Milli Birlik” ittifakını reddetmekle suçlanan Kütahya Bağımsız Milletvekili İdris Bal suskunluğunu ZETE’ye bozdu.

Bal, parti genel başkanlığı ve siyaseti bırakma noktasına nasıl geldiği sorusuna, “En kaba tabirle, ‘düşman’, ‘düşmanlığını’ hakkıyla yaptı ama dost, dostluğunu yapmadı, yapamadı” diye yanıt verdi. Bal, İktidar partisinin kendisine, eski partisine başarılı bir psikolojik savaş yaptığını söyledi. İdris Bal, “Bir taraftan hem finansal olarak, hem kadro olarak ben yalnızlaşmaya mahkum edilirken, diğer taraftan, daha genel bir strateji takip edildi” dedi.

Büyük zahmetlerde kurduğu DGP’den ayrıldıktan sonra Mili Birlik ittifakını engellediği gerekçesiyle sosyal medya ağır hakaretlere maruz kalan Bal, olan biteni ZETE’ye anlattı. Bağımsız aday da olmayan Bal’ın 7 Haziran Genel seçimleriyle milletvekilliği sona eriyor.

* Genel başkanlıktan ayrıldıktan sonra sessiz kaldınız? Hatta sosyal medyayı bile kullanmadınız…

Anadolu’da erkek çocuklarına ne kadar canları yanarsa yansın ağlamamaları, ağlasalar bile kimselere göstermemeleri, fazla şikayet etmemeleri, sızlanmamaları öğretilir. Ben de bu toprakların çocuğu olarak ne fazla ağlamayı, ne fazla sızlanmayı bilirim. O yüzden fazla konuşmak, şikayet etmek istemedim. Fakat iletişimin, ulaşımın geldiğin nokta itibariyle günümüzde eğer sükut ediyor, konuşmuyorsanız, sizinle ilgili dedikoduları, ithamları kabullenmiş gibi oluyorsunuz. Başka bir değişle, itiraz etmediğiniz, yalanlamadığınız, cevap vermediğiniz için toplumda, kamuoyunda iddiaları, suçlamaları kabullenmişsiniz gibi bir algı oluşuyor. Bu nedenle zannediyorum Anadolu anaları bu geleneği değiştirmeli ve yeri geldiğinde ağlamayı da, şikayet etmeyi de evlatlarına öğretmelidir.

“Bazı siyasetçiler, işadamları aydınlar destek sözü vermese yola çıkmazdım”

* Demokratik gelişim partisini neden kurdunuz?

İnsanımız sağcısı ile solcusu ile, Alevi’si ile Sünni’si ile, Müslim’i ile Gayri Müslim’i ile “dik duruşunuza devam edin, sakın dönmeyin, yanınızdayız, arkanızdayız” dediği, hatta yolda durdurup ağlayanlar olduğu için partiyi kurdum. Hangi şehir olursa olsun, birkaç yüz metre yürüdüğümde, eğer en azından birkaç kişi beni durdurmasa, “yoluna devam et, sakın geri dönme, arkanızdayız” demese, tebrik etmese kurmayacaktım. Yine kamuoyu desteğinin ötesinde, bazı siyasetçiler, işadamları, aydınlar destek sözü vermese, bu yola çıkmayacaktım. Bu destek sözlerine rağmen eğer partileşmekten çekinseydim, dik duramamakla, risk alamamakla, çekingenlikle, korkaklıkla suçlanabilirdim. Bu nedenle ben yapılması gerekeni, bana yakışanı yaptım ve partiyi kurdum. Kurmakla da kalmadım, kurduğum parti teşkilatlanarak seçime girmeyi hak kazandı.

“Beni teşvik edenler korkutuldu”

O bana söz veren, beni teşvik eden insanlar korktu, korkutuldu. Seyretmeyi, beklemeyi, pusuda kalmayı, şimdilik uzak durmayı, vaatlerinden caymayı, bir kere de olsa sözlerini tutmamayı tercih etti. Nasrettin Hoca’nın Timur hikayesine benzedi… İnşallah maşallah diyenler, söz verenler, tavsiye edenler yanımdan kayboldu. Ekonomik destek sözü verenler, ben hiçbir şeyden korkmam diyenler, telefonuma çıkmamaya başladı. Hatta bazıları AKP’den aday adayı bile oldu. Malum iktidara vermek istedikleri mesaj, “Ben senden yanayım, bana zarar verme” idi. Böylece kendilerini korumak, kurtarmak peşine düştüler. Yanıma gelenlerin önemli bir kısmının ise belirli bir beklenti ile geldiklerini anladım. “Birileri kaynak aktarmıştır, biz de yolumuzu buluruz” mantığına üzüntüyle şahit oldum. Bunlar siyasetin simsarlarıydı. Toplumumuzun her kesiminde sözünde durmamanın çok yaygınlaştığını, kaypaklığın sıradanlaştığını, gözü açıklık, işini bilmek anlamına geldiğini, toplumda alabildiğine bir salgın hastalığı gibi yaygınlaşmış olduğunu gördüm.

