Fetö'nin hedefi laik rejim

 "Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, Fethullah Gülen'in sapık bir dini anlayışı hakim kılmak için Türkiye'nin laik rejimini ortadan kaldırmaya çalıştığını belirtti.

Çelik, "Bunu askeri diktatörlük yoluyla gerçekleştirmek çabasıyla da Türkiye'nin demokratik rejimini hedef almıştır. Türkiye'deki anayasal rejim yerine kendi sapık görüşlerini ikame etmeye çalışmak suretiyle de hukuk devletini hedef almıştır. Böyle bir şahsın yarattığı bu tehdidin bizim açımızdan demokrasimizi, laik rejimimizi ve hukuk devletimizi ortadan kaldırmaya dönük açık bir tehdit olduğu ortadır." dedi.
Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik, NTV canlı yayınında 15 Temmuz'daki darbe girişimi ve sonrasındaki gelişmelere ilişkin soruları yanıtlayarak gündemi değerlendirdi.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanı General Joseph Votel'in, "FETÖ'nün darbe girişiminin ardından ABD'nin beraber çalıştığı bazı komutanların tutuklandığı" açıklaması ile ilgili soru üzerine Çelik, açıklamanın, stratejik, askeri ve bölge gerçekleri açısından uygun olmadığını belirtti.
Votel'in değerlendirmesi gereken noktanın, ülkesinin müttefiki bir ülkedeki darbe girişimini kınaması olduğunu dile getiren Çelik, "Her iki ordu da NATO ordusudur. NATO ordusu içindeki Türk ordusunda bir isyan olmuştur. Bu isyan karşısında bir NATO ordusundaki yüksek bir komutanın komşu ordudaki isyana karşı çok sert tepki göstermesi gerekir." dedi.
Türkiye'nin çeşitli darbelerle karşı karşıya kaldığını anımsatan Çelik, "Bu darbelerin arkasındaki kişilerin, kendi darbe ortamlarını olgunlaştırmak için çeşitli terör gruplarıyla çeşitli bağlamlarda iş birliği yaptığını biliyoruz. Darbecilerin NATO ordusundan ayıklanması hiçbir şekilde terörle mücadele eksiklik yaratmaz, aksine terörle mücadelede ordumuzun performansını artırır. Kendi ülkesine silah çekenlerin adamların, kendi ülkesini F-16, tanklarla gemilerle bir tehdit karşısında bırakan adamların hiçbir şekilde askerlik mesleği konusunda da kaliteli insanlar olduklarını hiçkimse düşünmesin. Bunlar kendi halklarına silah çekecek kadar ruhunu şeytana satmış, alçalmış kimseler." diye konuştu.
Çelik, Vetol'un açıklaması konusunda Pentagon veya ABD Savunma Bakanlığının bir değerlendirme yapması gerektiğine dikkati çekerek, "Eğer art niyetli bir açıklama değilse son derece yanlış bir açıklama. Zımnen neredeyse darbeye destek verecek ima da bulunan bir açıklama. Son derece yanlış, basiretsiz ve hiç yapılmaması gereken bir açıklama. Zannediyorum ABD Genel Kurmay Başkanı da gelecek Türkiye'ye. Bir ziyareti olacak bugün veya yarın. Dolayısıyla bu ziyarete de bu şekilde bir gölge düşürülmesinin önüne geçmek lazım." değerlendirmesinde bulundu.
Bir soru üzerine Çelik, ABD Genelkurmay Başkanı'nın ziyaretinin 15 Temmuz öncesinde planlanıp planlanmadığı konusunda bilgisi olmadığını kaydetti.
"BİR MÜTTEFİKİMİZDEN BUNU BEKLEMİYORUZ"
Fethullah Gülen'in Türkiye'ye iadesi başvurusunu da değerlendiren Çelik, Gülen'in, öldürülen El Kaide lideri Usame Bin Ladin'den daha tehlikeli olduğunu vurguladı.
Gülen'in, Türkiye'deki demokrasiyi ve hukuk devletini yok etmek isteyen bir terör eylemi ve darbeye imza attığına işaret eden Çelik, "Sapık bir dini anlayışı hakim kılmak için Türkiye'nin laik rejimini ortadan kaldırmaya çalışmıştır, bunu askeri diktatörlük yoluyla gerçekleştirmek çabasıyla da Türkiye'nin demokratik rejimini hedef almıştır. Türkiye'deki anayasal rejim yerine kendi sapık görüşlerini ikame etmeye çalışmak suretiyle de hukuk devletini hedef almıştır. Böyle bir şahsın yarattığı bu tehdidin bizim açımızdan demokrasimizi, laik rejimimizi ve hukuk devletimizi ortadan kaldırmaya dönük açık bir tehdit olduğu ortadır." dedi.
