İdris Naim Şahin: Öcalan istedi, görevden alındım; KCK'da 100'den fazla MİT'çi var;

Şahin, “Yaşanan terör olaylarında, KCK yapılanmasının içinde, KCK’da devletin örgüt üyesi olarak tespit edip, yargılayıp, hapse gönderdiklerinin içerisinde, önemli sayıda, onlarla ifade edeceğimiz, belki de yüzü aşkın, sonradan Milli İstihbarat’ın elemanı veya ajanı olduğunun tarafımıza bildirildiği kişiler çıktı” diye konuştu.

Bugün gazetesinden Seda Şimşek’e konuşan İdris Naim Şahin, “İstanbul’da benim dönemimde değil, 2010’da gerçekleşen bir olaydı. Küçükçekmece’de otobüse molotof kokteyli atılması sonucunda 18 yaşındaki Serap Eser kızımız hayatını kaybetmişti. Otobüse molotofkokteyli atarak, otobüsü kundaklayan kişilerin ne yazık ki istihbarat elemanı olduğu bilgisini edindim. Aynı zamanda istihbarat elemanıydılar” ifadelerini kullandı.

Seda Şimşek’in İdris Naim Şahin’le yaptığı söyleşi şöyle:

Oslo görüşmelerini kim sızdırdı?

KCK sızdırdı.

Niye sızdırdılar?

KCK operasyonları 1 Eylül 2011’ de başlamıştı, bu operasyonlar başladıktan 15 gün sonra sızdırıldı. Benim bildiğim KCK sızdırdı. KCK operasyonlarını durdurmanın bir yolu olarak planladıkları anlaşılıyor. Devletin içinde kafa karışıklığı yaratmak, belki devlet güçlerini birbirine düşürmek için.

Polis tespit etti

Reddettiler kendilerinin sızdırdığını.

Reddettiler ama polis bunu tespit etti, KCK sızdırdı. KCK hücrelerine yönelik operasyonlarda ele geçen belgeler arasında da buna rastlandı ve bu adli suç delili olarak İstanbul Özel Yetkili Mahkeme Savcılığı’na intikal etmişti. O dokümanlar, özellikle Oslo mutabakatı, o görüşmelere ilişkin elde edilen ses kayıtları üzerine Oslo görüşmelerini o dönemde yürüten Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı, sonra MİT Müsteşarı olan kişi bilgi vermeye çağrıldı.

Teslimiyet ve sorumsuzluk

Ne var Oslo’da bu kadar önemli olan?

Bu mutabakatlar çerçevesinde, basına da, kamuoyuna da yansıyan, “Beğenmediğiniz vali, beğenmediğiniz savcı, beğenmediğiniz emniyet müdürü varsa, söyleyin hemen değiştirelim” boşboğazlığı, teslimiyeti veya sorumsuzluğu vardı. Devleti temsilen giden heyette bulunan bir yetkili, kamuoyuna yansıyan şekliyle –ki doğrudur- “Beğenmediğiniz kim var, bildirin, biz gereğini yapalım” diyebilmiş. Kamuoyuna kısmen yansıyan, çok da yankı bulmayan başka bir şey var Oslo’da. Terörle, PKK ile, PKK’nın ortak hareket ettiği başta

DHKP-C, MLKP de dâhil örgütlerle, mücadele eden devlet görevlilerinin, onların tabiriyle “TC görevlileri”nin, yargılanması isteği masaya konulmuş. Bu iddia bir gazetede de yayınlandı.

Yetkililere söyledim

Bu iddiayı teyit ettiniz mi?

Bu iddiayı, bakan olduğum dönemde bilmesi gerekenlerle ve cevaplaması gerekenlerle paylaştım. Bu haberin terörle mücadele eden, hudutta nöbet tutan, pusuda yatan askerimizin, polisimizin cebinde katlanmış vaziyette durduğunu, bu iddianın doğru olduğunu da kabul ederek, bu mücadelenin yürütülmesini üstlendiğimizi söyledim. Bunun doğru olup olmadığının da açıklanması gerektiğini düşündüğümü ifade ettim. Bilmesi, duyması, cevaplaması gerekenlerle bunu konuştum.

Halen cevap bekliyorum

Nasıl bir cevap aldınız?