“Söz verenler unuttu, insanlara güvenim sarsıldı”

Sözler veren insanların çok kısa süre içerisinde sözlerini unuttuğunu gördüm ve insanlara güvenim sarsıldı. İnsanlara olan güvenim ve iyi niyetimden dolayı yıpranmaya başladım ve yavaş yavaş insanlara güvenimi de kaybetmeye başladım. Yeni parti kurma açısından bu dönemin darbe dönemlerinden bile zor bir dönem olduğunu daha açık gördüm. Bu dönemde yapılan baskı o dönemlerde yoktu. İnsanların siyasete girmeye cesaret edemediğini, boşluğun genelde siyaset simsarlarınca doldurulduğunu gördüm. Kısacası, her ne kadar çok kıymetli her kesimden cesur insan etrafımda toplansa da, planladığım, bana söz veren kadro etrafıma yeterince toplanmadı ve bana söz verildiği şekilde finans da gelmedi. Bu durum ise Özalvari kurduğum partinin tam kurumsallaşmasını ve ülke genelinde aktif hale gelmesini engelledi.

“Dost dostluğunu yapmadı”

* Genel Başkanlığı bıraktınız. Siyaseti noktaladınız?

En önemli sebep, en kaba tabirle, “düşman”, “düşmanlığını” hakkıyla yaptı ama dost, dostluğunu yapmadı, yapamadı. Beni teşvik edenler, demokratlar, mevcut durumdan güya şikâyetçi olanlar daha önceden söz verdikleri gibi yanımda yer almadı, alamadı, korktu, korkutuldu. Daha somut olayı ele almak gerekirse, genel başkanlığı, dolayısıyla aktif siyaseti bırakmama neden olan birçok faktör bulunmaktadır.

İlk olarak, iktidar hem şahsım, hem de etraftaki işadamları ve diğer insanlar üzerinde ciddi baskı, korku uyguladı, beni ve partimi yalnızlaştırma, marjinalleştirme politikası takip etti.

“Havuz medyası ‘Bal darbe yapacaktı’ haberleri yaptı”

Havuz medyasında, İdris Bal darbe yapacak mealinde küçültücü haberle manşetler yapıldı. İnsanlar korkutuldu. İl başkanlarım ve yanımdaki insanlar şu yada bu şekilde etkilendi. Demokratların, bana söz verenlerin korkudan pusuda kalmayı, seyirci kalmayı, perde arkasından dua etmeyi tercih etmelerinden dolayı iktidarın stratejisi başarılı da oldu. Yani bir insanın boğazını sıkar gibi, hem ekonomik olarak, hem de insan kaynakları yani kadro olarak yalnızlaştırıldım. Her ne kadar etrafta birkaç fedakar il başkanı ve merkez yönetiminde görevli arkadaş olsa da, parti temelde benim omuzlarımda gitmeye başladı.

“İktidar partisi bana ve partime başarılı bir psikolojik savaş yaptı”

İktidar partisi bana ve partime yönelik başarılı bir psikolojik savaş yaptı. Bir taraftan hem finansal olarak, hem kadro olarak ben yalnızlaşmaya mahkum edilirken, diğer taraftan, daha genel bir strateji takip edildi. İktidar faaliyetleri ile halka şunu dedirtmek istedi: “Her gün yerden mantar biter gibi yeni parti kuruluyor. Canı sıkılan parti kuruyor. Bunlar minik minik, parça parça. Ülke bunlara emanet edilemez. En iyisi, siz istikrara, yani iktidara oy verin.” İşte bunu halka dedirtebilmek, bu algıyı halkın şuur altına yerleştirebilmek için, yeni birçok parti kuruldu, kurdurtuldu. Hatta bana söz veren, evime, toplantılarıma gelen bazı insanlar da bu yeni partilerin kuruluşunda rol almanın ötesinde öncülük, liderlik yaptılar. Bu particikler de rollerini iyi oynadılar. Bizi kadük bıraktılar, yalnız bıraktılar, yalnızlaştırılmamıza yardım ettiler. Yani Özalvari kucaklayıcı bir şekilde kurduğum partinin hem halk tarafından bir ümit olarak algılanmasının, hem de hakkıyla kurumsallaşmasının önü kesildi.

