Eski Yol Arkadaşından Bahçeli'ye Eleştiri

Ramazan Mirzaoğlu'nun medyasiyasetle yaptığı röportajdan öne çıkanlar şöyle;

15 Temmuz darbe girişimi ve ardından sonuçları uzun süre tartışılacak Referandum sonrası Türkiye’de baş döndürücü hızda gelişmeler yaşanıyor.

OHAL ilanı ve FETÖ üyesi oldukları gerekçesiyle medyadan üniversitelere siyasetçilerden sade vatandaşa ve pek çok alana uzanan tutuklamalar,Devlet Bahçelinin AKP’ye verdiği sınırsız destek,Meral Akşener’in kuracağı yeni parti,Barzaninin Kürdistan hayalleri, diğer yandan ekonomik sorunlar ve hayatımızı alt üst eden terör belası,ve son olarak dünyada bile örneği olmayan ülkenin ana muhalefet partisi liderinin herkes için Adalet diyerek yollara düşmesi.

Bende bu yoğun gündemi sizler için 57.Hükümet devlet bakanı MHP Kırşehir eski milletvekili Prof.Dr.Ramazan Mirzaoğlu ile değerlendirdim.

Sayın Ramazan Mirzaoğlu önemli tespit ve açıklamalarda bulundu.

-Referandumdan hemen sonra gerçekleştirdiğimiz söyleşide “Evet” sonucunun Erdoğan ve AKP için bir zafer olmadığını belirtmiştiniz. Ama geçen 4 aya bakıyoruz ülkeyi tek başına yöneten partili bir cumhurbaşkanı var. Hala referandum sonucunun AKP ve Erdoğan için bir zafer olmadığını düşünüyor musunuz?

Evet, aynı kanaattayım. Hatırlanacağı üzere 16 Nisan 2017’de yapılan Referandum’da %51 Evet, %49 Hayır çıkmıştı. Ancak bu netice tartışılmaktaydı ve halen de kamuoyunda sorgulanmaktadır. Çünkü Yüksek Seçim Kurulu daha önceden mühürsüz oyların geçersiz olduğunu açıklamasına ve yurtdışı oylarında mühürsüz oyları geçersiz saydığı halde kanuna aykırı olarak yurtiçi mühürsüz oyları geçerli saymıştır. Bunun maç ortasında oyun kurallarını değiştirmekten farkı yoktur. Mühürsüz oyların miktarı neticeyi değiştirecek boyuttadır.

Referandum sonrası yapılan araştırmalara göre ve aşağıdaki grafikten görüldüğü üzere eğitim seviyesi yükseldikçe “Hayır” diyenlerin sayısı artmakta ve “Evet” diyenlerin sayısı azalmaktadır. Ayrıca genç nüfusta “Hayır” oyların sayısı fazladır. Yine bilindiği gibi üç büyük şehrimizde “Hayır” oyları öndedir. Dolayısı ile bunun bir zafer olmadığı açıktır.

Referandum öncesi AKP tarafından yapılan propagandalarda; Referandum’dan Evet çıkması durumunda ekonominin düzeleceği, refahın artacağı, terörün biteceği ve hatta adaletin daha iyi uygulanacağı ifade edilmekteydi. Referandum’dan 4 ay geçmesine rağmen ekonomi daha da kötüleşti. Ortadoğu’dan ekonomimize gelen suni destekler olmasa memur maaşlarının bile ödemeyeceği söylenmektedir. Esnaf ve iş adamları ekonominin 2001 krizinden daha kötü durumda olduğunu belirtmektedir. Terör halen maalesef çok etkin ve “Çözüm Süreci”nde uygulanan yanlış politikalar nedeni ile bölge halkı ve hatta büyük şehirlerimiz terörle yaşama durumunda kalmaktadır. Komşularımız ile ilişkilerimiz Cumhuriyet tarihinin en kötü noktasındadır. Yunanistan Ege Denizinde bir kısmı Muğla ve Aydın karasularındaki bize ait olan birçok adamızı işgal etmiş ve hatta orada Bizans bayrağı çekmiştir. 1071 ve 2071 yıllarını hamasi bir şekilde sömüren bu iktidar maalesef sessiz kalmaktadır. Adalet konusunda ise yanlışlar yapıldığı, KHK’lar ile TBMM’nin yetkilerinin kullanıldığı ve olağan üstü halin olağan hale geldiği görülmektedir.

–Ülkenin ana muhalefet partisi lideri “adalet” aramak için yollara düştü. Siz bu yürüyüşü nasıl değerlendiriyorsunuz? Amacına ulaştı mı? Bundan sonraki süreçte adalet hak ettiği noktaya gelir mi?