Halen cevap bekliyorum. Çok basit, saçma bir haber olduğu şeklinde, geçiştirici  bir karşılık aldım. Cevap verilemedi.

Bana göre o iddia doğruydu,  “bana göre”si fazla. Deşifre olan Oslo mutabakatında bu var. Bugün terörle mücadele eden emniyet mensupları tarumar ediliyorsa, yüzlercesi tutuklanmış, binlercesi görevden ihraç edilmiş, binlercesini emekli etme hazırlıkları devam ediyorsa zaten doğruluğu da ispat edilmiş oluyor.

Ben de yargılanabilirim

Oslo ile ilgili belki kendinizin de yargılanabileceğinizi söylemiştiniz, niçin böyle bir değerlendirme yaptınız?

Teröre mücadele edenlerin yargılanması konusunda pazarlık yapıldığını bildiğim için polislere yönelik 22 Temmuz sahur operasyonları vesilesiyle söylemiştim. İçişleri Bakanı da terörle mücadele ettiğine göre günün birinde o da terörle mücadele ettiği için yargılanan polisler gibi yargılanabilir.

‘KCK içinde yüzlerce MİT elemanı yakalandı’

Hükümet sürecin sürdürülmesi için kamu düzeninin sağlanması şartını koşuyor.

Bu bir trajedidir. Adeta bir “Fetret Devri” yaklaşımıdır. Damat Ferit Hükümeti’ne taş çıkartacak, ona haksızlık edecek derecede bir acziyet, bir zafiyet ifadesidir.

KCK içinde MİT elemanları olduğuna dair iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Abdullah Öcalan’ın öğrenci olduğu dönemde, Altındağ Bölgesi’nde, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın bir bürosunda hizmet elemanı olarak çalıştığına dair haberler yapıldı. Bu haber yalanlanmadı. Ben bakan olduğum dönemde,  inanılır kaynaklardan edindiğim bilgi, KCK’nın ana sözleşmesinin hazırlanmasında, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Müsteşar Yardımcılığı’ndan emekli bir ismin bir fiil katkısı olduğu yönünde, o kişi sonra DTK’nın toplantılarına da katılmıştı. PKK’nın kurdurulmasının da derin devlet tarafından sağlandığı düşünüldüğünde, 2007’de KCK yapılanması sırasında da pek uzak durmayacakları tahmin edilebilir.  PKK’nın, KCK’nın oluşumunda, işleyişinde bizim Milli İstihbarat Teşkilatımız’ın artık avlamak mı avlanmak mı amacıyla bilemiyorum, irtibatının olduğu hep yazılır, söylenir.

Diğerleri palavra

KCK çözüm süreci için kurulmuş bir yapılanmaysa, bu doğal değil mi?

PKK’nın 2007’den sonraki yeni yapılanması, “Kürdistan Halklar Topluluğu” diye Türkçe’ye tercüme edilen, benim “Kürtleri Cebren Köleleştirme Örgütü” dediğim KCK’nın bir ana sözleşmesi var. Esas gündemi Türkiye’yi bölmektir, başka bir gündemi yoktur, diğerleri palavradır. Suriyeli Ferman Hüseyin’in ne işi var Türkiye ile ilgili bir meselede? Çatışmalarda etkisiz hale getirilen örgüt militanlarının kimliğine baktığımızda, mesela 10 kişiden bazen 4-5’i Türk vatandaşı olmayan yabancı uyruklu çıkardı.

Hangi ülke vatandaşları?

Daha çok Suriyeli, Iraklı, İranlı, Ermenistan uyruklu çıkarlardı. Türkiye’de hakikaten bir sorun varsa, derdi onlara mı düştü? Bu tamamen Türkiye’yi bölme amaçlı bir yapıdır. Hiç kimse kıvırmasın, kimse kendisini kandırmasın. Bu örgüt, tabii ki hedefine ulaşmakta zorlandı.

Serzenişe vakıf oldum

KCK operasyonlarında hiç karşılaştınız mı MİT elemanları ile?

