İdris Bal: AKP'yi Kürtçüler yönetiyor


GİRİŞ: Dün TBMM Başkanlığı’na sunulan 6 maddelik tasarıda, çözüm süreci “resmen” devlet politikası oldu.

İmralı ve Kandil ile doğrudan görüşmelerin yolu açıldı.Bağımsız Kütahya Milletvekili İdris Bal da geçtiğimiz günlerde tasarı açıklanmadan evvel resmi kurum ya da kişilerin Abdullah Öcalan ile görüşüp görüşmediğini TBMM’ye verdiği önergede sormuştu.

Bal, Erdoğan ile Öcalan’ın bir yatta görüştüğüne dair spekülasyonların gerçek olabileceğini söyledi. Çözüm Süreci’nin Kuzey Suriye’de devlet kurulmasını kolaylaştıracak bir adım olduğunu vurgulayan Bal, bu süreçte PKK’nın meşrulaştırıldığını belirtti.

AKP’nin içinde örgüte sıcak bakan, gizli Kürtçülük yapan bir grubun partiyi örgütü rahatlatmaya yönelik adımlar atması için teşvik ettiğini söyleyen Bal, Başbakan’ın bunlardan haberdar olduğunu ve bu adımları bilerek, isteyerek attığını vurguladı.
Çözüm Süreci’nin şuanda geldiği noktayı Rotahaber’e değerlendiren İdris Bal, çarpıcı açıklamalarda bulundu.

-Öcalan ile ilgili verdiğiniz önergede bir bilginiz var mı?

Benim tabi ki böyle kamuoyu ile paylaşabileceğim net bir bilgim yok. Ama medyada ve kamuoyunda dolaşan çok ciddi bir iddia var. İddianın ötesinde Sırrı Süreyya Önder’in bir açıklaması var. Öcalanla konuştuktan sonra, “Liderimiz önderimiz dolaylı değil birebir siyasilerle görüşüyor” diyor. Bu siyasilerin kim olduğuna dair yine bazı spekülasyonlar var.

Özellikle bir yatta Öcalan ile sayın Başbakan’ın birebir yüz yüze konuştukları bilgisi dolaşıyor. Zaten ben de soru önergemde sayın Başbakan’ın cevaplamasını isteyerek “ Siz bir başbakan olarak kamuoyunu aydınlatmalısınız” diyorum. Madem bu kadar büyük bir iddia var. Bu büyük bir suç da olmayabilir. Belki bir başarıdır. Neyse ne. Güzelce net bir şekilde kamuoyu aydınlatılsın diyorum.

 

ÖCALAN İLE GÖRÜŞME SPEKÜLASYON DEĞİL GERÇEKTİR

Soru önergemde illaki bu konuşma gerçekleşmiştir de demiyorum. Ama bir gerçek var ki bundan bir iki sene evvel Show tv’de terör örgütü ile konuşmak şerefsizliktir diyordu. Ama şimdi bu noktaya gelindiyse bunu da çok hafife alınmayacak şekilde Sırrı Süreyya Önder bir milletvekili olarak hükümetin de desteklediği bir şahıs olarak Öcalan ile görüştükten sonra açıklıyorsa bu yabana atılacak bir iddia değildir. Bu aslında spekülasyon da değil bir gerçektir. Neticede bunu söyleyen Öcalan ile görüşen bir şahıstır. Görüşmesini destekleyen göz yuman da hükümettir.

Dolayısıyla belli ki artık siyasi olarak yüz yüze görüşmeye başlamışlar. Dünyadaki başka terör örnekleri IRA ya da ETA gibi durumlarda yüzyüze üst seviyede Başbakan ve terör örgütü lideri arasındaki görüşmelerden ziyade dolaylı görüşmeler olmuştur. Asla ve asla ülkenin egemenliğini bağımsızlığını otoritesini sarsacak düzenlemelere gidilmemiş tavizler verilmemiştir.

Pişmanız deyip dağdan ineceklerse, terör örgütü silahı bırakacaksa ulus inşasını bölücülüğü bir kenara bırakıp demokrasi insan hakları çoğulculuk birlik ve beraberlik diyecekseler paralel yapı inşasından vazgeçecekseler, vergi toplamaktan vazgeçecekseler, Kuzey Suriye’deki yapılanmadan vazgeçecekseler, yadırgamam hatta başarılı bile bulabilirim. Ama böyle olmayacaksa tam tersine bölücülük azıyor ve terör güçleniyorsa kusura bakmayın bu çok yanlıştır ve açıklanabilecek bir tarafı yoktur. Hatta peşinden sorgulanması belki yargılanması gerekiyor bunun.

 

-Ak Parti’nin Kuzey Irak ve Suriye’deki yapılanmalara izin verdiğini söylemiştiniz. Neden buna izin veriyor?