Adalet mülkün temelidir. Adalet olmadan ne ekonomi düzelir ve ne de asayiş sağlanır. Bu bakımdan Ankara’dan İstanbul’a kadar ana muhalefet partisi liderinin ve bazı vatandaşlarımızın yürümesi çok anlamlıdır. İlk defa gündemi AKP yerine bu yürüyüş sırasında ana muhalefet partisi belirlemiştir. Tabi ki bu tip demokratik yürüyüşler gerekli ama yeterli değildir. Bazı yöremizde yürüyüşe PKK’nın siyasi kanadı gibi hareket eden HDP’lilerin katılması hoş karşılanmamıştır. Adalet Yürüyüşüne gölge düşürmüştür. Bu tür hassas konulara dikkat edilmesi gerekirdi.

-15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden neredeyse 14 ay geçti. Darbe hala tartışılıyor. Sizce bu gerçekten bir darbe miydi, yoksa iktidarın kontrolünde bir hareket miydi?

15 Temmuz darbe girişimini gerçek anlamda TSK içindeki yurtsever ve Atatürk ilkelerine bağlı askerlerimiz önlemiş ve halkımız da sokağa çıkarak bu hain girişime geçit vermemiştir. Ancak bir yıldan beri tartışılan bazı konular bu girişim hakkında soru işaretleri oluşturmaktadır. TBMM’deki Darbeyi Araştırma Komisyonu’na MİT Müsteşarı ve Genelkurmay Başkanı’nın ifade vermeye gitmemiş olması ve gün içerinde darbe ihbarının alınmasına rağmen Kuvvet Komutanlarının bir düğüne katılması halkımızca hoş karşılamamaktadır. Halen darbe girişiminin “siyasi ayağının” açığa çıkartılmaması kamuoyunda soru işaretlerini çoğaltmaktadır.

Bir misal verecek olursak Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ.Melih Gökçek’in FETÖ okul ve yurtlarına arsa tahsis ettiği, hanımı Nevin Gökçek’in adının FETÖ okullarının birine verildiği ve yine Gökçek’in oğlunu ve torunlarını FETÖ okullarına gönderdiği kamuoyunca bilinmektedir. Bırakın yardımı sadece çocuklarını bu okullara gönderen devlet memurları işlerinden atılmalarına rağmen bu kadar büyük desteği sağlamış olan İ.Melih Gökçek halen başkentimizin belediye başkanı olarak kalması vicdanları sızlatmakta ve çifte standart olarak görülmektedir. Başka zamanda söylediğimiz gibi halkımıza karşı bu hain darbe teşebbüsünde bulunanlar en ağır şekilde cezalandırılsın. Ancak kurunun yanında yaş yanmasın ve adaletli davranılsın.

-Yaptığınız bir açıklamada “Fetö ye bütün devlet kurumlarını teslim eden iktidarın sorumluluğu yok mu? Varsa bunun hesabını kim ne zaman soracak?..” diyorsunuz.Sizce kim soracak yada gerçekten sorulabilecek mi?

Yapılan açıklamalara göre Emniyet’e, TSK’ya, Yargı’ya ve devlet kurumlarına FETÖ taraftarları önemli ölçüde yerleşmiştir/yerleştirilmiştir. Elbette bunda 17-25 Aralık 2013’e kadar bir ve beraber olanların ve gerekli tedbirleri almayan iktidar mensuplarının payı büyüktür. Halkımız şuurlandıkça ve gerçekler açığa çıktıkça sorumluların hesap vermesi kaçınılmazdır.

–Ülkücü camiada sevilen bir siyasetçisiniz. MHP’de bakanlık, milletvekilliği yaptınız. Bahçeliyi yakından tanıyan biri olarak MHP’deki gelişmeleri, Erdoğan’a ve AKP’ye verilen bu sonsuz desteği nasıl değerlendiriyorsunuz.

Sayın Bahçeli ve MHP yönetimi yakın zamana kadar AKP iktidarına en ağır eleştirileri yapıyordu. Ne zaman MHP’li muhalifler Bahçeli’nin koltuğunu sallamaya başladı, o zaman Bahçeli AKP’ye ve iktidara yanaştı; önceki eleştirilerinin tam tersine iktidara destek verdi. Başta tüm ülkücüler ve diğer vatandaşlar bu durumu hayretle izlemektedirler. Bahçeli’nin bu ani fikir değiştirmesi, referandumda “Evet” çıkmasında etkili olmuştur.