Yaşanan terör olaylarında, KCK yapılanmasının içinde, KCK’da devletin örgüt üyesi olarak tespit edip, yargılayıp, hapse gönderdiklerinin içerisinde, önemli sayıda, onlarla ifade edeceğimiz, belki de yüzü aşkın, sonradan Milli İstihbarat’ın elemanı veya ajanı olduğunun tarafımıza bildirildiği kişiler çıktı. Bunu polis, jandarma, savcı bilemez. Sonradan bu olaylara PKK, KCK tarafından tepkiler yükseldiği gibi, sessiz, dışa yansımayan bir serzenişe de bizzat vakıf oldum. Tarafıma iletilen serzeniş, “Bizim elemanlar da bu arada yargılanıyor, tutuklanıyor” şeklindeydi.

‘Geri adım olmaz’ dedim

Bu serzenişe nasıl cevap verdiniz?

 “Artık operasyonları yapıldı,  bundan geri adım atmak mümkün değil. Olması gereken bu, yapmama suçtur, görevimizi yapmamış oluruz” dedim. O zaman, hakikaten onları takip etmek adına, “örgüt içinde bulunan elemanlarınızın isimlerini verin, onu adli zabıta bilsin, adli makamlar bilsin, görev gereği bulunanlar kendi içinde ayıklansın” dememize rağmen, bu yönde bir iletişim, irtibat kurulamadı, kurulmadı. İçişleri Bakanlığı tarafından aslında olumsuz bir tepki verilmedi, “Bilelim, bilinsin, onları elemine edelim” denildi ama buna rağmen süreç kendiliğinden devam etti. Gelinen noktada, bir şekliyle, Milli İstihbarat adına görev yapan kişilerin KCK içerisinde olduğunu gördük. Dağda, kırsalda eylem militanı olarak çok duymadım ama şehirde, molotofkokteyli atmak dâhil eylem yapan bazı militanların Milli İstihbarat ile değişik şekillerde bağlantılı kişiler olduğunu duydum, biliyorum.

Serap'a molotofu atan istihbaratçı

KCK içindeki MİT elemanlarıyla ilgili söylediklerinizin, somut bir örneği var mı?

Operasyonlarda Antep’te, Urfa’da ve diğer şehirlerde yakalanan, sayıları onlarla ifade edilebilecek, Milli İstihbarat’ın bir şekilde bağlantılı olduğu eleman oldu. Başbakanımız da çok üzerinde durmuştu, Serap kızımız. İstanbul’da benim dönemimde değil, 2010’da gerçekleşen bir olaydı. Küçükçekmece’de otobüse molotof kokteyli atılması sonucunda 18 yaşındaki Serap Eser kızımız hayatını kaybetmişti. Otobüse molotofkokteyli atarak, otobüsü kundaklayan kişilerin ne yazık ki istihbarat elemanı olduğu bilgisini edindim. Aynı zamanda istihbarat elemanıydılar.

Ne oldu onlara, korundular mı?

Hayır, “istihbarat elemanı” diye korunmadılar, yargılandılar. Belki ben yanılıyorumdur ama terör örgütü ile istihbarat teşkilatının benim çok hayırlı, iyi niyetli değerlendiremeyeceğim ta 1970’li yıllardan günümüze kadar devam eden, 40 yılı aşkın bir irtibatı olduğu kanaatini taşıyorum. Bu bazen aşka dönüşüyor. Ben buna “Ada aşkı” diyorum, bazen platonik aşka dönüşüyor. Şimdi o aşk, mektuplaşma döneminden nikâh masasına doğru gidiyor. Öcalan’ın tabiriyle, üçüncü gözün, hakem devletin veya hakem uluslararası kuruluşun da nezaretinde kayıt altına alınarak anlamlı ve derin müzakereye doğru gidiyor.

Görevden aldıracak bir güç var

Sizin görevden alınmanızı Öcalan’ın istediği yönündeki iddiaların doğruluk payı var mı?

Benim görevden alınmam konusu çok gizli ve anlaşılmaz değil. Öcalan’ın “Faşist bakan görevden aldırılmıştır” ifadesi, Öcalan’ın Ada’da koğuş arkadaşıyla yaptığı konuşmanın tespiti ve deşifresi olarak internette duruyor. Şu anda milli irade, terör örgütünün başı ile paylaşılmış vaziyette. Sadece İçişleri Bakanı’nın görevden alınmasıyla ilgili bir etkileşim söz konusu değil, gerekirse başka bakanları da aldıracak bir güç paylaşımı var. Hükümeti istemeye istemeye belli bir rotada, uzaktan kumandalı bir araç gibi yönlendiren bir güç var. Açıkça “Milli çıkarlar, ülke bütünlüğü her şeyin üstündedir” diyecek bir bakanı şu anda bu siyasi kadronun işbaşında tutması mümkün değil.