Her parti kendi içerisinde bir koalisyondur. Bu da normaldir. Tüm partiler için söylenebilir bu. Farklı düşüncelere, çıkarlara ve stratejilere sahip farklı gruplar olabilir. AKP’nin içinde de aslında farklı gruplar var ve benim iddiam bu gruplar içinde en güçlü olanı örgüte sıcak bakan gruptur. Tırnak içinde gizli Kürtçülük yapan gruptur. Dolayısıyla bu grup bir taraftan ekonomik çıkarları peşinde koşarken bir taraftan da örgütü rahatlatıcı adımlar atılması için hükümeti partiyi teşvik ediyor.

Ben bu grubun BDP’lilere göre -ki ben BDP’lileri tırnak içinde anlayışla karşılarım- açık açık mertçe durumlarını ortaya koyuyorlar ama AKP içindekiler açıkça söylemek gerekirse demokrasi ve insan hakları ve İslam maskesin ve de AKP kitle partisidir maskesini kullanarak aslında örgütün işine yarayacak aslında Kürtçülükle mücadele değil de Kürtçülüğü etnik milliyetçiliği güçlendirecek adımları hükümete attırıyor.

ÇÖZÜM SÜRECİ KUZEY SURİYE'DE DEVLET KURULMASINI KOLAYLAŞTIRACAK BİR ADIMDI

Çözüm süreci de  bence o bağlamda kesinlikle örgütü rahatlatmaya yönelik meşruiyet kazanmasına yönelik örgütün Kuzey Suriye’de devlet kurmasını kolaylaştırmaya yönelik bir adımdı. Bilerek ve isteyerek atıldı ve attırıldı. Aksi takdirde şöyle bir hava estiriliyor. Kimine göre olumlu gidiyor kimine göre ise olumsuz. Aslında bu matematiksel bir şeydir. Çok net doneler var burada. Lafları eğip bükmeye gerek yok.

Örgüt pişman mı değil mi dağdan indi mi inmedi mi silah bıraktı mı bırakmadı mı yeni elemanları dağa çıkarıyor mu çıkarmıyor mu örgüt paralel yapılanmasını mahkeme kurma yargılama yapmaya vergi toplamaya devam ediyor mu etmiyor mu yeni mahkemeler açıyor mu açmıyor mu yeni şehitlikler kuruyor mu kurmuyor mu kamuoyu ve aşiretler üzerinde baskı yapıyor mu yapmıyor mu Kuzey Suriye’de Kandil gibi kullanabileceği bir PKK devletçiği kurdu mu kurmadı mı meşrulaşma çabaları var mı yok mu meseleyi uluslar arası hale getirmeye çalışıyor mu çalışmıyor mu?

 

AKP, YARGININ, ADALETİN, KURUMLARIN YERİNE SANDIĞI KOYUYOR

Bu hususta eğer olumlu gelişme varsa birlik bütünlük demokrasi adına iyiye gidiyordur olumsuz gelişme varsa kötüye gidiyordur. Bu saydığım tüm konularda olumsuz gelişme var. Toplum mühendisliği ile iktidar çözüm süreci iyi gidiyor diye daha fazla gidemez. Mızrak çuvala sığmıyor.

Olumlu gelişme olsa inanın bu konularda ben genel af dahil hatta Öcalan da dahil olmak üzere hukuk ve ahlak müsaade ettiği ölçüde desteklerim. Ama böyle bir şey yoksa neden bunu destekleyeceğiz? Bu sadece ve sadece bilgi kaynakları olmayan yoğun bir şekilde rızık peşinde koşan halkın çoğunluğunu kandırma operasyonudur. Zaten bu iktidar da yargının adaletin kurumların yerine sandığı koyuyor. Diyor ki varsa bir rüşvet sandıkta görüşelim yolsuzluk varsa sandıkta görüşelim çözüm süreci kötü gidiyorsa sandıkta görüşelim. Bu demokratça bir tavır değil. Sandık demokrasilerde kimin yöneteceğini belirler nasıl yöneteceğini ise evrensel değerler anayasa yasa ve demokratik ilkeler belirler.

- Çözüm sürecini AK Parti’nin içindeki bu grup mu başlattı? Başbakan’ın bu gruptan haberi var mı?

Asla ve asla parti içinde Başbakan’a rağmen ve Başbakan’ın bilgisi dışında bir şey olduğuna inanmıyorum. Zira hata nereye kadar olur? Üç adıma kadar olur beş adıma kadar olur. Hata böyle maratonlarda olmaz. Çözüm süreci uzun süreli bir maratondur. Ben birilerinin Başbakan’a rağmen onu aldattığına inanmıyorum. Bilerek ve isteyerek Başbakan’ın bu adımları attığına inanıyorum. Her şeyin mesulü en az diğerleri kadar Başbakan’dır.

Başbakan zaten bir grubun etkisinde kalıyorsa büyük bir acziyet ve ufuksuzluktur. Sen bir Başbakan’sın. Farklı kesimlerden gelen raporlarla, önerilerle eleştirilerle test ederek yol haritanı belirlemen lazım. Bunu yapmadıysan zaten çok büyük bir acziyet içindesin. Ben bunun bilerek ve isteyerek yapıldığını düşünüyorum. Bunun daha ilerisini konuşmak için doneler ortaya koymak lazım. Şimdilik bazı isimleri zikretmek istemiyorum.