Gülen'in, Ladin gibi muamele görerek derhal Türkiye'ye iade edilmesi gerektiğini bildiren Çelik, ABD'nin, Türkiye'nin çok önemli bir müttefiki olduğunu, bundan sonra da bölgesel ve küresel sorunlara karşı birlikte mücadelede önemli bir müttefik ve dost ülke olmaya devam edeceğini söyledi.
Çelik, "Fethullah Gülen gibi bir teröristi orada iade etmekte birtakım dolaylı yollara başvurularak bu büyük ilişkiye gölge düşmemesi lazım. Gülen'in iadesi işbirliklerini daha pekiştiren, güçlendiren bir rol oynayacaktır" dedi.
"Darbe girişiminin arkasında ABD'nin olduğu" iddialarının anımsatılması üzerine de Çelik, bu konuda belli ülkelerin adını anmak için resmi belgelerin olması gerektiğini belirtti.
Çelik, "Bir müttefikimizden bunu beklemiyoruz. Böyle bir şeyin söz konusu olduğunu düşünmüyorum. Gülen'in orada olması birtakım duygusal tepkilere yol açıyor. Bu şahıs bu şekilde bir darbe girişiminin arkasındaki net bir şahıs örgüt lideri olarak varken orada, Pensilvanya'da rahatçı oturması birtakım rahatsızlıkları yol açıyor." diye konuştu.
Darbe girişiminin ardından Türkiye'ye destek veren, seçilmiş Hükümetin yanında olan AB üyesi ülkelere ve müttefiklerine teşekkür eden Çelik, ancak darbe girişimi sonrasında AB liderlerinin ve Türkiye'ye gelerek, dayanışmalarını göstermesi gerektiğini söyledi.
Darbe girişimi sonrasında gerçekleşen gözaltılarla ilgili AB'nin eleştirilerinin hatırlatılması üzerine Çelik, "Bunlar son derece yersiz açıklamalar." ifadesini kullandı.
Çelik, idam tartışmalarına ilişkin AB'den gelen yorumlar hakında ise Türkiye'nin AB müzakerelerini sonlandırmaktan veya Türkiye'nin NATO üyeliğini tartışmaya açmaktan bahseden tüm açıklamaları son derece vizyonsuz bulduklarını dile getirdi.
Üst perdeden konuşarak, Türkiye'yi AB üyelik müzakerelerini sonlandırmakla veya NATO üyeliğini tartışmaya açmakla tehdit etmekle Türkiye'yi eleştirmenin farklı şeyler olduğuna işaret eden Çelik, "Türkiye'yi eleştirmekle Türkiye karşıtlığını birbirinden ayırmak gerekir. Son zamanlarda maalesef Avrupa'da, Avrupa'nın kurucu babalarının vizyonundan uzaklaşan birtakım siyasi yaklaşımlar var. Giderek aşırı sağın etkisine giren, yabancı düşmanlığının etkisine giren o siyasi akımları idare etmeye çalışan birtakım ana siyasi akımlar maalesef o yörüngenin içerisinde dolaşıyorlar." diye konuştu.
FETÖ soruşturması kapsamında kapatılan gazeteler ve gözaltına alınan gazetecilere ilişkin soru üzerine Çelik, isimler üzerinden tek değerlendirme yapmayacağını söyledi. Gözaltına alınan isimler tek tek değerlendirildiğinde bu yapının parçası olup olmadığı, organik unsuru olarak değerlendirilip değerlendirilemeceğinin savcının işi olduğunu dile getiren Çelik, bazı haberlerin ilk gözaltına alınanlardan bazılarının serbest bırakıldığı yönünde olduğunu kaydetti.
Çelik, "FETÖ'nün askeri unsurlarının yaptığı terör eyleminden sonra ortaya çıkan tabloyla birlikte çeşitli yerlerde aslında istihbarat elemanı olarak, devletin kurumları içerisinde yaptığı eylemler ve gazeteciler olarak yaptığı eylemlerin hepsinin entegre eylemler olduğunu gördük. Bunların her biri dişliğinin çarkları gibi çalışıyorlar. Bazı gazetecilerin Tweter hesaplarında 'yatakta baskın yapacaklar şafakta asacaklar' gibisinden tweetler var." değerlendirmesinde bulundu.