Bu Ada’da yapılan görüşmelerle ilgili notları, neler söylendiğini siz görüyor muydunuz?

Örnek olarak bazılarına bakmıştım. İlk zamanlar devletin bütününün kontrolünde değildi. Bu açlık grevleri senaryosundan sonra Ada ile görüşme, bakan olarak benimle paylaşılmadan yapıldı. Bakan olarak bana açıkça haber verilmiyor, benim özel bilgim oluyor. Oradaki konuşmaların çoğu akıl dışıydı.

Farkında olmadan çomak soktuk

KCK’yı devletin bir kanadı süreç için kurdurduysa, PKK’nın kuruluşunda yer alındıysa, bugün kim kiminle müzakere ediyor?

Farkında olmadan bir yere çomak sokmuş olduk. Şu anda KCK KCK’dan, PKK PKK’dan ibaret değil. Görünen yapı ve onun uzantısı siyasal yapı var ama bir de görünmeyen, değişik siyasi partilerde, toplumun farklı katmanlarında birileri var. Parlamentoda HDP Grubu’nu görürüz ama sadece HDP  yok. HDP Grubu olmasa, yedek takım o parlamentonun içinde iki katı var. PKK ve KCK’nın, açık destekçilerinin dışında, açık olmayan destekçileri var.

İç güvenlik paketinde kumpas var

İçişleri Komisyonu’nda iç güvenlik paketi görüşülüyor.

İçişleri Komisyonu’nda “güvenlik paketi” adıyla görüşülen ihanet paketi çerçevesinde, bu ülkenin öz evladı, vatansever, yetişmiş, nitelikli, 3 bin 200 birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü sınıf emniyet müdürünün re’sen, bir kumpasla emekli edilmesi kanunu Meclis alet edilerek uygulamaya konuluyor. Demek ki 2012 Haziran ayında, Oslo görüşmelerinde mutabakata varıldığı açıklanan iddia gerçektir.

Alıştıra alıştıra enjekte ediyorlar

Çözüm süreci kesilirse Türkiye’de ne olur?

Türkiye, çözülmeye doğru götürülüyor. İstifa dilekçemde, bunu açıkça ifade ettim. Belki, iyi niyetle başlatılmış olan bu sürecin “çözüm” niteliğinin, “çözülmeye” doğru evrildiğini söyledim. O günden bugüne, aradan geçen 13 ay da bizi maalesef yanıltmadı. Çözülme ve bölünmeye doğru yol alıyor ama bir türlü de bu kararı veremiyorlar. Örgütle anlaşılmış bir taslak plandan bahsediliyor ama taslak filan değil. Şimdi o plana yeni maddeler ilave edilmiş. Son kararı hep Ada veriyor, vesayet altında bir hükümet var. Hükümet de bu arada memurları eliyle mektupçuluk, postacılık yapıyor. Hatta, bu görüşmelerin görüntülü düzenekler üzerinden doğrudan yapılması da gündeme getiriliyor. O taslakta, kuvvetle muhtemel, terörist başının serbest bırakılmasa da bir şekilde ev hapsi gibi, serbest hayata geçişi var. Yerel yönetim özerkliği kılıfı giydirilerek, düşük profilli bir bölünme, farklı yönetim oluşturma çabası var. İşte bir yere kadar geldiler, bu gerçekleri milletle paylaşamıyorlar. Orada af var. Halen içeride olan KCK’lıların affedilmesi var. Dağda eli silahlı, suç işledikleri halde yargılanmamış, eli kanlı katillere yönelik de bir af maddesinin olduğu anlaşılıyor. Bunların hepsini açık edemiyorlar ama alıştıra alıştıra enjekte ediyorlar. Birilerine söyleterek, birilerine yazdırarak toplumu buna hazırlamaya, alıştırmaya çalışıyorlar. Zaten müzakere süreçleri bir bakıma toplumu alıştırma süreçleridir. Akil insanlar projesi de alıştırma stratejisinin önemli bir parçasıdır. Nitekim, 2009’da Habur rezaletine gösterilen reaksiyonla 29 Ekim’de Cumhuriyet’in kuruluş yıl dönümünde Habur’dan Suruç’a kadar olan güzergâhta yaşananlara gösterilen reaksiyon arasındaki farka bakılınca, bu alıştırma sürecinde başarılı olunduğu anlaşılıyor. Ancak, bölünmeyi açıkça gösterecek anlaşma maddelerini Hakkâri’deki, Şemdinli’deki vatandaşlarımız dâhil milletimizin benimseyeceğini, kabul edeceğini düşünmüyorum. Çözüm sürecinin cüceleri de bunu böyle düşünüyorlar ki, karınları şişiyor bir türlü açıklayamıyorlar. Bu acı gerçekler, ihanet gerçekleri henüz daha gün ışığına çıkmadı. Karanlıkta dans ediyorlar. İş tam açığa çıkınca, çıplak gözle görülmeye başlanınca bakalım neler olacak?