Şu kadarını söyleyim ben bir Başbakan yardımcısı olan Beşir Atalay’ın çıkarak “Öcalan Kürtlerin lideridir” demesini kesinlikle çok büyük bir gaf olarak değerlendiriyorum. Demokratik bir ülkede aklı başında bir insan bir terör örgütü liderine 30-40 bin insanın ölmesine sebep olmuş birine Kürtlerin ya da Türklerin ya da Arapların lideri sözünü söyleyemez. Bu demokratça bir söylem değildir.

- Bu bir gaf mı bilinçli tercih mi?

Aslında gaf denilmez buna. O sözümü revize ediyorum. Bu bilinçli bir tercihtir. Bilinçli olarak örgütün ve Öcalan’ın meşrulaşmasına yönelik hükümetin ve partinin çanak tutması ya da desteklemesi olarak değerlendiriyorum. Zaten bu süreçte örgüt meşrulaşma amacı içinde. Farkında değiliz ama meşrulaşma yönünde büyük mesafeler kat etti.

Birincisi bir komisyon kuruldu Meclis’te. Ben davet gelmesine rağmen girmedim. Süreci denetliyor ama zımni olarak örgütü meşrulaştıran bir komisyondu bu. İkincisi algı operasyonu bağlamında geçmişle kıyas edildiğinde daha yumuşak daha meşru daha insancıl bir örgüt ve Öcalan algısı yavaş yavaş oturtulmaya başlandı. Yine uluslar arası alanda bir meşrulaşma ve mesele uluslar arası hale gelme yönüne kaydı. Mesela Avrupa Konseyi Türkiye raporunda terörist yerine aktivist yazılmaya başlandı. İşte bu meşrulaşma demektir. Dolayısıyla burada AK Parti’nin bir dereceye kadar paravan olarak kullanıldığını düşünüyorum. Bu konuda AKP paravan olarak kullanıldı.

-Nasıl paravan oldu?

Şöyle bir algı var. Öncelikle onu düzeltmemiz lazım. Devlet örgütle çok iyi mücadele etti savaştı ama başaramadı. Çünkü karşısında rambolar var. Bu bir kere yalandır. Büyük bir yalandır. Bana bölge halkından hocayken mektuplar gelirdi. Hocam iyi söylüyorsunuz ama şehit cenazelerinin yanında arabaların içinde bile uyuşturucu kaçırılıyor.
Asker, sivil içinde genellemiyorum çürük elmaları söylüyorum bu işten nemalananlar oldu. Kaostan nemalananlar bu işin devamını istediği için ya da rejim anlamında başka hesapları olanlar yine bu bize lazım bu kaos terör lazım mülahazasıyla baktıklarından dolayı onun devamını şu veya bu şekilde sağladılar.

2011-12 yıllarında eskiye nazaran daha iyi bir işbirliği asker polis istihbarat arasında olduğundan dolayı örgüt dağa sıkıştı. Eleman çıkarmakta zorlanıyordu. Kamuoyu desteğini artıramıyor meydanları dolduramıyordu. Aşiretler karşısındaydı. Baskı yapıp yanına çekemiyordu. Bir de unutmamak gerekiyor devletin stratejisi var ama örgütün de var.

Örgüt ve paydaşları ve de yandaşları ki örgüt dendiğinde banyo bile yapamayan dağdaki adamı hatırlamayın. O örgütün bir yüzüdür dağdaki yüzüdür. Örgütün bir de dağdaki yüzü kravatlı yüzü medya yüzü siyasetçi yüzü uluslar arası yüzü vardır. Bunların tamamının da Kürtçülükle alakalı falan da değildir. Orada bir etnik bazlı devlet kuracaklar. Kürt etnik grubu için. Öyle bir strateji takip edildi ki bu çok başarılı.

Türkiye’nin devlet stratejisi örgütün stratejisi karşısında mağlup oluyor. 1 Mart tezkeresinde mağlup oldu. Çözüm sürecinde mağlup oldu. Terörün stratejisi üç ya da dört  ayaklı devlet kurmaktı. Suriye ile alakalı 50 yıl daha beklense bu fırsat çıkmazdı. Oraya para ve savaşçı lazımdı.

Türkiye’deki mücadeleye bir fasıla vereceksiniz ve Kuzey Suriye’ye aktaracaksınız. Etnik devlet Irak’ta hazır, Türkiye’de de neredeyse hazır. Suriye’de de kuracaksınız. İran çok akıllı tabi. En son olma ihtimali olan İran ayağıdır. Çünkü çok tedbirli akıllı davranıyor. Suriye ayağını rahat kurmak için Türkiye ayağında geçici bir barış yaptılar. Bunu da AKP yaptırdı bile bile… Ama bu Rus matruşka bebekleri gibi kazan kazan mantığına dayanıyor. İç içe geçmiş kazançlar vaat ediliyordu. Bir taşla birkaç kuş vurma mantığına dayanıyordu.

 

- Örgüt nasıl kazançlar elde etti?