“İttifakı reddettiğim külliyen yalan”

* Milli Birlik ittifakında size yönelik suçlamalar yapıldı?

İttifak, yani Saadet Partisi ile BBP ittifakını reddettiğim, illaki lider ben olacağım, benim partimin çatısı altında seçime gidilecek dayatması yaptığım iddiaları külli yalandır. İftiradır. Aslında biz bu çalışmalara öncülük yaptık; Ocak ayı içerisinde tüm baraj sorunu olabilecek partilerden randevu talep ettik. Randevu veren Saadet Partisi lideri Sayın Kamalak, BBP lideri Sayın Destici, Merkez Partisi lideri sayın Karslıoğlu, DP lideri sayın Uysal, ile bire bir görüşme yaptım. MİLAD Partisi eş başkanı sayın Şahin ise randevu yerine telefonla döndüğü için telefon görüşmesi yaptım. Tüm içtenliğimle her türlü işbirliğine açık olduğumu ortaya koydum. Bundan sonra ise, başkan yardımcılarımdan oluşan bir komisyon kurdum ve onları da kendi seviyelerinde yani genel başkan yardımcıları ile görüşmek üzere görevlendirdim ve bu görüşmeler yapıldı.

“İadeyi ziyaretler olmadı”

Fakat maalesef iade-i ziyaretler asla olmadı. Hatta Sayın Destici’nin biz ideoloji partisiyiz, oy bizim için fazla önemli değil mealindeki açıklamasını çok iyi hatırlıyorum. Hatta bir ideoloji partisi olarak kendilerini takdir ediyorum. Daha sonra Mart ayının ikinci yarısında danışmanım özellikle Saadet’ten ve BBP’den randevu talep etti fakat dönülmedi. Anladığımız kadarıyla o dönemde iki parti beraber seçime girmeye karar vermişler. Biz bu iki partinin de takdirlerini saygıyla karşılıyoruz. Zira siyasette bir artı bir her zaman iki yapmaz, bazen üç, bazen de bir yapabilir. Belki de böyle bir yapı ile daha başarılı olacaklarını düşünmüş olabilirler ve belki de haklıdırlar. Kendilerine başarılar diliyorum. Fakat bizi suçlayanlar, ittifak istemediğimizi söyleyenler insafsızlık yapıyorlar.

“Biz üzerimize düşeni yaptık, aynı tutumu SP ve BBP’den görmedik”

Biz bize düşeni yaptık, adım attık, teşvik ettik fakat evlilik iki taraflıdır. Aynı pozitif olumlu yaklaşımı ne Saadet Partisi’nden, ne BBP’den gördük. Yani onlar ikili gitmeyi tercih ettiler, bu tercihe saygı duyuyorum. Kısacası, illaki lider ben olacağım, illaki DGP çatısı altında birlik olacak gibi iddialar, kasıtlıdır, hayal ürünüdür, yalandır, iftiradır. Hatta ben genel başkanlığı bıraktıktan sonra geçici genel başkanlığı üstlenen Sayın Mehmet Yeşiltaş da tekrardan BBP ve Faziletle bağlantıya geçtiğine fakat sıcak bir karşılık almadığını bana söyledi. Yani kimse iftira atmasın. İftira atanlara hakkımı helal etmiyorum.

Meseleye başka bir açıdan bakılırsa, ne SP, ne BBP başka partileri de ittifaka katma zorunda değildir. Ne de başka partiler ittifaka girmek zorundadır. Herkesin tercihi kendisini bağlar ve herkes başkalarının tercihlerine saygı duymalıdır. Kimsenin SP ve BBP’ye neden şunları da almadınız deme hakkı olmadığı gibi, başkalarına da neden ittifaka dahil olmadınız deme hakkı, suçlama hakkı da yoktur. Medeni insanlar tercihlere saygılı olanlardır. Bu bir tercihtir, herkes tercihini yapmıştır. Takdir milletindir. (Ankara – ZETE)