İç savaş mı çıkar?

Ben iç savaş beklemiyorum. Millet vakur duruşuyla, medeni bir şekilde sokağa, meydana çıkarak bu yanlışa “dur” diyecektir. 7 Haziran 2015’te sandık milletin önüne gelecek, milletimiz orada çözümünü üretecektir.

MİT Müsteşarı’nın ifadeye
çağrılmasını üstüme alınmadım

MİT Müsteşarı’nın 7 Şubat’ta ifadeye çağrılması, bir hesaplaşma mıydı?

Bilebildiğim kadarıyla MİT Müsteşarı, Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı döneminde gerçekleşen Oslo görüşmeleri ile ilgili kayıtlar, belgeler üzerine ifadeye çağrıldı. İfadeye çağrılan kişinin gitmesinden daha doğal bir şey olmamalıdır. MİT Müsteşarı veya başka bir müsteşar, nasıl İlker Başbuğ veya başka subaylar çağrıldığında gittiyse, o da gitmeliydi. Bilgi vermeli, kendini savunmalıydı.

5 günde özel kanun çıktı

Hükümete yönelik bir hareket olarak algılandı.

Öyle “hükümete yönelik, devlete yönelik” deyip geçiştirilecek basit iddialar değildir. O zaman her konuda bir yakıştırma yapılabilir. İddialar çok ciddi olmalı ki bir defans oluşturuldu.

Alelacele, 5 gün içinde özel kanun çıktı. MİT Müsteşarı, “sorgulanamaz, yargılanamaz” şeklinde bir zırh getirildi. Devletin belki 50’ye yakın müsteşarı var, hiçbirinin böyle bir zırhı yok. Nasıl oluyor da onun ifadeye çağrılması hükümete yönelik bir hareket oluyor? Ben de hükümet üyesiydim, hiç üstüme alınmadım.

1-2 bakan hariç, hükümetin hiçbir üyesi de üzerine alınmadı. Sayın Başbakan ciddi derecede rahatsız olmuştu. Bu rahatsızlığını da sadece yakındakiler görmekle kalmadı, toplumla paylaştı, bugün de paylaşıyor.

Terör meselesinde İçişleri ile
MİT arasında görüş birliği yok

Türkiye'de aslında tüm olup bitenler, Emniyet istihbarat ile MİT arasında yaşanan savaşın bir yansıması mı?

Savaş diyemeyiz ama iç güvenlikte, özellikle terör örgütlerine yönelik iç güvenlik politikalarında ve uygulamalarında İçişleri Bakanlığı’nın anladığı, düşündüğü ve uyguladığıyla Milli İstihbarat Teşkilatı'nın meseleye bakışı arasında farklılık var. Bu farklılıklar,  benim hükümette olduğum dönemde fazla ortaya konulamadı ama o farklılığın kalkmış olmadığını anlıyoruz. Yani, maalesef tam bir uyum, tam bir görüş birliği söz konusu değil. Olsa zaten bu kadar tartışmaya, kavgaya, gürültüye gerek kalmaz. Başta bakan olarak benim sistemin dışına alınmam suretiyle var olan o farklı bakış güç, üstünlük kazandı. Olay bundan ibaret.

Dış ayağı da var

Emniyet İstihbarat-MİT kavgası, Türkiye’de tozu dumana kattı, huzursuzluk yarattı, neyin kavgası bu?