Birincisi dağdaki sıkışmışlıktan kurtuldu, ikincisi dağa eleman çıkaramıyordu daha rahat çıkarmaya başladı, üç kamuoyu desteği yoktu askerin polisin eli ayağı bağlandığı için müthiş bir kamuoyu desteği topladı. Diyordu ki bakın devlet bile beni muhatap alıyor. Devlette siz komutan olacaksınız kaymakam olacaksınız. Yanımıza gelin dediler. Daha fazla insanı dağa çıkardılar. Çözüm sürecinden itibaren tam 8  bin insan dağa çıktı. Nasıl bir çözümdür bu?
Aşiretlere dediler ki bakınız yıllarca karşı çıktınız ama devlet bile bizi muhatap aldı. Bundan sonra ya anlaşırız ya da namusunuz malınız canınız tehlikededir. Aşiretler de hakikaten öyle dedi. Ya buradan taşınacağız ya da anlaşacağız dediler ve anlaştılar. Burada bir dizi aşiret güneydoğuda PKK ile barış yaptı. Ondan sonra yedi sekiz ilde 11-12 şehitlik kurdular. Ulus inşasıdır bu.

KANDİL GİBİ PKK DEVLETİ KURDULAR

Ulus inşasında kahraman ve destanlar lazım. Güzel hikayeler lazım. Kahraman hapishanede. Destan yazıyorlar zaten. Şehitlik abideler kuruyorlar. Ulus inşası devam ediyor orada. Kuzey Suriye gibi girip çıkabilecekleri Kandil gibi PKK devleti kurdular.

Meşrulaşıyor. Uluslar arası arenada Filistin sorunu olma yönünde ilerliyor. Bu hakikaten örgüt için silahlı mücadele ile elde edemeyeceği bir mesafeyi barış ve zeytin dalıyla elde etme hadisesiydi. İktidar içindeki lobi sayesinde halka bunu nasıl yutturdu peki?

İktidarın stratejisi şudur. Bana çok bilen azınlığın oyu değil az bilen çoğunluğun desteği lazım. Az bilen çoğunluk nedir? Rızık peşinde koşan bilgi kaynakları olmayan akşama kadar terleyip çalışan gazete alırken onun bile parasını hesap eden alamayan iş yerinde ya da evinde bir gazeteye bakıyorsa bakıyor ya da bir televizyondan haber dinliyorsa dinleyen insanlara yönelik algı operasyonu bu.

ÖRGÜT SAVAŞARAK ELDE EDEMEYECEĞİ MESAFEYİ KATETTİ

Psikolojik savaş yaptı. Siz dini dili ne olursa olsun ister ateist olsun aklı başında bir insana insanlar ölsün şehit gelsin mi diye sorarsanız o etmesin der yani. Öyle sordular halka. Öyle değil de şöyle sorsaydınız. Bu süreçte örgüt savaşarak elde edemeyeceği mesafeyi elde edecek Kuzey Suriye’de yapılanacak dağa daha fazla eleman çıkaracak, uluslaşma anlamında bölünme daha fazla olacak deseydiniz herkes hayır derdi.

Ben 2013 Mart raporumda bunların hepsini yazdım. Aklı başında insanlar sorguluyordu bunu. Barışı istemek ayrıdır bu yöntemle barışın olup olmayacağını sorgulamak ayrıdır. Bazı Kürt kardeşlerimiz diyorlar ki sen Kürt devletine karşı mısın? Herkesin devleti var onların da olsun.

Biraz sağdan gelerek vicdanın sesi gibi konuşuyorlar. Ben de diyorum ki Osmanlı dağıldıktan sonra bu bölgede 20-25 tane devletçik oluştu ve dünyada kaos denince eğitimsizlik ekonomik sıkıntı terör kaçakçılık istikrarsızlık dendiği zaman bu bölge akla geliyor. O zaman bu bölgede Osmanlı sonrası dağılmanın bir ileri adımı olarak bir tane daha ister Kürdistan ister Türkistan ister Arabistan olsun hayır getirecekse beraber destekleyelim. Ama enerji kaybettirecekse yeni düşmanlıklara vesile olacaksa hep beraber karşı gelelim diyorum. Çözüm nedir?

Aklın yolu bir. Avrupa ulus kimlikleri üzerinde Avrupa kimlikleri çevresinde demokrasi insan hakları kadın hakları çocuk hakları refah diyor, standartlar çoğulculuk diyor, sınırları kaldırıyor, ekonomik ve siyasi bütünlük için çabalıyor, ben diyorum ki bizim yeni sınırlar çizmeye değil Türkçülüğe Kürtçülüğe etnik milliyetçiliğe değil demokrasi ve evrensel değerler demeye, sınırları kaldırmaya ihtiyacımız var.

Bizim dediğimiz insanların da Avrupalılar kadar refaha ihtiyacı var. Tarımda ne kadar hormon var gömleğimizde ne kadar kanserojen madde var diye tartışmamız lazım. Kadınlarımız eziliyor çocuklar eziliyor kaç tane kadın kocaları tarafından öldürülüyor. Bunları tartışmamız lazım. Çözüm bu olmalı.

