes. En büyük projemiz bu. Sonra trafik, yoksulluk ve imar sorunlarıyla uğraşacağız.

.‘İMAMOĞLU DA BEN DE MAĞDURUM…’

31 Mart yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne siz başkan seçilseydiniz ve mazbatanız YSK tarafından alınsaydı bu durumu nasıl karşılardınız?

Esas olarak insanların verdiği tepki önemli. Adaletsizlik, hukuksuzluk olduğunda evvela şuna bakıyoruz: Bu hukuksuzluktan kim mağdur oluyor? Sonra arkamızı dönüyoruz. Hukuk bunun sonucu kimi etkiliyor diye değil, karar hukuki mi değil mi bakılarak karar verilir. Mazbatanın verilip alınması ve hiçbir gerekçe olmadan iptal edildi. Buna hukukun katledilmesi diye tabir ettik. Kalkıp bize, ‘Bunlar CHP’ye ışık yakıyorlar’ dediler. Biz doğru mu yanlış mı, adaletli mi adaletsiz mi diye bakıyoruz. Bir siyasetçi okuduğu şiir yüzünden hapse atıldı. Bu kişi 10 sene sonra buraya geldi. Bizim partinin sandık müşahidi bile o dönem AKP’ye oy verdi. Hem mağdur hem dindar olduğu için milletimizi kendisini seçti. Burada müthiş bir mağduriyet oluşturuldu. Ama ben de mağdurum İmamoğlu da mağdur. Bin 500 dakika Sayın Binali Yıldırım konuşmuş, Ekrem İmamoğlu bin 100 dakika konuştu. Ben 80 dakika konuştum. Ben mağdura oy verin demiyorum ama illa mağdura oy verilecekse bana oy verilmeli.

‘İNANANLARIN BİRLİĞİ AÇISINDA ÇEKİLİN’

Partinizin İstanbul İl Başkanı Abdullah Sevim, ‘Adayımızı geri çekmek için ciddi baskı altına bırakıldık’ dedi. Size de çekilmeniz için doğrudan bir baskı yapıldı mı? 

Baskıyı en yoğun yaşayanlardan biriyim. ‘Seçime girmeyin’ gibi saygısız bir tavırla karşılaştık. Niye diye sorduğumuzda, ‘İnananların birliği açısından…’ yanıtını aldık. AKP’ye geçenler akıl vermeye kalktı. Binali Yıldırım’ı beğenmeyebilirim ama ben kalkıp da, ‘Sayın Ekrem İmamoğlu siz inananların birliği için adaylıktan çekilin’ diyemem. Bu çok saygısızca bir şey. Geldiğimiz iktidar hırsının insanlara neler yaptırabilecekleri konusunda çok ibretlik işler gördük. Biz iki kişi kalsak birimiz aday oluruz birimiz de ona oy veririz.

İstanbul seçmenine çağrınız nedir? 

Oy vermek çok ciddi bir iştir. Çocuklarımız, torunlarımız, ve kendimiz… 5 yıl nasıl yaşayacağımızın kararını veriyoruz. Dolayısıyla adayın birisi sizin can ciğer dostunuz olabilir, sevgi cümlelerini çok beğenebilirsiniz. Bunları geçin, ‘Beni nasıl yöneteceksiniz’ diye sorun. Bu soruyu sorsalar da yanıt bulamazlar. Bu sırada Saadet Partisi çıkıyor diyor ki, ‘Ey aziz hemşehrilerim asıl gündemimiz bunlardır. Başka şeylere bakarak 5 yılınızı heder etmeyin. 17 yılı heder ettiğiniz gibi… Oy vermek onay vermektir. Televizyonlarda bizi engellediler. Sosyal medyada biz varız. Eğer Necdet Gökçınar kardeşinizin size bir hizmet yapacağına aklınız yatıyorsa başka bir yere gitmeyin. Zaten araştırma yaparsanız geleceğiniz yer SAADET’tir. Saadet Partisi’ne gelin, şu İstanbul’dan başlayarak adil düzeni hep birlikte kuralım. İstanbul’da yaşayan herkes bizim kardeşimiz.

Anahtar Kelimeler:
SaadetNecdetGökçınar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.