Bu yapının görünenin dışında kripto unsurları olduğuna dikkati çeken Çelik "Örneğin, Kemalist gibi görünerek Kemalist, Alevi gibi görünerek Alevi örgütler kuruyorlar. Bu insanlar 40 yıldır rol yapıyorlar. Geçenlerde birisi söyledi. 'Ben eşimi Kemalist biliyordum, bunlardan çıktı' diye. Son derece sinsi, DAEŞ'ten tehlikeli ve her tarafa sızmış bir yapıyla sızmış bir yapıyla karşı karşıyayız." ifadelerini kullandı.
Almanya'ya kaçan hakim ve savcılarla oradaki FETÖ'ye bağlı okullar hakkında Almanya'nın bundan sonra daha güçlü mesajlar vermesi gerektiğini kaydetti.
FETÖ'ye bağlı okulların hepsinin kapatılması gerektiğini vurgulayan Çelik, "Bu okulların herbiri birer kara propaganda merkezidir, birer ajan yetiştirme merkezidir. Bu ajanları yarın bir gün o ülkelerin içerisinde de başka istihbarat servislerinin o ülkelere karşı kullanması pekala kolaylıkla mümkün olabilecektir. Yapılması gereken iş. Bu ajan üretim merkezlerinin derhal kapatılmasıdır. Söz konusu şahısların da iade edilmesidir." dedi.
"SUÇU NE OLURSA OLSUN İŞKENCEYE SIFIR TOLERANS İLKESİ DEVAM ETMEKTEDİR"
"Gözaltına alınan bazı komutanların darp edildiğine dair görüntüler. Yargılananlar işkence görüyor şeklinde seslerde yükselmeye başladı. Ne diyorsunuz bu süreçlerle ilgili?" sorusunu Çelik, şöyle yanıtladı:
"O iki gün içerisinde pek çok çatışma sürerken meşru güvenlik güçleri bu şahısların hepsini ölü ele geçirebilirlerdi. Ölü ele geçirmediler. Hepsini yakaladılar. Eğer bir intikam ya da işkence mantığı söz konusu olsaydı çatışma ortamında bunların hepsi hayatlarını kaybederdi. Ölü ele geçirilirlerdi. Bunun yerine tam tersine meşru güvenlik gücü olduklarını gösterdiler. Meşru güçler ne yapması gerekiyorsa bunları yakaladılar ve yargı önüne çıkarmak istediler. Tek tek o şahısların hepsinin ayrı bir hikayesi var. Helikopterle kaçmak isterken engellenmiş, helikopter hızlı iniş yapmış yaralanmış."
Çelik, görüntülerden yola çıkarak "işkence var demek" için biraz insaflı olunması gerektiğini belirterek, "Türkiye’de işkenceye sıfır tolerans ilkesi, bakın açık bir şekilde söylüyorum, suçu ne olursa olsun işkenceye sıfır tolerans ilkesi devam etmektedir. Türkiye demokrasisini korurken niçin korudu, hukuku korumak için korudu, meşruiyeti korumak için korudu. Biz böyle bir gayrimeşru yapıyla, böyle bir terörist yapıyla, böyle bir katil şebekeyle mücadele ederken bile hukukun dışına çıkmadık, çıkmayacağız bundan sonra da çıkmayacağız. Hukukun içerisinde biz bunları yargılayacağız. Dolayısıyla hiç kimse buradan çıkarak bir propaganda yapmaya kalkmasın. Eğer intikamcı bir tavır olsaydı bunlar zaten sağ ele geçirilmezdi. O iki günlük çatışma içerisinde öldürülürlerdi." değerlendirmesinde bulundu.