ÇÖZÜM SÜRECİ DİYE BİR ŞEY YOKTUR

Çözüm yeni bir Kürdistan değil. Türkiye bazında ben Kürtçülüğümü ne kadar tehlike görüyorsam Türkmenciliği de her türlü ırkçılığı o kadar ilkel görüyorum. Türkiye’de tek etnik milliyetçilik vardır coşkulu yaşanan o da Kürt etnik milliyetçiliğidir.

Özetle çözüm süreci diye bir şey yoktur. Sadece zaman kazanmaya yönelik bir psikolojik operasyon yapılıyor. Bu iktidar psikolojik operasyon yapmayı en iyi bilen toplum mühendisliğini en iyi bilen bir kadrodur.

Barzani geldi Tatlıses gitti Şivanperver gitti. Bunlar tamamen zaman kazanmak içindi. En azından 10-20 gün gündemi oyalayıp zaman kazanmaya yönelik operasyondur. Keşke gerçek barış olsa da hep beraber destekleseydik. Gerçekten barış olsa ben genel affa kadar desteklerim. 

TERÖR ÖRGÜTÜ BU DÖNEMİ KULUÇKA DÖNEMİ OLARAK KULLANDI

Akıllı insan aynı delikten iki kez ısırılmaz. Bir önceki hükümet döneminde de milli birlik kardeşlik süreci altında bir şey vardı. Biz de gidip orada destekledik. Ben o zaman hocaydım. Mağduriyetler giderilecek terör bitecek deniliyordu. Biz de buna canı gönülden destek verdik. Hakikaten somut adımlar atıldı. Peşinden ne oldu? Terör bitti mi azaldı mı? Tam tersine terör örgütü bu dönemi kuluçka dönemi olarak kullandı.

Paralel devlet olan KCK’yı kurdu. Yani mahkemelerini kurdu. Vergi toplamaya başladı. Kolluk kuvvetlerini kurma çalışması yaptı. Ulus inşa etmeye çalıştı. Şimdiki Başbakan çıktı dedi ki “Bunların niyeti üzüm yemek değil bağcıyı dövmek” Ne oldu da siz çözüm sürecini bir daha başlattınız? Bilinçli bir şekilde örgütü güçlendirici adım atmaya başladılar.

-Bayrak indirme olayı oldu. Bu olay kasıtlı olarak yapılan bir şey miydi?

Aslında bayrak indi mi inmedi mi vurulsa mıydı vurulmasa mıydı? Bu bir sürecin sonucudur. Sonuca takılıp kalmamak lazım… Bayrak inmesi sürecin bir sonucudur. Konsolosluk baskını da sizin Suriye politikanızın bir sonucudur. İşte silahları indirseler mi indirmeseler mi? Bence bu klasik saf bir yaklaşım.

Ben de olsam eğer ön tarafı silersem 900 kişi orada benim 40-50 canımı kuşattılarsa derim ki bir dakika ben insan odaklı bakıyorum. Bir can çok kıymetlidir başkasının kanı üzerinden kahramanlık olmaz. Silah tabii ki kullanmayacaksın. Netice zaten belli. Bunlar bir de acımasız insanlar. Tırnak içinde tekbir getirerek insan öldüren radikal bir grup. Canları kurtarmak lazım.
O süreç oraya nasıl geldi? O süreç yanlış takip edilen Suriye politikasının bir eseridir. Esad gücünü ve meşruiyetini kaybediyordu. Şimdi ise gücünü ve meşruiyetini kazanmaya başladı. Şehirleri kasabaları kaybediyordu bunu nasıl kazandı? İran Rusya Hizbullah destek verdi şehirleri kazanmaya başladı.

Meşruiyetini kaybediyordu. Dünya diyordu ki bir lider kendi vatandaşını bombalayamaz. Meşru değildir diyordu. İllegal terör örgütleri gruplar El Kaide,El Nusra IŞİD gibi Esad’ın karşısında savaşmaya başladığı an dünya şunu konuşmaya başladı. “Esad kötü de eğer o giderse yerine bu el Kaide tipi yapılar gelirse ne olur?” Dediler ki evet Esad kötü ama kötünün iyisi. Böylece Esad meşruiyetini de geri kazanmaya başladı.

İşte Türkiye’nin hatası satranç tahtasında birinci hamleyi düşünmekti. İkinci üçüncü hamleyi düşünemedi. Irak’taki EL Kaide militanları bile salıverildi. El Kaide militanları Esad’ın karşısına geçtiği anda aslında Esad çok rahatladı. Zaten başından beri Esad diyordu ki ben teröristlerle mücadele ediyorum. Yani teyit edilmiş oldu. Esad’ın argümanı onaylandı. Ama Türkiye bilerek ya da bilmeyerek ki ben bilmeden olduğuna inanmıyorum aynı terörde olduğu gibi bunun saflık olduğuna inanmyorum. Çünkü Suriye politikası da PYD devletçiğinin kurulmasına göz yumulacak şekilde dizayn edildi.

