Erdoğan'ın aklındaki model: Latin Amerika!

AK Parti, Cumhurbaşkanı adayının Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olduğunu açıkladı. Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçim yarışı da başlamış oldu.

Al Jazeera Türk'ten Burhan Ekinci'ye konuşan İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, CHP ile MHP'nin çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, HDP'nin adayı ise Selahattin Demirtaş. Erdoğan’ın adaylığını, Köşk’e çıkması durumunda neler yapacaklarını, hedeflerini, yarı başkanlık, başkanlık tartışmalarını, 'Erdoğansız AK Parti'yi mercek altına aldı.

İşte röportajdaki ilgili bölüm:

ERDOĞAN PARLEMENTER SİSTEMDEN HOŞNUT DEĞİL

Başbakan Erdoğan, niye Cumhurbaşkanı olmak istiyor?

Sanıyorum, Erdoğan’ın kafasındaki siyasi rejim tasavvuru ve kendisinin liderliğe ilişkin bir tür misyonerce bir perspektif Türkiye’deki siyasi sistemin en tepe noktası Cumhurbaşkanlığı’na çok hevesli hale getiriyor. Sayın Erdoğan, Türkiye’deki hükümet sisteminin halihazırdaki parlamenter yapısından pek hoşnut değil. Türkiye’de bütün devlet yetkilerinin aşağı yukarı tek bir kişide toplanacağı, tek bir liderin bütün devlet kurumların üzerinde gözetim, denetim yetkisine sahip olacağı bir rejim tasavvur ediyor. Tabii, bu da onun kendisine ilişkin algısından ayrıştırması mümkün olmayan bir tasavvur. Çünkü böyle bir liderlik ancak kendisi tarafından gerçekleştirilebileceğini hatta kendisinin neredeyse ilahi bir misyonla böyle bir liderliğe sahip olduğunu düşünür gibi hali var. Onun için halihazırdaki pozisyonu Başbakan olarak, parlamenter sistemde en yetkili kişi olsa da, yine de sembolik anlamında kendisinden önce gelen Cumhurbaşkanı gibi kurumlar olduğu için, sadece fiilen değil, kağıt üstünde, resmen de sistemin tek patronunun O olduğunun tescil edilmesini istiyor.

SİSTEMİ YAVAŞ YAVAŞ DÖNÜŞTÜRECEK

Erdoğan Köşk’e çıkarsa, Türkiye’nin fiilen “yarı başkanlık”la yönetilmesi hukuken ve siyaseten mümkün müdür? 

Tahlilim Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi halinde sistemi yavaş yavaş kafasındaki tasavvura uygun hale dönüştürmeyi tasarladığı varsayımına dayanıyor. Halihazırdaki Anayasal sistem buna hem uygun, hem değil. Malum bizim sistem, 1961 Anayasası’na veyahut İtalyan ile Federal Alman Cumhuriyeti Anayasası’na benzer şekilde, Cumhurbaşkanını sembolik bir konuma yerleştirmiyor. Epeyce yetkilerle donatılmış, bir Cumhurbaşkanı zaten 1982 Anayasası'nda var. Ama buna rağmen rejim esas itibariyle parlamenterdir. Asıl siyasi sorumluluğun ve icraat yükümlülüğünün Başbakan ve bakanlar kurulunda olduğu, onun da parlamentoya karşı sorumluğu olduğu ama Cumhurbaşkanı’nın Anayasa’daki yetkilerine rağmen çok etkili bir aktör olmadığı bir şekilde işliyor. Fakat bu kağıt üstündeki yetkiler demeti Cumhurbaşkanı’nı doğrudan doğruya halk tarafından seçilmesi düşünüldüğünde halihazırdaki işleyişten farklı bir işleyişe geçmesi ihtimali var.

FRANSA BUNUN ÖRNEĞİ OLDU

Anayasal değişiklik olmadan bu ihtimal var mı?

Olmadan da var. Bir tür yarı başkanlığa seçmesi mümkündür. Avrupa’da başka sistemler çok eskiden beri var. 1919 Waimar Anayasası’nda tutun da Avusturya, Finlandiya, İzlanda gibi ülkelerde hala Cumhurbaşkanı genel oyla seçiliyor. Fakat bunların tamamında parlamenter gelenekler ağır basıyor. Cumhurbaşkanı çok fazla öne çıkmıyor. Ama Fransa’da 1962 yılında Cumhurbaşkanı genel oyla seçtirmeye başladıktan beri o zamanki Fransız siyasi lideri De Gaulle’nun kişisel özellikleri dolasıyla sistemi git gide dönüştürdü. Yani kağıt üzerindeki düzenlemeler, siyasi şartlar ve liderlik anlayışına ve uygulamasına göre, değişik rejimlere evrilebilir. Fransa bunun örneği oldu. Diğer ülkelerde olmadı. Türkiye’de böyle bir potansiyel olduğunu düşünüyorum.

ABDULLAH GÜL FAKTÖRÜ

Erdoğan, ‘Terleyen, koşan’ Cumhurbaşkanı’ndan bahsetti. Ne demek istedi?

‘Seçilmem halinde, icranın başında da fiilen ben olacağım’ demek istedi. Tabi bunun yaratacağı bir takım gerilimler olacaktır. Başbakanlığa, AK Parti’nin genel başkanlığına kimin geleceğine veyahut gelecek kişinin izleyeceği siyasete bağlı olarak ikisi arasında bir gerilim olması ihtimali de vardır.