OHAL'in uzatılıp uzatılmayacağı konusunda ise Çelik, amaçlarının OHAL’in imkanlarıyla yapılabilecek mücadeleyi bir an önce yaparak normale hale dönmek olduğunu söyledi. Çelik, "Ama yetmiyorsa uzatılabilir. Şimdiki amaç bir an evvel normal hale dönmek. Ama OHAL vatandaşlarımızın hayatında olağanüstü bir durum yaratmayacak ve yaratmıyor da zaten. Dolayısıyla biz devlet hayatı içinde bu unsurların ayıklanması konusunda bu imkanlara ne kadar ihtiyaç duyuyorsak bu imkanları kullanırız. Ama daha fazla süreye ihtiyaç varsa bu sürenin kullanılmasında da çekinmemek lazım. Demokrasimizi koruyacağız, hukuk devletimizi ve laik rejimi koruyacağız. Bugün OHAL ile ilgili aldığımız tedbirleri önceden almış olsaydık belki bu katliam şebekesinin darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmayacaktık." ifadelerini kullandı.0
"ADINA 'İMAM' DENİLEN BİR CAHİLİN ÖNÜNDE GENERALLER, HAKİMLER ESAS DURUŞTA DURUYORLAR"
"Türk Silahlı Kuvvetlerinde bu yapının bu kadar büyük olduğunun farkında mıydık?" sorusuna ise Çelik, zaman zaman bunların bir darbe tehlikesine girişebileceklerinin gündeme geldiğini belirterek, "Ama tabii böylesine aklını kaybetmiş, böylesine bir katliam ruhuyla hareket edebilecek bir yapıyı herhalde hiç kimse tahmin etmiyordu." dedi.
Çelik, bir reforma ihtiyaç olduğunun görüldüğünü dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Nedir o? Bir defa bunların TSK içerisinde özellikle kurmay heyeti içerisinde bu kadar yoğun bir şekilde yerleşmesine TSK içindeki kurumsal kapasitesiyle engelleyememiştir. İkincisi bu darbe teşebbüsü karşısında TSK kurumsal refleksleriyle bu darbe girişiminin ortaya çıkmasını yok edememiştir. Demek ki burada ne yapılacak? Bunların TSK içerisinde barınamaması için ilerde bir girişim söz konusu olduğundan da bu girişimin bu aşamalara gelmemesi için anında yok edilebilmesi için TSK’nın kurumsal kapasitesinin artırılması, reflekslerinin güçlendirilmesi, bu yapıyla mücadele konusundaki güvenliklerinin daha güçlü hale getirilmesi lazım. Burada objektif analiz yapalım. Kurumların suçlanması ya da kurumların övülmesi, kurumların yargılanması ya da kurumların haksız yere aklanması vesaire bütün bu tartışmaların dışına çıkılması lazım. Eğer burada askeri liselerde sorun varsa askeri liseler kapatılır. Başka kurumlarda sorun varsa o kurumlar reforme edilir."
"Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli'nin 'TSK içinde bu darbeyi yönlendiren yapıyı biliyoruz. Türkiye'de de 1 numara var ve bu da sivil birisi olabilir' dedi. O bilgiye hakim miyiz şu anda?" sorusuna ise Çelik, şöyle yanıt verdi:
"Değiliz, zaten bunların peşindeyiz. Görüyorsunuz sıradan adına 'imam' denilen bir cahilin önünde generaller, hakimler esas duruşta duruyorlar. Ondan emir alabiliyorlar. Burada kendini Mehdi Mesih sanan bir kişinin hezeyanları temelinde kurulmuş bir sapık din var. Dolayısıyla bunu yapanlar belki de felsefedeki kategorik buyruk kavramında olduğu gibi kategorik buyruk içerisinde hareket ettikleri zaman doğru yapmış diye düşünüyorlar. O kategorik buyruğun dışına çıktıkları zaman yanlış yaptıklarını düşünüyorlar. Ayrıca bu insanları din adamlarının, psikologların, psikiyatristlerin buluştuğu bir heyetin iyice incelemesi lazım. Pek çok yerde var. Batı dünyasına da gittiğiniz zaman parklarda bile bir çok yerde görüyorsunuz bu tipleri. İslam dünyasının pek çok yerinde görüyorsunuz. Doruk noktasının bu kişi ve bu kişi etrafındaki örgütlenme olduğunu görüyorsunuz. Diğerleri devletin dışında bir güç elde etmeye çalıştığı bu ise çok sinsi, çok kripto bir yapı devletin içerisinde devletin imkanlarıyla, devletin yargısıyla, askeriyle, polisiyle, devletin sahip olduğu imkanlarla kendi vatandaşına silah çekerek katliam yapmaya çalışıyor. Bakın tutuklananların bazılarının yüzünde gülümseme ifadesi var. Karşı karşıya olduğumuz yapı çok tehlikeli bir yapı. Son derece hastalıklı ve tehlikeli bir yapı.​
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.