- AK Parti’nin siyasi dehası bu tür stratejiler geliştirmeye yeterli mi yoksa başka bir kaynak mı var?

Ben bir akademisyen olarak ki akademisyenler biraz hayal alemindedir. Teorik bakarlar meseleye. Ben teori ile pratiği birleştirme iddiasında olan biri olmakla beraber fiili siyasette çok şey öğrendim. Ayaklarım yere değdi. Ben zannediyordum ki bir sepette ne kadar kıymetli eşya varsa o sepet o kadar kıymetlidir.

Bir vakıf dernek veya partide ne kadar farklı insan varsa o kadar iyidir. Çünkü o birikimler bir araya gelir güzel sonuç elde edilir zannediyordum. Ama AKP’deki zihniyet şudur. Arkadaş ben seni listeye koydum ve sana değer verdim e sen de seçildin o zaman sen sana yakışanı yapacaksın. Nedir sana yakışan kapıdan girdikten sonra nasıl ceketimizi askıya astıysak siz de içeri girerken aklınızı vicdanınızı ferasetinizi kapıya ceketi asar gibi asacak ve içerde lider ve etrafındaki üç beş kişinin söylemine biat edeceksiniz. Alkışlayacaksınız. Sorgular yahut eleştirirseniz siz hainlik yapıyorsunuz. Siz yanlış yapıyorsunuz. Bozgunculuk yapıyorsunuz anlamına gelir.

AKP NE ÜLKENİN NE DE YETİŞMİŞ KİŞİLERİN POTANSİYELİNİ KULLANIYOR

O çerçevede AK Parti ne ülkenin potansiyelini kullanıyor ne de kendi içinde yetişmiş insanların potansiyelini kullanıyor. Ben bir profesörüm. Benim yıllarım okuyup yazarak geçtim. Dış siyaset hocasıyım. Terörle alakalı bir çok çalışmam oldu. İlgi sahamda çözüm süreciyle alakalı bana zerre bir şey sorulmadı.

Suriye ya da Mısır politikasında bir şey sorulmadı. Benim Mısır politikasıyla alakalı raporum var mesela. Mısır’ı kaybetmeyelim dedim. Hatta Bugün gazetesine manşet oldu. Ama kaybetmeyelim derken Sisi’ye madalya takalım demedim. Nasıl Suriye ile İsrail arasında aracılık yaptıysak gerçekçi olalım bu bir realite Mısır ordusu hem ekonomik hem siyasi güç.

Ekonominin yarısına yakınını kontrol ediyor. Şöyle diyelim dedim darbecilere, biz sizi eleştiriyoruz, yanlış yaptınız ama hala sizi ve Mısır’ı seviyoruz. Acilen bir seçime gidin. Müslüman Kardeşler’i sakın ötekileştiremeyin. Onlar da ülkenizin bir realitesidir. Aman 90’lardaki Cezayir gibi olmayın. Makul şeyler söyleyin. Müslüman Kardeşlere de siz haklısınız evet hatalarınız da var. Ama sizin cezanızı sandıkta halk vermeliydi. Ama bir realite var sakın silaha sarılmayın radikalleşmeyin.

Meydanları da boşaltın. Biz aracılık yapacağız denseydi Allah aşkına hem Mısır’a hem Müslüman Kardeşler’e hem Türkiye hem de bölgeye fayda olmayacak mıydı? Ama adamlar hurra sen kimsin darbecilerden yana mısın madalya mı takalım. Bunların zihniyeti şu.

 

AKP KUCAĞINI ÖYLE DARALTTI Kİ ÇOĞU İNSAN DIŞARDA KALDI

Nasıl 2002’deki AKP ile 2014’teki bir değil. 2002’de herkese yer vardı. Sağa da sola da Alevi’ye de Sünni’ye de… Ama şu anda kucağını o kadar daralttı ki çoğu insan dışarıda kaldı. Milliyetçisi de liberali de demokrat solcusu da hatta bazı dindarı da…

Dış siyasette de öyle. Eski dış siyaset gitti. İsrail ile Suriye’yi aynı masaya oturtan barış diyen siyaset gitti. Daha fazla Filistin diyen ve her şeyi küçük çocukların ben yapmadım abim yaptı demesi gibi her şeyi İsrail ve Batı karşıtlığı ile örtmeye çalışan.

Din sosunu da üzerine atıp tamamen dini kullanan bir anlayış maalesef geldi. Dolayısıyla olay şudur. Bu iktidar son geldiği nokta itibariyle istişareye beyin fırtınasına inanmıyor ve yapmıyor. İster profesör olun ister gazeteci olun ister işadamı olun sizin birikimlerinizden istifade etmiyor. Sadece sürü psikolojisiyle sen bu sürüye katıldın sürüden geriye kalırsan kurt kapar.