Bu kim olabilir?

Cumhurbaşkanı’na aday olmadığına göre Abdullah Gül, muhtemelen parti liderliğine geçebilir. Böyle bir durumda Tayyip Erdoğan’ın kafasındaki her şeyden tek başına kendisinin sorumlu olduğu bir başkanlık modelinin uygulamaya konulmasında zorluk olabilir tabi.

mustafa-erdoganmainn.jpg

Erdoğan-Gül çatışması yaşanır mı?

Çatışma değilse bile Hükümet’in Cumhurbaşkanının dümen suyuna girmesi o kadar da kolay olmayabilir...

ERDOĞAN'IN KAFASINDAKİ SİSTEMİN SADECE ADI BAŞKANLIK

Türkiye “yarı başkanlık” ya da “başkanlığa” hazır mı?

Gerek yarı başkanlık, gerekse de başkanlık sitemini doğru anlamıyla problemli sistemler olarak görmüyorum. Bunlar, demokratik ülkelerde uygulanan örnekleri olan sistemler. Problem Sayın Tayyip Erdoğan’ın kafasındaki sistemin bunlara sadece isim olarak benzemesinde.

NE ABD NE DE FRANSA MODELİ

Nasıl yani?

Yarı başkanlık sistemi dediğimizde aklımıza Fransa geliyor. Başkan dediğimizde tipik olarak Amerika geliyor. Ama Sayın Tayyip Erdoğan’ın kafasındaki model, sadece isim olarak bunlara benziyor. Gerçekte bunlara çok fazla benzerliği yok. AK Parti’nin Anayasa Komisyonu’na verdiği öneriden bunu hatırlıyoruz. 

Bütün yetkilerin başkanda toplandığı veya Başkan’ın sadece yürütmeyi değil, yasamayı da kontrol edebileceği parti aracılığıyla, denetimsiz, fren mekanizmaları olmayan bir tek adam yönetimi tasavvuru var. Tayyip Erdoğan’ın kafasındaki model demokratik bir hükümet sistemi modeli midir? Maalesef değil. Mesele budur. Teorik olarak baktığımızda yarıbaşkanlık sistemi biraz daha problemli. Türkiye’nin siyasi kültürü ve gelenekleri böyle bir sistemi işletmeyi zorlaştırabilir. Çünkü yürütmenin içerisinde tam bir ikilik meydana gelecektir. Bir taraftan demokratik meşruluğunu doğrudan doğruya halktan alan Cumhurbaşkanı, bir taraftan da parlamento aracılığıyla, ki parlamentoyu da halk seçmiştir, bir bakanlar kurulu ve Başbakan. Bu ikisi arasında şu anda olduğundan çok daha belirgin bir gerilim olacaktır.

LATİN AMERİKA TARZI BAŞKANLIK MODELİ

Erdoğan Fransız mı, Amerika tarzı sistemi mi düşünüyor?

Bence Latin Amerikan tarzı sisteme geçmeyi düşünüyor. Yani görüşte kağıt üstündebaşkanlık sistemi ama gerçekte tek bir liderin bütün siyasi gücü aşağı yukarı kontrol ettiği bir rejim. Bir otoriteryan rejim, kafasında böyle bir şey var gibi geliyor bana.

AK Parti tabanı bunu destekler mi?

Ak Parti tabanı hakkında monoblok bir grupmuş gibi yorum kolay değil ama genel eğilim Tayyip Erdoğan ile kişisel olarak özdeşleştirilen partizanlardan oluşan bir taban var. Demokratik çoğulcu farklı eğilimlerin içinde çatıştığı, yarıştığı, içinde hiziplerin olduğu bir sistem sözkonusu değil bu partide. Parti tabanının Tayyip Erdoğan’ın genel gidişatına büyük ölçüde destek vereceğini öngörüyorum.

YİNE BİLDİĞİNİ YAPMAYA DEVAM EDECEK

Erdoğan Köşk’e çıkarsa değişir mi yoksa Başbakanlık dönemindeki gibi mi kalır?

Çok ciddi bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Zaten kafasında öyle bir problem de yok. Şu andaki haliyle Cumhurbaşkanı, Başkan olmak istiyor. Şekli bazı ufak tefek değişiklikler olabilir. Resmi konumunun gereklerine uygun zaman zaman konuşma ihtiyacı olacaktır, konuşacaktır. Ama buna rağmen yine de bildiğini yapmaya devam edecektir.

GERİLİMİ ABDULLAH GÜL DÜŞÜREBİLİR

Erdoğan’ın bazı söylemlerini kutuplaştırıcı bulan ve eleştiren kesimler var. Cumhurbaşkanı olursa, bundan vazgeçer mi?

Bu konuda da çok fazla iyimser değilim... Seçilmesi halinde muhalefetin onu içine sindirmesinin çok zor olacağını, olacaksa da epeyce bir zaman alacağını düşünüyorum. Daha ötesi, toplumun genelinde, tabanında bu kutuplaşma ve gerilimin zayıflama ve ortadan kalkma ihtimali de çok az görünüyor. Bu biraz yumuşatılabilir. Sahiden de tarafsız bir Cumhurbaşkanı gibi davranması sözkonusu olursa yumuşatılabilir. Ama bundan emin değilim. Bu da o kadar güçlü bir ihtimal gibi görünmüyor. Mesela Abdullah Gül, genel başkan ve başbakan olursa bu gerilimi biraz düşürebilir. Köşk’ün gazını biraz alabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.