-Henüz parti kurulmadan halktan büyük destek gördü Meral Akşener. Kurulacak parti AKP iktidarının sonunu getirir mi? Sizin bu oluşuma bakış açınız nedir? Duruşunuz ne yönde olacak?

Meral Akşener toplumun her kesiminden büyük destek görmektedir. Mevcut muhalefet boşluğunu Akşener önderliğinde kurulacak yeni partinin dolduracağı beklentisi Türk Toplumunda vardır. Merkez sağdan ve hatta soldan yani her kesimden destek alabilecek gibi görünmektedir. Hiç şüphesiz daha sonraki gelişmeler sonuçta etkili olacaktır. Yine bazı toplum önderlerine göre kurulacak yeni parti AKP’den de önemli ölçüde oy alacak gibi gözükmektedir.

-Yine yaptığınız bir açıklamada “Türkiye istemezse Barzani nefes bile alamaz..Kaldı ki Bağımsız Devlet Kurmak.” diyorsunuz ama 25 Eylül’de Barzani referanduma gidiyor.Neler oluyor,neler yaşanıyor?Bunun perde arkasında kimler var?Referandumdan evet çıkarsa ve Kürdistan kurulursa bu Türkiye’yi nasıl etkiler.

Türkiye Irak’ın toprak bütünlüğünden yanadır. Hal böyle iken Barzani’nin Şubat 2017’deki ziyaretinde Barzani’nin flamasının Türk Bayrağının yanına asılması yanlış olmuştur. Barzani de bundan cesaretlenerek Bağımsızlık Referandumu yapmaya karar vermiştir. Başta ABD olmak üzere bazı emperyalist ülkeler ikinci bir İsrail yaratmak için Barzani’yi cüretlendirmektedirler. Ancak bölge ülkeleri; İran, Irak ve Suriye buna karşıdır. Türkiye bölge ülkeleri ile iş birliğini arttırarak bu Barzani girişimini önlemelidir. Barzani’nin her şeyi Türkiye’den gitmektedir. Habur’un kapatılması etkili bir tedbir olur. Türkiye Barzani’ye karşı mutlaka yaptırım uygulamalıdır.

Kerkük ve Musul bilindiği gibi Misak-i Milli sınırlarımız içindeydi. Kerkük de tarih boyunca bir Türk şehri olarak bilinmektedir.1926’da yapılan Ankara Antlaşması ile Musul ve Kerkük Irak’a bırakıldı; Barzani’ye bırakılmadı. Statünün bozulması durumunda Türkiye’nin Musul ve Kerkük’e müdahale hakkı uluslar arası teamüllere göre doğmaktadır. Ancak Türkiye ‘Biz bağımsızlık referandumuna karşıyız ama yaptırım uygulamayacağız’ politikasından vazgeçerek etkili adım atmalıdır.

-Biz sizi ülkücü bir siyasetçi, bakan ve milletvekili olarak tanıdık. Bir de eş-baba-dede Ramazan Mirzaoğlu var.Nasıl bir babasınız?Eşinize ev işlerinde yardım edermisiniz, çocuklarınızla paylaşımlarınız nasıldır? Evde siyaset konuşurmusunuz?

Çok teşekkür ederim. 2 kız, 1 erkek evladım ve 5 torunum var. Çocuklarımı iyi yetiştirdiğimi zannediyorum. Hayat bir paylaşımdır. Aile içerisinde de eşimle pek çok konuyu paylaşıyorum. Türk Toplumunun temeli sağlam aile yapısına dayanmaktadır. Aileler sağlıklı kurulursa ülkemiz de sağlıklı olur ve bunu korumamızın milli bir vazife olduğu düşüncesindeyim.

Portre/ Ramazan Mirzaoğlu 

Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nde Master, Karadeniz Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü’nde Doktora derecesi aldı. 1980-1981 öğretim yılında Helsinki Teknik Üniversitesinde ( Finlandiya’da) doktora sonrası araştırmalar yapmıştır. Selçuk Üniversitesi’nde Öğretim Üyeliği, Anabilim Dalı Başkanlığı, Kimya Bölümü Başkanlığı ve Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığı yapmıştır. XXI. Dönem Kırşehir Milletvekilliği ile 57. T.C. Hükümeti’nde denizcilikten sorumlu Devlet Bakanlığı yaptı. Bakanlığının icraatları arasında; İstanbul ve Çanakkale boğazlarının gemi geçiş güvenliğini sağlamayı amaçlayan “Türk Boğazları Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi” bulunmaktadır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.