AKP'DE PKK'YA MÜZAHİR OLANLAR ETKİN

Ayrımcılık yapma çerçevesinde dar bir kadro birkaç kişi götürüyor. Birkaç kişinin de ben özellikle çözüm süreci ve dış siyasette son dönemde örgüte müzahir kesimlerin güçlü olduğunu düşünüyorum. Ve bu konuda iddialıyım. Örgüte yani PKK’ya müzahir olanların ya da bazı komşu devletlere göz kırpanların yine etkin olduğunu düşünüyorum. Yani bir kitle partisi amblemi arkasında dar bir kitle ve tırnak içinde örgüte müzahir sıcak bakan bir kitle maalesef aldı götürüyor.
Dolayısıyla bu iktidar bu milletin birikimlerini yanına alarak sağcısı ve solcusuyla hepsi bizimdir entelektüel birikimi alıp hazmedip rafine bir şekilde politika üretmiyor. Tam tersine belli klikler aldı götürüyor. Onun için çözüm sürecinde hata yapılıyor.

BU GİDİŞİN SONU HEM ÜLKE HEM DE HÜKÜMET İÇİN İYİ DEĞİL

Hatadan dönmek yerine hani bir yalan söylersiniz o yalanı örtmek için bir yalan bir yalan daha sonu yoktur bunun aynı şekilde bir çıkmaz sokağa girmiş durumda. Ben şuna benzetiyorum. Bir çok hızlı giden şoför var freni patlak ve çıkmaz sokağa girdi. Etrafında da el işareti yapıyorlar. Dur çarpacaksın. El işareti yapanları da kendisine argo el işareti yapıyor zannediyor bir de küfür sallıyor onlara.

Yani bu gidişin sonu hakikaten hem parti hem hükümet hem de ülke için iyiye gitmiyor. Ben normalleşme diliyorum. Ama şu andaki hal ve tavır bu yönde değil. Zira anormalleşmeyi kutuplaştırmayı kendine destek veren kesimin garanti altına alınması olarak düşündükleri için maalesef tam gaz gidiyorlar.

-İlk kurulan AKP ile şimdiki AKP arasında nasıl bir fark var?

Ak Parti iktidarı 2002-2014 değildir. İkiye bölmek lazım. 2002-2011, 2011-2014… Neye göre bölüyoruz bunu? Dünyanın her yerinde ezilenler korkusu olanlar demokrasi kardeşlik eşitlik adalet evrensel değerler derler. Bunlar güzel laflardır. Ama bunların gerçekten demokrat olup olmadıklarını anlamak için sabredip beklemek lazım. Onlar korkularından sıyrıldıktan sonra gücü eline geçirdikten sonra hala demokrasi adalet kardeşlik diyor mu ve ona göre uygulamalar yapabiliyor mu?
İşte o çerçevede net bir şekilde söyleyim. 2002-2011 arası korkuları olan bir iktidar vardı. AK Parti’nin kapatılmasından korkan bir AKP var. Askerden AYM’den HSYK’dan farklı aktörlerden Cumuhrbaşkanı’ndan korkan bir yapı var.

ASLINDA GÖMLEK DEĞİŞTİRMEMİŞLER

Durmadan demokrasi adalet çoğulculuk şeffaflık vesayetle mücadele gibi oy verelim vermeyelim bu ülkenin yüzde 99’unun hoşuna giden laflar söylediler. Bir çoğumuz da oy verdik. Hatta bizzat ben iki sene içlerinde yer aldım. Amma ne zaman ki parti kapatılma korkuları bitti ne zamanki ordu korkusu AYM korkusu vesayet korkusu bitti. Bu da 2010 referandumu ile odu.

2011’de hem iktidar hem muktedir oldular. Biz sandık ki işte bu iktidar vesayetle mücadele eden çoğulculuk diyen hukuk diyen hizmetkar devlet diyen işte bunlar bunu gerçek kılacak diye alkışladık.
Neden 330 civarında vekille kaldı. Keşke anayasayı değiştirecek çoğunlukta olsaydı diye yakındık üzüldük. Ama milletçe bir şok yaşadık. Korkularından arınan bu kadro aslında açıkça söylemek gerekirse demokrat değilmiş. Korkularından dolayı demokrasi diyorlarmış. Aslında bunlar gömlek filan değiştirmemişler. Gömleğin üzerine ceket giymişler. Havalar da ısınınca ceketi çıkarıp astılar. Bir de baktılar ki gömlek de temiz kalmamış. Gömleği de batırmışlar. Zaten gömleğin hası orijinali orada duruyor.

BUNDAN SONRA TÜBİTAK'IN VERDİĞİ RAPORLARA İNANMIYORUM

Saadet Partisi var orada. Saadet partisi ne diyor “Rüşvet alan da veren de melundur. Yolsuzluk operasyonlarını örtmeyin” diyor. Dolayısıyla burada net bir şekilde 2011 sonrası kendi kafasındaki doğrulara göre ki bu doğrular ne insani ne İslami ne de demokratçadır. Devleti toplumu dizayn etmeye çalışan ve dizayn eden bir yapı var.