Türkiye’de sorun “Milli egemenlik” sorunu. Hem çok derinde hem de yüzeyde milletin değerlerinin, milleti millet yapan değerlerin devlet yönetimine tam egemen olmaması sorunu var. Hep kısmen egemen oluyor, devlet ünitelerindeki görevliler, aktörler milli egemenlikle uyuşmayan uygulamalarla, millete yön vermeye, şekil vermeye, akıl vermeye kalkıyorlar. Bunun kesinlikle dış ayağı da var. Dış bağlantılı bir şekilde, taşeron olarak, terörle mücadele politikasında olduğu gibi milli iradeyi öteleyen, dışlayan uygulamalara dönüşüyor.

Fikir birliği oluşmuyor

Öyle olunca da bugün yaşadığımız gibi devlet içerisinde bir akıl, fikir birliği oluşmuyor. En azından bir güvensizlik yaşanıyor ve devletin içinde yaşanan sıkıntı da sokağa taşıyor. Ne kadar gizlerseniz gizleyin halk bir şeylerden haberdar oluyor, tedirgin, huzursuz oluyor. Bu yer yer gerginliklere dönüşüyor. Gerginlik duygusu daha da çoğalır ve derinleşirse, Allah korusun toplum içinde çatışmalara dönüşebilir. Bunu hiç bir zaman arzu etmeyiz. O noktaya gitmemesi, götürülmemesi lazım.

Dar oligarşik yapının bileşenleri

İstifa ederken metninizde bahsettiğiniz “dar oligarşik yapı” kimlerden oluşuyor?

Öz, saf AK Parti’nin içinde bunlar yoktu. Bunlar, yürüyen otobüse, kalkışa hazır uçağa sonradan binenlerin oluşturduğu bir kadrodur. Bu kadronun bir de işadamı bileşeni vardır. Dünün Başbakanı bugünün Cumhurbaşkanı’na, zamanında “gerici, yobaz”, “Yeşil komünist” diyenler bugün çok yakınında, o dar oligarşik kadronun içerisindedirler. Siyasetçi, bürokrat ve işadamı bileşenlerinden oluşur. Sevdikleri renkler sarı, kırmızı, yeşildir. Renkleri bir bakıma KCK’nın renkleri ile de benzeşir. Yeşili dolar, kırmızısı euro, sarısı da altındır. Çoğu sonradan katılmadırlar. En son katılımları dikkatle izlemek lazım.

Çok manidar

Yola çıkıldığında olanlar yok yani bu kadro içinde.

Bariz bir şekilde şunu söylemek mümkün: Yola çıkılanların önemli bir kısmı ya ayrılmış ya ayırılmış ya da etkisizleştirilmiş, sessizleştirilmiştir. İlerleyen süreçte, kalfalık döneminden başlayarak, ustalık döneminde ağırlıklı bir şekilde, yolsuzluğa çıkılanlarla birlikte olunmuştur. Yola çıkılanlar dönemi bitmiş, şu anda yolsuzluğa çıkılanlar dönemi yaşanmaktadır.

Yolsuzluğun da sonu bir yere çıkar ama o yer taşlı mı olur, çukur mu olur onu bilemem. Bu konuda Eba Müslim Horasani’nin nasihati, inanıyorum ki herkes için çok manidardır.

Burkay konusunda hiç tereddüt etmedim

Kemal Burkay da KCK içinde MİT elemanları olduğunu söylemişti.

Kemal Burkay’ın yaptığı açıklama da, benim bildiklerimle örtüşüyor. Bizi taraflı bulabilirler, bari Burkay’a Anter Anter’e kulak versinler, gerçeği anlamalarına yardımcı olur. Sayın Burkay benim bakanlığım döneminde Türkiye’ye geldi. Geçici ikameti ve koruma tedbirleri benim zamanımda alındı. Hiç de tereddüt etmedim. Doğru bir politikaydı. Terörle ilgili konularda devletin uygulaması gereken politikalardan birisiydi. Bir başka örneği Anter Anter. Musa Anter’in oğlu. Musa Anter’in meçhul bir cinayetle hayatına son verilmesine üzülürüm ve o yanlışı yapanların yargılanması gerektiğine inanırım. Onun oğlu Anter Anter de Türkiye’ye dönmek istedi, Başbakanımızın doğru bir yaklaşımı ile onu da getirdik. Ben bunlardan ne rahatsız oldum ne eleştirdim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.