Devlet kurumlarının omurgasıyla DNA’sıyla oynanarak dizayn ediliyor. Yargı bağımsızlığı ortadan kaldırılıyor. Polisin 30 bin tanesi oradan oraya sürülüyor. Polise saygı ve güveni kalmıyor insanların. Polise ve yargıya güven kalkınca ne olur? Bu boşluğu mafya doldurur. Kaos gelir terör gelir. Bunun peşinden ekonomik krizler gelir. Millet olarak bedelini hep beraber öderiz.

TÜBİTAK’a yaptıklarına bakın. Bana bugüne kadar biri deseydi ki TÜBİTAK söylüyor rapor veriyor deseydi başımın üstünde yeri var derdim. Ama bundan sonra ben TÜBİTAK da rapor verse inanmıyorum artık. Çünkü TÜBİTAK’ın başına Atatürk Orman Çiftliği’nin başındaki zatı koyarsanız 300 tane sizin emrinize göre hareket etmeyen evresel değerler ve bilimsel ilkelere göre hareket eden insanları alıp kendi yandaşlarınızı yerleştiriyorsanız zoraki montaj dedirtiyorsanız artık ben TÜBİTAK’a da güvenmem. RTÜK’e de güvenmiyorum. Siz RTÜK’e baskı yapıp eleştirenlere ceza yağdırıyorsunuz.

KORKUDAN DEMOKRASİYE SARILDILAR

Korkularından dolayı demokrasiye sarılan iktidar korkuları gittikten sonra kendi doğrularına göre devlet ve milleti dizayn etmeye çalışan bir ekip haline geldi. Benim şahsen tepkim de işte dün bunları desteklerken, bunları dün Nazlı Ilıcak da destekliyordu, medyadaki bir çok arkadaş da destekliyordu. Ama biz şahısları değil ilkeleri ve uygulamaları destekliyorduk.

Evrensel değerleri destekliyorduk. İnsan haklarını destekliyorduk. Ama şu anda devleti ve toplumu dizayn etmeye  çalışan bir ekip var. Hatta çalışandan ziyade devleti toplumu ve medyayı dizayn eden, eleştirenleri içlerinden attıran cezalandıran övenleri ise yükselten yıldızını parlatan iş dünyasını havuç sopa politikasıyla hizaya getiren; havuç politikası devlet imkanlarından yararlandırma, sopa ise müfettiş yollayıp ağır cezalar kestirme, hatta cemaat ve STK’ları dizayn etmeye çalışan bir ekip…

BEN HİÇBİR CEMAATİN, SERMAYE GRUBUNUN GÜCÜYLE MECLİSE GİRMEDİM

Şu kadarını söyleyim benim siyasette büyük bir rahatlığım var. Hiçbir cemaatin sermaye grubunun gücü ve referansıyla girmedim. Girerken de İdris Bal olarak girdim çıkarken de İdris Bal olarak çıktım. Kimsenin emri ve talimatıyla çıkmadım. Ama bir realite var camia dediğimiz kesime operasyonun arkasında yine AKP’nin içinde örgüte müzahir kesimin büyük rolü var.

Zaten örgüt de camia gibi STK’ların faaliyetlerinden dolayı taban kazanmakta zorlanıyordu. Onun için dershaneler kapatılıyor. Onun için bedava okuma salonları kapatılıyor. STK’ların faaliyetlerinden rahatsız olma söz konusu.  Çünkü örgütün taban kazanması engelleniyordu. O küçük parçayı da o büyük resimden ayrı düşünmemek lazım.

Bu demokratik olmayan zihniyet herkesi itaat ettirmek herkesi dizayn etmek istiyor. Sizin bir yayın organınız mı var okulunuz mu var onun yöneticisini parti vermek istiyor. Demokrasilerde bu olmaz. Tamam o senin ama yöneticisini ben yolayım.

SİVİL TOPLUM ÜZERİNDE BÜYÜK BİR BASKI VAR

“Alo Fatih” gibi örnekler var. Ya da hangi demokratik ülkede bir Başbakan bir medya patronunu arıyor ve onu ağlatıyor… Muhalefet partisini çıkarmayın diyor. Sonra da bunu itiraf ediyor. İtiraf etmesine rağmen hiçbir şey olmuyor. Bakın Güney Kore’de bir feribot kazasından dolayı Başbakan istifa ediyor. Dolayısıyla anormal bir süreç var. Türkiye’deki şu dönemde yapılanlar anormaldir.
Darbe deyince aklımıza askeri darbe gelir. Tanklar gelir Cuma günü okunan marşlar gelir. Oysa darbe şudur. Meşru olmayan yollarla gücün elde edilmesi demektir. Darbenin bir çok yolu vardır. Şu anda adı konulmamış anormal darbe diyebileceğimiz bir dönem yaşıyoruz.

Zira yasamanın çoğunluğu artı yürütme yargı ve devlet kurumları üzerinde hatta sivil toplum ve işadamları üzerinde büyük bir baskı gerçekleştirmektedir. Bu demokrasilerde olmayacak bir şeydir. Kuvvetler ayrılığı ortadan kalkmıştır. Onun için bizim acilen normalleşmemiz gerekiyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.